24 Nisan 2016 Pazar

KAPININ DİĞER TARAFI, HUSH, DARLING, LUCIFEROUS

THE OTHER SIDE OF THE DOOR/ KAPININ DİĞER TARAFI (2016)

Filmin anlatımını You Tube kanalım Korukolik’te de yapmıştım. Video olarak izlemek isterseniz, yazının hemen altındaki videodan izleyebilirsin. Uzundur gidemediğim sinema salonuna gitme mutluluğunu yaşarken, iş ile ilgili sıkıntılarım zaman zaman film arasında aklıma gelse de filmin tadını çıkartmaya çalıştım. Tabii, en keyifli an da, içimin iki saniyeliğine geçip uyuklamaya başladığım tam o iki saniyelik andan sonra, filmin şok sesinin devreye girmesi birlikte havaya sıçramam oldu. Ödümün kıçıma kadar indiği o esnada filmin 20. Dakikası falan olmuştu sanırım. Zaten film de o dakikalardan sonra biraz hareketlenmeye başlıyordu.

Film, hayalet ve ruhlar âlemini seven kişilere hitap edebilir. Hinduların inancına göre, ölen kişinin külleri alınıp bir tapınağa gidiliyor ve tapınağın kapısı kapatılıp, ölen kişinin ruhu bekleniyor. Böylelikle ruh geldiğinde onunla son kez de olsa konuşabilme fırsatı elde edilebiliniyor. Bu inanç üzerinden senaryolaştırılan filmin duygusal tarafları da vardı. Korkutma açısından ele alacak olursak; tapınak sahneleri, cibinlikli yatak kısımları başarılıydı diyebilirim. Çok beklentiye kapılmadan vasatın bir tık üstü diyebileceğim filmi tavsiye ederim. En azından şu aralar korku filmi kıtlığında ilaç gibi gelebilir.
Bir karı koca iş için uzunca bir süre Hindistan’da, gurbet ellerde yaşamaktadırlar. Yırtık condom kurbanı çiftin hayatlarına iki de bebek girince Hindistan’da kalıp, çocuklarını da orada yetiştirmeye karar verirler.

Bir süre sonra anne ve iki çocuğu, arabalarıyla turlarken, kendilerini Ganj Nehri’in serin sularında bulurlar. Araba su alıp batmaya başlarken, anne de çocuklarının derdine düşmüş, onları kurtarmaya çalışırken, sefil Hint halkı da ellerinde cep telefonları olayı çekmek için birbirleriyle sidik yarışına girerler.
Elalem sidik yarıştırırken, Maria’da kız çocuğunu kurtarabilmiş, ama erkek çocuğu ise arabayla birlikte sulara gömülmüştür. Aradan geçen bir süre zarfından sonra bunalıma giren anne intihar eder ve hastanelik olur. Orada bir bakıcıdan aldığı akıl doğrultusunda bir tapınağa gider ve denilen şeyleri yapar. Hani yazımın başında tapınak mevzuuna girmiştim; tekrar okuyabilirsiniz.

Tapınaktaki uyması gereken tek kural; oğlunun ruhu gelip,  annesine kapıyı açması ve onu yanına alması konusunda yalvarsa bile kapıyı açmamasıdır.


IMDb:5.3

Vizyon Tarihi: 15 Nisan 2016
Yapımı : 2016 - ABD
Tür : Korku
Süre: 96 Dak.
Yönetmen : Johannes Roberts
Oyuncular : Sarah Wayne Callies ,  Jeremy Sisto ,  Sofia Rosinsky ,  Javier Botet ,  Logan Creran
Seslendirenler : Jax Malcolm
Senaryo : Johannes Roberts ,  Ernest Riera
Yapımcı : Alexandre Aja ,  Rory Aitken



HUSH (2016)

Katile, “seni adi aşağılık orospu çocuuuuu!” diye bağırıp belalar eşliğinde izleyeceğiniz film, Hush. Konu itibariyle pek bir beklenti içine girmeden, sadece kedi-fare kovalamacısı şeklinde heyecan içinde izleyebileceğiniz bir film diyeyim. Mezarına Tüküreceğim tarzına yakın, ama o kadar kanlı olmayan, temposu hiç bitmeyen bir filmdi benim için.

Film, eline bilgisayarını, kafasına hikâyelerini almış yazar genç bir kadının, kafasını dinlemek için hem şehrin gürültüsünden, hem de daha verimli yazmak için, bok varmış gibi ıssız bir orman evindeyken başına gelen bir dizi korkunç olayları anlatıyor.

Filmin seyrederken dikkat ettiğim bir başka şey de yazar kızımızın Stephen King hayranı olmasıydı. Bir sahnede gözüme çarpan Stephen King kitaplarından bunu çıakrdım. Hem kedinin, hem de farenin oldukça akıllı olduğu bu film de bakalım sizi nasıl bir hikâye bekliyor.
Dilsiz ve sağır genç yazar kızımız Maddie, hayatını sessiz ve sakin bir orman evinde şehrin gürültüsünden uzak bir şekilde geçirmektedir. Sağır arkadaşımızın şehrin gürültüsünden nasıl rahatsız olduğu da yarıca merak edilen bir konudur.

Orada tanıştığı yan komşusu kadınceğiz, bir gece kıçına bıçak saplanmış bir vaziyette Maddie’nin kapısına dayananınca, Maddie ne yapacağını şaşırır ve hemen telefona ve bilgisayara saldırarak yardım ister fakat eve gelen psikopat adamımız akıllıdır ve elektirği, interneti ve ne olur ne olmaz diye doğal gaz ve suyu da keser. Meddie için heyecan ve ölüm kalım dolu bir gece başlamış olur. Haydi, iyi seyirler.

IMDb: 6.9

Yapımı : 2016 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 87 Dak.
Yönetmen : Mike Flanagan
Oyuncular : Michael Trucco ,  John Gallagher Jr. ,  Samantha Sloyan ,  Kate Siegel
Senaryo : Mike Flanagan ,  Kate Siegel
Yapımcı : Jason Blum ,  Trevor Macy




DARLING (2015)

Hadi bakalım festivalciler yine yaşadınız. Korkukolik abiniz size yine bir festival tarzı, Roman Polanski çakması bir film anlatacak. Gerilim ve korku sineması Roman efendinin eserlerinden etkilenmiyor değil hani. Bu film de bu etkileşimi yaşayanlardan biri. Hatta siyah-beyaz oluşu işin içine biraz daha sanatsa bir hava da katmış diyebilirim, fakat filmin geneline bakacak olursak; gözlerini sürekli kıçım gibi koca koca açan kara gözlü bir kadının, bir apartman dairesi içerisinde çıldırışının ötesine gidilmemiş. Hani etkileyici ekstra bir halt olur da “tamam” derim. I ıhhh bi numara yok.

Siyah-beyaz görüntüleri çok sevdiğimi, hatta benim de siyah beyaz fotoğraflar çekmeyi çok sevdiğimi bu tarz filmler denk geldiğinde her seferinde tekrarlar dururum. Bu filmin siyah-beyaz görüntüleri de beni benden almaya yetti. Kötü bir namı olan bir apartman dairesini kiralayıp, o apartman ile ilgili yayılan hayalet hikâyelerine bir yenisine daha katkıda bulunmak için devreye giren genç bir kadının çıldırış, hatta kafadan cozutuşuz hikâyesini anlatıcam şimdi size.

Genç bir kadın olan Darling, sahibinin de gizlemediği ve ona apartmanın kötü haberleri nedeniyle hiçbir dairesinin kiralanmadığını söylediği halde ucuzluğuna kanıp daireyi kiralar. Daha önce aynı dairede yine genç bir kız intihar etmiş ve apartman tam eski günlerine dönmek üzereyken tekrar kötü bir intiba oluşmuştur.

Ev sahibi, daireyi Darling’e kakalayıp hemen oradan toz olur. İlk gecesini korkunç kâbuslarla geçiren Darling’in geçmişine dayalı kötü hatıraları gözünde canlanınca, intikamcı, kana susamış tarafı delilik boyutunda hortlar ve bir apartman dairesinde çılgınca ve sıkıcı olaylar gelişir.

Evet; film oldukça sıkıcı. Filmde eğlenceli görebileceğiniz tek renk mor. Gerilim sahnelerinin de yer aldığı, fakat yetersiz kaldığı filme piyasa işi gözüyle yaklaşmazsanız zevk alabilirsiniz. Sonra “neden bize böööle boktan bir film tavsiye ettin?” diye sormayın. Hadi herkese iyi seyirler.

IMDb: 6.1

Yönetmen:Mickey Keating
Senaryo:Mickey Keating
Ülke:ABD 
Tür: Gerilim
Vizyon Tarihi:26 Eylül 2015
Dil:İngilizce
Müzik:Giona Ostinelli







LUCIFEROUS (2015)

Tekrar selam kankalar. Bu sefer size biraz Paranormal Activity, biraz da The Amityville Horror karışımı bir filmden bahsediciiiimrb. Filmi ilk başlarda dikkatimi çekmişti ama sıkıcı ilerleyişi, korku sahnelerinin bana göre soft kaçmasından dolayı sahneleri geçe geçe ilerledim. Çünkü filmin gidişaı başından belliydi; Zamanında kaza sonucu ölmüş bir kişinin ruhu tekrar aynı eve geliyor, ev halkının çıldırıp birbirini ziktikten sonra bir dizi çıldırış vakaları yaşanıyor ve ölümlerle sonuçlanan bir iblis intikamı durumu yaşanıyor; Derken, aniden filmin sonuna doğru bir sürpriz, ilginç bir gelişme yaşanıyor…

Filmleri artık atlaya atlaya izleyecek kadar uzmanlaşmamı Japon amında şampanya patlatarak kutladıktan sonra asıl meseleye, filmimizi anlatmaya geçebilirim diye düşünüyorum. Film, başta da belirttim gibi beni korkutmaya yetmedi, hatta o kadar çok çığlık sahnesi var ki, beynimi bile zikmeye yetti diyebilirim. Çoluk, çocuk, çombalak herkesden bir çığlık sesi çıkıyor.
Her zamanki gibi sessiz sakin hayatlarını sürdüren bir aile, günün birinde evlerine dadanan bir iblis yada iblisimsi, yada hayaletimsi, artık ne bok olduğu belli olmayan kıçımdan bir güç tarafından ele geçiriliyor. Önceleri kapılar, pencereler kendi kendine açılıp kapanıyor ve evin masum tavşanı iblis tarafından öldürülünce kıyamet kopuyor ve eve bir kamera sistemi yaptırılıp, davetsiz misafirimiz gizlice izleniyor.

Kameraya yakalanan, kız istemeye gidecekmiş gibi giyinen takım kıyafetli bir hayalet adam ekrana yansıyınca evin anne ve babası çılgına dönüyorlar ve bir süre sonra evde çıldırma vakaları yaşanıyor ve bizimkilerde kayış kopuyor.


IMDb: 4.2

Yapımı : 2015 - Kanada
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 101 Dak.
Yönetmen : Mahsa Ghorbankarimi,  Alexander Gorelick
Oyuncular : Greg Zajac ,  Shawn Colbeck ,  Mahsa Ghorbankarimi ,  Alexander Gorelick
Senaryo : Mahsa Ghorbankarimi ,  Alexander Gorelick

12 Nisan 2016 Salı

THE BOY, RED, HAPPY BIRTHDAY TO ME, EL DESCONOCIDO

THE BOY/ LANETLİ ÇOCUK (2016)

Selam herkese. Bu hafta başlangıcı yapğacağım film, neresinden tutsanız elinizde patlayacak türden aciip bir film. Fragman sonrası, wooooww ahan da film işte budur demiştim ama yine boşa geçen bir buçuk saat sonrası götümün üstüne oturup, üstüne de bir bardan soğuk su içtiğim filmlerden biri oldu.
The Boy, görsel anlamda izleyiciyi tatmin edebilir ama birkaç kaç sahnenin dışında korkutmaktan da uzaklaşan, hadi ne zaman hoplayıp havaya uçacağız diyebileceğiniz bir film. Filmin başlangıcındaki eski ev görüntüsü bana “aman Allahım bu nasıl bir hayaletli evdir” dedirtmeye yetti. Zaten çok ta bir beklentiniz olmasa da olur.

Film başlayıp da, çocuk bakıcısı kızımız,  tenha bir köşedeki eve gelip şöyle bir eve baktığında bizim bile dudaklarımız uçuklamıştı. Kocaman, gotik bir yapıya sahip, birçok odası bulunan ve bu odaların her birinden iblislerin, hayaletlerin, vampirlerin ortalığa sıçrayabileceği oldukça ürkütücü bir ev.
Korku filmi izleyicisi için ürkütücü bir ev oldukça keyif verici olabilir ki bunu sevenlerden biri de benim. Çok abartılı ve süslü bir şato yerine Salem’s Lot filmindeki mahzenli evler bile benim için dehşet verici olabilir. Hatta bu evler hakkında bir de araştırma yazısı yazmalıyım diye hemen aklımdan geçirmedim değil. Yakında bu konuya uygun eğlenceli bir yazıyla karşınıza her an çıkabilirim.

Greta ablamız iş arayışı durumlarındayken bir İngiliz ailenin yanına çocuk bakıcısı olarak işe başlar. Geldiği ev perili köşkleri aratmazken, çocuğun anne ve babası da oldukça ilginçtir. Bir ayakları çukurda olan anne ve baba, Greta’yı çocukla tanıştırılar ve Greta o anda bir yaşına daha girer; çünkü bakacağı çocuk oyuncak bir bebektir. İstemeden bu durumda gülse de ailenin ciddi duruşu onu korkutur ve iş iştir para da para deyip oyuncak çocuğa bakmaya başlar.

Başta bu durumun saçma olduğunu fark eden Greta, bir süre sonra gördüğü korkunç kâbusların ardından oyuncak bebeğe biraz daha yaklaşır. Bir süre sonra bebekle samimi olan Greta’da kafayı yer ve çocuğa gerçek çocuk muamelesi yapıp yemeğini yedirir, üstünü giydirir, kısacası bir çocuğun ihtiyaç duyacağı her şeyi yapmaya başlar.  Aradan geçen birkaç gün süreden sonra oyuncak bebeğin aslında canlı olduğunu anlar ve evin içine sıkışan Greta’nın hayatı bombok bir hale gelir.


Filmi Annabelle ile benzer olduğunu sanan kişiler kesinlikle yanılıyorsunuz. Yatın kalkın Annabelle filmine dua edin. Belli bir noktadan sonra film abuklaşıp bir de üstüne subuklaşmaya yelteniyor ve berbat bir sonla bitiyor. İzleyin ve ebenizin örekesini görün.

IMDb: 6.1

Yapımı : 2016 - ABD
Tür : Gerilim
Yönetmen : William Brent Bell
Oyuncular : Lauren Cohan ,  Rupert Evans ,  Jim Norton ,  Diana Hardcastle
Senaryo : Stacey Menear
Yapımcı : Tom Rosenberg ,  Matt Berenson
Diğer Adı : The Inhabitant




RED (2008)

Bu filmin türüne her kim “gerilim” yazdıysa Freddy Krueger’in bıçakları arasında cehennemi boylasın emi! “Türü” kısmına bakıp “dram-gerilim” yazdığı için, ve konusu da cazip geldiği için sazan aksu gibi atladığım filmlerden biri. Ha film kötü mü, asla değil. Ama gerilim anlamında filmde hiçbir şey yok. Film tamamıyla dramatik bir film arkadaşlar.

Filmi izlediğim için pişman değilim. Hele hele bir hayvan sever olduğum için filmi daha da çok sevdim. Hayvanlara karşı eziyeti konu alan bir film olduğu için, bil hassa bu konuda mücadeleci bir tavrı da olduğu için ayrıca filmi çok sevdim. Madem filmi izledik anlatmazsak olmaz. Belki sizler de bir değişiklik yapıp filmi izlemek istersiniz.

Kimsesiz Avery amca. Evet, kendi halinde takılır, her gün dükkânını açar, boş vakitlerinde ise ölmüş karısının ona emanet ettiği, kendisi gibi yaşlı köpeği sevimli Red ile balığa gider. Köpeği ile kendi arasındaki sıkı bağ başka insanları bile imrendirecek gibidir.

Avery, bir gün yine köpeği Red ile balık avına gider ve oltasını suya atmış, balık beklemektedir. Red ise bacaklarının kenarına kıvrılmış sakince uyumaktadır. Yanlarına gelen üç kötü kalpli çocuk Avery’den önce para ister, aradıklarını bulamayınca da zalimce Red’i silahla zevkine öldürürler.
Çocuklardan ikisi kasabanın ileri gelen iş adamlarından birinin oğludur ve zenginlik bu çocukları zalim hale getirmiştir. Parayla her şeyi yapabileceğini sanan bu insanların karşında köpeğinin intikamını almaya çalışan Avery amca vardır ve işler hiç de düşündüğü gibi gitmez.

Filmin hikâyesi, anlatmak istediği ve Brian Cox’un oyunculuğu oldukça etkileyiciydi. Düşünmeden izlenebilinecek filmlerden biri olduğu için tavsiye ederim. Şimdiden iyi seyirler.


IMDb: 7.1

Yapımı : 2008 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Suç
Süre: 98 Dak.
Yönetmen : Lucky McKee,  Trygve Allister Diesen
Oyuncular : Robert Englund ,  Kyle Gallner ,  Shiloh Fernandez ,  Brian Cox ,  Tom Sizemore
Senaryo : Stephen Susco ,  Jack Ketchum
Yapımcı : Trygve Allister Diesen ,  Steve Blair
Diğer Adı : Suç



HAPPY BIRTHDAY TO ME / KANLI YAŞ GÜNÜ (1981)

Süresi biraz daha kısa tutulup, gereksiz lakırdılar da çıkartılsaydı bana göre daha heyecanlı ve keyifli bir film olurmuş düşüncesindeyim. Filmin 2016 versiyonunu çekersem dediğim gibi yapıcam. Öhöm öhöm.

Slasher türü filmleri çok severim, hele ki bir de eski bir yapımsa daha da çok severim. Bir gru gencin etrafında dönen dolaplar neticesinde ortaya çıkan bir seri katilin bütün gençleri sıradan geçirip düdüklemesi sonucu, elimde çekirdeğim ve çayımla ohhhh diyerekten de bir de keyif çatarım.

1 saat 50 dakika boyunca, kim olduğu belli olmayan, cinayetler konusunda oldukça yaratıcı katilimiz tarafından öldürülen gençlerin etrafında dönen Kanlı Yaş Günü filminde de durum pek farklı değil. Ya intikam için ortalıklarda fare gibi cirit atan bir katil olacak, ya da kıskalık yüzünden başkarakterin teyzesi karşımıza bir katil olarak çıkacak. Bakalım bu süreç içinde siz katilin kim olduğunu çözebilecek misiniz?

Virginia adında bebiş yüzlü genç kızımız, okul da ve okul dışında arkadaşlarıyla vakit geçirirken, çevresinde meydana gelen seri cinayetlerden dolayı geçmişine yolculuk yapmaya başlar. Virginia’nın psikolojik sorunları tekrar depreştiği için geçmişinde yaşadığı korkunç bir kazanın etkisiyle geçmişine takılıp kalan kız, hem psikolojik destek almakta, aynı zamanda da çevresinde yaşanan seri cinayetlere de bir taraftan dikkat etmek zorundadır. Kısacası Virginia kızımızı yine zor günler beklemektedir.

Cinayet sahnelerini sevdim. Hatta birkaç yerinde “ıyk” diye ses çıkarıp yarım gözle baktığım da oldu. Filmi yine geç saatlere denk getirdiğim için acaba katil kim sorusundan da epeyce uzak kaldım diyebilirim. Filmi izleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler.



IMDb: 6.0

Yapımı : 1981 - Kanada
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Suç
Süre: 110 Dak.
Yönetmen : J. Lee Thompson
Oyuncular : Matt Craven ,  Glenn Ford ,  Melissa Sue Anderson ,  Lawrence Dane ,  Jack Blum
Senaryo : John C.w. Saxton ,  John Beaird ,  Timothy Bond ,  Peter Jobin
Yapımcı : John Dunning ,  André Link




EL DESCONOCIDO (2015)

Arkadaş, adam Nuh diyor peygamber demiyor. Bilmem kaç bin Euro’yu ya hesabıma yatırırsınız, ya yatırırsınızdan başka bir şey bilmeyen bir hanzo bombacı. Bombacının da iyisi olmaz tabii.

Gerilim ağırlıklı olarak aksiyon da barından film, tarz olarak Halle Berry’nin oynadığı Acil Arama filmine benziyor. Hem gerilim, hem de aksiyonun üstlerde olduğu filmin temposu aynı seviyede ilerliyor ve izleyiciyi sarıp sarmalıyor. Nasıl konuştum ama; Atilla Dorsay gibi di mi?

İspanyol korku-gerilim sinemasını ayrıca manyaklık boyutunda takip ettiğim için gözüme kestirdiğim filmleri hemen ön sıralara alıyorum ve hemen sizlerle paylaşıyorum. Daha önce kendisini Ölüm Uykusu ve Hücre 211’de de izlediğim Luis Tosar, bu filmde de yine karşımızda. İzlediğim Tosar filmlerini şimdiye dek hep beğendim. Bu film de beğendiklerim arasında.

Bankacı bir baba iki çocuğu ile sabah evden çıkıp arabalarına binerler ve kısa bir süre sonra hayatlarını cehenneme çevirecek bir telefon alırlar. Oturdukları koltuğun altında bomba vardır ve kalktıklarında bomba devreye girip patlayacaktır. Bir taraftan çocuklarını sakinleştirmeye çalışan baba, bir tandan da telefondaki bombacı ile para pazarlığına girerler. Şehir içinde iki çocuk ve babaları, bombalı bir araçla tur atarken gelişen olaylar karşısında sizler de oldukça heyecanlanıp gerileceksiniz. Filmi ısrarla tavsiye ediyorum. Film kaçmaz, izleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler. 

IMDb: 6.6

Yapımı : 2015 - İspanya
Tür : Gerilim
Süre: 102 Dak.
Yönetmen : Dani de la Torre
Oyuncular : Luis Tosar ,  Goya Toledo ,  Fernando Cayo ,  Elvira Mínguez ,  Javier Gutierrez
Senaryo : Alberto Marini
Yapımcı : Mercedes Gamero ,  Borja Pena

4 Nisan 2016 Pazartesi

CLOVERFIELD YOLU NO:10, HÜCRE 211, ÖLÜM ÇIKMAZI, FOUND

10 CLOVERFIELD LANE/  CLOVERFIELD YOLU NO:10

Film geçtiğimiz Cuma vizyona girdi. Filmin IMDb puanına baktığınız zaman 8.0 gibi çok yüksek bir rakam görüyorsunuz fakat bence bu rakamı biraz kıçtan uydurmuşlar gibi geliyor bana. O kadar puanı hak edecek bir hikâye bulamadım. Bilimkurgu-gerilim severler için güzel bir olabilir diye düşünüyorum.

Filmde uzaylı teması mı ararsınız, ters köşe durumlar mı, yoksa gizemli gidişat mı, hepsi var. Gerilim düzeyi de fana sayılmaz. Filmin bilimkurgu tarafı bolca efekt aramanıza neden olabilir. Görsel açıdan efektler falan filmin sonuna doğru karşımıza çıkıyor.

Ben tek mekân filmleri çok sevdiğim için bu filmin de en sevdiğim taraflarından biri bu oldu. Genel anlamda film boyunca aynı mekân kullanılmamış ama film boyunca karşımıza çıkan oyuncuların üçü sürekli bir sığınakta oldukları için genelde film sığınakta geçiyor, ama sıkmıyor. Filmin başlagıcından 5-10 dakika sonra gizemli bir ilerleyişin de işin çine girmesi olayları daha ilginç hale getirirken filmin sonlarına daha sert bir hal almaya başlıyor. Bu arada film devamı gelecek şekilde bitti. Ben film bitimde filmin devamını aradım diyebilirim. Kesinlikle devamı çekilmeye mahkûm bir film, yoksa meraktan çatliciiiiim.

Michelle, sevgilisinin kendisini boynuzladığını düşünüp, acil bir kararla bohçasını toplayıp baba evine dönerken, gecenin karanlığında arabasıyla ilerleye dururken aniden ona çarpan başka bir ara neticesinde götü başı dağıtmış vaziyette sağa sola savrulur.

Yine aynı vaziyette, hücre gibi bir odada, bacağından duvara zincirlenmiş bir şekilde gözlerini açar. Önce neye uğradığını şaşıran kız, nerede olduğunu anlamaya çalışırken uzakta duran cep telefonuna ulaşır, fakat sinyal olmadığını görünce yapacak pek bir şeyi de kalmaz.

Çaresizce beklerken, aniden odanın kapısının açılmasıyla içeriye şişko ve yaşlı bir herif girer ve durumu Michelle’e anlatır: Dışarıda kimyasal bir saldırı vardır, herkes ölmüştür ve bulundukları çiftlik evinin sığınağında yaşamaya mecburdurlar. Sığınakta Michelle’nin yanı sıra bir başka adam daha vardır.

Bu üç kişi bu sığınakta yaşamak zorundadırlar fakat bir süre sonra Michelle, bu sığınağın sahibi şişko adam için şüpheli şeyler sezer.  Ya bu sığınakta kalacaktır, yada dışarıya çıkıp, dışarıda olan biteni araştırmaya başlayacaktır.

IMDb: 7.8

Vizyon Tarihi: 01 Nisan 2016
Yapımı : 2016 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 105 Dak.
Yönetmen : Dan Trachtenberg
Oyuncular : John Goodman ,  Mary Elizabeth Winstead ,  John Gallagher Jr. ,  Douglas M. Griffin ,  Cindy Hogan
Seslendirenler : Bradley Cooper
Senaryo : Josh Campbell ,  Dan Casey
Yapımcı : J.J. Abrams
Diğer Adı : The Cellar, Valencia



CELDA 211/ HÜCRE 211 (2009)

Bulduk mu İspanyol filmlerini affetmeyiz mi diyorsunuz? Valla ben de affetmem. Kıyıda köşede kalmış bir İspanyol yapımı film beni bekleyip dururken, artık zamanı geldi diye düşünüp Celda 211/ Hücre 211’i izlemeye koyuldum. Tabii yine karşıma keyifli bir film çıktı.

Tam manasıyla gerilim arıyorsanız,  baştan sona sıkı bir gerilim diyemicem ama konusu ve ilerleyişi, içerisindeki yer yer gerilimli sahnelerle hiçte fena bir film değildi doğrusu. Filmin başlangıcı ve gidişatı beni oldukça şaşırttı. Hapishane filmlerini seviyorsanız ve hapishanede dönen dolapları Juan karakterinin gözünden ve bir anda değişen hayatının gidişatı üzerinden izlemek istiyorsanız bu filmi bence kesinlikle izleyin.

Hapishanede yaşanan isyan sonrası beyninizi birkaç bölüme ayırıp, kimin suçsuz olduğu arasında karar vermek gerçekten izleyiciyi zorlayacak türden. Korkunç cinayetler işlemiş bir katilin hapishane hayatı boyunca kötü şartlarda yaşatmak, hatta ölümüne neden olmak onları hapishane hayatına mahkûm etmiş kişileri de mi acaba katil yapar sorusunu soracaksınız beklide.

Gardiyanlığa yeni başlayacak olan Juan, iki deneyimli gardiyan tarafından hapishanede gezdirilir. Hapishane koridorlarında ilerlerken bir aniden tavandan bir parça düşer ve Juan’nın alnı kanamaya başlar. Kanamayı gören Juan bayılır ve 211. Hücreye apar topar geçici olarak koyulurken tam o esnada hapishanede bir isyan çıkar ve gardiyanlar ve yeni gardiyan Juan yüzlerce azılı katilin arasında kalır. Juan, mahkûmlardan zarar görmemek için kendisi de mahkûm taklidi yapacak ve çaktırmadan görevlileri yönlendirip, isyanın gidişatını belirleyecektir. Fakat içeride kaldığı günler boyunca yaşayacağı olaylar Juan’ın hayatını tamamen değiştirecektir.


IMDb: 7.7

Yapımı : 2009 - İspanya ,  Fransa
Tür : Aksiyon ,  Dram ,  Gerilim
Süre: 113 Dak.
Yönetmen : Daniel Monzon
Oyuncular : Luis Tosar ,  Alberto Ammann ,  Marta Etura ,  Carlos Bardem ,  Antonio Resines
Senaryo : Daniel Monzon ,  Jorge Guerricaechevarría ,  Francisco Perez Gandul
Yapımcı : Álvaro Augustín ,  Juan Gordon
Diğer Adı : Celda 211



DEAD END/ ÖLÜM ÇIKMAZI (2003)

Yine neresinden başlayıp anlatacağımı bilemediğim filmlerden biri. Ne yaparsan yap, ölü gelin gibi elde kalan ama sevimli bir tarafı olduğu için de sonuna kadar kendini izlettiren bir film.

Film, korku-komedi türünde yapılmaya çalışılsa da, ya sadece komedi tarafı ağır basmalıydı, yada korku tarafı diye arada kalmadım değil. Her iki yönüyle de beni pek etkilemeyi başaramadı ama sonuna kadar içerdiği gizemden dolayı, sonunda acaba ne olacak diye deli gibi merak ettiğimi itiraf etmeliyim.  Film gayet keyifli başlarken, ilerleyen dakikalarda gizemli tarafın ön plana çıkması ve yaşanan akıl almaz olaylar kafa karıştırırken, sıkıldığım bir süreç de hemen arkasından geliverdi; Gereksiz uzun diyaloglar ve gizemli gidişatın iyicene arap saçına döner halinden dolayı oldukça sıkıldım ve film sonunda şaşırtıcı, fakat şok edici bir gerçekle karşılaşamadım. Yani filmin kısa süresi uzadıkça uzadı.

Kendi halinde bir aile, Noel tatilini başka bir yerde geçirmek için 20 yıldır kullandıkları aynı yolu kullanarak yola çıkıyorlar. Kendi aralarında oldukça eğlenerek sıkıcı bir yolculuğa da katlanmaya çalışıyorlar. Ailenin babası, 20 yıldır gittiği yolu değiştirerek ilk kez kestirme bir yoldan gitmeye karar veriyor ve bu noktadan sonra hiç bitmeyecek karanlık bir yolculuğun da başlangıcı haline geliyor.

Karşı istikametten gelen simsiyah şık bir otomobil karşılarına sürekli çıkacaktır, orman kenarı boyunca yine karşılarına durmadan çıkan esrarengiz bir kadın kucağındaki ölü bebeği ile onlara ne zaman gözükse felaketler birbirini kovalayacaktır ve karanlık yol asla bitmeyerek onları bilmedikleri bir yere doğru götürecektir.


IMDb: 6.7

Vizyon Tarihi: 09 Kasım 2004
Yapımı : 2003 - ABD ,  Fransa ,  Güney Kore
Tür : Gizem ,  Komedi ,  Korku
Süre: 85 Dak.
Yönetmen : Jean-Baptiste Andrea,  Fabrice Canepa
Oyuncular : Alexandra Holden ,  Amber Smith ,  Lin Shaye ,  Ray Wise ,  Steve Valentine
Senaryo : Fabrice Canepa ,  Jean
Yapımcı : Gabriella Stollenwerck



FOUND (2012)

Hayat bazen o kadar boktan bir hal alır ki keyif alarak izlediğimiz korku filmlerinden farksız hale gelir. Gerçek hayatın tek farkı keyifiz ve daha boktan bir hal alması olur. Bu girişi neden yazdığımı filmi izlediğinizde anlayacaksınız. Bazen göründüğün gibi değilsindir. Korku filmlerini sevmen seni psikopat yapmaz. İnanılmaz sessiz sakin, her ortama uyumlu, oldukça beyefendi diyebileceğin kişiler de olduğunun dışında bir seri katil çıkabilir.

Festival tarzı korku filmleriyle gişe tarzı arasında gidip gelen film, her korku filmi severe hitap edecek türden değil. Filmin belli bir tarzı var ve bundan hoşlanmayacak türden korku filmi severler filmi sevmeyebilir. İlginç ve gidişatı hiç de fena olmayan filmi izlerken, filmi sevdiğimi düşündüm. Belki çok fazla beni germedi ama filmdeki ufaklığın korku filmi sever tarzı beni hemen 90’ların başına götürerek kendimi hatırlattı. Korku filmi sever bir genç olmak her zaman bir ayrıcılıktı benim için.

Net olarak anlayamasam da film ya seksenlerde geçiyor, yâda 90’ların başında. Filmin bir sahnesinde VHS kasetlerin satıldığı bir dükkâna giriyoruz ve 80’lerin ve 90’ların ruhunu taşıyan videokaset formatındaki filmleri görüyoruz. Bir başka dikkat ettiğim sahne de ise büyük erkek kardeşin odası; içeride pikap, tüplü televizyon, porno dergiler ve kasetçalar gözüküyordu. Ama yinede net anlayamadığım şey; filmin hangi dönemde geçtiği oldu.

Film de, korku filmi hastası, ama öööle böle değil, fena halde bir korku hastası küçük bir çocuk var; Radyoda gizli gizli korku yayınları dinleyen, anne ve babasının rızasının dışında bile gizlice korku filmleri seven Marty, aynı zamanda içine kapanık ve oldukça çekingen bir çocuktur.

Bir gün abisinin odasına sızıp, kendince eğlenmek ister ve eğlencenin tavan yaptığı bir elbise dolabının kapısını aralamasıyla birlikte, dolabın içinde bir çanta görür. Meraktan çatlayan Marty çantayı alır, yavaşça fermuarını çeker ve çantanın ağzını ikiye ayırır. Gördükleri karşısında donup kalan Marty için artık hayat bir korku filmi haline gelecektir.

IMDb: 5.9

Yapımı : 2012 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Scott Schirmer
Oyuncular : Kitsie Duncan ,  Phyllis Munro ,  Louie Lawless ,  Angela Denton ,  Gavin Brown
Senaryo : Scott Schirmer ,  Todd Rigney
Yapımcı : Scott Schirmer ,  Arthur Cullipher