25 Aralık 2016 Pazar

FINAL DESTINATION, ALL FINAL DEL TUNEL, FENDER BENDER, THE THINNING, ELIZA GRAVES/ STONEHEARST ASYLUM,THE AUTOPSY of JANE DOE, INCARNATE

 FINAL DESTINATION (2000)

İlk bölümü bunca yıl neden izlemediğimi ben de bilmiyorum. Filmin ikinci bölümünü izlediğimde o döneme göre farklı gelmişti bana. Oldukça etkileyici bir araba kazası ile film açılışını yapmıştı ve çok etkilenmiştim, (hatta şu anda you tube den hemen o sahneyi tekrar izledim.) Etkileyici ve oldukça abartılı kaza sahnelerinin olduğu filmden birçok videoyu instagram sayfamda sık sık yayınlarken, artık ilk bölümü izlesem diye karar verip izledim. Bu filmi bilmeyenler var mı bilemiyorum ama kısaca anlatmaya çalışayım.

“Kaderinden kaçamazsın” sloganlı film serisi, her defasından büyük bir kazadan kurtulan bir grup insanın ki bunlar genelde götü boklu 4-5 genç grubundan oluşuyor, kaza sonrası ölümlerini eteledikleri için farklı ölümlerin tekrar bu insanların kıçına musallat oluşları ile devam ediyor. Oldukça heyecan verici ve bazen de insanın içini hoplatan kaza sahnelerinden oluşan ve bu şekilde biten filmdeki kıçı kırık genç kankiler hiçbir zaman kurtulamıyorlar. Eeee filmin sloganında da denildiği gibi “kaderinden asla kaçamazsın.”

Alex isimli ergen kankimiz, bir grup arkadaşı ve iki öğretmenleri ile Paris gezisi için çok heyecanlıdırlar ve Alex, Türk futbol meraklısı erkekler gibi totem yapıp, uçağın düşeceği varsa bile düşmemesi için bir gece önceden korkudan göt atar. İçine bir şeyler doğmuş gibidir ama kafası da bir o kadar karışıktır.


Uçağın kalkacağı saate yakın herkes havalimanında toplanır ve yine tuhaf bir his Alex’in içinde dolaşmaya başlar. Tüm grup uçağa biner, yerler belirlenir ve Alex’in bir an içi geçer ve birkaç dakikalık bir uykuya dalar. Rüyasında bindikleri uçağın düştüğünü ve feci bir şekilde herkesin öldüğünü gören Alex panikle uyanır ve ortalığı birbirine katarak, uçağın düşeceğini ve herkesin öleceğini anıra anıra söyler. Uçaktan yaka paça dışarı çıkartılan birkaç genç ve Alex uçağın kalkışından hemen sonra şok olacakları olaylara tanıklık ederler ve bu olaylar yakalarını asla bırakmaz. 

Yönetmen:James Wong
Senaryo:Glen Morgan, James Wong, Jeffrey Reddick
Ülke:ABD ABD, Kanada Kanada
Tür: Korku, Gerilim
Rating:6.7
Vizyon Tarihi:25 Ağustos 2000
Dil:İngilizce, Fransızca
Müzik:Adam Hamilton, Shirley Walker




 (2026)

Uzundur İspanyol yapımı bir film karşıma çıkmıyordu. Saf gerilim olmasa da, suç-gerilim diyebileceğimiz ama ööle sizi hop oturtup hop kaldıracak türden bir gerilim olmayan Tünelin Sonunda, son dönem güzel bir İspanyol filmi.

Joaquin, yıllar öncesine dayanan olaydan dolayı tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış bir adamdır. Günlerini bilgisayar tamiri yaparak geçirmektedir ve bir gün evinin bir odasını kiraya vermeye karar verir.

Evin odasını kiralamak isteyen striptizci bir kadın kızıyla birlikte gelir ve odada yaşamaya başlarlar. Yalnız hayatı bir süre sonra renklenmeye başlayan adam, gelen genç ve güzel kadından da etkilenmeye başlar ve aralarında kısa sürede bir elektriklenme oluşur.

Joaquin, yine bir gün tamir başındayken yan duvardan bazı sesler duyar ve elindeki stetoskopla duvarı dinler. Kısa bir süre sonra, yan taraftan gelen seslerin banka soyguncusu bir çeteye ait olduğunu anlar ve bu banka soygununu engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. 


Yönetmen:Rodrigo Grande
Senaryo:Rodrigo Grande
Ülke:Arjantin Arjantin, İspanya İspanya
Tür: Suç, Gerilim
Rating:7.1
Dil:İspanyolca
Müzik:Lucio Godoy, Federico Jusid




FENDER BENDER (2016)

Katil geldi kaç türünden filmlerden hoşlananlar için konusu çok yavan bir film olabilir düşüncesindeyim ki bana göre öööle. Konu olarak film de bi bok yani anlayacağın. Eline çatalı bıçağı alıp, bakire kız ve şirin genç erkekleri avlayan amaçsız bir katil ile karşı karşıyayız. Film boyunca öldürdüğü kişilerin kimliklerini ne bok yeme topladığı belli olmayan katilimizin pek ööle karizmatik ve zeki bir yanı da yoktu açıkçası. Bazı janjanlı ölüm sahnelerinin dışında pek sevemedim galiba ama ufak tefek heyecan arttıran sahnelerle de gideri var diyelim ve filmi azıcık da olsa kurtarmaya çalışalım.

Yahu bir defa ilk iki ölüm sahnesi arasındaki sahneler ve kurbanın gebermeden önceki ölüme yaklaşma sahneleri de içimi baydı. Bir türlü bitmek bilmiyor ve izleyici sıkım sıkım sıkıyor. Ha bu arada, katilimiz film boyunca tuhaf bir maske takıyor ama filmin başlarında yüzünü izleyiciye göstermekten de çekinmiyor. Yani filmin sonuna kadar “aayyyyy acaba bu ucube maskenin altından nasıl bir ucube çıkacük,” diye meraktan ölmüyorsunuz.

Sevgilisi tarafından boynuzu götüne yiyen Olga, sevgilisi ve kaçamak yaptığı kız arkadaşını bir kafede diz dize, göt göte görünce “bitti artık aşşşaaaalık herif,” der ve anasından aldığı arabayı çalıştırır ve tozu dumana katarak üzgün bir şekilde evine gitmeye çalışır.
Işıklarda duran Olga, arkadan hafifçe kıçına çarpan arabanın sahibi ile biraz tartışır ve meseleyi kendi aralarında hallederek arabasına biner ve bu tuhaf görünümlü adamdan kurtulmak için kaza yerinden tüyer. Hatta bu adamdan o kadar çok kurtulmak ister ki adam hatalı olmasına rağmen tüm masrafları kendisi bile karşılayacak pozisyona gelir. Neyse…

Evine gelen Olga anasına ve babasına hesap verme sınavından sonra, bir geceliğine evde yalnız kalma ile cezalandırılır. Olga evde yalnızdır, canı çok sıkılmaktadır, dışarıda yağmur pencerelerin dibine dibine vurmakla meşguldür, şimşekler çakar, gökler gürüldeeeer ve birdenbire O DA NE! 


Yönetmen:Mark Pavia
Senaryo:Mark Pavia
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
Rating:5.1
Dil:İngilizce
Müzik:Nightrunner





THE THINNING (2016)

Aman çocuuuum sesinizi çıkartmayın ve Türkiye’deki sınav sistemine yatın kalkın dua edin; tabii bu filmden sonra. Sınavda başarılı olamayan öğrencilerin başına ne bok geldiğini filmin başlarında bilmiyoruz. Ha- son larına doğru da pek bi halt anlayamıyoruz ama film tutarsa devamını da yaparız gibisinden bir açık kapı bırakmışlar. Açık kapı kısmında da çocukların başlarına ne geldiği konusuna kafam pek basmadı. Filmi izleyenler varsa Korkukolik abisine yardımcı oluversin artıkın.

Bu arada filmin nasıl bir zamanda geçtiği de belli değil. Ya Amerika’da çok ilkel bir dönem yaşanıyor, ya da günümüzden birkaç tık ötesinde geçiyor film. Bu anlamda biraz kısır kalmış gibi görünüyor. Ama konusu itibariyle gayet akıcı ve yormadan ilerliyor. Sanki biraz bilimkurgu havası da var gibiydi.
Sınava girecek olan öğrenciler, güvenliğin bokunun çıkartıldığı bir sınav alanına toplanıyorlar. Öööle bacağa, kola, göte yazılan kopyaları falan unutun. Koldaki görünmeyen yazıyı bile tespit eden cihazlara sahip, hamam böceği kılıklı güvenlik görevlilerine yakalanırsanız ebenizi sikiyorlar.

Sınav başlıyor ve öğrencilere verilen tabletlerden test şeklinde yapılan sınav neticesi anında merkez bilgisayarlara yansıyor ve sınav biter bitmez sonuçlar açıklanıyor. Başarısız öğrenciler yaka paça yerlerinden kaldırılıp ne bok olduğu belli olmayan bir yolculuğa çıkartılıyorlar. Artık öldürülüyorlar mı, ne halt ıoluyor orasını bilemiyoruz.

Valinin kas yığını ama armut suratlı oğlunun sevgilisi de sınavda başarısız olunca götürülüyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Valinin kas yığını oğlu ise bu işin peşini bırakmıyor ve sevgilisinin başına nelerin geldiğini öğrenmek için çalışmalara başlıyor. Ve sonra ne mi oluyor? Bahşişi yüksek tutarsanız sööölerim. Hadin çüsss. 

Yönetmen:Michael J. Gallagher
Senaryo:Michael J. Gallagher, Steve Greene
Ülke:ABD ABD
Tür: Gerilim
Rating:6.1
Dil:İngilizce
Müzik:Brandon Campbell





ELIZA GRAVES/ STONEHEARST ASYLUM (2014)

Gelin bakiiim şööle akıl hastanemin avlusuna. Benzeri konularda filmler yapılmadı değil, yapıldı tabii. Hastaların akıl hastanesindeki sistemi ele geçirmeleri, doktor ve diğer personelin de tehlikeli akıl hastalarını hapsedip onlardan intikam almaları konusundan bahsediyorum… Neden söyledin keyfi kalmadı falan demeyin hiç, çünküüüüü bu detay filmin yarım saatinden sonra falan ortaya çıkacak. Senaristlerimiz de biliyor ki bu konu daha önce birçok kez kullanıldı ve filmin sonuna bu detayı bırakmak oldukça basit duracak. Bu yüzden filmin başlarında, izleyici fazla yormadan hemen bombayı patlatalım demişler. Ama bitti miiiiii, hayır efenim bitmedi ve filmin sonu için de şaşırtıcı bir sürpriz koyuldu. Bu sürprizi söylersem beni kıtır kıtır keseceğinizi de çok iyi biliyorum. Ama her zaman dediğim gibi bahşişi yüksek tutarsanız belki söyleyebilirim.

Geçenlerde Karanlıklar Ülkesi: Kan Savaşları filmine gidip yazısını burada paylaşmıştım. Du bakiiiim  Kate Backinsale ‘nin başka hangi filmleri var diye biraz araştırma yapayım dedim, karşıma bu film çıktı. Daha önce izleyeceğim diye işaretleyip bir kenara bırakmışım. Madem karşıma çıktı, eh oyuncu kadrosu da oldukça iyi diyerekten filme başladım. Pişman olmadım ama her zamanki gibi büyük bütçeli, yapmacık ve tuhaf bir şekilde adlandırdığım Hollywood soğukluğunun olduğu bir filmle karşılaştım ve şaşırmadım. Filmi tavsiye ederim. Çok fazla gerilip, korkacağınızı düşünmeyin der, delilere karşı biraz saygı göstermenizi, göstermediğiniz taktirde götü kurtaramayacağınızı garanti ederim.

Yönetmen:Brad Anderson
Senaryo:Joe Gangemi, Edgar Allan Poe
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gizem
Rating:6.8
Dil:İngilizce
Müzik:John Debney





THE AUTOPSY of JANE DOE (2016)

IFC’den çıkan korku filmleri genelde düşük bütçeli ama inatla yolunda ilerleyen orta karar korku filmleri olarak hep karşıma çıkmıştır. Bu kez yine düşük bütçeli diyebileceğimiz ama konu ve korkutma açısından bu hafta izlediğim en iyi filmlerden biri de diyebilirim.

Morgda çalıştığınızı düşünün, etrafınız ürkütücü cesetlerle dolu ve aniden elektrikler gidiyor ve garip sesler ve olaylar çevrenizi sarmaya başlıyor. Bırak morgda olmayı, karanlıkta kalmak bile beni ürkütürken birkaç çılgın cesedin başımın tepesinde gezmesi direk kalpten öbür tarafı bana boylatıp, morgda kendime güzel bir yer açmasına neden olabilir. Fakat filmdeki babalar olayı aşmışlar, cesetlerle daşşak geçecek kadar laubali hale gelmişler. Helal ossun valla. Ölüm sertliği, ölüm soğukluğu konuları bile ben de bir soğukluk yaratırken baba-oğul bu kez, morga gelen ilginç bir vakanın otopisisini yapmakla meşgul oluyorlar. Sabit bir mekân ve birkaç oyuncuyla ortaya seyr-i korkunç bir film çıkmış.

Yönetmen:André Øvredal
Senaryo:Ian B. Goldberg, Richard Naing
Tür: Korku
Rating:7.0
Müzik:Danny Bensi, Saunder Jurriaans
Çekim Yeri:London, İngiltere, Birleşik Krallı





 INCARNATE

Gelelim haftanın ve 2016’nın son vizyon korkusuna: Incarnate. Filmi sinemada izlemek istiyordum aslında ama yılbaşı yoğunluğu yaşayacağım cuma günü, filmi izleyemem diye internet üzerinden izlemek zorunda kaldım. Hem belki 2016’nın filmlerine göz attığım yazım da favori filmler arasına da girer dedim ama ne yazık ki ilk 10’a bile sokamayacağım bir film çıktı karşıma.

Filmin ilk dakikalarında, Keanu Reeves’in Constantine filmi aklıma geldi ama olaylar çok farklı bir şekilde ilerleyip, farklı bir boyuta doğru gitti. Filmi tamamıyla klasik şeytan çıkartma filmi gibidir diye de düşündüm ama bu konuda da yanıldım. Aslına bakarsanız biraz karman çorman bir şey çıkmış ortaya. Azıcık Constantine esintisi, biraz Ruhlar Bölgesi ve klasik şeytan çıkartma filmlerinden de esintiler ekledik mi bu iş olur demişler ama o efektler neydi öööle. Hiç yapmasaydınız daha iyi olurdu be kardeşim. Filmin sonlarına doğru sadece bir sahne beni hoplattı ve bu film beni pek etkilemedi.

Ruhlarla, iblislerle kafayı bozmuş olan Dr.Seth bir kaza sonucu hem ailesini kaybeder hem de tekerlekli sandalyeye mahkum kalır. Fakat onun en önemli özelliği, şeytan musallat olmuş insanların zihnine girerek onları şeytandan kurtarmaktır. Bir süre sonra, şeytan tarafından ele geçirilmiş 11 yaşındaki bir çocuğa yardım talebi gelir. O da “sizi kıracağıma kafamı kırarım,” der ve tasını tarrrraaanı toplar ve koşa koşa (bu kısımda koşa koşa, tekerlekli sandalyeye mahkûm biri için abuk oldu farkındayım) çocuğun evine gider.

Çocukla olan ilk temasından sonra işinin zor olduğunu anlar ama bizim doktor için zor kelimesi sadece bir fasafisodan ibarettir ve hemen işe koyulur. Fakat bir süre sonra anlar ki bu çocuğa musallat olan şeytan, yıllar önce ailesi ile yaşadığı korkunç trafik kazasına neden olan şeytanla aynıdır. Dr.Seth için intikam vaktidir.

Yönetmen:Brad Peyton
Senaryo:Ronnie Christensen
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
Rating:5.2
Dil:İngilizce
Müzik:Andrew Lockington

2016’DA HANGİ FİLMLER FAVORİLERİM OLDU

2016’DA HANGİ FİLMLER FAVORİLERİM OLDU

2016’da yine çılgınca filmler izleyip, çılgına döndük. Sinema salonlarında koltuklarımıza çivilenip, bazen de internet ortamına düşmüş korku filmleriyle korkudan havaya fırladık. Açıkçası 2016 vizyon filmlerinden beni çok etkileyen ne yerli ne de yabancı filmler çıkmadı. Bol bol sinema salonlarını dolaşırken, girmeden önce büyük heyecan duyduğum filmler bazen beni hayal kırıklığına uğratırken, bazen de “işte budur,” dedirtmeyi başardı.

Sinema salonlarında bana sadece filmler eşlik etmedi; kıyıya köşeye saklanmış, film izlerken film çeviren çiftler, yediklerinin paketlerini hışırtılı bir şekilde kullanıp sinirimi hoplatanlar, film başlar başlamaz durmadan yorum yapıp çenesi folloş göte dönmüş arkadaşlar, filmi saçma sapan yerlerde pat diye durdurup ara veren makinistler, arka koltuktan bacağını götüme sokarcasına yan koltuğa uzatan izleyiciler de eşlik edenler arasındaydı. Onlar olmaya devam edecek ama filmler de yapılmaya devam edecek.

Geçtiğimiz yıllarda Uzakdoğu korku sinemasından ve İspanyon korku sinemasından da sıkça örnekler görüyorduk. Son yıllarda Uzakdoğu korku sineması adına çok kaliteli örneklerle karşılaşamıyoruz. İzleyiciyi yarı yolda bırakmayan İspanyol korku-gerilim filmleri sıkça karşımıza çıksa da, 2016’da çok fazla örneğine rastlayamadık. Gözüme çarpan bir başka şey de, tanrıları kadar fazla olan  Hint korku sineması. Sanırım 2017’de de sıça karşımıza çıkacak ama içlerinden biri de kaliteli ve özgün olabilse. Hint korku sineması, götte duramayan don gibi.

Pikiiiiii bu sene vizyona girmiş yada internet ortamına düşüp, sinema salonlarını es geçmiş filmlerden en çok hangilerini beğendim? Geçenler de bir arkadaşımın beni uyarıp “lan ooolum evde boş boş oturacağına bi best of 2016 yap, bak sene sonu geldi,” demesi üzerine kolları sıvadım ve 2016’da izlediğim ve aklımda kalıp bani etkileyen filmleri gözden geçirdim. İşte onlardan bazıları.

10. ARINMA GECESİ 3: SEÇİM YILI

İzmir’de olduğum bir aylık döneme denk gelmiş ve izleyemediğim için kahrolup açlık grevine girdiğim filmdir kendileri. İlk iki filmde parayı kırmış ve üçüncüsünde giderek çılgınlaşmış ve biraz da kendini politize etmiş bir film olarak karşımıza çıktı son bölüm. Filmin 4. serisi de çıkabilir gibi görünüyor.

Kuşkusuz filmin en gıcık karakteri Laney’di. Film boyunca saçını başını yolasımın geldiği gıcık karı ölünce, gözlerimi hafifi kısıp, dudaklarımı da hafifi yamultarak sinsice gülümsemiştim.

Filmin devamı gelebilir şeklinde bit gidişatı var. 6 seriye bağlar diye düşünüyorum. Peki sen olsan arınma gecesinde kendini eve mi kapatırdın, yoksa sene boyunca uyuz olduğun o kişi için hain planlar mı kurardın. Iyk, düşüncesi bile ürkütücü.

9. UNDER THE SHADOW

Bu senenin (bana göre) en sürpriz filmlerinden biri İran yapımı bir korku filmiydi. Politik ve rejim temalı bir korku filmi yaptıkları için yönetmen arkadaşı öpücülere boğuyor, bizdeki cin filmi yapan kankileri de bu filmi izlemeleri ve filmlerine biraz farklılık katmalarını diliyorum.

Filmde, İran’daki rejimden dolayı sokakta dolaşan kadının mecburen kara çarşafa bürünmesinin, kişi üzerindeki etkisi ortaya çıkmış. Tabii içinde bulundukları savaşın da buna büyük etkisi var. Film boyunca birçok mesaj vermeye çalışmışlar ve filmin korkutmaktan ziyade mesaj verici kaygısı olmuş gibi.

Kocası evden gittikten sonra kızıyla yalnız kalan bir kadının başından geçen korku dolu anların anlatıldığı film, beklemediğim ölüde beni germişti. Tavsiye edilir.

8. THE SHALLOWS

The Shallows, listeme 8. Sıradan giriyor ve o sivri dişleri ile hepimize gülümsüyor. Bu sene çekilen köpek balığı filmleri sanırım bereketli geldi ve ülke genelince hem ucuza hem de bolca balık yedik. Balıkları tavada kızartırken de rahmetli Jaws’ı anmadan edemedik. Efsane Jaws’ın kıçının kılı bile olamayacak ama daha teknolojik imkanlardan faydalanıp, bizlere daha gerçekçi köpek balıkları sunan filmlerden biriydi The Shallows.

Tatil için geldiği bir ülkede sörf yapmak için güzel bir koy bulan genç kadın bir dizi aksilikler sonrası, gözü açlıktan dönmüş ve bir o kadar da şakacı köpek balığımızın tehditi al tında bulur.

2016’da karşımıza çıkan köpek balıklı filmlerden kaliteli olanlarından biriydi bu film. Denize girme fobisi yaratıp, ayağa dolanan uyduruk bir yosundan bile tırsıp çığlıklar atmamıza neden olduğu için kendisine teşekkürlerimizi sunarız.

7. BLAIR WİTCH
Bu senenin en kafası karışık filmlerinden biri olan Blair Cadısı, yıllar öncesine dayanan hikayesi ile tekrar karşımıza çıkıyor. Yok filmin adı aslında Orman’dı da değiştirdik, yok Blair Cadısı’nın devamı yapalım dedik, yok Blair Cadısı’nın yeni çevrimi olsuni dedik falan derken ortaya karşılık, izleyiciyi de pek tatmin edemeyen bir film çıktı ortaya.
Amatör kamera gibi çekilen filmlerin babası diyebileceğimiz ve bu türün doğmasına neden olup, ben başta olmak üzere birçok kişinin küfürlerine maruz kalan filmdir kendileri. Bu ne bok olduğu belli olmayan yeni Blair Cadısının tek artısı, geçmiş filmde göremediğimiz iblisleri ufaktan da olsa bize gösteriyor olmasıydı.

Berbat demiyorum, berbattan hallice, izlenebilir diyor Blair Cadısı dosyamı burada kapatıyorum. Beklenti içerisindeki biz 90’lar gençliğini umutlandırıp, ortaya götüm gibi film çıkarttıkları için teeeesüflerimi takdim ediyorum kendilerine.

6. THE VEİL

Daha önceden de filmi yapılmış gerçek bir hikâyeye farklı bir açıdan yaklaşıldı bu filmde. Beklentimden daha iyi korkutma sahneleri ile karşılaştığımı söyleyebilirim. Filmin başrol ablası Jessica Alba’dan ziyade Lily Rabe’yi bu filmde görmek beni daha çok mutlu etmişti. Kendilerini Emerikın Hırır Sitori dizisinde görmüş, beğenmiş ve kendisini istemek için ailem ile bir kutu lokum eşliğinde girişimde bulunmuştum.

Bir grup belgeselci genç, bok varmış gibi kendilerini bir ormanda, geçmişte bir tarikat olayının yaşandığı yerde bulurlar. Bir süre sonra bu tarikat kampının bulunduğu bölgede ürkünç olaylar meydana gelir ve ödünüz ile götünüz yer değiştir.

5. LIGHT OUT

You Tube üzerinden, kısa korku filmleri izlenme rekorları kıran bir kanalın sahibi tarafından hazırlanan ve öncesi aslında yine bir kısa film olan Light Out, adamım James Wan’in dikkatini çekince olanlar oluyor ve film uzun metrajlı hale geliyor. Film, sıcak temmuz ayında sinema salonlarını neşelendirirken, benim de bir otelin cehennem gibi sıcak mutfağında ebemin sikildiği döneme denk geldiği için filmi yine sinemada izleyememiştim.

Senaryo olarak çok cezbedici olamasa da görsel efektleri ve korku sahneleri ile yürekleri ağıza getiren türdendi. Yine 2016’nın unutulmayacak filmlerinden olacağı kesin.

Filmde ailesi parçalanmış genç bir kızın, psikolojik sorunlu annesinin evine gitmesiyle birlikte geçişine dayalı bazı korkuların tekrar ederek yakasına yapışmasını anlatılıyor.

4. IN THE DEEP

Gelelim bir başka sivri dişli filme: In The Deep. 2016’nın sıkça karşımıza çıkan köpek balığı temalı filmlerinden biri olan film de yine maceraperest iki genç kızımızın sular altında köpek balığı ile cebelleşmesi anlatılıyor.

Size anlattığım The Shallows’a göre beni daha çok geren film oldu. Hem okyanusun dibindesin, hem kafesin içinde dibe çakılmışsın, hem de etrafında cirit atan birbirinden akıllı köpek balıkları kıçını kemirme derdindeler. Allaaah diyorum! Tüpünüzdeki oksijenin yavaş yavaş bitmesi de ayrıca bir dert.

İzlemeyenlere ilk önce In The Deep’i hemen ardından da The Shallows’u izlemenizi öneririm. Tabii bu iki köpek balığı filminden sonra bunalıma girip de bana küfürler yağdıracaksınız şimdiden vaz geçin ki benim de kulaklarım acı acı çınlamasın.

3. THE AUTOPSY OF JANE DOE

Film, her ne kadar 2017’de sinema salonlarında gösterilmek üzere vizyon listesine girse de internete erken düşmesi neticesinde ilgimi cezbediyor ve izliyorum. Sinemada da izlendiğinde daha da keyifli olacağını düşündüğüm film, IFC ‘den çıkan düşük bütçeli filmlerden biri olmasına rağmen ilginç senaryosu ve korkutma sahnelerinin de başarılı olmasıyla oldukça dikkat çeken filmler arasına girmeyi başardı. Hatta filmin kincisinin geleceğinden de eminim.

İnstagram sayfamda sıkça film fragmanları yayınlarım fakat bu filmin fragmanı inanılmaz ilgi gördü ve yayınladığım fragmanlar arasında ilk kez bir rekor yaşanarak an itibariyle 136.270 görüntülenme, 4.317 beğeni ve 713 yorum aldı. Tabii bu rakamlar bu yazıyı yazdığım an itibariyle geçerli. Eminim daha da çoğalacaktır.

Morgda otopsi yapan baba-oğul, morga getirilern ve bir cinayete kurban gittiği düşünülen güzel bir kadın cesedi üzerine çalışırlarken hayatlarında görmedikleri çok nadir şeyleri ceset üzerinde görürler ve olayların gidişatı hiç de hayra alamet değildir.

2. DON’T BREATHE

Favori yönetmenlerim arasında yer alan Fede Alvarez, hayatımıza Evil Dead’in tekrar çekimi ile girdi ve hemen ardından gelen Nefesini Tut ile ortalığı kasıp kavurdu. Bir James Wan filmi çıksa da izlesek derken, bir Fade filmi çıksa da izlesek demeye başladık. Nefesini Tut, yönetmenin ikinci filmi ve oldukça başarılı işlere imza atmaya devam edecek gibi görünüyor.

Film boyunca bize nefesimizi tutturacak, gözleri görmeyen bir adamın evini soymak isteyen üç gencin başından geçenlerin anlatıldı ve ilerleyen dakikalarda da izleyiciye minik sürprizler yapan film yılın en çok beğenilen gerilimlerinden biri oldu.

11.  THE CONJURİNG 2

Tabii ki herkesin tahmin edeceği gibi benim favori filmim The Conjuring 2 oldu. James Wan imzalı bu devam film, her ne kadar ilki kadar beğenilmese de yine ödümüzü bokumuza karıştırıp bizi koltuklara yapıştırdı. İkinci filmde daha çok efekt kullanılmasından mıdır nedir bilemedim ama sanırım filmin eksi taraflarından biri de buydu bana göre.

The Amityville Horror filmi ile bağlantı kurarak açılış yapan film, yine medyum çiftimizin burunlarını başka bir iblis vakasına bulaştırması ile devam ediyor ve bizi yine bizden alıyor. Bu kez filmin yıldızı olan cenabet suratlı hemşire Valak oluyor ve tabloların içinden aniden cort diye çıkmasıyla gözlerimizi pörtletiyor.

Siz bence korku filmlerine yeni başlayacak olan ve korkudan göt atıp yerinde duramayan bir arkadaşınıza bu iki seriyi art arda izletin ve sonucu görün; ya arkadaşınız geçici bir felç yaşayacak, yada bir sonraki görüşme mekanınız Karacaahmet mezarlığı olacak. 2017’de yepyeni korku ve gerilim filmleri keşfetmek dileği ile hepinize harika bir yıl diliyor, korku ve gerilimin sadece filmlerde kaldığı bir dünya diliyorum. Hadi çüüüüs.












11 Aralık 2016 Pazar

KARANLIKLAR ÜLKESİ: KAN SAVAŞLARI, GECE HAYVANLARI, WHAT WE BECOME, TELL ME HOW I DIE, PET, THE EYES OF MY MOTHER, SIREN

KARANLIKLAR ÜLKESİ: KAN SAVAŞLARI (2016)

Bu filmin kaçıncı bölümü onu bile cidden bilmiyorum. Filmin ööle manyak bir müptelası da değilim. Zaten filmi izlemeden önce, bu filmin su katılmamış bir korku filmi olmadığını da unutmamak lazım. Ölümcül Deney, Van Helsing ve benzeri tarzdaki gibi filmlerle aynı ölçüde diyebilirim. İşin içine iki kurt adam, üç tane de vampir girince, film bir korku filmi olmuyor biliyorsunuz.

Filmi ilk kez izleyecekler için, filmin ana karakteri olan Selene, filmi kendi ağzından ve yankılana yankılana fısıltılar eşliğinde biraz anlatıyor. Aynı taktiği her bölümde Ölümcül Deney filminde de görmek mümkün. Kurt adamlarla vampirlerin uzun yıllardır birbirlerini zikmekten başka bir şey yapmadıkların kısa özeti dinledikten sonra bu bölümde neler olacağına dair filme başlıyoruz.

Aslına bakarsanız filmin konusunu anlatmaya başlarsam inanın çok kısa sürecek. Çünkü film, oldukça sıradan bir senaryo ile ilerliyor. Tamamen kıçınızı koltuğunuza yaslayıp filmin görsel efektlerine yoğunlaşarak filmi izleyebilirsiniz. Gelelim filmin 3D tarafına. Filmin 3D olması filme pek bir şey katmamış, hatta şimdiye kadar izlediğim en kötü 3D aksiyon diyebilirim. Olmasa da olurmuş diyor, kurt adamları Eminönü hayvan pazarına, vampirleri de kızılay kan merkezine emanet edip filmin özetini Selene gibi sizlere kıssssacuk anlatmak istiyorum. Hadi bakalım…

Efenim uzun yıllar boyunca anlaşamayan ve iktidarı ele geçirip, herkesin efendisi olmak isteyen vampirlerden mi yana olsam, yoksa o insan azmanı kurt adamlardan mı yana olsam diye düşünürken, her iki ucu da boklu değnek lafına geliyorum ve allah hepsinin cezasını versin diyerek filme başlıyorum.


Selene’nin melez kızı ortalıklarda görünmemektedir ve saklanmaktadır. Selene’nin bile kendi kzıının nerede olduğundan haberi yoktur ve her iki ırkın da peşine düştüğü bu melez kızın kanına ihtiyaçları vardır. Bir damla kan, daha çok güç ve iktidar getirecektir. Ahan da bu kadar. Hadi herkese iyi 3D’ler.

Yönetmen:Anna Foerster
Senaryo:Cory Goodman, Kyle Ward, Kevin Grevioux
Ülke:ABD ABD
Tür: Aksiyon, Korku
IMDb:6.3
Vizyon Tarihi:02 Aralık 2016
Dil:İngilizce
Müzik:Michael Wandmacher
Web Sitesi:Filmtrailer filmes oldal [HUN]
Çekim Yeri:Prague, Çek Cumhuriyeti


GECE HAYVANLARI (2016)

Dram-romantik, dram-gerilim, gerilim-romantik türlerinde Türkiye sinemalarında gösterime sokulan filmin tür kısmına daha fazla ekleme yaparak biraz daha izleyici yanılmasına neden olaydınız keşke. Filmler ülkemizde gösterime girerken, isimleri ticari kaygılar nedeniyle abuk subuk çevriliyorlar. Filmin bir sahnesinde biraz gerilim varsa hemen bu filmi gerilim kategorisine sokmak ta yine ticari kaygılar nedeniyle meydana geliyor.

Sadece başlangıcı itibariyle işkence filmi gibi hissetmeye başladığım film, çok farklı bir hikâyeye doğru ilerledi. Alakasız bir düşünceye kapıldığımı birkaç sahne sonra anladım. Film yavaş yavaş yavaş insan, kadın-erkek ilişkilerine doğru kayarak biraz farklı bir hal almaya başladı. Bu arada film, bir kitap uyarlamasıymış. Unutmadan; filmin sonu açık kapı olarak bitiyor ama bu kez devamı gelecek anlamında kullanmıyorum bu açık kapıyı. Kadın karakterin bakışları aslında filmin bitmediği yönünde geldi bana. Kafanızda birçok son yaratabilmeniz için izleyiciye bırakılmış gibiydi. Film de kullanılan bazı sembolik şeylere de dikkat etmenizi öneririm. Bir sahnesinde, bir tabloda gördüğümüz çıplak bir kadın bedeni, bir başka sahnede karşımıza ölüm olarak da yansıyabilmekte.

Kocasını terk eden ve bir sanat galerisi sahibi olan bir kadın, eski kocasının kendisine yolladığı bir kitap taslağını okurken, kendi geçmişi ile ilgili bazı karanlık köşelere gider.


Yönetmen:Tom Ford
Senaryo:Tom Ford, Austin Wright
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:8.0
Vizyon Tarihi:09 Aralık 2016
Dil:İngilizce
Müzik:Abel Korzeniowski
Web Sitesi:Resmi Facebook Sayfası
Bütçe: $22,500,000
Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD


SORGENFRİ (WHAT WE BECOME) 2015

Danimarka yapımı, çok da sıra dışı olmayan ve neredeyse tüm zombi filmlerinin klişelerinin yer aldığı filmi öööle çok sevemedim sanırım. Walking Dead, World War Z, ya da eskilerden Yaşayan Ölülerin Dönüşü gibi filmleri izledikten sonra biraz yavan kalacak bir film demeliyim. Ama zombi meraklısıysanız kaçırmayın derim. En azından bir zombi filmi daha izlemiş olursunuz.

Ben bile zombi filmlerinden pek hoşlanmamama rağmen, sıkı bir korku filmi avcısı olarak bu tarz filmleri de bulup ortaya çıakrtmayı ve izlemeyi üstüme vazife biliyor, zombi filmlerinin klişelerini ezbere biliyorum. Nedir efenim bunlar? Bir sabah uyanırsın ve bi bakarsın ne boktan geldiği belirsiz bir virüs dünyayı sarmış ve yavaştan yavaştan herkes ölüp ölüp diriliyor. Bir başka şey de bu zombilerin normalde çok ağır hareket etmeleri ama günümüzde artık daha aksiyon takılan zombilerin türemesi. Yalnız bu filmdekiler hızlı mıydılar unuttum valla. Fragmana bir göz atın derim. Bir başka klişe de aile içi duygusal zombi bağı. Nasıl oluyor efenim bu? Anne zombiye dönüşmüştür ve onu çok seven kocası ya da çocuklarından biri onu mecburen öldürmek zorundadır. Salya-sümük ağlaya zırlaya anne zombi öldürülür. Aklıma gelenler bunlar.

Filmin konusuna gelecek olursak… Mutlu mesut yaşayan bir mahalle halkı. Kendi aralarındaki birtakım ilişkiler eşliğinde sıradan bir şekilde ilerleye dursun, ana haber bültenlerinde bir hastalığın yayıldığına dair haberler çıkmaktadır. Millet bu hastalıktan korkmaya başlar. Başlarda tuhaf bir şekilde yayılan grip tarzı bir hastalık sanılırken, askeri güçlerin devreye girip, ev ev yapılan kontroller sonucu bazı evleri karantinaya alındığı görülür. Filmdeki baş rolde yer alan ailemiz için de ayrılık taktiridir ve bir taraftan askeri güçlere, öte yandan çılgın ve (açlıktan geberen dicem olmayacak, herifler zaten geberik vaziyetteler) zombilerle mücadele etmek zorundadırlar. İlginizi çektiyse buyurun bakalım. Film sizindir.

Yönetmen:Bo Mikkelsen
Senaryo:Bo Mikkelsen
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:5.8
Vizyon Tarihi:10 Ekim 2015
Dil:Danimarkaca
Müzik:Martin Pedersen
Nam-ı Diğer: What We Become





TELL ME HOW I DIE (2016)

Bir grup ööörenci, yeni bir ilacın testi için kendilerini kobay fare gibi ortaya atarlar. Paraya ihtiyacı olan bu genç grup, “bu ilacın yan etkisinden n’ooolacak ki, biz aldııımız paraya bakarız,” derler ve ebelerinin amını görmelerinin akabinden en büyük yan etki olan geleceği görme gibi bir durum yaşarlar. Hemi de kendi ölümlerini görürler. Nasıl konu ama? Güzel değil mi? Güzel olmasına güzel, hatta biraz da Son Durak vari diyebiliriz ama öööle Son Durak gibi büyük bütçeli bir film beklemeyin, avucunuzu yalarsınız.

İzleyici yorumlarını okuduğumda, hımmm ilginç bir filme benziyor deyip atladım izledim ama çok da süper bulmadım. Birkaç sahnesinde yerimden hoplamış olabilir, bazı tuzak sahnelerinde gerilmiş olabilirim ama filmin daha heyecan verici olamasını, daha iyi görsel efektlerle süslenmesini isterdim.

Filmde, ilaç deneği olarak işe başlayan genç gruptan bazıları, askeri kampta gibi sıkı yönetime gelemez ve götlerini hemen bu merkezden kurtarmaya bakarlar. Bu arada ilacın beklenmeyen yan etkisi de giderek şiddetini arttırmaya başlayınca panik de artar. Hafıza ile alakalı üretilen bu ilaç, gençlerden bazılarına geleceğe dair halüsinasyonlar gördürür. En kötüsü ise bu görüntülerden birçoğu kendi ölümleridir. Kaderinden kaçamazsın hesaaabı sıralarını bekleyen gençler bu merkezden kaçmaya kalkarlar fakat etrafları da bazı tuzaklarla kaplıdır. Sikiyorsa kaç bakalım bu hapishaneden. İzleyin derim. Çok matah olmamakla birlikte çok da kötü değil. Hadi çüssss.

Yönetmen:D.J. Viola
Senaryo:James Hibberd, Warren Thomas, D.J. Viola
Ülke:ABD ABD
Tür: Gerilim
IMDb:5.0
Dil:İngilizce
Müzik:José Villalobos
Web Sitesi:Resmi Facebook Sayfası
Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD



PET (2016)

Şini size anlatacağım film, ölümsüz bir aşk hikayesi konulu. Filmin yarım saatinden sonra izleyiciye ters köşe yapıp,” tililiyuuuu sizi kandırdım diyen,” ve olayların akışını biraz değiştiren, değiştirirken de birazcık düşündüren bir film anlatıcam size.

Bir hayvan barınağında çalışan pısırık, kimse tarafından pek dikkat çekmeyen ama bi o kadar da miki fareninin kıçı gibi sevimli suratlı Seth isimli arkadaşımız, abazan abazan ortalıklarda dolaşır ve kendi gözüne kestirdiği ve okul arkadaşı olduklarını düşündüğü bir kızın götüne zehirli kene gibi yapışır. Otobüste, kızın çalıştığı kafede, hatta internet ortamında Holly’i takip eden Seth, kızımızın hoşlandığı şeyleri keşfetmeye çalışır ve ona hediyeler yollayarak çeşitli sürprizlerle kızımızın gönlünü çalmaya çalışır.

Holly ise bir başkasına gönlünü kaptırmıştır. Sevgilisinin barmenlik yaptığı mekâna gider ve Seth ile burada karşılaşır. Seth’in lağım faresi gibi her delikten çıkmasından rahatsız olan Holly kız, Seth’e basar kalayı. Bir de bu yetmiyormuş gibi kızın sevgilisi tarafından da sikilmiş eşeğe benzetilince barın kapısında o lanet olası kıçını bulur. Kovulur yani.

“Ya benimsin ya gara dopraaan.” Diyen Seth, Holly kız için bir plan yapar ve ölümsüz aşkı karşısında yapabileceği tek şeyi yapar. Bu olay neticesinde başına gelmeyen Seth, “sikerim böyle aşkın ızdırabını,” der ve olayların akışına kendini bırakır. Herkese iyi seyirler diler, bir sonraki çok tuhaf ve acaaaiiip film yazıma kadar esenlikler dilerim. Hadi çüüüüüs.


 Yönetmen:Carles Torrens
Senaryo:Jeremy Slater
Ülke:İspanya İspanya, ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:5.9
Dil:İngilizce
Müzik:Zacarías M. de la Riva





THE EYES OF MY MOTHER (2016)

Nuri Bilge Ceylan korku filmi çekmiş de haberimiz yok, dersem inanmayın tabii. Ama bazı sahneler var ki aman tanrım, neredeyse Nuri abimizin filmlerinde olduğu gibi fotoğraf gibi kalıyor ekranda. Bir de siyah beyaz. Çok ağır ilerleyen, her korku filmin tarzı olamayacak türden fekaaaat festivallerde ödüle doymayan filmler vardır ya, hah işte öööle bir şey bu film de. İzlerken sıkan, ara ara biraz geren, “hadi bakiiim şimdi benden ne anladın ey izleyici,” diye bir de izleyiciye hesap soranlardan. Film için boktan demiyorum, düşündürmesini seven filmlerden diyorum. Ah ne çektin be korku filmi izleyicisi ne çektin.

Çocukluğu bir çiftlik evinde geçen Francisca, çocukluğuna ait bazı kötü anıların da gelgitleriyle kötü bir ruh halinde, tek başına bugünlere kadar gelmiştir. Gözlere karşı takık olan kızımız, bu çiftlik evine kendini kapatarak kafasında yarattığı aile ile yaşar fakat hayatına dahil ettiği bazı kişileri de karanlık bir dünyaya doğru sürükler.

Filmin tamamı siyah beyaz çekilmesine rağmen karanlık ruh halinden dolayı çok ilgimi çeken görüntülere rastlayamadım. Frencisca ile bunalıma girmek, girdiği o bunalımdan çıkamamak istiyorsan iyi seyirler.

Yönetmen:Nicolas Pesce
Senaryo:Nicolas Pesce
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku
IMDb:6.5
Dil:İngilizce, Portekizce
Müzik:Ariel Loh






SIREN (2016)

Universal logosu ile başladığına göre, aaaalah güzel çıkabilir bu film dedim ama tırtlar tırtı bir film çıktı karşıma. Ha-tabii bana göre. Tekrar etmem gerekirse herkesin film algısı farklıdır ve belki de benim sevemediğim bu filmi siz sevebilirsiniz. O zaman biraz bahsedeyim.
V/H/S isimli, kısa korku filmlerinden oluşan seriyi hatırlayacaksınızdır. Zaten bu filmi de Korkukolik Blog’da anlatmıştım. Arama zahmetinde bulunursanız geçmiş postlarımda karşınıza çıkacaktır. Bu kısa filmlerden biri olan Ameteur Night, çok sevilmiş miş ve hemen uzun metrajlı filme aktarılmış ve karşımıza Siren çıkmış. Valla yalan yok, bu kısa film benim hiç aklımda kalmamış. Nasıl bir şey olduğunu da unutuvermişim ama uzun versiyonundan da pek memnun kalmadığımı ifade etmeliyim. Uyduruk bir senaryo ve 80’li yılların görsel efektleri bir araya gelip, uyduruk oyunculuklarla da eklenince filmi sevemeyeceğimi anladım ve Universal beni böylelikle şaşırtmış oldu.

Bekarlığa veda etmek üzere olan genç bir adam, arkadaşlarını kıramayarak bir striptiz kulübüne giderler. Damat adayının sex yapmasının yasak olduğu bu gecede tüm herifler, koca memeli ama pek de beğenmedikleri hatunlardan memnun kalmaz. Tam da bu sırada kulüpte esrarengiz, pezevenk tipli bir herifle tanışırlar. Bu herif bizim çocuklara bolca amcığın olduğu özel bir kulüp bildiğini vaat eder. Bizimkilerde şeftali tatlısının kokusunu duymuşlarcasına pezonun arkasına takılırlar ve bir malikaneye giderler.

Evet, içeresi kadın ve sex kaynamaktadırlar. Tuhaf bir ödemin ardından genç adamlar istedikleri gibi eğlenmek için dolaşmaya başlarlar. Bu esnada genç damat adayımız tanıştığı ilginç bir striptizci kadının tutsak olduğunu görür ve bunun şovun bir parçası olduğunu sanarak kadını serbest bırakır. Böylelikle karanlık bir gücün onların kıçına yapışması da an meselesi haline geldiğini anlarlar.

Yönetmen:Gregg Bishop
Senaryo:David Bruckner, Ben Collins, Luke Piotrowski
Tür: Korku
IMDb:5.9
Müzik:Kristopher Carter
Çekim Yeri:Savannah, Georgia, ABD