23 Mart 2017 Perşembe

DON'T HANG UP, OPUS, ZAN'E: SUNDE WA IKENA HEYA, HOURS, LA HORA FRIA, THE ATTICUS INSTITUTE, MARSHRUT POSTOEN, A CURE FOR WELLNESS

A CURE FOR WELLNESS/ YAŞAM KÜRÜ (2016)

Şimdi diyeceksiniz ki "sen bu filmi izlerken de uyuklamaya uyuklaya izlemişsindir de bu yüzden bi bok anlamamışsındır." Wallahi itiraf etmem gerekirse sadece ilk 10 dakikada biraz gözlerim kapanmaya başladı. Ama sonradan zımba gibi oldum. Sanırım filmden beklediğimi pek bulamadım. Keşke uykuma direnmeyip, salonda sızıp kalsaydım daha iyidi.

Bir çoğunuz Zindan Adası tarzında bir film beklentisi içindeyseniz, evet ilk yarı biraz Zindan Adası tadındaydı ama olaylar çok farklı bir yönde ilerliyor. Belkide Zindan Adası havası verirsek, filmin gidişatını gördüklerinde izleyici için ters köşe gibi olur da demiş olabilirler. Yazdığım gibi ilk yarı gizemli bir şekilde geçerken, ikinci yarı daha çok gerilim havasına dönüşmeye başlıyor. Bu nedenle, ilk yarıda bu film beni sarmadı, filmden çıkayım, diyecek olursanız ikinci yarıyı merakla izlettirmeyi başarıyor ve bok gibi sona doğru seni sürüklüyor. Neden bok gibi derseniz, onu da izleyince anlarsınız. Yada bana göre bok gibiydi. Hiç beklemediğim bir şekilde fantastik olaylar örgüsünde film sonuçlandı diyeyim ,başka bir şey demeyeyim.

Genç bir şirket yöneticimiz var ve şirketi tarafından özel bir görev veriliyor kendisine. Bu görev, şirketin CEO'su olan amcamızın gittiği bir sağlık merkezinden kendisini alıp tekrar şirketin başına getirmesi oluyor. Genç yöneticimiz bu sağlık merkezine geliyor ve görüyor ki her yer Yalova Termal kaplıcaları. Suları ile meşhur be sağlık merkezine gelen tüm yaşlı dostlarımız, bu merkezin sularından lıkır lıkır içiyor, suyun içinde şaşkın ördek gibi yüzüp duruyorlar. 

Genç yöneticimiz ise bir süre sonra bu mekandan ayrılma kararı alınca bir araba kazazı yapıyor ve tekrar aynı merkeze götü başı kırık bir vaziyette geliyor. Bu yerde mecburen kalmak zorunda kalan genç yönetici, kendi imkanlarıyla yapmış olduğu araştırmalar netiesinde bu sağlık merkezinin derinliklerinde yatan bir kötülüğü ortaya çıkarıyor. 

Neredeyse iki buçuk saat süren ve senaryosuyla yer yer geren, yer yer gizeme boğan ve yer yer de saçmalayıp sıkıcı hale gelen filmin konusu bundan ibaret. Çok fazla beklentinizi yüksek tutmayın derim. Hadi ben kaçar çüüüüs.



Yönetmen:Gore Verbinski
Senaryo:Justin Haythe, Gore Verbinski
Ülke:Almanya Almanya, ABD ABD
Tür: Dram, Fantastik, Korku
IMDb:6.6
Vizyon Tarihi:17 Mart 2017 (Türkiye)
Dil:İngilizce, Almanca

Müzik:Benjamin Wallfisch









DON'T HANG UP


Hımmm, eğlenceli kamera teknikleri, bir evin içinde oldukça akıcı geçen gerilimli bir zaman dilimi ki başarılı tek mekan film diyoruz biz buna, Scream/ Çığlık serisi ekolünden gelen bir filmdi Don't Hang Up. Tarzsın diyorum. Nasıl ama, Benim Stilim yarışmasındaki Nur Yerlitaş gibi yorum yaptım değil mi? Son dönemlerde karşıma iyi ve seyri korkunçlu film çıkınca ben de kendimi şaşırıp böyle yorumlar yapabiliyorum. Neyse, ben yine kendi tarzımı bozmadan, maaale arkadaşıma film anlatır gibi filmi anlatayım size.

Film boyunca hep aynı kamera tekniği ile çekilen bir çok sahne ilginç olsa da biraz abartıya kaçılmıştı diye düşünüyorum. Oyuncu gençlerin oyunculukları eh işte diyebilicem. Neyse, son zamanlarda iyi çıkan korku filmlerinden biri olduğu için filme çok fazla bok atmadan yorumuma devam edeyim. Bol telefon görüşmeli ve telefon sesli sahnelerin olması ve karşı tarafta gizemli bir sapığın yer alması tabii ki hepimizin aklına Çığlık filmini getirtiyor. Benim de en favori slasher filmim olan Çığlık ekolünden gelirken bu film, bazı sahnelerdeki kandırmacalar falan derken Testere esintileri de taşımıyor değildi. Yanlış anlaşılmasın; benziyordu demiyorum, biraz bu filmlerden de esintiler vardı diyorum. Ben filmi oldukça eğlenceli ve keyifli buldum. İzlemenizi tavsiye ederim.

Brady ve Sam denyoları, hani şu okulun popüler ama gıcık tipleri vardır ya hani, o tiplerdendirler ve vakitlerini telefon şakaları yapıp internete yükleyerek geçirirler. Yaptıkları bu şakalar sonucunda popülerlikleri artınca, yaptıkları şakaları tehlikeli boyutlara taşırlar ve tabiri caizse işin bokunu çıkartırlar bir kişinin ölümüne neden olurlaaaaar... İşler bu noktaya kadar süperdir ve gelsin şakalar gitsin kakalar şeklinde hayat geçer.

Brady ve Sam bir gün evdeyken bir telefon gelir ve telefonun ucundaki şey her neyse onlara evden çıkmamalarını, çıktıkları taktirde hem kendilerinin hem de ailelerinin öleceğini söyler. Boku yiyen gençleri zorlu bir gece beklemektedir.


Yönetmen:Damien Macé, Alexis Wajsbrot
Senaryo:Joe Johnson
Ülke:İngiltere İngiltere
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:5.8
Dil:İngilizce
Müzik:Aleksi Aubry-Carlson











OPUS/ KANLI SENARYO (2011)

Ünlü olmak için götünü yırtan 7 kişinin başına gelmeyenin kalmadığı bir filmi anlatayım şimdi de size. Hangi akla hizmettir bu filmi yapmak bilemedim ama bundan 6 sene öncesine kadar bu tarz senaryolar ilgi çekerken artık demode olduğunu da belirtmeden edemiciiiim. Hatta 6 sene öncesinde de bu tarz konular yavaştan körelmeye başlamıştı diyebilirim. Yani sen al bir kaç kişiyi, hiç bilmedikleri bir mekana koy ve sırayla hepsinin yaşam mücadelesini izle falan... Gerçi filmimizdeki karakterler kendi istekleriyle bir çölün ortasındaki bir eve geliyorlar ve ebelerinin dıdısını tersten görüyorlar.

Afişinde gördüğüm kadarıyla bilmem kaçytane falanca fişman ödülü almış ama ben filmi pek sevemedim. Evet, filmin içinde bir parça gizem var ama beni tatmin etmedi ve ben de Hatice'ye değil, neticeye bakayım dedim ama neticede de beni tatmin edecek bir nokta bulamadım. Film beni hiç heyecanlandırmadı ve gerilim dozunun da düşük olduğunu düşünüyorum.

Ünlü birer oyuncu olma meraklısı bir grup genç, bunlardan biri sevgilisinin zoruyla geliyor ki onun da hakkını yememek lazım, bir korku filmi projesinde oyuncu olarak kendilerini buluyorlar. Hepsinin geldiği yer, çölde ıssız bir ev. Tanışma kaynaşma felan fıstık derkene, yavaştan koca memeli kızımızın gizemli öldürüşünün ardından feryatlar figanlar o biçim ortalık karışır. Ortada senaryo yok, kameraman yok, kısacası set ekibi yok derken bizimkileri alır bir derin düşünce. Ne sikim yiyeceklerini şaşıran gençler bu yerden nasıl kurtulacaklarını kara kara düşünürler. Hadi iyi seyirler.



Yönetmen:Micah Levin
Senaryo:Andrew Bird, Micah Levin
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gerilim
IMDb:4.5
Dil:İngilizce
Müzik:Gregg Leonard



ZAN'E: SUNDE WA IKENA HEYA (2015)

Güzel film aslında ama biraz koltuk altı değneği ile ilerliyormuşçasına da ağırdan ilerliyor. Film bir hayalet hikayesi, yok hayır, aslında bir hayalet-polisiye desem yeri var. İşin içinde polisler falan yok belki ama bir yazar kadınla başlayan ve bir grup insan tarafından bir hayaletin gizeminin çözülüş hikayesi var demem de bir sakınca olmaz sanırım.

Yakında sizlere bol bol Uzakdoğu korku-gerilim sinemasından filmler anlatabilirim. Orjinal ve kendine has bir yapısı olan Uzakdoğu korku sinemasından oldukça kaliteli filmler ortaya çıkıyor. Adını yazarken nefes nefese kaldığım bu film de bir Japon yapımı. Çekik gözlü insanlara karşı bir antipatiniz yoksa izlemenizde fayda var. 

Neden "çekik gözlü insanlar" cümlesini kullandım. Tabii ki insan ayrımcılığından nefret ederim. Ama aklıma bundan yıllaaaar önce bir korsan  dvd tezgahındaki ablaya, tezgahçı abimizin bir Kore filmini önermesi karşısında, ablamızın "Aaaayyy ben japon filmlerini hiç sevmem. Böööle küçük küçük gözlü oluyooolllaaar," demesi üzerine, "Al abla ben sana Tanrılar Çıldırmış Olmalı'yı tavsiye edeyim. Kendisi Afrika dolaylarından olup kocaman kocaman çüklere sahipler," diyesim gelmişti ama diyemedim. Bu kısa ve gereksiz anımdan sonra hemen filmin konusuna geçeyim.

Bir polisiye-gerilim romanı yazarı olan ablamız var filmde. Yayınevi kendisinden bu kez farklı bir şey istiyor ve gerçek hikayelere sahip bir kitap yazması konusunda teklifte bulunuyor. Tam da bu esnada yazar ablamıza ilgisini çekebilecek, Kobu isimli bir karıdan mektup geliyor ve yazar ablamız hemen bir buluşma ayarlayıp Kobu ile buluşuyorlar. Kobu, gece olduğunda, yan komşularının çıkardıkları sevişme seslerinin yanı sıra, ürkünç bazı seslerin ve görüntülerin ortaya çıktığını anlatır. İki kadın, bu evin geçmişini araştırmaya karar verirler ve evin yedi ceddini deşerler. Çıkan sonuç karşısında kanlarını donduran, nefret, cinayet ve intihar dolu bir gerçekle yüzleşirler.



Yönetmen:Yoshihiro Nakamura
Senaryo:Fuyumi Ono, Ken'ichi Suzuki
Ülke:Japonya Japonya
Tür: Korku
IMDb:6.0
Dil:Japonca

Müzik:Gorô Yasukawa












HOURS/ YAŞAM SAVAŞI (2013)

Bir sitede filmin yorumlarını okurken, rahmetlinin oynadığı film hakkında biri demiş ki "filmin sonunda göz yaşlarınızı tutamayacaksınız," ben de kendisine cevaben "siktir ordan," demiştim ama filmin sonuna geldiğim de zongur zongur ağlak bir halde buldum kendimi. Ve filmin sonunu da bi o kadar anlamlı buldum. Gerçi her boka ağlar hale geldiğim son yıllarda, bu sona ağlamasaydım kendime şaşardım. Öf neyse, yine ağlamadan yazıya devam edeyim.

Filmin türüne baktığımız zaman dram-gerilim olarak gese de dramatik tarafının daha ağır bastığını gördüm. filmin sonlarına doğru işin içine katılan bir kaç kötü adam modeli filmin gerilim tarafını üstlenseler de biraz yetersiz kalmıştı. Gerilim kısmının hakkını verememiş film. Dramatik, ağlak ve de zırlak bir film istiyorsanız, hafifi gerilim ile süslenmiş bu filmi tavsiye ederim.

Bir karı koca, hastaneye gelmek için mikemmel bir gün seçmişlerdir. Hastane, bizim devlet hastanelerinden daha beterdir, aşırı derecede yoğundur, yeni başlayan bir tayfun ise ortalığın anasını düdüklemek için iş başındadır. Bu aşırı kalabalık ve her şeyin aksadığı hasteneye bir de sel basınca herkes tahliye edilir. Bu esnada doğum esnasında karısı ölen genç babamız, bir de üstüne üstlük bebeği ile hastanede mahsur kalırlar. Bebek soluk almayı becerememektedir ve makinaya bağlı olarak 24 saat kalmalıdır. Bebek bu süre içinde kolla şarj edilen bir kuvözün içindededir ve kesilen elektir nedeniyle babamız iki dakikada bir kuvözü şarj etmek zorundadır. 


Yönetmen:Eric Heisserer
Senaryo:Eric Heisserer
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:6.5
Dil:İngilizce
Müzik:Benjamin Wallfisch


LA HORA FRIA/ SOĞUK SAAT(2006)


Sanki biraz karışık mı olmuş ne? Filmin senaryosundan bahsetmiyorum. Gizem de olsun, biraz hayalet filmine de benzesin, biraz uzaylı filmi havasında da olsun derken, orya karışık bir film çıkıvermiş. İspanyol sinemasını affetmem. Ne bulsam izlerim diyenleri için vasat, yada vasatın bir tık ötesinde denebilir aslında.

Filmin görsel efektleri daha iyi olabilirdi. Beni pek kesmedi diyenlerdenim. Biraz nuhun gemisi hesaaabı da takılalım demişler sanırım. Bir yeraltı sığınağına bir kaç çocuk, bir kaç kadın, bir kaç erkek, iki eşcinsel ve börtü böce, tavuk gibi canlılar doluşmuş, hadi bakalım kendimizi dış etkenlerden koruyalım demişler. E- fena da olmamış aslında ama çok da gerekli bir film de olduğunu söyleyemem. 

Bu az önce üst paragrafta bahsettiğim insanlar ve yaratıklar bu sığınağa yerleşmiş, sığınağın ötesindeki düşmanlardan kendilerini koruma altına almışlardır. Yiyecekleri azalan bu grup bir an önce su, ilaç ve yiyecek bulmak zorundadırlar ve bir an önce izole edilen kısmın dışına çıkıp zombimsi şeylerle mücadele etmek zorundadırlar. Bir de üstüne soğuk saat denilen garip olay da eklenince işler daha da zorlu bir hal alır. Film sonunda sürpriz bir son var. Ehhh diyebileceğim türden bir İspanyol filmiydi.



Yönetmen:Elio Quiroga
Senaryo:Elio Quiroga
Ülke:İspanya İspanya
Tür: Korku, Gizem, Bilim-Kurgu
IMDb:6.0
Dil:İspanyolca

Müzik:Alfons Conde












THE ATTICUS INSTITUTE (2015)


Filmin gidişatını nefes almadan ve ilgiyle izledim diyebilirim. Gerçekten yaşanmış bir olay mıdır bilemiyorum ama belgesel tadında olması filme kilitlenmemizi sağlıyor. Görsel efektleri falan belki çok süper değildi ama şeytan çıkartma olayını farklı bir boyuta taşıyarak, işin içine devlet oyunları da girince daha da ilgi çekici hale geliyor. 

Filmin yapımcıları Annabelle filminin yapımcıları falan diye okudum ama tam olarak emin olamadım. Film 70'lerde geçiyordu ve tabii ki yine 70'ler aşkım devreye girip filmi daha da fazla sevmeme neden oldu. Oyunculuklar da hiç fena sayılmaz. Bu kez yatağa bağlanmış bir şeytan vakası değil de, bilimsel bir ortamda şeytanla nasıl mücadele edilir izlemek istiyorsanız bu film kaçmaz. Filmin gerçekçiliği arttırılsın diye el kameraları ve güvenlik kameralarından faydalanmış. İzlemesi keyifliydi. Bilhassa şeytanın pedere tecavüz ettiği sahneyi unutmıcam. Korktuğumdan değil, çok güldüğümden.

Filmdeki doktorumuz doğaüstü olaylarla kafayı bozduğu için kendine bir laboratuvar açar ve bazı kişiler üzerinde deneyler yapmaya başlarlar. Amaçları hiç kimseyi incitmeden bu olaylara karşı sır perdesini aralamaktır. Birbirinden farklı güçlere sahip olunduğu düşünülen bir kaç kişi üzerinde yapılan araştırmalar esnasında bazı sahtekarlıklar saptanınca laboratuvarın da imajı sarsılır fakat tekrar başlanan çalışmalar esnasında laboratuvara getirilen 40 yaşlarındaki bir kadın tüm araştırmaların gidişatını büyük ölçüde değiştirecektir.



Yönetmen:Chris Sparling
Senaryo:Chris Sparling
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:5.5

Dil:İngilizce












MARSHRUT POSTOEN (2016)

Bu kez bir Rus filmine şans tanıyayım dedim ama vasatın da altında bir film çıktı karşıma. Vasatın altında olmasına rağmen görsel efekt olareak bu kadarını bile beklemiyordum aslında. Bazı sahneler hoşuma gitmedi değil ama hiç bir şey bulamazsanız izleyin derim. Kokrukolik Blog gibi bir bloğu takip edip de film bulamamak mümkün değil zaten. Kendimi övüp yere göğe çıkarttıktan sonra yazıma devam edeyim en iyisi.

Korku sinemasında hayalet hikayelerine oldukça alışığız. Genelde hayaletler sürekl olarak bir evde karşımıza çıkar. Daha çok hayaletli ev filmleri izlediğimiz için, bu kez filmin numarası olarak gördüğüm tek şey hayaletli ev değil de, hayaletli otomobil hikayesi oldu. Bir hayaletin sahiplendiği ve bırakmak istemediği otomobil yeni sahiplerine bakalım neler yaşatacak...

Svgilisi tarafından bir cinayete kurban giden bir ablamız, öldükten sonra geriye bıraktığı iki kızı yetimhaneye, otomobili ise yeni sahibini bulması için bir galeriye satılır. Bizim de ayrılma eşiğine gelen çiftimiz, ilişkilerini ayakta tutabilmek için herşeye başvururlar. Bir de küçük kızları vardır ve bu kez bir otomobil almaya karar verirler. Gide gide cinayete kurban gitmiş bir kadının otomobilinde karar kılarlar ve boku yerler. Ölen kadının hayaleti naletin tekidir ve otomobili yeni sahiplerine yar etmeye de hiç niyetli değildir.



Yönetmen:Oleg Assadulin
Senaryo:Ivan Kapitonov, Oleg Assadulin
Ülke:Rusya Rusya
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:4.6
Dil:Rusça
Müzik:Evgeniy Rudin

Nam-ı Diğer: Paranormal Drive

10 Mart 2017 Cuma

MAGİ, DON'T KNOCK TWICE, BABY BLUES, VERTIGE, A DEMON WITHIN, SECONDS APART

MAGİ( 2016)


Yine bir belgesel tadında Magi'nin gelmişini geçmişini, yedi sülalesini bize anlattın Hasan abi. Filmin sonlarına doğru, "bir belgeselin daha sonuna geldik, hepinize iyi geceler dileriz," diyeydin hiç fena olmayacaktı. Daha önce izlediğim inli cinli filmlere bakarak yine bu tarz bir açıklamayı bir kaç cinli film için daha yaptığımı hatırlıyorum. N'ooooluyo yaa, şşşşt ustaa siz bize belgesel mi izletiyorsunuz? Her neyse en azından "Magi" diye telafuz ettiğim kelimenin "Maci" diyerekten okunduğunu öğrenmem yanıma kar kaldı.  


Bir türlü izleyemediğim Magi'yi nihayet iş yerinde bir gözüm işte, diğeri telefonda oynaşta şeklinde izleyebilme şansına erdim. Gerçi çok bir yer de yanmadı ama hayatımdan bir film daha geldi geçti diyebilirim. Hasan Karacadağ'a tavsiyem bundan sonraki filmini bence bir canlandırma belgesel şeklinde yapmalı. Hem daha doğal, hem de korkutucu olabilir. Kısacası ben film izlemek izliyorum;belgesel değil.

Meeeeşhur Magimizde neler yok ki; inler cinler bir yana dursun, tarihin karanlık sayfaları arasında tiiiaaaa Nazilere, Hitler'e kadar yol uzanıyor. Amerikan kız kardeşini görmeye gelen ablamız, hava limanı dönüşü kardeşi ile taksinin içinde şamata yaparken, başına da nelerin gelebileceğinin farkında değildir.

İki kız eve geldiklerinde tuhaf ve ürkütücü kabuslar birbirini kovalar ve Türkiye'de yaşayan kızımız bir gece hamile bir vaziyette evinde ablası tarafından ölü bulunur. İstanbul'a geldiğine pişman olan abla, kız kardeşinin cinayetinin ardındaki sırrı öğrenmeden Türkiye'den gitmeyecektir. 


Yönetmen:Hasan Karacadağ
Senaryo:Hasan Karacadağ
Ülke:Türkiye Türkiye
Tür: Korku
IMDb:6.4














 DON'T KNOCK TWICE (2016)

Genelde arkadaşlarıma falan tavsiye ederken, bu korku filmi kıtlığında hiç de fena değil, diye tavsiye ediyordum bu filmi. Ama gerçekten de öyle. Ortalıklarda iyi bir korku-gerilim bulmak neredeyse beni mutluluktan havaya uçuracak hale getirdi diyebilirim. Bu durumda vasat çalışmalar bile umut verici. Ama genel anlamda bakacak olursak, korku filmi piyasası gerçekten giderek kötüye gidiyor gibi.

Gelelim Dont Knock Twice filmine. Bazı korkutan sahnelerin çok iyi, bazılarının ise sanki otomatik yönetmen devreye girmişcesine berbat. İzlenebilir bir film olduğunu hemen belirtmeliyim. Asla o kapıyı açma, asla o odaya girme, asla tuvalete girip sıçma temalı filmlerden biriyle daha karşı karşıyayız. Bu sefer de asla o kapıyı çalma diyoruz.

Chloe, erkek arkadaşı ile gözlerden uzak bir yerde ayak üstü yalaşırlarken, erkek arkadaşının aklına gelen bir şehir efsanesi neticesinde önlerinde durdukları bir evin kapısını çalarlar. Efsaneye göre çalınmaması gereken bu kapı çalındığında lanet uyanacak ve kapıyı çalan kişiler ölene kadar iblisin esiri olacaklardır. Götü kaşınan çocuk gider kapıyı tokmaklar. Ulan dur işte durduğun yerde, illa başına iş açacan. Bir süre sonra ortalıktan kaybolan talihsiz genç adam, Chloe'nin de annesinin yanına gitmesine neden olur.

Daha önce annesi ile yaşamak istemeyen Chloe, göt korkusundan anasının yanına sığınır ama onu takip eden iblis çok geçmeden hem anneyi hem de Chloe'nin yakasına yapışacaktır. Bir süre sonra polisin de devreye girmesiyle birlikte bazı gizemli olayların da ortaya çıkması an meselesidir.




Yönetmen:Caradog W. James
Senaryo:Mark Huckerby, Nick Ostler
Tür: Korku
IMDb:5.2
Dil:İngilizce
Müzik:James Edward Barker, Steve Moore



BABY BLUES/ BEBEK MAVİSİ (2008)


Günümüz korku filmlerine bakacak olursak, korku filmlerinden daha fazlasını bekler olduk çıktık. Ama bir de klasikçiler vardır. Öööle 50'li, 60'lı filmlerden bahsetmiyorum tabii; konu olarak klasik. Kimisi hayaletli ev filmlerinden, kimisi seri katilli filmlerden, kimisi de şeytan çıkartmalı filmlere sabitlenir kalır. Ben de seri katilli ve gençlerin oynadığı filmlere takıkımdır mesela. Bebek Mavisi filmi de klasik cinnet geçirme vakası şeklinde başlayıp, önüne kim çıkarsa biçip, akabinden de döven insan hikayesi sınıfında.

Bu kez gözlerden uzak bir çiftlikteyiz. Seksi kamyoncu babamız, annemizle eskisi kadar ilgilenmemektedir. 4-5 tane çocuk doğurduktan sonra hayata küsen annemiz ise çıldırmanın eşiğinde hem çocuklarla uğraşmakta, hem çiftlik evi ile ilgilenmekte, hem de güzellik salonlarından çıkmıyordur ki o kadar yoğun işe güce ve 4-5 tane çocuğa rağmen hala güzel kalabilmektedir. Gerçek olduğu iddia edilen film şu şekilde ilerlemektedir.

Kamyoncu baba, acil iş gereği yakın bir mesafeye gitmiştir. Kendisi çok yoğun çalışmaktadır. Bu esnada tümyükü üstlenen annemiz ise yavaştan yavaştan hayaller görmeye, çocuklarına inceden kötü davranmaya falan başlar. İlerleyen dakikalarda ise amı götü dağıtan kadıncağız eline bıçağı aldımı masum çocukları kovalayarak geceyi geçirecektir. Çocukları ise kabus gibi bir gece beklemektedir.




Yönetmen:Lars Jacobson, Amardeep Kaleka
Senaryo:Lars Jacobson
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gerilim
IMDb5.3

Müzik:Michael Filimowicz











VERTIGE/ GERİLİM HATTI (2009)

2009 yılında karşıma çıkmış olup, kendilerini bir türlü tenezül edip de izlemediğim Vertige, son dönemlerde filmsiz kalmamdan dolayı izleme listeme düşenler arasında yer aldı. Bir grup çatlak gencin macera uğruna yaşadıkları denyoca hikaye anlatılıyor. 

Film, Fransa yapımı. Şimdi sizlere, dağcılık, tırmanış, dağın ortasında kurta kuşa yem olma diyecem, siz de Dikey Limit filmi gibi mi acaba lan, diye bana soracaksınız. Haaayır efenim Dikey Limit'in yanından bile geçemez, ama andırabilir. Film de tırmanış gereği bir çok heyecan verici ve gerilimli sahne mevcutken, bir süre sonra filmin gidişatı doğa ile mücadeleden birden sapık bir herifle mücadeleye dönüşüveriyor. Bu noktadan sonra gençlerimiz ne yapacakları konusunda şaşkın dağ keçisi gibi, lafın tam anlamıyla göt gibi ortalıklarda kalıyorlar.

Bi grup genç, eğlenceli olduğunu düşündükleri bir tırmanış i,çin yola koyulurlar ve tırmana alanına gelirler. Grup içinde eski sevgilinin sevgilisi gibi olaylardan dolayı kıskançlıklar da yaşanırken, herkes eğlenceye hazırdır ve zorlu tırmanış başlar. Tırmanış esnasında, doğanın, gençlerin başına açtığı zorlukların yanı sıra, gençleri bekleyen farklı bir sürpriz daha olacaktır.



Yönetmen:Abel Ferry
Senaryo:Johanne Bernard, Louis-Paul Desanges
Ülke:Fransa Fransa
Tür: Macera, Korku
IMDb:5.6
Dil:Fransızca


A DEMON WITHIN (2016)

Imdb puanına bakıp bir waaaaw demiştim ama yine Imdb puanlarını göz önünde bulundurmamak gerektiği bana kapak oldu. Hayatımda böyle sıçmık bir şeytan çıkartma filmi görmedim. Klişe denebilecek ne varsa bir yere toplamışlar. Çok fazla numarası olmayan film de herşey ortalamanın altında. Şeytan çıkartma filmlerini seven kişileri çok fazla etkilemeyeceğini düşünsem de keyif sizin. Ben filmi beğenemedim.

Bir ana-kız ve yine bir yeni taşınılan ev ve akabinden tuhaf olayların hortlaması şeklinde devam eden filmimizde, yalnız yaşayan ana-kızımız kasabaya adapte olma sürecindeyken, genç kızın bir çocuğa bakması ile birlikte tuhaf olayların da başlangıcı olur.

Charlotte, psikopata bağlamış bir vaziyette evin içinde dolaşadururken, anası Julia ise kasabanın yakışıklı dokturuna verme derdindedir. Doktor ve Julia bir gece birlikteyken, Charlotte'nin tuhaflaştığını konuşurlar ve laf döner dolaşır, doktorumuzun geçmişine gelir.

Bu arada evde iyicene manyaklamış olan kızımız Charlotte, adet olduğu üzere Latince konuşup, şeytan ile dil pratiği yapmaktadır. Bir süre sonra içine giren şeytanla samimiyeti arttıran Charlotte, hem kendisi hem de çevresindeki kişiler için tehlikeli boyutlara gelecektir. Tabii tam bu esnada, doktorumuz ve kasabanın pederine de iş düşecek gibi görünmektedir. Gerçek bir hayattan alıntı olduğu belirtilen filmi ki yerseniz izlemek isterseniz şeytanınız bol olsun diyor, iyi seyirler diliyorum.



Yönetmen:Ayush Banker, Justin LaReau
Senaryo:Ayush Banker, Michelle Beyda-Scott, Helene Gonze
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku

IMDb:6,2


SECONDS APART  (2011)

Değişik bir filmdi ama sanki biraz daha mı iyi anlatılmalıydı bilemedim. Öncelikle filmi dublajlı izlediğim için kendimden nefret ettim. İş yerinde filmi izlediğim için dublaj tercih etmek zorundayım. Bir gözüm işte diğeri alt yazıda olmuyor ne yazık ki. Biraz kafa ütüleyici, biraz havada kalan, epeyce izleyiciye sorulan sorduran bir film diyebilirim. Beni korkutan bir tarafı olmadı ama filmi anlattıktan sonra bakalım sizin ilginizi çekebilecek mi?

İkiz erkek kardeşlerimiz var filmde ve bunların doğuştan gelen tuhaf bir güçleri var; telekinezi. Yani eşyaları hareket ettirme yada insanların düşüncelerine girip onlara istediklerini yaptırabiliyorlar ama bu filmde izleyeceğimiz şey, ikizlerin genelde insanların düşüncelerine hükmetmesi oluyor.

Gençlerin katıldığı bir partide başlayan film, bu partide bazı gençlerin intihar etmesi sonucu işin içine karışan dedektifin ve ikizlerin yollarının kesişmesi ile işler oldukça karmaşık bir hal almaya başlar. Cinayet konusunda tüm oklar ikizleri gösterirken, dedektifimizin de geçmişi ile ilgili bazı şeylerin tekrar uyanması ve ikizler etrafında dönmesi bir tesadüf müdür? Film benim bile kafamı karıştırmış olmalı ki yazıma bile yansıdı. Siz bir bok anlayabildiniz mi? Aman hadi ben kaçtım!



Yönetmen:Antonio Negret
Senaryo:George Richards
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim

IMDb:5,7