28 Kasım 2016 Pazartesi

OUIJA: ORIGIN of EVIL, FEAR, INC., TRASH FIRE, TRICK’R TREAT, RADIO SILENCE, LATE SUMMER

OUIJA: ORIGIN of EVIL (2006)

2014’te büyük umutlara kapılıp izlediğim Ouija filminden sonra daha iyi bir ikinci film ile karşılaşmayı hayal ederken, bir öncekinden hallice sıçmık bir film karşıma çktı. İnstagram hesabımda insanlar ikiye ayrılmış gibiydiler; filmi beğenenler de vardı, beğenmeyenler de. Sanırım çoğunluk beğenmeyendi. Film internete düşmesine rağmen sinemada izlemeye karar verdiğim için yine çenesi düşük ergen grubu ile birlikte kâh onlara içimden küfür ederek, kâh orta parmak göstererek filmi izlemek zorunda kaldım.

İlk filmin berbatlığını biraz daha kapatmaya çalışalım demişler ama filmin sıkıcı gidişatı bu açığı biraz daha açmaya gayretinde olmuş. Bana göre filmin en güzel taraflarından biri 60’lı yıllarda geçiyor olması ve o yılların dekorunu güzel yansıtmış olmalarıydı. Kılık kıyafet, saç tasarımları, eşyalar pörfektti ama “kim siker dekoru, 60’ları, bizi korkutacak ve heyecanlandıracak film lazım lan,” diyorsanız babayı alırsınız. Yani babanızı alır sinemaya gidersiniz demek istedim yanlış anlamayın.

Evet; film aslında izlenmeyecek kadar kötü değil ama insan biraz hareket arıyor bu tarz filmler de. Benim de bu tarz bir hayalim vardı ama babalara gelme durumu ve üstüne üçün biri de eklenince bize yine göründü çükümün yolları. Filmin sonlarına doğru hareketlenmeye başlayan filmi, tavanda hamam böcekleri gibi dolaşan iblisler bile kurtaramamış ne yazık ki. Durum bööle olunca kaderimize katlanıp filmi sonuna kadar izledik. Ha bu arada filmde hoşuma giden şeylerden biri de dijital film gösterme tekniğinden önce makaralı sistemle (35mm) izlenilen filmler gibi efektler yapmışlar. 90’lı yılların sinema filmleri tadında olmuş diyebilirim.


Dul anne ve iki kızı kendilerini insanları mutlu etmeye adamış ve hayatlarını sahte ruh çağırma olayı ile idare ederek kazanmaktadırlar. Evlerinde kurdukları sahte ruh çağırma seansları, evlerine giren bir Ouija tahtasıyla birden gerçeğe dönerek, birtakım sırların açığa çıkmasını ve hemen arkasından korkutucu olayların gelmesini sağlar. Evin küçük kızına dadanan bir iblis, geçmişlerine dair bazı gizemli olayların da başlangıcı olur. 


Yönetmen:Mike Flanagan
Senaryo:Mike Flanagan, Jeffrey Howard
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
ımdB:6.3
Vizyon Tarihi:18 Kasım 2016
Dil:İngilizce
Müzik:The Newton Brothers
Bütçe: $6,000,000 / Hasılat: $14,065,500
Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD


FEAR, INC. (2016)

Filmin sonu değilde, sonuna doğru karşıma çıkan ve daha önce American Horror Story’de, moron karı Pepper tiplemesiyle izlediğimiz ve hayran kaldığımız Naomi Grossman karşıma çıkınca daha çok şaşırdım ve birazcık da mutlu oldum. Filmin sonu ters köşelerle bitiyordu ve beni çok da fazla etkilemedi diyebilirim. Sonuç itibariyle bolca ters köşeye hazırlıklı olun.

Filmde aynı bizim gibi korku filmi sevgisini kıçının doruklarında yaşayan bi abimiz var. Tabii o da aynı bizim gibi korku temalı şeylere bayılıyor. Bu arada kimin aklına gelirdi ki Fear, ınc adında bir korku şirketi olsun. Yani şöyle düşünün; bu şirketin müşteri hizmetlerini arıyorsunuz, karşınıza çıkan boğuk sesli herife “beni korkutun, ya da arkadaşıma şaka yapmak istiyorum onu korkutun,” diyorsunuz ve onlarda canla başla o kişiyi ya da sizi gerçek hayatta korkutmak için ellerinden gelen her boku yiyorlar. Hatta taaaaa ki siz korkudan ölene, ama cidden ölene kadar.

Korku filmlerine ve korku temalı her şeye hayran olan Joe, bir hafta sonu kankalarını da toplayıp ultra lüx evlerinin havuz başında daşşak keyfi yaparlarken, bir den sıkıldığını farkeder. Hani illa rahat batacak ya bu götoşa… Daha önceden gittikleri bir korku evinde karşılaştıkları cüceden hallice amcanın veridği bir kartvizit gelir aklına ve Fear, Inc isimli korku şirketini arar. Kısa bir telefon konuşmasının ardından “biletimiz kalmadı siktir git,” yanıtını alır ve telefon suratına kapanır. Ve bu telefon konuşmasının ardından hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Biraz korku, azıcık da komedi diyebiliriz. Herkese şimdiden iyi seyirler. 

Yönetmen:Vincent Masciale
Senaryo:Luke Barnett
Ülke:ABD ABD
Tür: Komedi, Korku, Gerilim
IMDb: 5.6
Dil:İngilizce
Müzik:Dustin Morgan






TRASH FIRE (2016)

Hadi size yine tuhaf bir film daha anlatayım. Hani bazen böööle festival tarzı film diye adlandırdığım türden filmlerden anlatıyorum ya, hah işte bu film de aynen öööle bir film. Filmi keşfettiğimde korku-komedi-romantik yazmışlar ama filmi izledikten sonra dram-gerilim diyebileceğim, hatta gerilimi sonlarına doğru yaşatan ama öööle aman aman bir gerilim hattında dolaştırmayan bir film diyelim bu tuhaf film için.

Geçmiş, geçmişe dair yaşanmışlıklar, kişi üzerinde yarattığı travmalar, bastırılmış bazı şeyler üzerine karmaşık gibi görünen bir film çıktı karşıma. Oyunculukları sanırım beğendim. Hikaye olarak korku tarzı bir film beklerken oldukça dramatik bir hikaye ile karşılaşamam beni biraz şaşırttı. Çünkü filmi keşfettiğimde bu tarz bir film olduğunu bilmiyordum. Filmdeki bazı şaşırtıcı sahneler de yine beklenmedik bir şekilde karşıma çıktı. İzlemek isterseniz bu sıkıcı filmi size biraz sararak anlatayım o halde.

Psikolog sahnesi ile açılışı yaptığımız filmin ana karakteri olan Owen, kafayı sıyırmaya yaklaşmış, bir o kadar da taşaklarını her yerde rahatça sererek rahat davranacak kadar da geniş, epilepsi hastası ve aynı zamanda da panikatak bir hastalık hastasıdır. Bu durum sevgilisi ile arasını açacak boyutlara kadar gelmiştir. Bir gece bu ikisi sevişirlerken, Owen kızı bacakomza pozisyonunda düdüklerken aniden geçirdiği bir krizden sonra Owen’nin durumu iyicene ciddileşir. Sevgilisi, Owen’i kaptığı gibi, Owen’nin çatlak büyükannesinin ve odasından hiç çıkmayan kız kardeşinin yaşadığı eve götürü. Çatlak nine kızdan hiç hoşlanmaz. Owen, bu eve gelmesiyle birlikte geçmişe dair yolculuğa çıkarak kendi ile yüzleşir. Her şey bununla da kalmaz ve çatlak ninenin onlar için tuhaf sürprizleri vardır. Owen çıktı bu yolculukta daha mı iyi olacaktır, yoksa her şey daha mı boka bulanacaktır. Hadi buyrun…

Yönetmen:Richard Bates Jr.
Senaryo:Richard Bates Jr.
Tür: Komedi, Korku, Romantik
IMDb: 6.0
Vizyon Tarihi:23 Ocak 2016
Müzik:Michl Britsch







TRICK’R TREAT/ CADILAR BAYRAMI KATLİAMI (2007)

Hay kafanıza balkabağı düşsün emi. Peşinen söyleyeyim, ben filmi o kadar da beğenmedim. İzle aaabi, izle aaabi, diye diye en sonunda filmi bana izlettiniz. Ha, evet eğlenceli tarafları yok değil ama IMDb puanını da o derece hak etmiyordu bence. Sanırım kendi hemşerileri oylamış filmi. Yanlış anlamadıysam birçok hikâyeye sahip olan film, bir tek sonda buluşuyor ve bizlere cadılar bayramı hakkında da bolca bilgiler veriyordu. Bu arada bu filmi neden bunca yıl geciktirmişim anlayamadım.

Filmde bolca balkabağı izleye izleye neredeyse ben de balkabağı götlü oldum diyebilirim. Hoş, son zamanlarda aldığım kilolar da bunu gösteriyor zaten. Al benim götü, oy, içine mum koy yak, o derece. Filmdeki Halloween atmosferini tabii ki de çok sevdim. Hatta bazı sahnelerde, halloween partileri verilirken, püh bee keşke ben de orada olaydım, dediğim olmuştur. Bu arada o kurt kadına dönüşen kız, True Blood dizisinin yıldızı değil miydi? Şu ara izlediğim iki dizinin oyuncularını sinema filmlerinde görmeye alıştım.

Film boyunca 4 ayrı hikâye izleyeceksiniz. Bilmem mutlu olur musunuz ama film boyunca bize eşlik eden balkabağı kafalı minik dostumuza pek güvenmeyin derim. Her ne kadar, o bocuk gözleriyle çok sevimliymiş gibi görünse de kızdırılmaya hiç gelmiyor. Herkese iyi seyirler.

Yönetmen:Michael Dougherty
Senaryo:Michael Dougherty
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:6.8
Dil:İngilizce
Müzik:Douglas Pipes
Çekim Yeri:Delta, Britanya Kolumbiyası, Kanada
Nam-ı Diğer: Trick or Treat



RADIO SILENCE (2012)

Hadi şimdi size 2012, Alaman yapımı bir filmi anlatayım. Bu film daha önce gözüme çarptı mı çarpmadı mı emin olamadım ama lanet olası telefonumda kafamı kaldırıp da filmin içine bir türlü giremedim. Son dönemlerde cep telefonumu rondo ile püre haline getirip, üretildiği edildiği ülkeye deniz yolu ile yollamak için hela deliğinden dökmek istiyorum. Filmden anlamadım değil, sadece tam olarak filmin içine giremedim.

Az mekân, az oyuncu bir gerilim filmi yapılır mı, tabii ki yapılır. Bu da bu tarz filmlere örnek diyebilirim. Çok başarılı mı, yine değil ama kendini izlettirmeyi başarabiliyor. Ce telefonuma rağmen. Radyonun o sıcak ve kendinle seni baş başa olduğunu düşündüren o güzel büyüsü, ilerleyen sahnelere doğru bir seri katilin ortaya çıkıp, radyo programcısı abimizi aramasıyla biraz daha bozulup gerilimli anlara neden oluyor. Filmin sahne geçişlerini beğendiğimi de belirtmeden geçemiciiiiim.

Radyoda seri katil ve cinayet hikayeleri anlatan programcı abimiz, ilerleyen saatlerde programına canlı yayında katılan bir seri katilin onu zor duruma sokmasıyla devam ediyor. Seri katilimizin yüzünü filmin hemen başlarında görüyoruz ve bu keltoş ve bulmaca seven katilin neden radyo programcısını seçtiğini ise sürpriz bir sonla filmin sonlarına doğru göriciiiiz. Herkese şimdiden iyi seyirler.


Yönetmen:Marco J. Riedl, Carsten Vauth
Senaryo:Marco J. Riedl, Marc Steinicke
Ülke:Almanya Almanya
Tür: Gerilim
IMDb:5.2
Dil:İngilizce, Almanca
Müzik:Andrew Reich
Nam-ı Diğer: Radio Silence


LATE SUMMER (2016)

Bu hafta sana hep ilginç konulu filmler anlattığımı düşünüyorum. İşte bunlar biri de Late Summer, yada bir diğer adıyla Sensommer. Film Norveç-Fransa yapımı olarak kaşıma çıktı. Konusunu okuduğumda hoşuma gitti ve hemen fragmanını da izledikten sonra, filmin daha çok gizem olduğunu anladım. Filmi izledikten sonra ise türü hakkında söyleyebileceğim tek şey: Gizem.

Orta ağırlıkta ilerleyen, zaman zaman Agatha Christie romanları gibi gizemli giden ama ben sanatsal bir yapı da taşıyorum diyen filmin oyunculukları ve filmin karakterlerini sevdim. Kocaman bir malikanede tek başına yaşayan yaşlı bir kadının evinin her odasından hayaletler çıkmasını beklerken, daha gerçekçi bir hikâye ile karşılaşıyoruz.

Yaşlı teyzemiz günlerini saray yavrusu ve bir o kadar da ürkütücü evinde son günlerini geçirirken, cenaze töreninin nasıl yapılması gerektiğine dair, cenaze işleri müdürüyle çene çalar. Bu esnada kasabaya yeni gelen gezgin bir çift, motosikletleri ile kasabaya giriş yapmıştırlar ve bir şekilde bu teyzemiz ile yolları birleşir.
Motorları arıza yapan çift, kadının mülküne girerek ondan yardımcı olmasını isterler. Kadın eline çifteliyi alır ve kapıya çıkar. Fakat anlar ki zararsız olan bu çiftin gerçekten yardıma ihtiyacı vardır ve onları bir geceliğine eve alır.

Bir geceliğine kalmaları gereken evde birkaç gece kalan yüzsüz evli çift, bu evi kendi evleri gibi kullanır, hatta yaşlı ablamızın karşısında bir de utanmadan çırılçıplak dolaşma gibi bir de terbiyesizlikte bulunurlar. Kadınceğiz de bakıyor ki bu iki dangalaktan kurtulamıyorum, bari kendi yöntemlerimle bu çifti evimden def edeyim. Kısa bir süreliğine evde kalan çiftin ve yaşlı teyzemizin hayatı biraz değişecek, geçmişe dair bazı şeyler ortaya çıkacak ve gizemli birkaç gün onları bekliyor olacaktır. Anlatımımdan bir bok anlayabildiyseniz herkese iyi seyirler. Hadi, görüşürüz.


Yönetmen:Henrik Martin Dahlsbakken
Senaryo:Henrik Martin Dahlsbakken, Kamilla Krogsveen
Ülke:Norveç Norveç, Fransa Fransa
Tür: Dram, Gizem, Gerilim
IMDb:5.2
Dil:İngilizce, Fransızca, Norveççe
Müzik:Magnus Murel

13 Kasım 2016 Pazar

CUBE, HELAK: KAYIP KÖY, LAKE MUNGO, UNDER THE SHADOW, THE UNSPOKEN, THE GOOD NEIGHBOR, SAWNEY: FLESH OF MAN

CUBE/ KÜP (1997)

Bir dönem, “hangi filmi izlemek istersin?” diye sorma inceliğinde bulunup, ardından kendi seçtiği filmi bize zorla izleten odun bir sevgilim olduğu için Cube filmini de istemeyerek olsa da izlemek zorunda kalmıştım. Aradan yıllar geçti tabii. O dönemler ben de eski filmlere karşı aciiiip bir şekilde takıntılıyım. Eski film denilince kafamdaki üç tel saç bile havaya dikiliyor. Çok sonraları eski filmlerin, bilhassa 70’li yılalrın korku filmlerini keşfettikçe püüüüü bana diyerekten hayıflandığım da olmuştur. Küp filminin yeni çıktığı dönemlerde filme karşı ilgi göstermeyip, yıllar sonra bugün filmin orijinal dvd’sine de para vermek böyle bir şey sanırım.

Daha henüz piyasada Küp gibi tuzak içerikli filmler falan yokken, Testere yada türevlerinin Küp’ten ilham alındığını düşünmek çok da zor değil aslında. Bilimkurgu ve gerilimin iyi örneklerinden olan Küp filminin pek neticeye varmayan, belki de neticeyi izleyiciye bırakan sonu vardı ve devamının geleceği de kesin bir sonuçtu… Öyle de oldu. Küp’ün sonraki bölümlerini izledim mi izlemedim mi inanın hatırlamıyorum bile. Serinin çok fazla müdavimi olamadım. Ama her şeyin ilki makbuldür diyor, pek çoğunuzun bildiği bu filmi ben de en eğlenceli bir şekilde sizlere anlatmak istiyorum.


Bir Amerikalı, bir Fransız, bir Alman ve bir de aralarında bir Tük olan bir grup insancık bir adaya düşerler hesaaabı başlayan fıkralar gibi, çeşitli meslek gruplarına ve farklı karakterlere sahip bir grup insan bir küpün içinde gözlerini açarlar. Filmdeki küpün, bir definede çıkartılan bir altın küpü olmasını caaanı gönülden dilerken, orada bulunan kişiler tarafından bile geç farkedilen ve kimlerin bu küp şeklindeki yapıyı yaptıklarını bilmeyen ürkütücü bir küp çıkar ortaya. Küpün içinde birçok küp şeklinde odacık daha vardır ve tuzaklı odalardan kurtulup çıkışa ulaşabilmek, içeride gözlerini açan bu insanların yeteneklerine bırakılmıştır. Çıkışı arayan insanlar için korkutucu, paranoya dolu ve hatta ölümle burun buruna gelebilecekleri bir macera başlamıştır. 

Yönetmen:Vincenzo Natali
Senaryo:André Bijelic, Vincenzo Natali, Graeme Manson
Ülke:Kanada Kanada
Tür: Gizem, Bilim-Kurgu, Gerilim
IMDb: 7.3
Vizyon Tarihi:29 Haziran 2001 (Türkiye)
Dil:İngilizce, Almanca
Müzik:Mark Korven
Çekim Yeri:Toronto, Ontario, Kanada


HELAK: KAYIP KÖY (2015)

Her ne kadar büyük şehirlerin kalabalığına ve pisliğine alışsak da arada bir köy hayatı yaşamak ister, bir an önce yaz gelse de köve kaçsak ya laaa, dediğimiz olur. Köyün serin sularından, temiz havasından, tarlasından, dalından koparttığımız meyvesinden faydalanmak kulağa cazip gelse de gecesinin gündüzünün belli olmadığı, seni geçmişteki günahlarınla yüzleştirdiği esrarengiz köy halkı ile, gecenin bir vakti cinlerin köy meydanında tey tey tey diyerekten halay çektiği bir köyde vakit geçirmeyi de istemezsiniz sanırım. Şimdi size anlatacağım film, işte tam da böyle bir film: Helak: Kayıp Köy.

Özgür Bakar’ın yönettiği ve senaryosunu yazdığı filmi izlemek yeni kısmet oldu. Film vizyona gireli oldukça uzun zaman olacak, hatta araya yönetmenin başka filmleri de girdi. Bir köydeki yeraltı mezarlıklarından esinlenerek çekilen film de, geçmişe dair korkunç bir sırrı saklayan karakterlerin bir süre sonra kendileri ve köy halkı ile yüzleşmeleri anlatılıyor. Filmin birçok yerinde karanlık köy ambiyansı oldukça ürkütücü.

Apar topar evlerinden ayrılan bir aile, konuşma engelli çocuklarını da yanlarına alıp, birkaç günlüğüne bilmedikleri bir köye gelip, burada üç-dört gün geçirme derdindedirler. Oldukça esrarengiz davranan aile, köyün esrarengiz halkıyla da karşılaşınca götü biraz yusufa bağlarlar. Tuhaf köy halkı bir süre sonra daha da garipleşmeye, gündüz vakti hava zifiri karanlık olmaya, korkunç kabuslar uykularının arasına girmeye başlayınca, alemiz de kabusla gerçek arasında korkunç birkaç gün bu köyde geçirmek zorunda kalacaklardır. Yapmamaları geren bir tek şeyi çoktan yapmış, cenaze arabasını takip etmişlerdir bir kere. 


Yönetmen:Ozgur Bakar
Senaryo:Ozgur Bakar
Ülke:Türkiye Türkiye
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:3.8
Vizyon Tarihi:22 Mayıs 2015 (Türkiye)
Dil:Türkçe




LAKE MUNGO/ MUNGO GÖLÜ (2008)

Hayaletli filmleri seviyor diye, daha önceden bir arkadaşıma tavsiye edip kendim izlemediğim filmlerden biriydi Mungo Gölü. İzlemeyip de iyi bok yemişim diye de hayıflandım filmden sonra. Çok süper olmasa da sonuna kadar ilgiyle izlememe neden olan güzel bir filmdi. Daha doğru belgesel ayarında çekilmiş filmlerden biri desek daha yerinde olur. Bu tarzda beğendiğim ve ödül alan filmlerden biri de Hayat Avcısı filmiydi. Oyuncuların yer aldığı, ama oldukça gerçekçi olan bir belgesel canlandırmaydı. Mungo Gölü için de bir belgesel canlandırma diyebiliriz.

Filmi çalışırken ve hatta gündüz gözüyle izlememe rağmen, bazı sahnelerinde beni korkutmayı başardı. Başlarda klasik bir hayalet hikayesi gibi görünse de, sonlara doğru biraz astral seyahat, biraz paralel yaşantılar gibi konulara da ufaktan giriş yapıyor gibiydi. Olayı tadında bırakalım der gibi biten filmin, sessiz, ağır ilerleyen kamerası ve karanlık oda ve diğer mekanlarını sevdim. Hatta gece izlerseniz birkaç yerinde bile hoplamanız garanti.

Genç bir kızın sırlarla dolu ölümü ailesini çok etkilemiştir. Fakat bir süre sonra bazı fotoğraflarda ve video kayıtlarında kızlarına benzer silik bir kız görmeleri ile birlikte kuşkulu anlar yaşarlar. Acaba kızları hala yaşıyor mudur?  Tanıştıkları bir medyum aracılığı ile olaylar farklı bir boyut kazanacaktır. İşin içine kızın özel yaşantısı ve arkadaş grubu da yavaş yavaş dahil olmaya başlayınca ürkütücü ve bir o kadar da sırlarla dolu bir yolculuk başlar.

Yönetmen:Joel Anderson
Senaryo:Joel Anderson
Ülke:Avustralya Avustralya
Tür: Dram, Korku, Gizem
IMDb: 6.1
Vizyon Tarihi:18 Haziran 2008 (Avustralya)
Dil:İngilizce
Müzik:Dai Paterson




 UNDER THE SHADOW (2016)

“Amaaaan bir tane desenli çarşaf var, film boyunca uçuşup duruyor,” diyebilirsiniz belki ama aslında film istediği konuyu gayet başarılı bir şekilde anlatabilmiş. Bir çocuğunuz filmi yüzeysel olarak izledikten sonra “beğenmedim” diyebilir. Ama dikkat ederseniz eğer, filmin alt katmanında anlatılmak istenilen konular, mesaj veren şeyler var. Bu yüzden bu filmi izlerken biraz düşünerek de izlemenizi tavsiye edicem.

1988 yılında İran-Irak savaşında çocuk olmak, bilhassa tek başına kadın olabilmek, ya da İran’da kadın olabilmek gibi mesajları bize yansıtıyor. Bütün bunları bize yaparken de aslında o bölgede yaşayan birçok kadının da kabuslarını bize anlatma yolu olarak korku öğesini kullanıyor. Filmi hafta içinde izlerken üçe bölmek zorunda kaldım. İŞ yoğunluğu bir taraftan, yavaşlayan internet bir taraftan filmi üçe bölmeme neden oldu ama asla filmden soğumama neden olamadı. Filmin kendi içinde, kendine has bir akıcılığı var. Şimdi bol ödüllü bu filmi biraz anlatayım.

İran-Irak savaşı bir yandan halkın huzurunu bozarken, doktor olmak isteyen bir kadın, geçmişinde karıştığı siyasi olaylardan dolayı doktorluk yaptırılmaz. Bir de bunun üzerine evden ayrılmak zorunda olan eşinin ardından küçük kızıyla tek başına kalan genç kadın, evinin içinde istediği gibi yaşarken dört duvarın arasına sıkışmış gibi hisseder kendini. Sokağa çıktığında da durum bundan farklı değildir, çünkü yaşadığı ülkenin yönetim biçimine göre hareket etmeye mahkumdur.

Bir süre sonra evlerinde de huzursuz bazı paranormal şeyler olmaya başlayınca, komşusu tarafından cinlerin onlara musallat olduğuna dair bazı şeyler duyar. Kızının oyuncak bebeği ortadan kaybolmuştur. Ve cinler aileye ait bir şeyi aldılarsa o aileye musallat olmuşlar demektir. Genç kadın ve küçük kızı için artık daha da dayanılmaz günler onları beklemektedir.




Yönetmen:Babak Anvari
Senaryo:Babak Anvari
Ülke:İngiltere İngiltere, Katar Katar, Ürdün Ürdün
Tür: Korku
IMDb: 7.2
Vizyon Tarihi:01 Ekim 2016 (ABD)
Dil:Farsça
Müzik:Gavin Cullen, Will McGillivray


THE UNSPOKEN (2015)

Filmi artık nasıl dikkatli izlediysem iki gün sonra unutuvermişim. Eeee insanın aklı kıçında olunca böyle oluyor tabii. Bir yandan filmi izleyip, dier taraftan whatsapptan yazışıp yine de filmin konusunu hatırlıyor olmama da ayrı bir yetenek işi sanırım. Ama en yakın kankam Alkan ile birlikte içki içip korku filmi izleme deneyimizi asla unutmam. Birbirimize bön bön bakıp “şimdi n’oooldu,” diye onlarca kez sormuştuk. Arkadaşlarınızla içki içip korku filmi izlemenizi tavsiye ederim. Ha bir de imkânınız varsa bir arkadaşınız sizi kameraya kaydetsin ki ertesi gün hem utancınızdan kızarın hem de gülmekten ölün.

Ruhlar Bölgesi, Paranormal Activity’nin yapımcısından falan olduğunu okuyunca zort diye atlayıverdim filme ama çok da beni açmadı açıkçası. Ha çok kötü değil ama çok biindik bir senaryo ile ilerliyor. Evde kendi kendine hareket eden eşyaların dışında pek bir numarası yok filmin. Efektler anlamında başarılı ama daha iyisini bekliyor insan. Bir de bir korku filmi klasiği olan zıplaya zıplaya karşımıza her sahnede çıkan çocuk topunun yerini misketler alıyor.
1997 yılında Anderson ailesi, hiçbir iz bırakmadan, donlarını ellerinde sallaya sallaya evden kaçarlar ve bir daha geriye dönmezler. Bilindiği üzere hayaletli evler bir süre sonra çok ucuza birilerine kakalanır. Kazıklanan bir aile ise bu eve taşınır ve hikâye kaldığı yerden devam eder.

Paraya ihtiyacı olan genç bir kızımız ise bu eve çocuk bakıcılığı için gelerek hayatının salaklığını yapar. N’aaapacan; susuzluk hiçbir şeydir, para ise her şey. Gerekti mi hayaletli evlerde bile çalışmaya razı olacan. Parasızlığın gözü kör olsun diyerekten. Ay öf her neyse, kızcağız bir yandan içinde bulunduğu durumu çözmeye çalışırken, bir yandan da evin mahzeninde binlerce dolarlık uyuşturucu maddenin olduğunu düşünen ve bunun peşine düşen serseri takımı ile uğraşır. Evde kızgın ruhlar ise ayrıca bir çıldırma sebebidir. Ruh anacım bu, sinek değil ki üstüne şeltoksu sıkınca cortlasın. Hadi herkese iyi seyirler.

Yönetmen:Sheldon Wilson
Senaryo:Sheldon Wilson
Tür: Gerilim
IMDb:5.0
Vizyon Tarihi:24 Ekim 2015
Müzik:Matthew Rogers







THE GOOD NEIGHBOR (2016)

Belki seni korkutmayacak ama gizemli şekilde başlayıp, gerilimle yükselip, duygusal bir şekilde seni sarsacak. Bu hafta izlediğim güzel bir filmlerin başını çekiyordu diyebilirim. Farklı bir hayalet filmi seni bekliyor diyebilirim. Aslında film, bir hayalet filmi değil ama yinede o etkiyi yaratması beni şaşırttı. İki fırlamanın bir deney yapmak için yaşlı bir komşularını kullanmaları başlarına olamayacak işler açarken, sosyal medya şöhreti takıntısının da başlara ne işler açabileceğinin de bir kanıtı.

Oyunculukları beğendim, hikâyeyi ve yönetmenin kurgusunu da gayet başarılı buldum. İlk başlarda durgun gibi görünse de hikâyenin gidişatı beni hemen içine çekerek, gizemli bir gidişat yarattı. Hatta her şeyin bir oyun olduğunu bildiğiniz halde bile o oyuna ben de kapılarak, korkutucu bir hayalet hikayesinin içindeymişim gibi heyecan duydum.

Aslında tüm olaylar olacağına varmış, durum mahkemeye yansımıştır. Olaylar başından beri kameraya kaydedildiği için mahkemeye de delil olarak sunulmuştur. İki arkadaş deneysel bir şeyler yapıcaz diye karşı evde oturan yaşlı bir adamın evine gizlice girerek bodrum kat haricinde her yere kamera koyarlar. Amaçları adamcağızı korkutup, evinde bir hayalet varmış gibi amcaya yedirdikten sonra onun her tepkisini kameraya kaydetmektir. Olay başlar, çocuklar kamera kayıtlarını izleyerek çok eğlenirler fakat durumun gidişatı da bir o kadar ilginçleşmeye başlar. Hiç beklenmedik olaylar arka arkaya gelerek çocukları işin içinden çıkılmaz bir duruma doğru götürür.


Yönetmen:Kasra Farahani
Senaryo:Mark Bianculli, Jeff Richard
Ülke:ABD ABD
Tür: Gerilim
IMDb:6.2
Dil:İngilizce
Müzik:Andrew Hewitt
Çekim Yeri:Santa Clarita, California, ABD



SAWNEY: FLESH OF MAN

Sawney, 15. Yada 16 yüzyıllarda, İskoçyada yaşadığı idda edilen bir kabilenin yarı mitolojik lideriymiş. Bu kabile sürekli insan eti yiyerek binin üzerinde cinayet işlediği iddia edilir, yada bir şehir efsanesi olarak günümüze kadar gelmiştir.

Günümüze gelecek olursak, etleri daha lezzetli diye kaçırılan kızlar, ücra bir yere götürülerek hunharca katledilirler. Bu süreç içinde birçok parçalanmış organa da tanıklık etmek zorunda kalırız. Kaçırılan kızlardan birinin erkek arkadaşı da bu işin takibine geçince gözlerini yerinden pörtletecek bir manzara ile karşılaşır.

Bir taraftan altında dinsel konuların, öte yandan cinselliğin tetiklediği psikopat bir seri katilin, yüz yıllar öncesine dayanan bazı geleneklere bağlı kalması ortalığa dehşet saçar. Film, orta şekerlinin birkaç tık daha altında. Ama beklediğimden de daha iyi çıktı. Çok süper bir beklentiye girmeyin. Kendinizi bolca kanlı, iğrenç ve abazanlıktan malı nereye dayasam diye fıttıran bir herife hazırlayın. Hadi iyi seyirler.


Yönetmen:Ricky Wood
Senaryo:Rick Wood
Ülke:İngiltere İngiltere
Tür: Korku
IMDb:4.5
Dil:İngilizce
Müzik:Jody Jenkins