16 Ocak 2017 Pazartesi

THE DISSAPOINTMENTS ROOM, THE WINDMILL MASSACRE, UNHINGED, BIG DRIVER

THE DISSAPOINTMENTS ROOM (2016)

Son zamanlarda işlerin azalması, evde oturuyor olmam gibi sorunlardan dolayı canım epeyce sıkkın. Bu yüzdendir ki bu can sıkıntısından dolayı bu film anlatımından nasıl eğlenceli bir yazı çıkartıcam onu da bilmiyorum. Hadi bakalım haaayırlısı. 2017’nin ilk film anlatımlarıma hoşgeldiniz.

İlk filmimiz olan The Dıssapointments Room’un senaristi daha önce hiç hayaletli ev hikayeleri okumamış mı, ya da izlememiş mi bilemiyorum. Senaryo tam anlamıyla klişeler geçidi. Yeni taşınılan kocaman bir ev, tercihen kırsal bir bölge, kurulacak olan yeni hayatlar, hayali arkadaşı ile konuşan bir çocuk, dakika bir gol bir deditircesine ölen ilk canlı olarak evin kedisi ya da köpeeee ve tabiiii paranormal olayların başlangıcı derken, evin geçmişine dair ortaya çıkan hayaletler. Konu işte bu.

Tabii bu kez hayaletlerin eve taşınan kişilerin kıçına neden musallat olduğunu dair bilgileri filmin sonuna doğru daha geniş şekli ile öğreniyoruz. Yeni yıl öncesi, vizyona girecek olan filmlere baktığımda bu film de listede yer alanlar arasındaydı ama listeden kaldırılmış. Eh, internet ortamına da düştüğüne göre film gişedeki başarısı tartışılır. Ya aslında ben eski günlerdeki gibi film bekleme heyecanını yaşamak istiyorum artık. Daha keyifli değil miydi sence de? Her şeyi ne kadar çabuk ve anında tüketmeye başladık. Filme geri dönecek olursam, evinizde ses sistemi ve benim gibi projeksiyon cihanız varsa, evdeki korkunç seslerden ve evin ambiyansından tırsabilirsiniz. Sesleri çok başarılı buldum. Bunun dışında çok klişe bir hayalet hikayesi elimizin altında olmakla beraber seyri hiç de fena değil. Ha, süper mi değil tabii.

Dana, kocası David ve çocukları Lucas, kendilerine ucuza kakalanan kırsalda bir eve taşınmaya karar verirler ve bakımsız kalmış bu evin tamiratı ve dekorasyonu ile yine Dana ilgilenecektir, çünkü haspam iç mimardır. Taşındıkları ev oldukça büyük ve bakımsız olduğu için işleri zordur ve kısa süreliğine kasabayı tanımak için kasaba merkezine inerler. Burada tanıştıkları insanlar, evlerinde sonraları ortaya çıkacak olan hayaletlere göre oldukça güler yüzlüdürler.

Evin kıçı başı deliktir ve her yağmur yağdığında sular içeriye girmektedir. Bir an önce tadilata başlanması gerekmektedir ve tadilatla birlikte evlerine dokunulmasını istemeyen huysuz hayaletlerin de ortaya çıkması çok uzun sürmeyecektir. Evden fısıltılar duyulmaya başlar, eşyalar kendi kendine hareket eder ve en çok merak edilen evin o kilitli odasında acaba neler dönmektedir? O odanın sırrı nedir? 


Yönetmen:D.J. Caruso
Senaryo:D.J. Caruso, Wentworth Miller
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gerilim
Rating:3.9
Dil:İngilizce
Müzik:Brian Tyler





THE WINDMILL MASSACRE (2016)

Hayatının geri kalanını çocuk bakıcılığı yapmak ile geçirmeye karar veren esas kızımız, bir süre sonra çalıştığı evin beyi tarafından asıl kimliği ortaya çıkarılınca kaçacak delik arar. Esas kızımız geçmişinden köşe bucak kaçacak kadar her şeyden korkmaktadır. En çok da polislerden.

Foyası ortaya çıkan esas kız, götünü kurtarmak için arkasına bile bakmadan çalıştığı evden kaçar ve kafasını sokacak bir delik bulamadığı için yel değirmeni turu yapan bir otobüse kendini zor atar. Böylelikle kendisi gibi çatlak 3-5 yolcu ile yel değirmeni turuna çıkar. Tabii kızımızın asıl amacı kaçmaktır. Her neresi olursa ossun.
Ormanlık bir alanda otobüs bozulur ve yolcular zor durumlarda kalırlar. Hepsinin geçmişi ile ilgili bazı sorunları vardır ve üstüne de azılı bir katilin de ortalığa çıkması her şeyin tuzu biberi olmuştur. Manyak herif elindeki orakla Azrail gibi insanların canını tek tek almaya kararlıdır.

Film başlarda iyi gibiydi ama sonlara doğru 31 olsa çekilmez bir hal almaya başlayınca baya bi cozutmasyon bir hale dönüştü. Filmi 80’lerin slasherlerine benzettim. Eğer başlardaki tutumunu sürdürmüş olsaydı ve sonları iyicene karmaşık ve kabuslara dönmemiş olsaydı sanırım en azından biraz daha övgüyle bahsetmiş olabilirdim. İzlenir mi, hiç bi bok bulamazsanız neden olmasın. Haaaadi ben kaçar, çüssss...


 Yönetmen:Nick Jongerius
Senaryo:Nick Jongerius, Chris W. Mitchell, Suzy Quid
Ülke:Hollanda Hollanda
Tür: Dram, Korku
Rating:4.9
Dil:İngilizce
Müzik:Erik Jan Grob




UNHINGED (1982)

Birbirinden motor 3 üniversiteli kız, hafta sonunu bir konserle değerlendirmek isterler ve yola çıkarlar. Esas kızımız, anası ile yaptığı telefon görüşmesinde annesine posta koyar ve arkadaşları ile bu yolculuğa çıkar.

Anneyi dinlememenin başına neler açacağını bilemeyen esas kız, diğer arkadaşları ile otomobilin içinde, hafta sonu yiyecekleri yarakları düşündükçe heyecana kapılırlar ki tam o esnada fazla sex hayali kuran direksiyon başındaki kızımız kaza yapar ve cooort diye göle yuvarlanırlar.

Gözlerini götüm kadar büyük bir malikanede açan üç kız, malikanenin sahibi olan çatlak yaşlı teyzenin kızı tarafından uyandırılırlar. Panikleyen esas kızımız, canının kurtulduğundan ziyade, haşat olan arabaya üzülür ve “üzülme kızım, cana gelen ama gelsin,” der ve esas kızı teselli eder.

Kızların durumu kötüdür, kızlar amı-götü dağıtmışlardır, kızların acil doktora ihtiyacı vardır ama bok parası olan malikane sahibi moruğun bir arabasının olmaması da senaryonun dandikliğini ortaya koymaktadır. Geçen zaman içinde kızlar yavaş yavaş iyileşmeye başlarken, evin içindeki bazı gizemli olayların da başlaması herkesi kıllandırır. Kızları bekleyen sürpriz acaba nedir? Kızlar götü kurtarabilecek midir? Anasını dinlemeyen genç kızlara ibret olacak türden bu filmle sizleri baş başa bırakıyor, herkese iyi seriler diliyorum. Hadin çüüüüüs. 


Yönetmen:Don Gronquist
Senaryo:Don Gronquist, Reagan Ramsey
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
Rating:5.0
Dil:İngilizce
Müzik:Jon Newton
Çekim Yeri:Portland, Oregon, ABD


BIG DRIVER (2014)

Nadirdir Stephen King romanlarını okuduğum. Yaratmış olduğu hikayelerinin filmlerini izlemekten daha çok keyif alıyorum. Stephen King bir marka tabii. Yazdıkları en çok satılanlarda olabilir ama bazı hikayelerinin film uyarlaması ne yazık ki çok süper olmuyor. Aralarından en sevdiğim Misery diyebilirim. Stephen King, az kişi ile sınırlı mekânda geçen hikayelerde oldukça başarılı. Big Driver filmi ise biraz tv filmi tadında olsa da yine az kişi ve sınırlı mekanlarda geçmesi ile derli toplu ve yer yer geren diye cümlemi süslemek isterdim ama ne yazık ki neredeyse çok az geren bir film. Yinede izlenemeyecek kadar kötü değil. Ama daha iyi Stephen King filmleri de izledim diyor, filmi size anlatmaya başlıyorum. Öhöm!

Ülke geneline nam salmış cinayet romanı yazarı ablamız son kitabının tanıtımı için falanca bir yere gider (unuttum, naaapiim filmi izleyeli iki hafta oluyor.) Oradaki kitap tanıtımı sonrası, organizasyonu yapan kadınceğiz kendisine tebrik koyar, yazar ablamıza en kısa yolu tarif eder ve kadını oradan postalar. Başarılı bir tanıtım olmuştur, her şey yolundadır, yazar abla evine , çocuklarına kavuşmak için can atar.

Yolda sessiz sakin ilerlerken birden arabasının lastiği cortlar. Yolda kalan ablamızın imdadına yetişen bir kamyonet şoferi Tünay (kibariyenin eski kocası şöfer Tünay) kadına yardımcı olmak ister. Tünay’ın iri yarı cüssesi sadece kadını tedirgin edici değil, tüm dünya halkını tedirgin edici niteliktedir. Hayatımda böööle göt-göbek görmedim diyebilirim. Neyse uzun lafın kısası, ablamıza nazar değer ve iyi güden günün ardından tecavüze uğrar ve oturu götünün üstüne.

Tabii o vaziyette nasıl götünün üstüne oturduğunu ben de bilemiyorum. Bu kısa sürelik oturuşun ardından yazar ablamızın çok sinsi planları vardır ve intikam davulları çalmaya başlar. Geri kalanını da siz görün ve değerlendirin. Hadi ben kaçtım çüüüüüs.


Yönetmen:Mikael Salomon
Senaryo:Stephen King, Richard Christian Matheson
Tür: Suç, Gizem, Gerilim
Rating:6.3
Vizyon Tarihi:18 Ekim 2014
Dil:İngilizce
Müzik:Jeff Beal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder