29 Ekim 2016 Cumartesi

MURDER, JACK GOES HOME, THE DENTIST, THE DENTIST 2, ALL THROUGH THE HOUSE, ELLE

MURDER (1930)

Elimden geldiğince eskiye gidip, millet ne yapmış etmiş diye kontrol ederim. Bu sefer sizi 1930 yılına, Alfred Hitchcock dedemizin büyülü gizem dolu dünyasına götürüyorum ve Murder filmini anlatıyorum. Murder, Alfred ustanın asıl tarzının şekillenmeye başladığı filmlerinden bir tanesi. Filşmi dvd’den izledim ve görüntü oldukça bulanıktı ama olsun; bu bulanıklık filme biraz daha gizem ve dönem katıyordu bence.

Filmi çok süper bulamadım ama sonunda ufak ve sevimli bir sürprizle karşılaşmanız mümkün. Alfred Hitchcock’un filmlerinin günümüzde pek çok ilham kaynağı olduğu kesin. Benzeri şaşırtmalı sonlarla biten filmlerle günümüzde de karşılaşmak çok sık karşılaştığımız sürprizlerden biri oldu neredeyse.

Bir tiyatroda çalışan bir grup insan, o geceki oyunu bitirmiş ve evlerine gitmek için tiyatrodan çıkmıştır. Herkes evlerinde sessiz sakin bir gece geçirirken, bir gürültü patırtı bu sakinliği bozar ve herkesin pencerelerinden dışarı bakmasına neden olur. Diana Baring isimli genç kız, şok olmuş bir vaziyette, çalışma arkadaşı olan bir başka kızın cesedinin yanında polis tarafından bulunur.


Olaylar mahkemeye intikal eder ve jüri toplanarak Diana’yı suçlu bulur. Daha sonradan jüriye katılan genç bir adam ise tam tersini, Diana’nın suçsuz olduğunu söyler ve olayı daha derin araştırmak üzere kolları sıvar. Agatha Christie romanı severlerin de ilgisini çekebileceğini düşünüyorum. 


Yönetmen:Alfred Hitchcock
Senaryo:Clemence Dane, Helen Simpson, Alfred Hitchcock
Ülke:İngiltere İngiltere
Tür: Suç, Gizem, Gerilim
IMDb:6.4
Vizyon Tarihi:31 Temmuz 1930 (İngiltere)
Dil:İngilizce
Çekim Yeri:Hertfordshire, İngiltere, Birleşik Krallık



JACK GOES HOME (2016)

Hadi biraz sıkın dişinizi ve filmi yarılayana kadar bekleyin. Her kesin sevemeyeceği bir türe sahip diyerek yazıma başlayayım. İlk 25 dakikasında filmi terk etmeniz olası bir durum. Ben de yarısına kadar anlama özürlüsü çocuklar gibi beynimi tokatlaya tokatlaya filmi izlemeye çalıştım. Yok, bu sefer uyku bastırdı olayı değil; filmden sıkılmaya başladığım için. Fakat iyi ki de sabredip yarıya kadar beklemişim. Film bir anda korkutmaya ve açılmaya başladı. Etkileyici diyaloglar ön plana gelirken, işin içine dramatik noktalar da eklenince bir anda bambaşka bir filme dönüşüverdi.

Film, korkutma açısından ilk yarısında oldukça durgun. Hatta korkudan eser yok. Hatta filmin genelince korku sahneleri çok az diyebilirim. Biraz korku, biraz dram, biraz biraz biraz… Festival havası esen filmin gişesi ülkemizde düşük. Bellli bir izleyici kitlesine hitap edeceğini düşünüyorum. Oyunculuklara gelince… James Wan filmlerinin tanıdık yüzü haline gelen Lin Shaye, müzisyen ve oğlu ile geçmişlerine dair korkunç sırları saklayan anneyi oldukça başarılı canlandırıyor. Yine başroldeki Rory Culkin’de ailesini kaybetmiş genç rolünde gayet iyi. Yönetmen ve senarist ise yine genç yeteneklerden biri olan Thomas Dekker. Bu arada hayatımın ilk ciddi film yazısını hissetmeye başlamış gibi hissetmeye başlamışken hemen taşağa sarıp filmi anlatmak istiyorum.

Jack ailesi ile birlikte otomobillerine binmiş bir yere giderken, otomobillerinin karşısına çıkan bir geyik yüzünden kaza yaparlar. Kazada babasını kaybeden Jack, bir süre sonra amı götü hatta beynini dağıtıp kafayı yer. Nişanlanır ve kendine bir hayat kurmaya çalışır. Bu esnada yanız yaşayan müzisyen annesini ziyaret edesi gelir ve anasının evine gider. Burada bir süre sonra geçmişi ile yüzleşmeye başlayan Jack, annesinden, babası hakkında öğreneceği bir sırla yerlebir olacaktır. Acaba bu sır nedir?


Yönetmen:Thomas Dekker
Senaryo:Thomas Dekker
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gerilim
IMDb: 5.1
Vizyon Tarihi:01 Ekim 2016 (ABD)
Dil:İngilizce
Müzik:Ceiri Torjussen
Çekim Yeri:New York, ABD


THE DENTIST (1996)

B-movie tarzı filmler arasında yer alan filmlerden biri olan The Dentist/ Dişçi filmini izlerken gözlerimi kapadım ve bu filmi ben çekseydim nasıl olurdu diye düşünürken aklıma feci sahneler geldi. Yönetmen olmak zorunda değilim ama günümüz Türk yönetmenleri arasında yer alsaydım birçoğunu götten çatlatırcasına güzel filmler çekerdim. Her neyse, yeni versiyonu yapılsaydı gayet güzel olabilirdi diye düşündüm bir an.

Aslında filmi izlemeden önce korkunç işkenceli diş çekme sahnelerini hayal etmiştim ama düşündüğüm gibi olmadı ama film beni sıkmadan kendini izlettirmeyi başardı. Hatta son zamanlarda derin içerikli korku filmlerini izlemekten ambale olan beynime çerez gibi geldi bu film. Yinede kafa patlatacağım filmleri sevmekten vazgeçemiyorum.

Karısı tarafından aldatılan diş hekimimiz yavaştan psikopata bağlayınca, karısının amını bile çürük dişlere benzetmeye başlar. Herif de n’aaaapsın anacım, adam hayatı boyunca çürük dişlerle uğraşmaktan dünyayı çürümeye yüz tutmuş, iltihap   kokan bir küre gibi görmeye başlamıştır. En son, karısını da bahçıvana sakso yaparken görünce iyicene dünyası yıkılır ve önüne gelen bütün hastalarının anasını ağlatmaya ant çer. Ona göre hastalarının ağzı ağız değil, birer marangoz atölyesidir ve testere çekiç ile görevine başlar. Iyyyy… Dişçi fobisi olanlar ayvayı yedi. Hadi iyi seyirler.

Yönetmen:Brian Yuzna
Senaryo:Dennis Paoli, Stuart Gordon, Charles Finch
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:5.1
Vizyon Tarihi:01 Mart 1996 (ABD)
Dil:İngilizce
Müzik:Alan Howart



THE DENTIST 2

Dr. Caine bu filmde de sapıklıklarına sapıklık ekleyip dünya rekortmeni benim dercesine karşımıza çıkıyor. İlk filmden pek bir artısı yoktu aslında. Filmi izlerken yine sıkılmadan izledim. İki bölümdür insanların ağzının içine yönelik operasyonlardan oluşan deşme, kesme, ağza sıçma gibi faktörlerden dolayı içim dışıma çıkmış durumdaydı. Bir de o koca koca iğnelerin diş etine daldırılma sahnelerinde yüzümün şekli höpüdük hüpüdük olup durdu.

Ruh hastası katil doktorumuz bu bölümde, yattığı hastaneden kaçar ve paçayı kurtarmak için geldiği sessiz ve sakin kasabada yaşamaya başlar. Kasabanın tek diş doktorunun anasını düdükleyip mezara yollayan doktor, öldürdüğü doktorun yerine geçer ve korkunç eylemlerini burada da sürdürür. Sanki her bir bok yolunda gidiyormuş gibi bir de üstüne manita yapan sapık doktor, sapık ruh halinden uzaklaşmak ister fakat, sevgilisini bir başka adamla yatakta 69 pozisyonunda görünce tekrar eski sapık haline döner ve korkunç olaylar arka arakaya gelir.

Mantık hatalarına rağmen idare eder nitelikteki bu film izlerken İtalyanca dublaj edilmiş bir vaziyette izlemem, filmin erotik sahnelerine sanki daha bir pornografik etki katmış. İkinci filmde de yine göt-baş görmeniz mümkün. Fena değildi, izlenebilir. Hatta bazı makyaj ve efektler de senesine ve ilk filme göre de fena sayılmazdı. Herkese şimdiden keyifli seyirler.

Yönetmen:Brian Yuzna
Senaryo:Richard Dana Smith, Dennis Paoli, Stuart Gordon
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:4.2
Vizyon Tarihi:01 Temmuz 1998 (Kanada)
Dil:İngilizce
Müzik:Alan Howarth



 ALL THROUGH THE HOUSE (2015)

Yeni yıl yaklaşıyor diye haldur huldur bir film arayışına girdim şu aralar: Yeni yıl temalı korku filmleri. Geçen yılbaşında birçok yeni yıl temalı film anlatmıştım ve bu sene kıtlığa kıran girmişçesine yılbaşı temalı korku filmlerini bulmak imkansızlaştı. Bu arayış içerisindeyken bir de baktım karşıma pat diye All Through the House çıktı. Büyük bir heyecanla, afişinde Noel babamızın olduğu filmi izlemeye koyulmuştum ki, film bir süre sonra tırt bir film olduğunu belli etti.

Aslında filmin cinayet sahneleri hiç te fena sayılmayacak başarıda. Sadece bir gırtlak kesme sahnesindeki gırtlaktaki kötü plastik makyajın kendini çok belli ettiğini fark ettim. Film, 70 ve 80’lerin slasher havasında olduğu için, hatta daha da kalitesiz bir gidişata sahip olduğu için film de hiçbir numara göremedim. Filmi izlerken, acaba bu filmi sevsem mi, sevmesem mi diye düşünüyorsunuz ve iç güdüleriniz sizi sevmeyin yönünde yönlendiriyor. Arka arkaya bolca çük kesme sahnesi de canınızı sıkabilir. Ayrıca çükler de çok kötüydü. Şunları azıcık gerçeğine yakın, hatta gerçeğini kullansaydınız ya diyecem, siz de bana çüüüüüş diyeceksiniz. Hatta duydum bile. Neyse…

Yine bir kasaba, yine bir Noel, yine bol bol ışıkl ve rengarenk süslenmiş evler. Tabii her şey bu kadar huzurlu değil. Kasabaya aç kurt gibi inen bir sapık Noel baba, habire milletin sikine dadanmış durumdadır. Heriflerin pipileri, kızlarında neresini bulursa kesip durmaktadır. Bir grup genç kız ise yardım amaçlı bir kadının evine, ev süsleme amaçlı giderler ve o geceki cinayet zincirinin son halkası bu evde son bulacaktır. Sapık Noel ile ilgili bir takım geçmişsel sorunlar gün yüzüne çıkacak, izleyice “aaa şaşordummm” dedirtecektir. Hadi herkese iyi seyirler. 


Yönetmen:Todd Nunes
Senaryo:Todd Nunes
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:5.9
Vizyon Tarihi:02 Ekim 2015 (ABD)
Dil:İngilizce
Müzik:Irving Victoria
Web Sitesi:Resmi Facebook Sayfası
Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD
Kelimeler:noel, katil, cadılar bayramı, devamı...
Nam-ı Diğer: A Nightmare Christmas



ELLE/ O KADIN (2016)

Gizem ve gerilim gibi gözüken, ama aslında altında çarpık her türlü şeye açık olabilecek ve neredeyse her tür tuhaf karakterdeki insanın hayatından bir parçaya değinen bir film demekte fayda var.

Daha önce pek çok gişe filmine de imza atmış bir yönetmenden, Paul Verhoeven’den bu kez gişesi düşük olacağa benzeyen bir film var karşımızda. Gişede pek iş yapamayacak gözükse de film belli bir izleyici kitlesine hitap edecek türden görünüyor. Orta halli bir tempoda ilerleyen film, zaman zaman gerilim sahneleri ile biraz daha izleyiciyi heyecanlandırabilir Ama tekrarlamamda fayda var film kesinlikle başlı başına bir gerilim değil. Baştan sona geriliriz derseniz yanılırsınız. Orta tempolarda ilerlemesine rağmen, pek çok ilginç konuda mesaj vermesi ve karakterlerin de kendi aralarındaki çekişmeler filmi sonuna kadar keyifle izlenilebilir kılıyor. Ben filmi sevdim; ama bir gerilim filmi olarak değil.

Bir bilgisayar oyunu şirketinin yöneticisi olan Michelle, iş yeri ortamında çalışanları öttüren bir hatundur. Tabii bu tavırlarını özel hayatına da bulaşınca kocası ile ayrılır ve yalnız yaşamaya başlar. Bir gün evinde yalnızken maskeli ve fantezi sever bir sapığın hedefi olur ve cinsel bir saldırıya uğrar. Neden buna kısaca tecavüz demediysem ben de bilemedim. Her neyse, bu saldırı sonrası hayatındaki pek çok şey değişerek devam eder ve birçok şeyin de farkına varmaya başlar. Babasının korkunç geçmişi ile de zaman zaman yüzleşir. Bütün bunlar olurken, saldırganın da peşine düşer ve kendi işini kendisi görmeye karar verir. 


Yönetmen:Paul Verhoeven
Senaryo:Philippe Djian, David Birke, Harold Manning
Ülke:Fransa Fransa, Almanya Almanya, Belçika Belçika
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:7.3
Vizyon Tarihi:04 Kasım 2016 (Türkiye)
GünSaatDakSan
Dil:Fransızca
Müzik:Anne Dudley
Web Sitesi:Resmi Facebook Sayfası
Çekim Yeri:Paris, Fransa

16 Ekim 2016 Pazar

THE HOUSE ON PINE STREET, THE SCAREHOUSE, INFERNO/ CEHENNEM, BERZAH: CİN ÂLEMİ

THE HOUSE ON PINE STREET (2015)

Nefret ve hayata tekrar başlamak üzerine yapılmış, sonunda izleyiciyi iki arada bir derede bırakan ama bir The Babadook’da olamayan bir hayaletli ev filmi diyebilirim. Neden The Babadook olamayan dedim? Filmin sonunu anlayamayan bir çok kişi aslında filmi çok yüzeysel izleyip vermek istediği mesaja dikkat etmemişlerdi. Bu film de benzeri bi numarayla ilerliyor.

Film tipik bir hayaletli ev filmi gibi görünüyor ve başrol kızımızın sürekli havaya uçup, duvardan duvara vurarak götü başı dağıtma sahneleri ile dolu. Bir de bolca gıcırdayarak kendi kendine açılıp kapanan kapıları görüyoruz. Bilhassa kapılar. İlle de kapılar. Hatta dikkat edecek olursanız pek çok sahnede kamera kapılara odaklanıyor ve bize uzunca kapı izlettiriyor. Burada kapıların anlamını yeniden başlanan yeni hayatlara yormak mümkün. Ve hayatında da sürekli yeni bir başlangıç isteyen, anasıyla, kocasıyla ve hatta yaşadığı yerden bile nefret eden bir kadın portresi var önümüzde. Haliyle bunlardan dolayı psikolojisi bozulmuş ve durmadan hayaletler gören bir kadın portresi de hemen peşinden geliveriyor. Filmi ne çok sevdim, nede bayıldım.


7 aylık hamile olan genç kadın, biraz da kocasının isteği üzerine tekrar doğup büyüdüğü yere geri gelir. Kocası burada bir hayat kurmak istese de genç kadın bunu pek istemez. Eve durmadan gelen ve uyuz olduğu annesi de cabasıdır. Bir an önce bu yerdn kurtulmaya bakarken bir de üstüne evdeki hayaletler kadına musallat olur. Evin hayaletli olduğundan emin olan genç anne adayı için durum iyicene zorlaşacaktır.

Yönetmen:Aaron Keeling, Austin Keeling
Senaryo:Natalie Jones, Aaron Keeling, Austin Keeling
Tür: Dram, Korku
IMDb:5.3
Dil:İngilizce
Müzik:Nathan Matthew David, Jeremy Lamb




THE SCAREHOUSE (2014)

Online film sitelerinden birinde film hakkında güzel yorumlar okuyunca hadi izleyeyim dedim şu filmi. Çok süper bulamasam da eh işte diyebileceğim türden. İşkenceli, kesmeli, doğramalı filmlerden hoşlananlar filmi sevebilir ama konu olareak belki tatmin etmeyebilir. Ben de eskiden bu işkence içerikli filmleri daha rahat izleyebilirken artık zorlanarak izlendiğimi anladım. Yaşlandıkça böyle oluyor demekki. Korku filmi prostatı gibi bir şey olmalı bu.

Bir grup çatlak karı, geçmişte yaşadıkları bazı olaylardan dolayı arkadaş grubu içinde gizliden gizliye çekişmeye başlarlar. Yok, senin neden memen büyük, yok sen en büyük sikli yakışıklıyı kaptın, yok sen daha güzelsin, ay yok ben daha dar amcıklıyım gibi Banu Alkan- Ahu Tuğba kavgasına döner olaylar. Fakaaaat içlerinden iki tanesi vardır ki eyvahlar olsun.

Bu iki çatlak karı bir korku evinde çalışmaktadır ve geçmişe dair yaşadıkları bazı kötü olaylardan dolayı en uyuz oldukları birkaç arkadaşlarını, korku evinde parti var hesaaabı bu eve çağırırlar ve avlanan gençler bu iki kaçık karı tarafından işkenceye uğrarlar. Herkese iyi seyirler şekerim.


Yönetmen:Gavin Michael Booth
Senaryo:Gavin Michael Booth, Sarah Hansen
Tür: Suç, Korku, Gerilim
IMDb: 4.6
Vizyon Tarihi:05 Ekim 2014
Dil:İngilizce
Müzik:Adrian Ellis




INFERNO/ CEHENNEM (2016)

Gelelim bu hafta en çok beğendiğim filme; Inferno. Bir korku filmi değil beki ama gizem, gerilim ve aksiyonu dolu dolu yaşatan bir film olarak karşıma çıktı Cehennem. Şimdi, Tom Hanks’in oyunculuğu geyiğinden daha çok, caaanım şehrimi bombok göstermeleri. Sanki sanırsın bir Arap şehri. Hoş, bu gidişle Arap şehirlerine de dönmeye başladık o da ayrı bir konu. İstanbul’un belli bölgelerine geldiğinizde Arapça yazılı dükkânlardan öteye gidilmiyor. Bu hoşuma gidiyor mu, gitmiyor mu bilemiyorum ama Hollywood yapımı filmlerde İstanbul’u adam gibi gösterdikleri bir film yok.

Film bir kitap uyarlaması ve benim okumadığım kitaplar arasına girdiği için yine karşılaştırma yapamıcam. Ya şu sıralar ne kadar çok kitap uyarlaması film denk gelmeye başladı. Salona girerken gözlerim kapanmaya başlamıştı ki, film uyarlaması filmler biraz mıymıntı olduğunu düşünüp uyurum falan dedim ama filmin daha ilk dakikalarında kendimi filmin içinde buldum. Film boyunca da filmi soluksuz izledim.

Robert’in gözlerini bir hastane odasında, hafızası neredeyse silinmiş bir vaziyette kendisini bulmasıyla film başlıyor ve silahlı bir saldırıdan kendisini kurtaran doktoru ile sıkı bir maceraya girişiyorlar. Çatlak bir katil ürettiği virüsü tüm dünyaya yayarak, dünyayı bir cehenneme çevirmeyi planlıyor ve bu virüs dolu torbanın nerede olduğunu çözebilmek için Robert ve doktorunun atmadığı takla kalmıyor. Filmi izleyecek olanlara filmi tavsiye ederim. Hemen sinemaya koşun ve yapışın koltuğunuza.


Yönetmen:Ron Howard
Senaryo:Dan Brown, David Koepp
Ülke:ABD ABD, Japonya Japonya, Türkiye Türkiye, Macaristan Macaristan
Tür: Aksiyon, Suç, Dram, Gizem, Gerilim
IMDb: 6.6
Vizyon Tarihi:14 Ekim 2016
Dil:İngilizce
Müzik:Hans Zimmer
Çekim Yeri:Florence, Tuscany, Italy


BERZAH: CİN ÂLEMİ

Nilüfer Aydan’ı bir tek tanıyabildim. Diğer oyuncuları pek tanımıyorum. Tanınmışa göre değil, iyi oyunculuğa göre değerlendirme yaparım. Filmin oyunculukları hiç fena sayılmaz.

Filme girmeden önce avm’nin alt katına inip atm işimi hallemeye çalışırken, beni instagram hesabımdan takip eden güvenlik görevlisi bir korkukolik arkadaşımla selamlaştık. “Abi, Cehennem filmi ile ilgili yorumlarını bekliyorum,” dedi bana. Inferno/Cehennem ile ilgili taze bilgiyi hemen kendisine verdim. “Abi, Berzah filmine gitme. Ben sinema görevlisi arkadaşla konuştum, hiçbir halta benzemiyormuş,” deyince, ben de olsun yine bir ümit, belki bizi şaşırtır, deyiverdim.

Ve film beni şaşırtmayı başardı. Ha süper mi, değil ama beklentimin bir tık üstünde. En azından sıkılmadan izledim. Cin makyajları oldukça başarılıydı ve beni korkutmayı başardı. Ha bu arada, hayaletli yâda cinli filmlerde aradığım en büyük özelliklerden biri olan ürkütücü ev ambiyansıdır ve bu filmde bu ortamı da gayet güzel verebilmişlerdi. Efektler anlamında çok kötü bulduğum filmi tavsiye ederim. Beklentinizi çok büyük tutmadan izleyebilirsiniz.

Ülke:Türkiye Türkiye
Tür: Korku
Vizyon Tarihi:14 Ekim 2016

9 Ekim 2016 Pazar

TRENDEKİ KIZ, LIGHTS OUT , DAYLIGHT’S END

TRENDEKİ KIZ (2016)

Kitabı öyle bir şişirildi ki kitabını bile okumadığıma pişman olmuş, filminin yapıldığını duyunca da parmaklarıma zilleri geçirip göbecikler atmıştım. Birkaç gün önce filmi izledikten sonra ziller kıçıma kaçıverdi. Cuma gecesi geç saatte yatıp, sabah da erken saatte kalkınca uyku depresyonuna girdiğim bir gündü ve ben depresif, filmdeki karakterler depresif, iyicene afakanlar bastı.

Filmin başlamasına 40 dakika kala salonda beklerken, yavaştan gelen çiftlerimiz, birazdan nikâhları kıyılacakmışçasına bekleme salonunda beklemeye başladık. Bu sevgili çiftler için film esnasında bir seks terapisti, film sonrasında ise bir nikâh memuru talebinde bulunmak istiyorum artık. Hazır dudak dudağa içeri girmişlerken saloon çıkışında da nikâhları kıyılıversin işte. Ne de olsa sinema sevgili çiftlerimiz için icat edilmiş bir sanat dalı. Ay her neyse…

Abi biz film bu kadar mı sıkıcı olur, bu kadar mı bunaltır, bu kadar mı ilerleyemez. Afakan ile kanka olduktan sonra film arasında gidip bi kahve alayım dedim. Sütsüz ve şekersiz içtiğim için gelen uykumun da gideceğini garantilemişken kahveden de iki yudum alabildim. Meğer o tezgahtaki abla bana kahve yerine fare zehiri vermiş. Ayol o nasıl bir kahvedir öööle; bildiiin kezzap. Bu kadar sert bir kahve mi olur. İki yudumdan öteye gidemedim ama o iki yudum da bana yetti arttı bile. Filmin devamı başladı ve izlemeye koyulduk.


Yeni bir evlilik bitirmiş kızımız, bunalıma girmiş, elinde çizim kâğıtları, sabah akşam bir trenle manyak gibi bir duraktan diğer durağa her gün giderken, yolun aynı noktasında bir kız görür ve onu her gün birkaç saniye de olsa izler. Onun hakkında kendince bir hayal dünyası yaratan kızımız, her gün, görmüş olduğu bu kızı gözlemlemeye başlar. Başlarda her şey normalmiş gibi olsa da bir süre sonra bu kızın hayatındaki bazı değişiklikler, trendeki kızımız için de sürpriz gelişmelere neden olur ve kendisini çözülmesi gereken bazı sırların içinde bulur.

Yönetmen:Tate Taylor
Senaryo:Paula Hawkins, Erin Cressida Wilson
Ülke:ABD ABD
Tür: Gizem, Gerilim
IMDb:6.7
Vizyon Tarihi:07 Ekim 2016 (Türkiye)
Dil:İngilizce
Müzik:Danny Elfman
Çekim Yeri:Hastings-on-Hudson, New York, USA


LIGHTS OUT (2016)

İzlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz ama izlerseniz de gayet eğlenceli bulursunuz diyebileceğim, klasik konulu ve bolca sizi yerinizden hoplatacak bir film. Sonlarına doğru duygusala bağlamaları ve oyuncuların performans düşüşleri ve hissettikleri duyguyu çok iyi yansıtamamaları da cabası diyelim. Ben filmi beğendim ve sık sık yerimden fırladım. Bu da çok hoşuma gitti.
Geçmişe dair olaylar günümüze kadar gelip de bir intikam ve amaç hikâyesine dönüşmesi korku sinemasında sıkça karşılaştığımız bir olay. Bu filmde de olaylar hemen hemen aynı.

Film başlangıcından sonuna kadar ilgi çekici sahnelerle dolu. Aslında bu sahneler, You Tube kanalları olan ve başarılı bir şekilde kısa metrajlı filmlerini kanallarında paylaşan bir gruba ait. Çoğumuz onları izlemişizdir. Hadi bunu uzun metrajlı film yapalım diyen James Wan’de isin içine girince ortaya eğlenceli kaliteli bir film çıkmış.
Çocukluğunda babasını kaybettikten sonra, sorunlu annesinden de ayrılıp kendi dünyasını kuran Rebbeca, çocukluğuna dair bazı korkularından kurtulmaya çalışırken, küçük erkek kardeşinin de aynı sorunları yaşamasıyla birlikte annesinin evine kısa biz ziyaret yapar ve kardeşini annesinin yanından alır.

Küçük çocuğun, Rebbeca’nın evine gelmesiyle birikte peşinden getirdiği korkunç gölge yaratık da onunla birlikte gelir. Rebbeca’nın da çocukluk kabusu olan bu yaratık neden onları takip etmektedir, neden onlardan intikam alma peşinde ve amacı nedir?


Yönetmen:David Sandberg
Senaryo:Eric Heisserer, David Sandberg
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb: 6.6
Vizyon Tarihi:22 Temmuz 2016 (Türkiye)
Dil:İngilizce
Müzik:Benjamin Wallfisch
Çekim Yeri:Los Angeles, California, USA


DAYLIGHT’S END (2016)

Zombi filmlerinin atasına bakarsanız, zombilerin masumiyetinin gittiğini yerlerine harala hörölö yollarda koşan heriflerin yer aldığını görebilirsiniz. Arkadaşlar, zombiler korku filmi dünyasının en masum canlıları, şey yâda cansızları diyebiliriz. Tabii bir yandan canlı olup, diğer yandan da ölü olmak ayrıca maharet isteyen bir konudur.

Geçmişe bakacak olursak, mal mal sokaklarda dolaşıp beyin yeme derdinde olan zombiler, artık her tür dramı ve aksiyonu yaşar hale geldiler. 150 yaşındaki amca gibi ahaste hareketler gitti, yeni yönetmenlerin farklı zombi tasarımları ile yerlerine daha çevik daha hızlı zombiler geldi. Ne olursa olsun ot kafalı zombilerden vaz geçemiyorum. Heriflerin ensesine vur, ağızlarından beyini al.
Gelelim söz konusu olan Daylight’s End filmine. Eevet akiyon dolu ama kuru aksiyon. Yine adet üzerine dünyayı saran virüsten dolayı bazı insanlar kudurup, zombi mi ne bok olduğu belli olmayan bir hale dönüşüyorlar. Birilerini ısırınca da siz de o götü boklulardan biri olup çıkıyorsunuz piyasaya. Ta ki biri gelip kafanıza sıkana kadar size rahat bir cehennem yüzü yok.

Filmde sürekli birileri kaçıyor, birileri kovalıyor. Güvenli bölgeye gidip sorunu falan çözmeye çalışacaklardı galiba. Dayanamayıp filmin sonunu getiremedim. Çok sıkıldım; bir farklılık, bir numara göremedim filmde. Zombiler neredeyse normal insanlardan hiç farklı değillerdi ve yaptıkları şey ise maraton hazırlığı yaparcasına koştur Allah koştur. Film beni pek sarmadı kankiler. Karar sizin. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler.


Yönetmen:William Kaufman
Senaryo:Chad Law
Ülke:ABD ABD
Tür: Aksiyon, Korku, Bilim-Kurgu
IMDb: 5.2
Vizyon Tarihi:16 Nisan 2016
Dil:İngilizce
Müzik:Johnny Strong

2 Ekim 2016 Pazar

31, THE GIRL WITH ALL THE GIFTS / TÜM SIRLARIN SAHİBİ KIZ , DEEPWATER HORİZON/ BÜYÜK FELAKET

31 (2016)

Aslında kısaca boktan bir Rob Zombie filmi deyip siktir edip başımdan atmam lazımdı ama hadi niiiiise filmi anlatayım. Belki merak edenler vardır.

Adet yerini bulsun hesaaabı yine karısını başrolde oynatan yönetmenimiz, bu kez 3. Sınıf bir korku filmi ile geri dönüyor karşımıza. Bol kanlı, bol işkenceli ve bolca “sikik” kelimesini duyacağınız bu sikik film bana göre zaman kaybından başka bir şey değildi. 70’li yıllarda geçmesinin dışında bana pek heyecan veremeyen filmi izlerken, ruh haliminde pekiyi olmamasının filmi beğenmememde etkisi büyük olabilir.


Bir grup kaçık insan, kafa nereye biz oraya deyip, bir karavanın içinde seks yaparak, uyuşturucu kullanarak ve birbirlerine bolca küfür ederek yollarına devam etmektedirler. Bir partiye giden kaçık gruba, gecenin bir vakti ne bok olduğu belli olmayan anarşikler saldırınca kaçırılırlar ve hiç bilmedikleri bir yerde o lanet olası kıçlarının dertte olduğunu anlarlar. Nerede olduklarını çözmeye kalmadan bir ölüm oyununun içinde olduklarını anlarlar ve peşlerine takılan bok bir psikopatın da saçacağı dehşet korkutucudur.

Yönetmen:Rob Zombie
Senaryo:Rob Zombie
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:5.3
Dil:İngilizce
Müzik:John 5






THE GIRL WITH ALL THE GIFTS / TÜM SIRLARIN SAHİBİ KIZ (2016)

Mıy mıy mıy yürüyen, sağa sola boş boş bakınan zombik filmlerinden hep nefret etmişimdir ama artık günümüz sinema teknolojisinin de devreye girmesiyle oldukça hızlı ve ürkütücü makyajlara sahip zombiler benim de ilgimi çekmeye başladı, ama yine de favorilerim arasında değiller.

Vizyona yeni girenler arasında yer alan Tüm Sırların Sahibi Kız filmini izleyip eve geldikten sonra, film hakkında yaptığım kısa araştırma sonucu filmin aslında bir kitap uyarlaması olduğunu keşfettim. Filmin, klişe zombi filmlerini seven kişilere alternatif bir film olacağını düşünüyorum. Film başladıktan kısa bir süre sonra benim de aklımda sorular oluşmaya başladı. Bana soru sorduran ve düşündüren korku filmlerini her zaman sevmişimdir. Yok ööööle ayakları uzatıp ta eğlenceli filmler izlemek, arada kafa patlatmak da lazım, arada filmin sizi yorması da lazım.

Çok fazla beklemeden turuncu kıyafetli ve herkesin korktuğu çocukların dramı ortaya çıkıverdi aslında. Bir grup küçük çocuğun tek kişilik hücrelerde tutularak öze eğitim alması, özel besinlerle beslenilmesi, neden bu denli üstlerine düşülmesi filmin 15 dakikasından sonra falan ortaya çıkıyor.

Biraz erkek siyam balığı özelliği taşıyan filmi ben sevdim. Neden erkek siyam balığı özelliği verdiğimi de şu şekilde açıklayayım. Erkek siyamlar, dişisi yumurtlayınca yumurtaları ağızlarına alır ve tek tek hepsini hava kabarcıklarına koyarlar. Bir hafta sonra yavrular bu kabacıklardan çıkar ve bir süre daha bu kabacıkların içinde baba tarafından beslenirler. Yavrulardan biri bu kabarcıktan çıkarsa, erkek siyam balığı bu yavruyu ağzına alır ve tekrar kabarcığın içine koyar. Eğer bütün yavrular aynı anda kabarcıklardan çıkarsa, baba başa çıkamaz ve hepsini yiyerek çözüm üretir.

Filmin sonunda da, dünya başa çıkılamayacak bir felaket içindeyse o halde bütün dünyayı o felaketin bir bir parçası haline getirebilme mesajı var. Filmi izlediğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Çok fazla ipucu vermeden anlatmalıyım. Eğer biraz daha devam edersem filmin büyüsü bozulabilir.
Birkaç sahnesinde heyecanlı anlar da yaşadığım filmin gidişatı genel anlamda biraz yavaş. Tanıdık ve oldukça başarılı oyuncuların yer aldığı filmi tavsiye ediyorum. Farklı korku filmleri ve zombi filmleri izlemek isteyenler için belki bir başlangıç olur. Herkese keyifli seyirler.

Yönetmen:Colm McCarthy
Senaryo:Mike Carey
Ülke:İngiltere İngiltere, ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gerilim
IMDb: 7.3
Vizyon Tarihi:30 Eylül 2016 (Türkiye)
Dil:İngilizce
Müzik:Cristobal Tapia de Veer
Çekim Yeri:Birmingham, England, UK


DEEPWATER HORİZON/ BÜYÜK FELAKET (2016)

Bir felaket filmi ile karşı karşıyayız kankiler. Denizin ortasındaki bir grup petrol sondaj kulesi işçisinin başına gelen felaketin filme uyarlaması olan film, anlayacağınız üzere gerçek hayattan alınma bir hikâyeye dayanıyor ve filmdeki felaketi görünce, orada olsam ne yapardım düşüncesine kapılıyorsunuz. Yâda ben kapılıyorum.
Bol patlamalı, bol alevli bir film falan derken, filmin sonlarına doğru da mendillerinizi hazır edin ki hüngür hüngür ağladığınızda gözyaşlarınızı siliverin. Yâda ben çok duygulandım. Zaten ota boka ağlayan ben, final sahnede de dayanamadım. Gözlerim kızarık vaziyette salondan ayrıldım. Ağladığım için değil, maymun götü gibi kendimi sıktığım için. Sanki bok var; gülmek normal de, ağlamak anormalmiş gibi. Her neyse…

Filmde dikkatimi çeken şeylerin başında John Malkovich amcanın oldukça doğal oyunculuğuydu. Yılların birikimi diyelim biz buna. Kaka adamı canlandıran Malkovich’i en son hangi filmde izledim onu bile hatırlayamıyorum. Filmin ilk yarısında bol patlamalı ve alevli, heyecan dolu sahneler, ikinci yarıda da devam ediyor, final sahneye doğru duygusallaşarak, gerçek karakterlerin gösterildiği belgesel tadındaki sahnelerle son buluyor.

Deepwater horizan isimli petrol sondaj kulesi denizin iç kısımlarındadır ve yanında duran bir teknik ekip gemisinden bazı olaylar idare edilmektedir. Büyük bir benzin şirketinin elemanları ise bu kuleye gelmişler, yaptıkları iş birliği durumu daha az maliyetle kapatabilmek için uyduruk bir inşaata girişmiş ve olayı bitirmişlerdir. Fakat bazı işler ters gider ve basınç ve çamur ve gazın etkisiyle bir felakete doğru habersizce gitmektedirler. Filmi tavsiye ederim, herkese keyifli seyirler.


 Yönetmen:Peter Berg
Senaryo:Matthew Michael Carnahan, Matthew Sand
Ülke:ABD ABD
Tür: Aksiyon, Dram, Gerilim
IMDb: 7.7
Vizyon Tarihi:30 Eylül 2016 (Türkiye)
Müzik:Steve Jablonsky