25 Aralık 2016 Pazar

FINAL DESTINATION, ALL FINAL DEL TUNEL, FENDER BENDER, THE THINNING, ELIZA GRAVES/ STONEHEARST ASYLUM,THE AUTOPSY of JANE DOE, INCARNATE

 FINAL DESTINATION (2000)

İlk bölümü bunca yıl neden izlemediğimi ben de bilmiyorum. Filmin ikinci bölümünü izlediğimde o döneme göre farklı gelmişti bana. Oldukça etkileyici bir araba kazası ile film açılışını yapmıştı ve çok etkilenmiştim, (hatta şu anda you tube den hemen o sahneyi tekrar izledim.) Etkileyici ve oldukça abartılı kaza sahnelerinin olduğu filmden birçok videoyu instagram sayfamda sık sık yayınlarken, artık ilk bölümü izlesem diye karar verip izledim. Bu filmi bilmeyenler var mı bilemiyorum ama kısaca anlatmaya çalışayım.

“Kaderinden kaçamazsın” sloganlı film serisi, her defasından büyük bir kazadan kurtulan bir grup insanın ki bunlar genelde götü boklu 4-5 genç grubundan oluşuyor, kaza sonrası ölümlerini eteledikleri için farklı ölümlerin tekrar bu insanların kıçına musallat oluşları ile devam ediyor. Oldukça heyecan verici ve bazen de insanın içini hoplatan kaza sahnelerinden oluşan ve bu şekilde biten filmdeki kıçı kırık genç kankiler hiçbir zaman kurtulamıyorlar. Eeee filmin sloganında da denildiği gibi “kaderinden asla kaçamazsın.”

Alex isimli ergen kankimiz, bir grup arkadaşı ve iki öğretmenleri ile Paris gezisi için çok heyecanlıdırlar ve Alex, Türk futbol meraklısı erkekler gibi totem yapıp, uçağın düşeceği varsa bile düşmemesi için bir gece önceden korkudan göt atar. İçine bir şeyler doğmuş gibidir ama kafası da bir o kadar karışıktır.


Uçağın kalkacağı saate yakın herkes havalimanında toplanır ve yine tuhaf bir his Alex’in içinde dolaşmaya başlar. Tüm grup uçağa biner, yerler belirlenir ve Alex’in bir an içi geçer ve birkaç dakikalık bir uykuya dalar. Rüyasında bindikleri uçağın düştüğünü ve feci bir şekilde herkesin öldüğünü gören Alex panikle uyanır ve ortalığı birbirine katarak, uçağın düşeceğini ve herkesin öleceğini anıra anıra söyler. Uçaktan yaka paça dışarı çıkartılan birkaç genç ve Alex uçağın kalkışından hemen sonra şok olacakları olaylara tanıklık ederler ve bu olaylar yakalarını asla bırakmaz. 

Yönetmen:James Wong
Senaryo:Glen Morgan, James Wong, Jeffrey Reddick
Ülke:ABD ABD, Kanada Kanada
Tür: Korku, Gerilim
Rating:6.7
Vizyon Tarihi:25 Ağustos 2000
Dil:İngilizce, Fransızca
Müzik:Adam Hamilton, Shirley Walker




 (2026)

Uzundur İspanyol yapımı bir film karşıma çıkmıyordu. Saf gerilim olmasa da, suç-gerilim diyebileceğimiz ama ööle sizi hop oturtup hop kaldıracak türden bir gerilim olmayan Tünelin Sonunda, son dönem güzel bir İspanyol filmi.

Joaquin, yıllar öncesine dayanan olaydan dolayı tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış bir adamdır. Günlerini bilgisayar tamiri yaparak geçirmektedir ve bir gün evinin bir odasını kiraya vermeye karar verir.

Evin odasını kiralamak isteyen striptizci bir kadın kızıyla birlikte gelir ve odada yaşamaya başlarlar. Yalnız hayatı bir süre sonra renklenmeye başlayan adam, gelen genç ve güzel kadından da etkilenmeye başlar ve aralarında kısa sürede bir elektriklenme oluşur.

Joaquin, yine bir gün tamir başındayken yan duvardan bazı sesler duyar ve elindeki stetoskopla duvarı dinler. Kısa bir süre sonra, yan taraftan gelen seslerin banka soyguncusu bir çeteye ait olduğunu anlar ve bu banka soygununu engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. 


Yönetmen:Rodrigo Grande
Senaryo:Rodrigo Grande
Ülke:Arjantin Arjantin, İspanya İspanya
Tür: Suç, Gerilim
Rating:7.1
Dil:İspanyolca
Müzik:Lucio Godoy, Federico Jusid




FENDER BENDER (2016)

Katil geldi kaç türünden filmlerden hoşlananlar için konusu çok yavan bir film olabilir düşüncesindeyim ki bana göre öööle. Konu olarak film de bi bok yani anlayacağın. Eline çatalı bıçağı alıp, bakire kız ve şirin genç erkekleri avlayan amaçsız bir katil ile karşı karşıyayız. Film boyunca öldürdüğü kişilerin kimliklerini ne bok yeme topladığı belli olmayan katilimizin pek ööle karizmatik ve zeki bir yanı da yoktu açıkçası. Bazı janjanlı ölüm sahnelerinin dışında pek sevemedim galiba ama ufak tefek heyecan arttıran sahnelerle de gideri var diyelim ve filmi azıcık da olsa kurtarmaya çalışalım.

Yahu bir defa ilk iki ölüm sahnesi arasındaki sahneler ve kurbanın gebermeden önceki ölüme yaklaşma sahneleri de içimi baydı. Bir türlü bitmek bilmiyor ve izleyici sıkım sıkım sıkıyor. Ha bu arada, katilimiz film boyunca tuhaf bir maske takıyor ama filmin başlarında yüzünü izleyiciye göstermekten de çekinmiyor. Yani filmin sonuna kadar “aayyyyy acaba bu ucube maskenin altından nasıl bir ucube çıkacük,” diye meraktan ölmüyorsunuz.

Sevgilisi tarafından boynuzu götüne yiyen Olga, sevgilisi ve kaçamak yaptığı kız arkadaşını bir kafede diz dize, göt göte görünce “bitti artık aşşşaaaalık herif,” der ve anasından aldığı arabayı çalıştırır ve tozu dumana katarak üzgün bir şekilde evine gitmeye çalışır.
Işıklarda duran Olga, arkadan hafifçe kıçına çarpan arabanın sahibi ile biraz tartışır ve meseleyi kendi aralarında hallederek arabasına biner ve bu tuhaf görünümlü adamdan kurtulmak için kaza yerinden tüyer. Hatta bu adamdan o kadar çok kurtulmak ister ki adam hatalı olmasına rağmen tüm masrafları kendisi bile karşılayacak pozisyona gelir. Neyse…

Evine gelen Olga anasına ve babasına hesap verme sınavından sonra, bir geceliğine evde yalnız kalma ile cezalandırılır. Olga evde yalnızdır, canı çok sıkılmaktadır, dışarıda yağmur pencerelerin dibine dibine vurmakla meşguldür, şimşekler çakar, gökler gürüldeeeer ve birdenbire O DA NE! 


Yönetmen:Mark Pavia
Senaryo:Mark Pavia
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
Rating:5.1
Dil:İngilizce
Müzik:Nightrunner





THE THINNING (2016)

Aman çocuuuum sesinizi çıkartmayın ve Türkiye’deki sınav sistemine yatın kalkın dua edin; tabii bu filmden sonra. Sınavda başarılı olamayan öğrencilerin başına ne bok geldiğini filmin başlarında bilmiyoruz. Ha- son larına doğru da pek bi halt anlayamıyoruz ama film tutarsa devamını da yaparız gibisinden bir açık kapı bırakmışlar. Açık kapı kısmında da çocukların başlarına ne geldiği konusuna kafam pek basmadı. Filmi izleyenler varsa Korkukolik abisine yardımcı oluversin artıkın.

Bu arada filmin nasıl bir zamanda geçtiği de belli değil. Ya Amerika’da çok ilkel bir dönem yaşanıyor, ya da günümüzden birkaç tık ötesinde geçiyor film. Bu anlamda biraz kısır kalmış gibi görünüyor. Ama konusu itibariyle gayet akıcı ve yormadan ilerliyor. Sanki biraz bilimkurgu havası da var gibiydi.
Sınava girecek olan öğrenciler, güvenliğin bokunun çıkartıldığı bir sınav alanına toplanıyorlar. Öööle bacağa, kola, göte yazılan kopyaları falan unutun. Koldaki görünmeyen yazıyı bile tespit eden cihazlara sahip, hamam böceği kılıklı güvenlik görevlilerine yakalanırsanız ebenizi sikiyorlar.

Sınav başlıyor ve öğrencilere verilen tabletlerden test şeklinde yapılan sınav neticesi anında merkez bilgisayarlara yansıyor ve sınav biter bitmez sonuçlar açıklanıyor. Başarısız öğrenciler yaka paça yerlerinden kaldırılıp ne bok olduğu belli olmayan bir yolculuğa çıkartılıyorlar. Artık öldürülüyorlar mı, ne halt ıoluyor orasını bilemiyoruz.

Valinin kas yığını ama armut suratlı oğlunun sevgilisi de sınavda başarısız olunca götürülüyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Valinin kas yığını oğlu ise bu işin peşini bırakmıyor ve sevgilisinin başına nelerin geldiğini öğrenmek için çalışmalara başlıyor. Ve sonra ne mi oluyor? Bahşişi yüksek tutarsanız sööölerim. Hadin çüsss. 

Yönetmen:Michael J. Gallagher
Senaryo:Michael J. Gallagher, Steve Greene
Ülke:ABD ABD
Tür: Gerilim
Rating:6.1
Dil:İngilizce
Müzik:Brandon Campbell





ELIZA GRAVES/ STONEHEARST ASYLUM (2014)

Gelin bakiiim şööle akıl hastanemin avlusuna. Benzeri konularda filmler yapılmadı değil, yapıldı tabii. Hastaların akıl hastanesindeki sistemi ele geçirmeleri, doktor ve diğer personelin de tehlikeli akıl hastalarını hapsedip onlardan intikam almaları konusundan bahsediyorum… Neden söyledin keyfi kalmadı falan demeyin hiç, çünküüüüü bu detay filmin yarım saatinden sonra falan ortaya çıkacak. Senaristlerimiz de biliyor ki bu konu daha önce birçok kez kullanıldı ve filmin sonuna bu detayı bırakmak oldukça basit duracak. Bu yüzden filmin başlarında, izleyici fazla yormadan hemen bombayı patlatalım demişler. Ama bitti miiiiii, hayır efenim bitmedi ve filmin sonu için de şaşırtıcı bir sürpriz koyuldu. Bu sürprizi söylersem beni kıtır kıtır keseceğinizi de çok iyi biliyorum. Ama her zaman dediğim gibi bahşişi yüksek tutarsanız belki söyleyebilirim.

Geçenlerde Karanlıklar Ülkesi: Kan Savaşları filmine gidip yazısını burada paylaşmıştım. Du bakiiiim  Kate Backinsale ‘nin başka hangi filmleri var diye biraz araştırma yapayım dedim, karşıma bu film çıktı. Daha önce izleyeceğim diye işaretleyip bir kenara bırakmışım. Madem karşıma çıktı, eh oyuncu kadrosu da oldukça iyi diyerekten filme başladım. Pişman olmadım ama her zamanki gibi büyük bütçeli, yapmacık ve tuhaf bir şekilde adlandırdığım Hollywood soğukluğunun olduğu bir filmle karşılaştım ve şaşırmadım. Filmi tavsiye ederim. Çok fazla gerilip, korkacağınızı düşünmeyin der, delilere karşı biraz saygı göstermenizi, göstermediğiniz taktirde götü kurtaramayacağınızı garanti ederim.

Yönetmen:Brad Anderson
Senaryo:Joe Gangemi, Edgar Allan Poe
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gizem
Rating:6.8
Dil:İngilizce
Müzik:John Debney





THE AUTOPSY of JANE DOE (2016)

IFC’den çıkan korku filmleri genelde düşük bütçeli ama inatla yolunda ilerleyen orta karar korku filmleri olarak hep karşıma çıkmıştır. Bu kez yine düşük bütçeli diyebileceğimiz ama konu ve korkutma açısından bu hafta izlediğim en iyi filmlerden biri de diyebilirim.

Morgda çalıştığınızı düşünün, etrafınız ürkütücü cesetlerle dolu ve aniden elektrikler gidiyor ve garip sesler ve olaylar çevrenizi sarmaya başlıyor. Bırak morgda olmayı, karanlıkta kalmak bile beni ürkütürken birkaç çılgın cesedin başımın tepesinde gezmesi direk kalpten öbür tarafı bana boylatıp, morgda kendime güzel bir yer açmasına neden olabilir. Fakat filmdeki babalar olayı aşmışlar, cesetlerle daşşak geçecek kadar laubali hale gelmişler. Helal ossun valla. Ölüm sertliği, ölüm soğukluğu konuları bile ben de bir soğukluk yaratırken baba-oğul bu kez, morga gelen ilginç bir vakanın otopisisini yapmakla meşgul oluyorlar. Sabit bir mekân ve birkaç oyuncuyla ortaya seyr-i korkunç bir film çıkmış.

Yönetmen:André Øvredal
Senaryo:Ian B. Goldberg, Richard Naing
Tür: Korku
Rating:7.0
Müzik:Danny Bensi, Saunder Jurriaans
Çekim Yeri:London, İngiltere, Birleşik Krallı





 INCARNATE

Gelelim haftanın ve 2016’nın son vizyon korkusuna: Incarnate. Filmi sinemada izlemek istiyordum aslında ama yılbaşı yoğunluğu yaşayacağım cuma günü, filmi izleyemem diye internet üzerinden izlemek zorunda kaldım. Hem belki 2016’nın filmlerine göz attığım yazım da favori filmler arasına da girer dedim ama ne yazık ki ilk 10’a bile sokamayacağım bir film çıktı karşıma.

Filmin ilk dakikalarında, Keanu Reeves’in Constantine filmi aklıma geldi ama olaylar çok farklı bir şekilde ilerleyip, farklı bir boyuta doğru gitti. Filmi tamamıyla klasik şeytan çıkartma filmi gibidir diye de düşündüm ama bu konuda da yanıldım. Aslına bakarsanız biraz karman çorman bir şey çıkmış ortaya. Azıcık Constantine esintisi, biraz Ruhlar Bölgesi ve klasik şeytan çıkartma filmlerinden de esintiler ekledik mi bu iş olur demişler ama o efektler neydi öööle. Hiç yapmasaydınız daha iyi olurdu be kardeşim. Filmin sonlarına doğru sadece bir sahne beni hoplattı ve bu film beni pek etkilemedi.

Ruhlarla, iblislerle kafayı bozmuş olan Dr.Seth bir kaza sonucu hem ailesini kaybeder hem de tekerlekli sandalyeye mahkum kalır. Fakat onun en önemli özelliği, şeytan musallat olmuş insanların zihnine girerek onları şeytandan kurtarmaktır. Bir süre sonra, şeytan tarafından ele geçirilmiş 11 yaşındaki bir çocuğa yardım talebi gelir. O da “sizi kıracağıma kafamı kırarım,” der ve tasını tarrrraaanı toplar ve koşa koşa (bu kısımda koşa koşa, tekerlekli sandalyeye mahkûm biri için abuk oldu farkındayım) çocuğun evine gider.

Çocukla olan ilk temasından sonra işinin zor olduğunu anlar ama bizim doktor için zor kelimesi sadece bir fasafisodan ibarettir ve hemen işe koyulur. Fakat bir süre sonra anlar ki bu çocuğa musallat olan şeytan, yıllar önce ailesi ile yaşadığı korkunç trafik kazasına neden olan şeytanla aynıdır. Dr.Seth için intikam vaktidir.

Yönetmen:Brad Peyton
Senaryo:Ronnie Christensen
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
Rating:5.2
Dil:İngilizce
Müzik:Andrew Lockington

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder