21 Aralık 2015 Pazartesi

MEMORIES OF MURDER, SLEUTH, THE PERFECT HUSBAND, THE WOMAN

MEMORIES OF MURDER/ CİNAYET GÜNLÜĞÜ (2003)

Cinayet Günlüğü olarak bilinen film, gerçek olaylara dayanan bir polisiye filmi midir acaba? Türüne bakacak olursak bir gizem-polisiye, fakat bana sorarsanız döneminin sistemini eleştiren, siyasi yapısı da bulunan bir polisiye. Sağ gösterip sol çakanlardan.

Filminin başında yer alan açıklamada “askeri diktatörlük döneminde geçen gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır” açıklaması filmin sonundaki “katil kim?” sorusuna asıl cevabı veriyor zaten.


Filminin sonunda “katil kim?” sorusu havada kaldığı için pek çok kişinin somut bir şeyler bekleyeceğinden eminim fakat dedektif ve küçük kızın konuşmaları karşısında anlıyoruz ki; ölüm, işkence, insanların başka insanlara zulmedip kafalarında yaratmış oldukları cevapları baskı yaparak almaları, aslında katilin dönemin iktidar sistemi olduğunu gösteriyor.

Filmin müzikleri çok çarpıcı olmasa da, sonlara doğru hüzünlü bir müziğin çalması beni etkilemeyi başardı. Yine filmin son sahnelerinde yağmur altında, dedektifin elinde raporu okuduktan sonra ağlayıp, gözyaşlarının yağmura karışması, fakat yüzündeki milyonlarca yağmur damlacığı arasında da gözyaşlarının fark ediliyor olması da şiirin görüntüye aktarılması gibiydi. Filmin görüntülerini zaman zaman sevip, bazı zamanlarda da sıradan buldum. Şimdi filmi biraz anlatayım size.


Bir taşra kasabasında, yağmurlu günlerde işlenen cinayetler artmaya başlar. Dışarıda gök gürültüsü yağmura karışırken, radyoda hüzünlü bir şarkı çalar ve kırmızı kıyafetli kadın tek başına yolda yürürken kaçırılır ve öldürülür. Bu yöntem sürekli tekrarlanarak benzer gecelerde yine yaşanır.
Şüphelendikleri kişileri sorgusuz sualsiz gözaltına alarak, cinayetleri kabul ettirircesine bu kişilerin üzerine yığmaya çalışan şiddet yanlısı iki dedektif işin içinden çıkamayınca başkentten yollanan bir başka dedektif cinayetleri kendine has yöntemlerle çözmeye çalışır.


Birçok ipucu karşısında yoluna devam eden yeni genç dedektif, olayları araştırdıkça ve deştikçe için içinden zor çıkılacak bir seri katille baş başa olduklarını anlar. Bu arada dedektifler arasındaki rekabet, kendi içlerinde de çatışmaya neden olacaktır.

IMDb: 8.0

Yapımı : 2003 - Güney Kore
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem ,  Polisiye ,  Suç
Süre: 132 Dak.
Yönetmen : Bong Joon-ho
Oyuncular : Kang-ho Song ,  Hie-bong Byeon ,  Kim Sang-Kyung ,  Jung In-sun ,  Park Hae-Il
Senaryo : Bong Joon-ho ,  Kwang-rim Kim ,  Sim Sung-Bo
Yapımcı : Seoung-jae Cha ,  Moo Ryung Kim
Diğer Adı : Salinui Chueok, Cinayet Anıları


SLEUTH/ KANLI ŞAKA (1972)

Tiyatrodan sinemaya uyarlanan Sleuth filminin 2007 versiyonunu uzunca bir süre önce izlemiştim. Filmin ilkini henüz yeni izlediğim için biraz sıkıldım diyebilirim. Yinede filmin oyunculukları ve tek mekâna hâkim oldukları için filmin kısıtlı bir mekanda geçmesi çok can sıkıcı olmuyor. 2007 senesinde çıkan Sleuth/ Ölümcül Oyun filminde Michael Chine, 1972 senesinde çevrilen Sleuth’da karşımıza çıkıyor. 2007 versiyonunda karşısında rol alan aktör Jude Law’ın rolünü 1972’deki ilk filmde kendisi oynuyordu. 1972 senesinde ise karşısında yine usta bir aktör vardı; Lawrence Oliver.

Bu hafta size anlatacağım film ise 1972’de çevrilen ilk film. İkinci versiyonla karşılaştırıldığında yine aynı hikâyeye biraz daha teknolojiden uzak bir malikâne eşlik ediyor. Gerilim romanları yok satan bir yazarın yaşadığı malikâne Dracula’nın şatosundan neredeyse farksız. Kocaman bir bahçe, içinde en lüks eşyaların yer aldığı görkemli bir malikâne, oldukça pahalı mücevherlerin saklı olduğu bir kasa, bir kadın ve onu paylaşamayan iki erkek.
Kitapları çok satan bir dedektif yazarı olan Andrew Wyke, karısının kendisini kuaför bir adam olan Milo ile aldattığını bilmektedir. Tabii kart zampara kendi de boş durmaz ve o da karısını bir başka kadınla aldatmaktadır.

Andrew, Milo’yu malikânesine davet eder ve genç adamla bir anlaşma yapmak ister. Milo’nun kendi evini soymasını, çalacağı mücevherlerden elde edeceği sigorta parasıyla da kendi sevgilisi ile istediği gibi yaşarken, Milo’nun çalacağı mücevherlerle de karısıyla birlikte mutlu mesut yaşamalarını ister. Fakat her şey bu kadar basit değildir. Milo inandırıcı olmak için gerçekten de bir hırsız gibi mücevherleri çalmalıdır.

Tabii her şey planlanıldığı gibi kolay olmaz. Milo’yu bekleyen korkunç bir sürpriz vardır ve beraberinde Andrew için de Milo’nun ona bir sürprizi olacaktır. İki adam arasında zekâlarını yarıştırırcasına bir duello başlar. 


IMDb: 8.1

Vizyon Tarihi: 10 Aralık 1972
Yapımı : 1972 - İngiltere
Tür : Gerilim ,  Gizem
Süre: 138 Dak.
Yönetmen : Joseph L. Mankiewicz
Oyuncular : Michael Caine ,  Laurence Olivier ,  John Matthews ,  Alec Cawthorne ,  Teddy Martin
Senaryo : Anthony Shaffer
Yapımcı : Morton Gottlieb


THE PERFECT HUSBAND (2014)

Son dönemlerde adamakıllı bir korku-gerilim filmi çıkmadığı için farkındasınızdır, eski filmlere sarmış durumdayım. Eski korku-gerilim yada gerilim-kara film türlerinin tadı tabii ki bir başka oluyor. Benim gibi eski film severlerdenseniz yaşadınız. Çünkü uzunca bir süre daha eski filmlere yer vermeye, hatta sıklıkla yer vermeye devam edicem. Zaten yer veriyordum, artık daha fazla yer vermeye çalışıcam.


Yeni yapımlardan hoşlanan ve yeni çıkan korku-gerilim filmlerinden de haberdar olmak isteyip bloğuma gelen takipçilerimi de unutmuyorum tabii. Filmler bazen bana oyun oynayıp iyi gözükebiliyor. IMDb puanına aldanıp, yâda konusuna ve fragmanına aldanıp ortaya korkunç kötü filmler de çıkabiliyor. Ama hep kaliteli filmleri anlatacak değilim ya. Zaman zaman da kötü filmlerden bahsettiğim oluyor tabii.

Bu haftanın dilimden çekecek olan filmi ise The Perfect Husband. Filmin oyuncuları sanki ilkokul müsameresi çocuğu gibi. Hatta yer yer daha bile kötü. Kötü oyunculuğa bilindik bir hikâye de eklenince ortaya tadından yenmez bir kötü film çıkmış. Filmin sonundaki şaşırtıcı ters köşe bile filmi kurtarmaya yetmemiş.

Kopan uzuvların şaka malzemesi satan dükkânlarda satılan uyduruk kol ve parmaklara benzemesinden mi söz edeyim, korkunç olacam diye komikleşen adamdan mı bilemedim.
Doğum esnasında bebeğini kaybetmiş ve aklını ekmek arasına koyup, tost makinesinde bastırdıktan sonra yiyen üzgün annemiz, kocası ile birlikte kafa dağıtmak için bir akrabalarının orman yakınlarındaki sesszi sakin evlerine giderler.

Bir süre sonra aralarında kıskançlık kavgası başlar ve filmin başından beri karısının elini sıcak sudan soğuk suya sürdürmeyen duyarlı koca aniden kıskançlık cinneti geçirerek sadece karısının değil, tüm orman halkının canına okumaya başlar. Kocası tarafından türlü işkencelere maruz kalan genç kadın için korkunç bir gece başlayacaktır.


 IMDb: 5.2

Yapımı : 2014 - İtalya
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 85 Dak.
Yönetmen : Lucas Pavetto
Oyuncular : Bret Roberts ,  Carl Wharton ,  Daniel Vivian ,  Philippe Reinhardt ,  Gabriella Wright
Senaryo : Lucas Pavetto






THE WOMAN (2011)

Yolda karşımıza çıkan sevimli hayvanlar bizle dost olmak için çabalayıp, yanımıza, kendilerini sevdirmek için geldiklerinde kocaman bir tekmeyle karşılaştıklarında neler hissediyorlardır acaba? Biraz empati duyarsanız ocağın üzerindeki bir çaydanlığın bile belki canı yanıyor mu yanmıyor mu diye düşünmeniz mümkün.


Kendi halinde, vahşice yaşayan bir kadının, oldukça medeni bir adam tarafından yaşam alanından kaçırılarak kendi evindeki bir mahzene kapatılması da biraz böyle bir şey sanırım. Vahşi kadının neler hissedebileceğini düşünmeden hareket etmek. Ormanda yaşayan vahşi bir ırkın son fertlerinden olsa da neticede o bir insan ve o bir kadın.

Filmin erkek karakteri oldukça medeni bir hayat sürüp, avukatlık gibi bir mesleği icra etmekte, medeni ailesiyle birlikte yaşamaktadır mı? Yâda öyle gibi gözükmektedir. Normal gibi yaşayıp, özünde sapık bir ruh sergilemek ve bu sapık ruhu diğer aile fertlerine de yansıtıp, bir kaçının kendisi gibi olmasını desteklemesi de ayrı bir tartışma konusu olurdu.Ailedeki erkek çoğun kötü yetiştirilip, ileride kadın düşmanı haline getirilmesi bu filmde gözler önüne serilmiş.

Ataerkil toplum özelliği taşıyan kültürlere tokat gibi çarpacak bir film demek isterdim fakat;  film daha iyi bir şekilde işlenebilmiş olsaydı. Yine de bu tür bir konuyu bir bir gerilim filmine uydurmak da oldukça başarılı bir düşünce.

Son kalan birkaç vahşi insan ırkının son fertlerinden bir kadın, ormanda bir derede temizliğini yaparken onu izleyen bir avcı tarafından görülür ve adam ertesi gün aynı yere kadını yakalayıp götürmek üzere ağı ile birlikte tekrar gelir.
Hobi olarak avcılık yapan adam üç çocuk babası bir avukattır. Karısına onu eğitmek ve evcilleştirmek için getirdiğini söyler. Kadın her ne kadar suratına bile bakılmayacak bir halde olsa da, avukat beyin karısı tarafından kıskanılır; neticede o bir kadındır.

Bu arada avukatın büyük kızı ailesinden bir şeyler saklamakta, küçük oğlu ise sadistçe fikirlere kapılarak kadını sık sık ziyeret eder. Babasının yetiştirme tarzının neticesi olarak kadınlardan nefret eden ve onları sadece cinsel obje ve bir şiddet aracı olarak görür. Bir süre sonra şiddete ve tecavüzlere maruz kalan vahşi kadın intikam için zincirlerini kıracak ve aileden asıl alması gereken şeyi alacaktır.

IMDb: 6.1

Yapımı : 2011 - ABD
Tür : Dram ,  Korku ,  Suç
Yönetmen : Lucky McKee
Oyuncular : Angela Bettis ,  Pollyanna McIntosh ,  Carlee Baker ,  Lauren Ashley Carter ,  Marcia Bennett
Senaryo : Lucky McKee ,  Jack Ketchum
Yapımcı : Andrew Van Den Houten ,  Robert Tonino


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder