22 Şubat 2016 Pazartesi

SCOUTS GUIDE TO THE ZOMBIE APOCALYPSE, MASKS, NEKROMANTİK, NEKROMANTİK 2, THE VEIL, INTRUDERS

SCOUTS GUIDE TO THE ZOMBIE APOCALYPSE (2015)

Arada yapılan komik espriler, şapşal komik sahneler ve bitmeyen heyecanı ile oldukça keyifli bir zombi filmi sizleri bekliyor. Filmi henüz yeni izlemeye başlamışken boşa geçecek bir buçuk saat diye düşünüyordum ama bu film nasıl eğlenceli bir film çıktıysa şaşordumm doğrusu.

Akılları fikirleri çüklerinde olan ergen izci erkek grubunun başından geçen heyecanlı komik zombi hikâyesi beni çok mutlu etti. Kafanızı dağıtmak adına izleyebileceğiniz keyifli bir film diyebilirim.

Striptiz kulübünün kapısındaki çam yarması güvenlik görevlisinin kapıda durmamasını fırsat bilen ergenlerden biri, büyük bir neşeyle striptizci kızların memelerini ağzına sokabilmek adına koştura koştura içeriye girer. Arkadaşı ise onu durdurmaya çalışsa da buna engel olamaz ve o da peşinden içeriye dalar.
İçeride loş ışıkların arasından kulaklarına süzülen afrodizyak etkili müzik çalmaktadır fakat içerisi rahatsız edici bir şekilde boştur. Bu kadar güzel striptizci kızın çalıştığı mekân nasıl olurda böyle bomboş olabilir ki?

Eli çükünde dolaşan ergen gencimiz sahnenin en önüne oturur ve seksi kızımızın sahneye çıkmasını sabırsızlıkla bekler. Oysaki o ışıltılı sahnenin kulisinde onu izleyen bir çift kan dolu göz vardır ve az sonra müziğin değişmesiyle sahneye çıkar.


Ergenler en önde oturmuş, loş ışıkların arasında, en ışıltılı haliyle dans eden kızın soyunarak yanlarına gelmesini beklerler. Karanlıkta yüzü net seçilemeyen kızın, ergenlerin yanına gelerek memelerini sallamasının ardından, iki memesinin arasından, ergenlerin suratına fırlayan iç organlar iki abazan arkadaşımızın donlarına sıçmasıyla birlikte film hareketlenir ve bir anda etrafları bir zombi sürüsüyle kaplanır.

IMDb: 6.3

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Komedi ,  Korku
Süre: 93 Dak.
Yönetmen : Christopher B. Landon
Oyuncular : David Koechner ,  Logan Miller ,  Halston Sage ,  Sara Malakul Lane ,  Tye Sheridan
Senaryo : Christopher B. Landon ,  Emi Mochizuki ,  Carrie Lee Wilson ,  Lona Williams
Yapımcı : Andy Fickman ,  Bryan Brucks
Diğer Adı : Boy Scouts Vs. Zombies, İzciler Zombilere Karşı, Gözcüler ve Zombiler



MASKS (2011)

Festival tarzı gerilim-korku filmleri seven kişileri de unutmadık efenim. Bu hafta sana anlatacağım ikinci film; bir Alman yapımı olan Masks. Yani maskeler manasında bir film.

Film, İtalya’nın en ünlü korku filmi yönetmeni Dario Argento’nun icat ettiği “ciallo” türü denilen türe uygun yapılmış bir film. 70’lerin popüler ciallo tarzı; cinsellik, gizem, korku ve bunalım temalarını gayet güzel taşıyan bir film türüdür. Tabii işin içine biraz da izleyiciyi düşündüren bir tat katılınca da tadından yenmeyebilir.

Masks filmi beni bunaltır diyordum ama tahminimden bir tık ötede hareketli bir film çıktı karşıma. Gerçi filmi yine yer yer gözlerim kapalı izlesem de, rüyama yansımış olmalı ki gözlerimi kapadığımda kesilen kısımlara da rüyamda devam edip kâbuslar yaşadım.

Yıl: 1973 ve öğrencilerini tuhaf bir yöntemle yetiştirmeye çalışan bir tiyatrocu adam ile film başlıyor. Canlandırılan karakterin o anki duygusunu daha gerçekçi bir şekilde izleyiciye yansıtabilmesi için, öğrencilerine işkence yaptırarak duygu oluşturmaya çalışan sapık bir herifin yöntemleri 2011’de de devam eder ve oyuncu olma ümidi ile özel bir okula gelen genç bir kızın başından geçen gizemli ve korkunç hikâyesi gözler önüne serilir.

Bu film bana biraz Suspiria filmini anımsattı. Zaten filmin amaçladığı şeylerden biri de bu; Usta yönetmen Dario Argento’ya ve onun öncülüğünü yaptığı ciallo türüne selam yollamak. Alışık olmadığınız bir filmle karşılaşmanız mümkün. Şimdiden herkese iyi seyirler.


IMDb:5.8


Yapımı : 2011 - Almanya
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku
Süre: 112 Dak.
Yönetmen : Andreas Marschall
Oyuncular : Michael Balaun ,  Lucyna Bialy ,  Lisa Blaschke ,  Franziska Breite ,  Zübeyde Bulut
Senaryo : Andreas Marschall
Yapımcı : Tim Luna ,  Volker Lange



NEKROMANTİK (1987)

Filmi izleyen bazı kankiler, filmin iğrenç, mide bulandırıcı ve çok sapkınca olduğunu falan yazmış bazı sinema sitelerine. A-a siz ciddi misiniz ya? İnanmıyorum. Bırak Allaaaaşkına. Yahu bu filmden sizin beklentiniz neydi ki acaba; romantik, duygusal bir komedi falan mı? Sanırım filmi izleyen bu kankalar, filminin adının “nekro” kısmını geçerek “romantik” kısmıyla ilgilenip, afişteki memeleri gözüken hatunu da var sayarak erotik film falan sandılar zaar.

Adı üstünde; Nekromantik. Yani nekrofili, yani ölü sevici. Bu filmde de ölü sevicilik üzerinden yola çıkılarak, seksüel anlamda kendi kendine yetmeyen, canlılardan keyif alamayıp ki filmin sonuna doğru başkalarının cesetlerinden bile tatmin olamayıp, kendi ölümüyle orgazm olan bir karakter var. Gerçek hayattaki nekrofililerin yaşam tarzlarının şiddeti hakkında merak uyandıracak bir film aslında.

Bir önceki film yazımda Maks isimli Alman yapımı filmi anlatırken, filmin yönetmeninin diğer filmlerine de göz atayım dedim ve karşıma Nekromantik ve Nekromantik 2 filmleri çıktı. Aslında bu filmleri biliyordum ama hadi yeri gelmişken izleyeyim dedim.

İlk filmde, kaza yada cinayet mahallindeki parçalanmış cesetleri toplayan bir firma da çalışan bir abimizin gizli dünyasına doğru yolculuğa çıkıyoruz. Dışarıdan bakıldığında gayet normal, hatta ilgi bile çekmeyecek olan bu tip, topladıkları cesetlerin birer parçasını alıp eve götürerek koleksiyon yapacak hastalığa kadar ulaşan bir hobisi vardır.

En az kendisi kadar ilginç olan yavuklusu ile bir evi paylaşan bu herifin ve sevgilisinin hayatı, adamın eve getirdiği çürümek üzere olan bir cesetle değişir. Cesedi yataklarına üçüncü bir eleman yapan çift, gece gündüz çürümüş cesetle grup seks takılırken, benim de kokuya karşı duyarlı olamadan dolayı film boyunca o cesedin kokusunu psikolojik olarak hissetmeme neden oldu.

Adam, iyicene bozulan psikolojisinden dolayı işinden kovulur, para yoktur ve sevgilisi de cesedi alıp evden kaçmıştır. Yapayalnız kalan nekrofili herif için zor günler ve ardından gelen sürpriz gelişmeler kapıdadır.


IMDb: 5.2

Yapımı : 1987 - Almanya
Tür : Korku ,  Romantik
Süre: 75 Dak.
Yönetmen : Jörg Buttgereit
Oyuncular : Beatrice Manowski ,  Jörg Buttgereit ,  Daktari Lorenz ,  Clemens Schwender ,  Henri Boeck
Senaryo : Franz Rodenkirchen ,  Jörg Buttgereit
Yapımcı : Manfred O. Jelinski



NEKROMANTİK  2 (1991)

Ertesi gün filmin ikincisini izleyerek, cesetlerle yapılan seks, sümüksü bir aşk bana fazla gelmiş olmalı ki yavaştan mide sorunları yaşamaya başlayıp Rennie tablet kullanmaya başladım. Filmin içine girip yaşar gibi izleyince  bu seri biraz çekilmez oluyor diyebilirim. Elinizde tuttuğunuz ve yemeye hazırladığınız mis gibi bir un kurabiyesi, yanında çay, yâda çitleteceğiniz kabak çekirdeği bile bu filmle birlikte gitmeyecektir. Hatta günlerce et yemeyeceğinizi de garanti ederim.

İkinci film, ilk film kadar derinlikli değildi. Denizi 10 dakika izleyen kızdan tutun da yarım saat cesedi parçalayan ablaya kadar sıkıcı bir film izledim. Yönetmen, Nuri Bilge Ceylan’a bağladığı için biraz sıkıldım. İlk filme göre ikinci filmden pek bir şeyler çıkartamadım açıkçası.

İlk filmdeki nekrofili abimiz, ikinci filmde de yer alıyor; tabii bir ceset olarak. Monika adındaki güzel hemşire gacı, acaba canlı bir adama mı âşık olsam, yoksa o canlı adamı gebertip seks hayatıma bir cesetle mi devam etsem şeklinde düşüncelere kapılırken, bir mezarlıktan çıkartıp çaldığı cesedi evine getirir. Bir başına kadın haliyle, yolda o cesedi nasıl taşıdı da eve getirdi, külçe gibi ağırlaşmış cesedi nasıl kucakladı da kaldırdı orası gizemini koruyor tabii.

Cesetle seks yapıp gecelerine renk katan Monika, aynı zamanda duygusal açıdan da tatmin olabilmek adına bu kez canlı bir adamla kırıştırmaya başlar. Aşk iyidir güzeldir de, bu canlı adamla yatakta keyif alamaz ve aklı hep bir cesettedir. Bu git geller Monika için oldukça kafa karıştırıcıdır fakat Monika’nın buna bir çözüm bulması gerekmektedir.

IMDb: 5.4

Yapımı : 1991 - Almanya
Tür : Korku ,  Romantik
Süre: 104 Dak.
Yönetmen : Jörg Buttgereit
Oyuncular : Florian Koerner Von Gustorf ,  Monika M. ,  Lena Braun ,  Eva-Maria Kurz ,  Jörg Buttgereit
Senaryo : Franz Rodenkirchen ,  Jörg Buttgereit





THE VEIL (2016)

Uzundur tedirgin olarak izlediğim bir film karşıma çıkmıyordu. Hani genelde bana hep soruyorsunuz ya “seni en çok korkutan, bize de tavsiye edebileceğin bir film var mı?” diye, hah işte o filmlerden biri de The Veil diyebilirim. Hatta dedim bile.

Lilly Rabe çok tanıdığım bir aktris değildi fakat iyi oyuncuları farklı rollerde gördüğüm zaman, hımmm dur bakiiiim ben bunu bir yerden tanıyorum ama nerden, diyerekten kendi kendime mırıldandığım olmuştur. Lilly için de aynı şey söz konusuydu. Nerden nerden nerden… Derken, bir de hatırladım ki; American Horror Story: Hotel sezonundan tanıyorum Lilly Rabe’i. Hani dizinin bazı bölümlerinde birçok katil toplanıp, özel bir gecede yemek yiyip, birilerini öldürüyorlardı. O geceye davet edilen katillerden biri de Alieen Wuornos’du. Alieen’i canlandıran da işte bu bizim hatundu; Lilly Rabe. Filmin bir diğer ağır topu da, filmin başrolünü paylaşan Jessica Alba ablamız.

Amerika’da yaşanan en büyük toplu intihar vakası bir tarikat ayininde yaşanmış ve bu olay geçtiğimiz sene bir başka korku filmine yansıtılmıştı. Hatta bu filmi de Korkukolik sayfalarında bulabilirsiniz. The Sacrament isimli filmin yazısını daha önce yazmıştım. The Veil filminde ise yine bu olaydan esinlenilmiş fakat olayın ardından 25 sene sonrası bir kurgu olarak filme taşınmış.

25 sene önce, modern dünyadan izole edilmiş bir vaziyette, bir ormanın kuytu köşesinde, bir tarikatın lideri etrafında gelişen olaylar, bu tarikatın müritlerinin toplu olarak intihar etmesiyle son bulur. Toplu intihardan geriye sağ kalan 5 yaşındaki Sarah, neden bir tek onun kaldığı konusunda düşüncelere dalarak 30 yaşına kadar gelir.

Maggie, arkadaşları ile bu olayı araştırmak için bir belgesel ekibi kurar ve olayın yaşandığı bölgeye Sarah’ı da alarak gelirler. Meggie’nin bu olayı araştırmasının bir nedeni de, olayın yaşandığı gün polis olan babasının da bu mekânda bulunmasıdır.

Araştırmalar sürerken geçmişe dayanan bir takım tarikat videoları gençlere yol gösterirken aynı zamanda 25 sene ölen kişilerin ruhları da onlarla birlikte olacak ve onları rahat bırakmayacaktır.

Filmin orman sahneleri, bilhassa ormandaki kulübe sahneleri beni oldukça tedirgin etti. Galiba bu kez biraz tırstım. Hikâye anlamında çok güçlü olmayan, fakat korkutmayı da iyi başaran filmlerden biri olarak The Veil’i tüm korkukoliklere tavsiye ediyorum.


IMDb: 4.9

Yapımı : 2016 - ABD
Tür : Korku
Süre: 93 Dak.
Yönetmen : Phil Joanou
Oyuncular : Jessica Alba ,  Thomas Jane ,  Lily Rabe ,  Aleksa Palladino ,  Shannon Woodward
Senaryo : Robert Ben Garant
Yapımcı : Robert Ben Garant ,  Jason Blum



INTRUDERS (SHUT IN) / DAVETSİZ GELEN (2015)

Hafta sonu filmlerimden biri de Intruders isimli film oldu. Bu filmi bu isimde bulamazsanız Shut In olarak da arayabilirsiniz. Bazı filmlerin bir de böyle göbek adları oluyor işte. Acaba ne izlesem diye düşünürken, bir tavsiyem karşılığında aldığım bir tavsiye neticesinde bu filmi keşfettim.

Intruders, beni çok fazla germese de, keşke biraz daha süslenerek yapılsaymış daha çok keyif verirmiş dediğim filmlerden oldu. Hani Amerikan korku sinemasının bir yapaylığı, bir cool tarafı, bir karizması ve süslü püslü efektlerle bezenmiş tarafı vardır ya, hah işte keşke öyle olsaymış, en azından filmi daha iyi kurtarmış diye düşünüyorum.

Film de, sokağa çıkma korkusu olan bir kadının, kocasının mı abisinin mi ne (bak orayı kaçırmışım) ölmesiyle iyicene yalnız kalıp servetiyle ne yapacağını düşünürken, evine hırsızlığa gelen üç kişinin ortasında kalmasını anlatıyor.

“Sen hiç penguenleri düşündün mü Züleyha?” diyerekten bir Eyvah Necdet repliği yazasım geldi yazımın bu paragrafında. Neden derseniz; penguenler suyun dışında çok ağır hareket ederler fakat suya daldıklarında düşmanları bile onlara yetişemez; hızlıdırlar.  Suyun dışında ne kadar av olmaya adaylarsa, suyun içinde de bir o kadar güvende ve hızlıdırlar. Diyeceksiniz ki; ne alaka?

Filmimizdeki hatun da, sokağa çıkamaz ve agorafobi hastasıdır fakat evin içinde ise düşmanlarından korunabilmek için birçok numarası vardır. Evi onun için bir kaledir ve o da evine giren bu haydutları içeriden fethedecektir.  Hırsızlar eve gireceğine de, parayı çalacaklarına da pişman olacaklardır, çünkü Anna’nın onlar için çeşitli sürprizleri olacaktır. Ta ta ta taaa… Hadi izleyin ve görün. İyi seyirler.

IMDb: 5.6


Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Korku
Yönetmen : Adam Schindler
Oyuncular : Beth Riesgraf ,  Rory Culkin ,  Martin Starr ,  Leticia Jimenez ,  Jack Kesy
Senaryo : T.J. Cimfel ,  David White (i)
Yapımcı : Christa Campbell ,  Erik Olsen

15 Şubat 2016 Pazartesi

THE CORPSE OF ANNA FRITZ / ÖLÜM VE ÖTESİ, STORM WARNING/ ÖLÜM FIRTINASI, PROM NIGHT / KANLI GECE

THE CORPSE OF ANNA FRITZ / ÖLÜM VE ÖTESİ (2015)

Eveeeet gelelim sizlere bu hafta anlatacağım ikinci filme; The Corpse of Anna Fritz. İspanyol gerilimleri beni benden alan filmlerdir. Ama bak; bilhassa İspanyol yapımı olanlar diyorum. Ha varsa Amerikan, Japon, Kore onlar da kabulüm sıkıntı yok. Kaliteli ve ilginç olsun, Türk’e bile razıyız. Aman yeterki bize gerilim ossun.

Uzundur beklediğim filmlerden biriydi Ölüm ve Ötesi. Vizyon tarihi sürekli değişip durdu ve o değişirken benim de canımı sıktı durdu açıkçası. Ve nihayet film, cuma günü vizyonda. Tabii yine bir tarih değişikliği olmayacaksa.

Filmimiz tamı tamına 1 saat 10 dakikalık, keşke az biraz daha sürse dedirten, ama bir o kadar da tadında bitti, dedirten türdendi bana göre. Film konu olarak ilginç bir tada sahip ve gerilim sahneleri de oldukça iyiydi. Filmin başından sonuna kadar beni heyecanlandırdı diyebilirim. Hatta bazı sahnelerde o kadar çok heyecan yapmışım ki rahmetli babaannem gibi ekrana bakıp bakıp karakterlerle falan konuştum. Çok abartılacak bir gerilim olmamakla birlikte, gerilim ve heyecan öğelerini gayet güzel taşıyan bir filmdi benim için.


Anna Fritz, artık nasıl bir sinema sanatçısıyla namı bütün İspanya’yı sarmış durumdadır. Herkesin sevgilisi haline gelen Anna, bir gün katıldığı bir partide esrarengiz bir şekilde hakkı rahmetine kavuşur ve hemen bir hastanenin morguna kaldırılır. Otopsisi ertesi güne bırakılan Anna, fırlama genç bir morg görevlisi tarafından morga yerleştirilir.

Pau (morg görevlisi çocuk) bir ara dışarı çıkar ve iki yakın arkadaşıyla buluşur. Pau’nun arkadaşları Anna’nın, Pau’nun çalıştığı hastaneye getirildiğini duyunca onu görmek isterler. Pau, ilk başta mırın kırın etse de teklifi kabul eder ve kafaları güzel bu iki arkadaşını morga götürür.

Sağlığında bir yıldız gibi ulaşamadıkları Anna gözlerinin önünde, çırılçıplak ve tüm güzelliği ile durmaktadır. Aralarında konuşan gençler, konuyu ölülerle yapılan sekse kadar getirmişler, gözlerine Anna’nın poposunu bile kestirmişlerdir.

Gençlerden biri, bu işin yanlış olduğunu ve Anna’nın cesedini rahat bırakmalarını diğer arkadaşlarına söylese de bir türlü söz dinletemez ve önce biri, daha sonra morg görevlisi olan piç kadına sırayla tecavüz ederler. Kadının ne dirisi, ne de ölüsü kalmıştır. Bu kadar tecavüze dayanamayan Anna’nın ölü gözleri, Pau onun çıplak vucudu üzerinde gidip gelirken PAT diye açılır. Kadının tepesinde horoz gibi duran Pau, Anna’nın kendisine bakar halini görünce ortalığı ayağa kaldıran bir çığlık atar ve tüm gençler ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette Anna’ya bakar.

You Tube Korkukolik kanalında filmi anlattım. Aşağıdaki videoda hem film anlatımını, hem de filmin fragmanını izleyebilirsiniz. Kanalıma abone olmayı unutmayın.

IMDb: 6.0

Vizyon Tarihi: 04 Mart 2016
Yapımı : 2015 - İspanya
Tür : Dram ,  Gerilim
Süre: 76 Dak.
Yönetmen : Hèctor Hernández Vicens
Oyuncular : Alba Ribas ,  Albert Carbó ,  Bernat Saumell ,  Cristian Valencia
Senaryo : Hèctor Hernández Vicens
Yapımcı : Hèctor Hernández Vicens
Diğer Adı : The Corpse of Anna Fritz



STORM WARNING/ ÖLÜM FIRTINASI (2007)

Sanki sanırsın bir felaket filmi falan izlicez. İsme bakar mısın: Storm Warning/ Fırtına Uyarısı. Film, daha önce, 1998’de Gerçek Efsaneler adında çıkan filmin yönetmeninden. Yönetmenin daha önce de çektiği slasher tarzı filmlerden biri de bu hafta size anlatacağım bu film, yani Ölüm Fırtınası.

Filmin çok abartılacak bir tarafı olmamakla birlikte, artık modasını yitirmiş slasher tarzına bir çeşit selam diyebiliriz. Ben de uzundur bu tarz bir film izlemediğim için zıp diye atlayıverdim filme. Elinize telefonunuzu alıp, bir gözünüz telefonda, diğeriniz ekranda filmi izleseniz bile “ayyyy filmin şurasını anlayamadım bir daha başa alayım” diyebileceğiniz, dört gözle izleme gereksinimi duymayacağınız, yormayan bir film.

Heyecanı ve gerilimi gayet yerinde fakat konu olarak sıra dışı bir şey beklemeyin. Klasik; mutlu bir çiftin hafta sonu için balık yakalama macerası bir fırtına uyarısı nedeniyle yarıda kesilir ve yollarını da kaybetmeleriyle birlikte, kayıklarını çektikleri bir kıyıda esrarengiz bir kulübe onları beklemektedir.
Yağmurdan kaçacam diye nah kafam kadar dolunun tepesine oturan mutlu çiftimiz, cinsel açıdan aç, nerdeyse fırsatını bulsalar birbirlerini zikecek hale gelmiş iki üvey sapık kardeş ve babalarının tam ortasına düşerler.

Bu sapıkların ağına düşen mutlu çift, artık dünyanın en mutsuz ve üç aç penisiyle de başa çıkmak üzere olan çifti haline gelirler ve türlü işkencelere maruz kalırlar. Dışarıda yağmur ve soğuk hava şiddetini artırırken, zamanları da azalan mutsuz çift bakalım götlerini kurtarabilecek midirler? 

IMDb: 5.9

Yapımı : 2007 - Avustralya
Tür : Aksiyon ,  Gerilim ,  Korku ,  Suç
Süre: 72 Dak.
Yönetmen : Jamie Blanks
Oyuncular : David Lyons ,  Nadia Fares ,  Jonathan Oldham ,  John Brumpton ,  Mathew Wilkinson
Senaryo : Everett De Roche
Yapımcı : Gary Hamilton ,  Pete Ford





PROM NIGHT / KANLI GECE (1980)

Hadi sizi 80’lere götüreyim ve bu haftanın ikinci slasher tarzı filmini anlatayım. Filmi keşfettiğimde beni biraz heyecanlandırdı ama filmi izledikten sonra bu heyecanım birazcık kursağımdan 12 parmak bağırsağıma doğru kaymaya başladı.

Halloween filmleriyle ünlenen Jamie Lee Curtis’în başrolünde yer aldığı film, her ne kadar slasher olsada çok yoğun cinayet sahneleri yok ve arası uzun süren heyecanlı cinayet sahnelerinden dolayı biraz sıkıcı hale gelmiş diyebilirim. Film de “eksik bir şeyler var” izlenimi yaratan bu durum, filmi izlerken biraz sıkılmanıza neden olabilir.

“Katil kim?” sorusunu seyirciye soran film de, 1974 yılında 4 küçük piç kurusu, terk edilmiş bir binaya giderek burada oyun oynarlar. Akılları sıra içlerinden bir tanesine şaka yapmak isteyen çocuklar, şaka yapılan çocuğun ölümüne neden olurlar ve bu sır yıllarca aralarında kalır.

Çocuklar büyür ve aynı liseye giderler. Aradan yıllar geçmiş, her şey tam unutulmuş derken, gençlere gelen esrarengiz telefonlar artmaya başlamıştır. İlk başlarda bu durumu umursamayan gençler, bir süre sonra okul dolaplarında kendi fotoğraflarını bulunca, gelen esrarengiz ve korkutucu telefonları ciddiye almak zorunda kalacaklardır.



IMDb: 5.4

Yapımı : 1980 - Kanada
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku
Süre: 89 Dak.
Yönetmen : Paul Lynch
Oyuncular : Leslie Nielsen ,  Jamie Lee Curtis ,  Jeff Wincott ,  Anne-Marie Martin ,  Casey Stevens
Senaryo : William Gray
Yapımcı : Peter R. Simpson



9 Şubat 2016 Salı

THE HAUNTING, GREATFUL DEAD, KAHAANİ, KIRMIZI

THE HAUNTING (1963 VE 1999)

Filmin 1999 yılı tekrarı
Her iki filmi izlerken, en güldüğüm şey; perili evin hizmetçisi olan kadının durmadan “yemeği yapar ve siktir olup giderim. Hayatta bu evde sizle birlikte kalmam, ben aklımı sizin gibi peynir ekmekle yemedim,” demeye getirdiği laflar oldu. E- karı akıllı. O evde ben bile bir dakika bile durmaz anında naşingen hesaaabı evden kaçardım.



Geçen gün karşıma çıkan; 1963 yapımı The Haunting, dönemin en korkunç filmlerinden biriymiş. Eski siyah beyaz filmlere bayıldığım için hemen kolları sıvayıp filmi izlemeye koyuldum. Ha kolları neden sıvadım ben de bilmiyorum.
Filmi izledikten sonra, birkaç sitede yorumlara falan bakarken tabii ki beynimden vurulmuşa döndüm ve tiiiaaa 17 sene önce çıkan The Haunting (1999) ile karşılaştım. Meğer bizim perili evin bir de 99 versiyonu varmış; daha efektli, daha yıldızı bol, daha gümbürtülü amaaaaa… 1963 yapımı kadar lezzetli değil.

Filmin orjinal, 1963 yapımı
Her iki film arasında konu olarak pek farklılık yok. Hatta bazı reprikler ve sahneler bile hemen hemen aynı. Görsel efekt ve ses düşkünüyseniz, 1999 yapımı sizi daha çok etkileyip, daha çok eğlendirebilir. İlk film de; Julie Harris, Clarie Bloom, Richard Johnson, Russ Tamblyn oynarken, diğer filmde; Liam Neeson, Catherine Zeta-Jones, Owen Wilson, Lili Taylor başrolleri paylaşmışlar.

Uyku üzerine deneyler yapmak isteyen bir bilim adamının, uyku bozukluğu yaşayan, birbirinden kaçık birkaç tipi bir araya getirerek, korkunç bir eve onları davet etmesiyle film başlıyor.

Gerçi  ev dediğime de bakmayın; bildiiiin şato. Hem de ne şato! Oldukça ürütücü bir mimariye sahip olan bu şatoya gelen ve birbirini daha önce hiç tanımayan üç kişi, bir süre sonra kaynaşıp arkadaş olurlar.


Eve gelen deneklerden seksi olanı Theo, Nell’e göre daha rahat bir tipken, Nell ise biraz daha içe kapanık ve kendi dünyasında bir kadındır. Nell bir bir gece yatağındayken tuhaf bir kâbus görür ve gerçekle düş arasında kalır. Acaba gördüğü bu hayalet gerçek midir? Ondan ne istemektedir. Yoksa bu koskoca şatonun geçmişinde yaşanan korkunç bir olayın sırrı peşlerine mi takılmıştır? Bütün bu soruların cevabını filmi izledikten sonra bulacaksınız. Her iki senenin filmlerini de tavsiye ederim. Hadi ben bir sonraki filme kadar kaçar. Korkuyla kalın.

THE HAUNTING (1963)

IMDb: 7.6

Yapımı : 1963 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 112 Dak.
Yönetmen : Robert Wise
Oyuncular : Lois Maxwell ,  Claire Bloom ,  Julie Harris ,  Richard Johnson ,  Russ Tamblyn
Senaryo : Nelson Gidding
Yapımcı : Robert Wise


THE HAUNTING (1999)

IMDb: 4.9

Vizyon Tarihi: 05 Kasım 1999
Yapımı : 1999 - ABD
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku
Süre: 113 Dak.
Yönetmen : Jan de Bont
Oyuncular : Liam Neeson ,  Owen Wilson ,  Catherine Zeta-Jones ,  Virginia Madsen ,  Lili Taylor
Senaryo : Shirley Jackson ,  David Self
Yapımcı : Steven Spielberg ,  Jan de Bont



GREATFUL DEAD (2013)

Valla şekerim filmin orijinal Japonca adı nedir bilemiyorum ama bize Greatful Dead denildi. Sürekli gülümseyen Nami için bahtı karalık taaa çocukluk yıllarından gelir aslında. Yüzünde o sahte gülümseme onun her ne kadar karanlık yüzünü gizlese de, yapacaklarını izlediğiniz zaman diliniz tutulabilir.
Nami, çocukluğundan zengin bir ailenin evladıdır ama ne anasından, ne de babasından yeterli ilgiyi görmez. Annesi evi terk eder, babası kafayı yiyip kendine bir metres bulur, ablası ise bohçasını hazırladığı gibi, bulduğu ilk herifle kaçar. Cahillik işte.

Nami ise terk edilmişliğin vermiş olduğu acıyla kendi içinde bir dünya yaratır ve babası da ölünceye kadar bu dünya içinde yetişkin bir kız haline gelir.
Babasından kendisine kalan miras onu ömrünün sonuna kadar idare edecektir belki ama onun içindeki aile sevgisinin yerini de hiçbir zaman doldurmayacaktır. Nami, bir hobi geliştirir ve kendisi gibi terk edilmiş, mutsuz kişileri keşfedip, onları kayıt altına alır. Buna da münzevi kayıt günlüğü der.

Bir gün gözlem altına aldığı yaşlı ve terk edilmiş bir adam Nami’nin hayatının gidişatını değiştirirken, bu yaşlı adam ve onun sevdikleri için de korkunç günlerin başlamasına neden olacaktır.

Film de işkence sahneleri mevcut. Ööööle içinizi cız ettirecek türden olmasa da arada bir gözünüzü elinizle kapayarak izlemeniz mümkün. Terk edilmişlik, yalnızlık ve mutsuzluk üçlemesinin güzel bir şekilde işlenerek dram-korku filmi haline getirilmiş şekli diyebilirim film için. Hadi herkese iyi seyirler. Nami’ye benden selam söyleyin.

IMDb: 6.5

Yapımı : 2013 - Japonya
Tür : Gerilim ,  Polisiye ,  Psikolojik
Yönetmen : Eiji Uchida
Oyuncular : Kim Kkobbi ,  Itsuji Itao ,  Hôka Kinoshita ,  Kenji Matsuda ,  Wakana Sakai
Senaryo : Jesse Eisenberg ,  Eiji Uchida






KAHAANİ (2012)

Dram, gerilim ve gizem türlerini bir arada görünce “aha,” dedim “lan bu film tam benlik.” E-tabii sazan gibi atlarsan karşına Hint usulü bir ajan filmi çıkar. Ha gizem yönü yok mu; var. Sazan Aksu’luk yapıp filme zıpladım ama çok da pişman olduğum söylenemez. Bana göre film; dram aksiyon. Bu yüzden filmin üzerine çok fazla düşmeden bir çırpıda anlatmayı düşünüyorum.

Londra’da kocasıyla birlikte yaşayan Vidya, kocasını iş için Hindistan’a uğurlar ve herif gidiş o gidiş hesabı bir daha geri dönmez. Yaklaşık bir senedir kocasından haber alamayan Vidya, hamile haliyle, karnı burnunda, öksürse bebeği salacak vaziyette kalkar Kalküta’ya gelir.

Kalküta’ya gelir gelmez hemen bir karakola gidip durumu anlatır ve polisten yardım ister. Bu arada geçmişe dayanan bir zehirli metro saldırısın araştırmaları da gündeme gelir ve karakola atanan bir dedektif, geçmişte yaşanan bu metro saldırının Vidya ile bağlantılı olabileceği sinyalini alır. Vidya, kocasını aramak için geldiği Kalküta’da kendisini bir anda bir terörist-polis koşuşturmamasının içinde bulur.

Koyun can derdinde, kasap et derdinde hesaaabı ortalık karışır ve bu noktadan sonra Korkukolik’de bakar ki; bu izlediği film ne gerilim, ne korku. Küfürü basar ve filmi izlemeye devam eder. Hadi herkese iyi seyirler. Ha filmin renklerini sevdim ama. Bir de Hindistan’ın o mistik havası güzeldi. Film de ööööle hannuni hunnuni şeklinde hint dansları da yok. Hadi ben defoldum! Ay dur gitmeden bir şey daha;  filmin sonunda sürpriz var.

.
IMDb: 8.2

Yapımı : 2012 - Hindistan
Tür : Aksiyon ,  Dram ,  Gerilim
Süre: 122 Dak.
Yönetmen : Sujoy Ghosh
Oyuncular : Vidya Balan ,  Nawazuddin Siddiqui ,  Mithun Chakraborty ,  Parambrata Chatterjee ,  Sasawata Chatterjee
Senaryo : Suresh Nair ,  Sujoy Ghosh
Yapımcı : Sujoy Ghosh ,  Kushal Gada



KIRMIZI (2015)

Cin tonik bardağım elimde, içindeki pipetin bir ucunu dişlerimin arasına sıkıştırmış, pipetin içindeki sıvıyı yarıya kadar çekip bırakarak içkimle oyun oynarken, bir yandan da ilk kez izlediğim Kırmızı isimli filme göz atıyordum. Bir taraftan aklımdan geçen şey; Alkan’ın bu filme gidip, filmi pek beğenmemesiydi. Ben de beğenmeyebilirim diye düşünürken karşımda bir gerilim filmi değil, romantik bir film buldum.

Issız Adam’ın Cemal Hünal’ı yine aynı tip karşımıza çıkıyor bu filmde. Filmin yarısına kadar iki sevgilinin karşılıklı fingirdeşmeleri beni yavaştan bayarken, adamın çocukluğuna gidip, çocukluğundan da kareler izliyoruz arada. Umut, senaristlik yaparak hayatını kazanmaya çalışıyor fakat doğru düzgün bir dikiş tutturamıyor. Kırmızıya karşı bir takıntısı olan Umut, Kırmızı adında bir film senaryosu yazıyorken, bir senelik sevgilisi Aslı ile yıl dönümlerini kutlamaya hazırlanırlar.

O gece barda eğlenip eve gelirler ve yine aralarında romantik anlar geçer. Artık yatma saati gelmiş, duşa falan girilme heyecanı yaşanırken, evin içinde pat diye karşılaştıkları bir şey bu heyecanın daha da yükselmesini sağlar: Evin içinde kocaman kırmızı bir bavul vardır.
Bu bavulun nereden geldiği, kim tarafından konduğu belli değilken evin içinde heyecan giderek yükselir ve merakla bavulun içine bakan bu çift, karşılaşacakları şey karşısında daha da heyecana kapılırlar. Adeta ikisinin de kanı donmuştur.

Psikolojik gerilim tarzındaki bu film bana göre daha iyi işlenebilir, sonundaki gereksiz sürpriz de olmasaydı daha iyi bir finalle bitebilirdi. Seyirciye şok üstüne şok yaşatalım denmiş ama sonuncu ters köşe bana kalırsa çok basit kaçmış ve kötü bir finale imza atmış. Ben filmin hikâyesini beğendim ama dediğim gibi daha iyi bir kurgu olabilirdi.

IMDb: 4.9

Vizyon Tarihi: 15 Mayıs 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Dram ,  Gerilim
Yönetmen : Yücel Müştekin
Oyuncular : Cemal Hünal ,  Leyla Göksun ,  Selim Bayraktar ,  Adeliya Yurasli ,  Ali Balkan Avcı
Senaryo : Yücel Müştekin
Yapımcı : Yücel Müştekin ,  Hasan Fırıncı