29 Aralık 2015 Salı

BASKIN:KARABASAN

Filmin anlatımını bu kez video olarak yayınladım. İyi seyirler. Video sonrası You Tube kanalıma uğrayıp, kanalıma abone olursanız çok sevindirik olurum. You Tube kanalıma uğramak için aşağıdaki fotoğrafa tıklaman yeterli.








27 Aralık 2015 Pazar

YILBAŞI GECENİZE ÖZEL KORKU FİLMLERİ

2015’in son haftasını yaşarken, öncelikle herkesin yeni yılını kutluyorum. Yeni yıl hepimiz için sağlık, mutluluk ve para üçlemesini getirsin dileklerimde bulunurken bana da gele gele Bermuda şeytan üçgeni denk gelir herhalde. Bu kadar çok korku filmleri ile haşır neşir olmanın getirmiş olduğu felaketlerden biri de bu diyebiliriz.



Bu haftaya özel seçmiş olduğum filmler, yılbaşı gecesini evinde geçirecek ve bolca korku filmi izleyecek takipçilerime iyi gelecek diye düşünüyorum. Yılbaşı gecesi ister yalnız olun, ister arkadaşlarınızla birlikte olun, tavsiye filmlerimle iyi bir gece geçireceğinizden eminim. O zaman hadi tavsiyelere başlıyoruz.


BKACK CHRISTMAS/ KARA NOEL (2006)

Kesilmiş kollardan, bacaklarda, oyulmuş gözler ve kesik kellelerle süslü bir yılbaşı ağacına ne dersiniz? “Sen mal mısın Korkukolik, tabii ki istemeyiz” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam, sustum, size de yaranılmıyor.


Bu hafta size bolca Noel içerikli korku filmleri anlatayım istiyorum. Tabii ki bulabilirsem. Bunlardan ilki 1974 yılında çekilmiş ve 2006’da tekrar çekilen Black Christmas/ Kara Noel. Film, orjinalinin yanında 4.5 gibi düşük bir puana sahip olsa da bece biraz daha fazla puanı hak ediyor. İlk filmi henüz izleyemediğim için her iki film arasında bir karşılaştırma yapabilmem mümkün değil. Her iki filmi de izleyenlerin yorumlarına bakılacak olursa, 2006 versiyonu ilk filme göre daha havalı ve hareketliymiş. Bana sorarsanız; tabii ki daha havalı ve bir okadar da yılbaşı gecesi çerez niyetine yiyebileceğiniz bir film.

Diyelim ki yılbaşı gecesi kankalarınızla evinizde tombala oynayıp, yemek yiyerek geceyi geçiriyorsunuz. Ortamı biraz da olsa hareketlendirmek adına Black Christmas filmini dvd’ye atarak ortamı biraz hareketlendirebilirsiniz. Çılgın bir yılbaşı gecesi grup seks partisi yapamayacağınıza göre film izleme alternatifi daha uygun gibi geliyor bana.

Filmde en çok hoşuma giden şey tabii ki huzur verici Noel şarkıları, noel ruhu, Noel ışıkları oldu. Ama dakikalar sonra o bembeyaz ışıltılı karlar insanların kanıyla kırmızıya boyanınca götün götün ekranın yanından kaçmaya başladım. Huzurlu Noelimizin içine sıçmak suretiyle geriye dönen Bill ortalığın anasını ağlatmaya başlıyor. Sen şu çapulcuya bak la!

Bill yıllarca çatlak anası tarafından çatı katına hapsedilerek yaşamış ve büyümüştür. Bir süre sonra cinayetler işleyerek bu çatı katından kurtulmayı başarır ve kaçar. Bu kez de yakalanır ve hapiste uzunca bir süre vakit geçirir.

Aradan geçen bu uzun yıllar sonrasında Bill, bir Noel zamanı hapisten kaçarak evine, çatı katına dönmeye karar verir. Bir şekilde kaçmayı başaran Bill evine geldiğinde, eski evini bir kız yurduna dönüştürülmüş vaziyette bulunca beyaz sakalını takar, kırmızı çuvalını sırtına atar ve Noel Baba olarak bacadan evine girer. Kırmızı çuvalında ise evdekilere hediyeler değil, ölüm getirmiştir.


IMDb: 4.5

Vizyon Tarihi: 25 Aralık 2006
Yapımı : 2006 - ABD ,  Kanada
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 84 Dak.
Yönetmen : Glen Morgan
Oyuncular : Michelle Trachtenberg ,  Mary Elizabeth Winstead ,  Katie Cassidy ,  Lacey Chabert ,  Crystal Lowe
Senaryo : Glen Morgan ,  Roy Moore
Yapımcı : Marc Butan ,  Bob Clark



SILENT NIGHT, DEADLY NIGHT/ SESSİZ GECE, ÖLDÜRÜCÜ GECE (1984)

Yılbaşı gecesi için evden çıkmayı düşünmeyen ve geceyi anlam ve önemi itibariyle Noel içerikli korku filmleri ile geçirecek olan kafadan çatlak takipçilerim için ikinci film tavsiyem biraz daha eskilerden, 1984 yılına ait Silent Night, Deadly Night olacak.


Ne kadar acı değil mi? Birileri yılbaşı gecesi bir yerlerde ümüğüne kadar içkiyle doluyken, donunu çıkartıp eline almış, Mustafa Keser hesaaabı  kırmızı mendil gibi sallarken, siz evinizde tuzlu yer fıstığı kemiren bir hamster gibi oturup film izlemeye hazırlanıyorsunuz. Neyse ki, öğünmek gibi olmasın ama ben varım da bir iki düzgün korku filmi izleyeceksiniz. Elindeki son vişne suyu ile incelttiğin şarabın bittiyse filmi anlatmaya başlıyorum.

Film yine o kadar huzur verici bir şekilde başlıyor ki, 4 kişilik o aile Noel arifesi büyükbabayı ziyarete giderken aralarında ben de olmak istiyorum. Minik Billy, küçük kardeşi ve anne-babasıyla birlikte Noel ziyareti için Büyükbabayı ziyaret etmek için hastaneye gidiyorlar. Küçük Billy, annesiyle Noel baba hakkında sevimli bir konuşma yaşıyor ve büyük babanın yanına ulaşıyorlar. Büyük baba kafayı sıyırmış bir vaziyette Billy’e Noel gecesinin tüm yılın en korkunç gece olduğuna dair bir şeyler söyler ve uslu durmayan çocukları cezalandırmak için de Noel Babanın mesaiye başlayacağından söz eder. Bunu duyan Billy anında travma yaşayarak Noel Babadan tırsmaya başlar.

Geriye dönüş yolunda karşılarına çıkan otostopçu bir adamın Noel Baba kostümüyle olduğunu görünce, Billy inanılmaz bir şekilde korkar ama ailesi Noel Babadan korkulmaması gerektiğini söyler. Noel baba azılı bir katil çıkar ve Billy hariç tüm aileyi öldürür. Billy çalıların arasına saklanarak götü kurtarır ama yaşadığı bu travma üstüne travmalar Billy’i travma manyağı eder.

Hayatının geri kalanını bir yetimhanede geçiren Billy, yetimhanenin sert rahibesinden de kötü davranışlar görünce travmalarına bir yenisi daha katar. Hayatını travmalar içinde geçiren küçük Billy, küçük Emrah’tan beter, acıklı bir hayat sürer.

18 yaşına geldiğinde bütün kızların gözlerini yerinden pörtletmeye yetecek yakışıklılığa gelir ama yakışıklılığının önüne geçen bir şey vardır; bozulan psikolojisi. Ne zaman bir cinsel fanfini yaşasa yetimhanedeki korkunç günleri aklına gelir. Ne zaman bir Noel Baba görse hep o korkunç olay aklına gelir. Billy için artık intikam alma zamanıdır ve giydiği Noel Baba kostümüyle onun önüne hiç kimse geçemeyecektir. Öldür Billy, beline kuvvet koçum.

IMDb: 5.9

Yapımı : 1984 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 79 Dak.
Yönetmen : Charles E. Sellier Jr.
Oyuncular : Linnea Quigley ,  Will Hare ,  Charles Dierkop ,  Nancy Borgenicht ,  Lilyan Chauvin
Senaryo :  -
Yapımcı : Ira Richard Barmak





SILENT NIGHT/ SESSİZ GECE (2012)

Bu haftaki blog yazılarım resmen TRT’nin yılbaşı gecesi özel programı gibi oldu. Yeni yıl için üşenmeden izleyip yazdığım ve tavsiye ettiğim filmlere bu kez biraz daha yakın zamandan, 2012 senesinde gösterime girmiş bir filmden devam ediyorum; Silent Night


Filmin bir sahnesinde, genç delikanlı konuşamayan hasta büyükbabasının aniden kolunu tutarak, sanki yıllarca konuşamamanın acısını çıkartıyormuş gibi hiç susmadan “Noel gecesi en lanetli gecedir” deyip, delikanlının ödünün kopmasına yol açıyor. Ve tabii yanlarına hemşire kadın gelince ne hikmetse çatlak büyükbaba eski suskun haline geri dönüveriyor. Bu sahne bana, anlattığım bir önceki filmin büyükbabalı sahnesini hatırlattı. Aynı sahneyi kullanmaları Silent Night, Deadly Night filmine ya taşak geçmeli bir göndermeydi, yâda aynı sahnenin çorlamalı bir versiyonuydu. Çünkü birebir aynı sahneyi yapmışlar.

Film, oldukça kanlı ve psikopatça cinayet sahnelerinden oluşuyor. Noel Baba kostümüne bürünmüş katilin cinayetleri o kadar karizmatik ki filmin içine atlayıp, “aabi beni de bi doğra da maaaleye bi havamız ossun” falan diyesim geldi. Katil Noel Baba,  elinde o kanlı baltasıyla kapıda öyle bir beliriyor ki, bir katil ancak bu kadar kapıda belirebilir. İbnetor resmen “ben buraydım” diyerekten kükrüyor.

Biçerdövere atılan kadın mı, lav silahı ile külbastı yapılan kurbanlar mı, yoksa kıçına pilav doldurularak yılbaşı hindisi niyetine fırına verilen kurbanları mı anlatayım bilemedim.

Filmin konusu öööle çok matah değil ama yılbaşı gecenizi eğlenceli bir hale sokup, sizi korkutan titretecek türden bir film diyebilirim. Düşmeyen temposu ve korkunç sahneleriyle ilginizi çekebileceğini düşünüyorum.

Sessiz sakin bir kasabada Noel arifesi münasebetiyle bir yığın Noel Baba yürüyüş yapar. Eğlenen halkın arasına karışan ve ucube bir Noel Baba maskesi takan bir seri katil ise insanların arasına karışıp, elindeki yaramaz çocuklar listesine bakarak ölüm hediyelerini dağıtmaktadır.


 IMDb: 5.2

Yapımı : 2012 - ABD ,  Kanada
Tür : Korku
Süre: 94 Dak.
Yönetmen : Steven C. Miller
Oyuncular : Jaime King ,  Malcolm McDowell ,  Donal Logue ,  Lisa Marie ,  Brendan Fehr
Senaryo : Jayson Rothwell
Yapımcı : Shara Kay ,  Phyllis Laing




GREMLINS (1984)

Neymiş efendim, piç kurularını ıslatmayacakmışız, gece yarısından sonra beslemeyecekmişiz, bir de parlak ışıklara maruz bırakmayacakmışız. Ne de nazlı yaratıklar bunlar. Bunları yaptığınız takdirde ise herifler azıp, çoğalıp, o sevimli hallerinden çıkıp, birer gözü dönmüş minik götü bokulara dönüşüveriyorlarmış.


Randall, yaptığı dandik icatları kakalamak için Çin mahallesine gider ve burada ürün satmak için girdiği bir dükkânın sahibi ile konuşurken, aynı zamanda oğluna Noel hediyesi almak istediğini belirtir. Her şeye baktığını ama bir türlü oğluna layık bir şey bulamadığını tam söylerken, tam o esnada bir kutunun içinden gelen garip hayvan sesi ilgisini çeker ve kutuda ne olduğunu sorar.

Dükkânın sahibi olan bunak Çinli herif kutudaki yaratığı gösterir fakat satılık olmadığını da ekler. Kutunun içindeki aşırı sevimli şey her neyse Randall’ın onu almadan gitmeye niyeti yoktur. Yaşlı adam satılık olmadığını ve bu hayvanın çok büyük bir sorumluluk olduğunu yineler. Fakat aç gözlü para düşkünü torunu, Randall’a yanaşarak paraya ihtiyaçlarının olduğunu, dedesinin bir bunak olduğunu söyler ve kutusuyla birlikte bu hayvanı Randall’a geçirir.

Oğluna hediyesini veren Randall, bazı kuralları da hatırlatarak hediye hayvanı oğluna verir; asla ıslatılmayacak, asla parlak ışığa maruz kalmayacak ve en önemlisi gece yarısından sonra yalvarsa da yemek verilmeyecek. Randall’ın oğlu Billy, yeni sevimli hayvanına Gizmo adını verir. Bir süre her şey harika ilerlerken, Gizmo’nun yanlışlıkla ıslanıp çoğalması üzerine birçok yeni Gizmo dünyaya gelirken her şey eskisi gibi kolay olmayacaktır.

80’lerin bu klasik filmini pek çoğunuz izlemiş olabilir. Filmi tavsiye etmemin sebebi filmin Noel’de geçmesi ve yine harika kar ve yeni yıl ışıklarıyla süslü olması. Yılbaşı gecesin evinde geçirmek isteyenler için bu korku-komedi filmini tavsiye ederim. İzleyin pişman olmazsınız.

IMDb: 7.2

Vizyon Tarihi: 08 Haziran 1984
Yapımı : 1984 - ABD
Tür : Komedi ,  Korku
Süre: 106 Dak.
Yönetmen : Joe Dante
Oyuncular : Phoebe Cates ,  Corey Feldman ,  Zach Galligan ,  Dick Miller ,  Polly Holliday
Seslendirenler : Don Steele
Senaryo : Chris Columbus
Yapımcı : Steven Spielberg ,  Frank Marshall


OMNIVOROS/ HEPÇİLLER (2013)

Yılbaşında harika bir yılbaşı yemeğine davetlisiniz. Masada yok yok; öncelikle şık insanlar, harika içecekler ve en asortik adını bile daha önce duymadığınız lezzetli yemekler. Ardından yenen tatlı ve en sonunda bir kahve keyfi derken, çaktırmadan garsona yediğiniz yemeğin içinde ne olduğunu soruyorsunuz. Aldığınız cevap: İnsan eti! 


Evet, yılbaşını evinde geçirecek olan takipçilerim, yılbaşı gecesi kendi çaplarında hazırladıkları yemeği yemeden önce, birazdan anlatacağım filmi izlerseniz ya iştahınız kapanacak, ya da yemek sonrası izlerseniz kusacak yer arayacaksınız. Siz iyisimi yemeği hazmettikten sonra filmi izleyin de ortalık boka bulaşmasın.

Şimdiye kadar anlattığım filmlerin hepsi Noel’de geçen korku filmleriydi. Şimdi anlatacağım film ise Noel içerikli korku filmlerine alternatif bir korku filmi olacak; Omnivaros.

Omnivaros, bir İspanyol filmi. Film yamyamlığı biraz daha modern bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu kez karşımızda yamyam ilkel bir kabile yok ama parasını neye harcayacağını şaşıran bir grup zengin totoşun farklılık olsun diye insan eti yemelerini konu alıyor. Bir de bu ibneler, eceliyle götü devirmiş cesetleri de beğenmeyip, taze et derdindeler. Bu yüzden yedikleri insan etlerini, akvaryumdan canlı canlı çıkartılmış ıstakozlara benzetmek yerinde olur.

Ünlü bir yemek yazarı, “kaçak lokanta” adı altında işlerini gören, yasadışı lokantalar hakkında bir araştırma işini kabul eder. Tabii bu işe girdiğine de gireceğine de pişman olur.

İçine girmiş olduğu bu yasadışı lokantalarda insan eti yenildiğini öğrenince ve kurbanları da kanlı canlı görünce ne yapacağını bilemez. Bir kere bu işin içine girmiştir ve o da diğerleri gibi insan etinin tadına bakmak zorundadır. Gördüğü şeyler karşısında şoka uğrayan yazarın bu gidişata dur demesi lazımdır ve elinden gelen her şeyi yapar.

Çok sıkı bir şekilde korunan restoran-ev tarzı bu yasadışı insan mezbahasında işi oldukça zordur fakat daha fazla insanın da ölmesine izin vermek istemeyeceği için son çare olarak herkese bir sürpriz hazırlar.


IMDb: 5.6

Yapımı : 2013 - İspanya
Tür : Gerilim
Süre: 82 Dak.
Yönetmen : Oscar Rojo
Oyuncular : Fernando Albizu
Senaryo : Oscar Rojo

21 Aralık 2015 Pazartesi

MEMORIES OF MURDER, SLEUTH, THE PERFECT HUSBAND, THE WOMAN

MEMORIES OF MURDER/ CİNAYET GÜNLÜĞÜ (2003)

Cinayet Günlüğü olarak bilinen film, gerçek olaylara dayanan bir polisiye filmi midir acaba? Türüne bakacak olursak bir gizem-polisiye, fakat bana sorarsanız döneminin sistemini eleştiren, siyasi yapısı da bulunan bir polisiye. Sağ gösterip sol çakanlardan.

Filminin başında yer alan açıklamada “askeri diktatörlük döneminde geçen gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır” açıklaması filmin sonundaki “katil kim?” sorusuna asıl cevabı veriyor zaten.


Filminin sonunda “katil kim?” sorusu havada kaldığı için pek çok kişinin somut bir şeyler bekleyeceğinden eminim fakat dedektif ve küçük kızın konuşmaları karşısında anlıyoruz ki; ölüm, işkence, insanların başka insanlara zulmedip kafalarında yaratmış oldukları cevapları baskı yaparak almaları, aslında katilin dönemin iktidar sistemi olduğunu gösteriyor.

Filmin müzikleri çok çarpıcı olmasa da, sonlara doğru hüzünlü bir müziğin çalması beni etkilemeyi başardı. Yine filmin son sahnelerinde yağmur altında, dedektifin elinde raporu okuduktan sonra ağlayıp, gözyaşlarının yağmura karışması, fakat yüzündeki milyonlarca yağmur damlacığı arasında da gözyaşlarının fark ediliyor olması da şiirin görüntüye aktarılması gibiydi. Filmin görüntülerini zaman zaman sevip, bazı zamanlarda da sıradan buldum. Şimdi filmi biraz anlatayım size.


Bir taşra kasabasında, yağmurlu günlerde işlenen cinayetler artmaya başlar. Dışarıda gök gürültüsü yağmura karışırken, radyoda hüzünlü bir şarkı çalar ve kırmızı kıyafetli kadın tek başına yolda yürürken kaçırılır ve öldürülür. Bu yöntem sürekli tekrarlanarak benzer gecelerde yine yaşanır.
Şüphelendikleri kişileri sorgusuz sualsiz gözaltına alarak, cinayetleri kabul ettirircesine bu kişilerin üzerine yığmaya çalışan şiddet yanlısı iki dedektif işin içinden çıkamayınca başkentten yollanan bir başka dedektif cinayetleri kendine has yöntemlerle çözmeye çalışır.


Birçok ipucu karşısında yoluna devam eden yeni genç dedektif, olayları araştırdıkça ve deştikçe için içinden zor çıkılacak bir seri katille baş başa olduklarını anlar. Bu arada dedektifler arasındaki rekabet, kendi içlerinde de çatışmaya neden olacaktır.

IMDb: 8.0

Yapımı : 2003 - Güney Kore
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem ,  Polisiye ,  Suç
Süre: 132 Dak.
Yönetmen : Bong Joon-ho
Oyuncular : Kang-ho Song ,  Hie-bong Byeon ,  Kim Sang-Kyung ,  Jung In-sun ,  Park Hae-Il
Senaryo : Bong Joon-ho ,  Kwang-rim Kim ,  Sim Sung-Bo
Yapımcı : Seoung-jae Cha ,  Moo Ryung Kim
Diğer Adı : Salinui Chueok, Cinayet Anıları


SLEUTH/ KANLI ŞAKA (1972)

Tiyatrodan sinemaya uyarlanan Sleuth filminin 2007 versiyonunu uzunca bir süre önce izlemiştim. Filmin ilkini henüz yeni izlediğim için biraz sıkıldım diyebilirim. Yinede filmin oyunculukları ve tek mekâna hâkim oldukları için filmin kısıtlı bir mekanda geçmesi çok can sıkıcı olmuyor. 2007 senesinde çıkan Sleuth/ Ölümcül Oyun filminde Michael Chine, 1972 senesinde çevrilen Sleuth’da karşımıza çıkıyor. 2007 versiyonunda karşısında rol alan aktör Jude Law’ın rolünü 1972’deki ilk filmde kendisi oynuyordu. 1972 senesinde ise karşısında yine usta bir aktör vardı; Lawrence Oliver.

Bu hafta size anlatacağım film ise 1972’de çevrilen ilk film. İkinci versiyonla karşılaştırıldığında yine aynı hikâyeye biraz daha teknolojiden uzak bir malikâne eşlik ediyor. Gerilim romanları yok satan bir yazarın yaşadığı malikâne Dracula’nın şatosundan neredeyse farksız. Kocaman bir bahçe, içinde en lüks eşyaların yer aldığı görkemli bir malikâne, oldukça pahalı mücevherlerin saklı olduğu bir kasa, bir kadın ve onu paylaşamayan iki erkek.
Kitapları çok satan bir dedektif yazarı olan Andrew Wyke, karısının kendisini kuaför bir adam olan Milo ile aldattığını bilmektedir. Tabii kart zampara kendi de boş durmaz ve o da karısını bir başka kadınla aldatmaktadır.

Andrew, Milo’yu malikânesine davet eder ve genç adamla bir anlaşma yapmak ister. Milo’nun kendi evini soymasını, çalacağı mücevherlerden elde edeceği sigorta parasıyla da kendi sevgilisi ile istediği gibi yaşarken, Milo’nun çalacağı mücevherlerle de karısıyla birlikte mutlu mesut yaşamalarını ister. Fakat her şey bu kadar basit değildir. Milo inandırıcı olmak için gerçekten de bir hırsız gibi mücevherleri çalmalıdır.

Tabii her şey planlanıldığı gibi kolay olmaz. Milo’yu bekleyen korkunç bir sürpriz vardır ve beraberinde Andrew için de Milo’nun ona bir sürprizi olacaktır. İki adam arasında zekâlarını yarıştırırcasına bir duello başlar. 


IMDb: 8.1

Vizyon Tarihi: 10 Aralık 1972
Yapımı : 1972 - İngiltere
Tür : Gerilim ,  Gizem
Süre: 138 Dak.
Yönetmen : Joseph L. Mankiewicz
Oyuncular : Michael Caine ,  Laurence Olivier ,  John Matthews ,  Alec Cawthorne ,  Teddy Martin
Senaryo : Anthony Shaffer
Yapımcı : Morton Gottlieb


THE PERFECT HUSBAND (2014)

Son dönemlerde adamakıllı bir korku-gerilim filmi çıkmadığı için farkındasınızdır, eski filmlere sarmış durumdayım. Eski korku-gerilim yada gerilim-kara film türlerinin tadı tabii ki bir başka oluyor. Benim gibi eski film severlerdenseniz yaşadınız. Çünkü uzunca bir süre daha eski filmlere yer vermeye, hatta sıklıkla yer vermeye devam edicem. Zaten yer veriyordum, artık daha fazla yer vermeye çalışıcam.


Yeni yapımlardan hoşlanan ve yeni çıkan korku-gerilim filmlerinden de haberdar olmak isteyip bloğuma gelen takipçilerimi de unutmuyorum tabii. Filmler bazen bana oyun oynayıp iyi gözükebiliyor. IMDb puanına aldanıp, yâda konusuna ve fragmanına aldanıp ortaya korkunç kötü filmler de çıkabiliyor. Ama hep kaliteli filmleri anlatacak değilim ya. Zaman zaman da kötü filmlerden bahsettiğim oluyor tabii.

Bu haftanın dilimden çekecek olan filmi ise The Perfect Husband. Filmin oyuncuları sanki ilkokul müsameresi çocuğu gibi. Hatta yer yer daha bile kötü. Kötü oyunculuğa bilindik bir hikâye de eklenince ortaya tadından yenmez bir kötü film çıkmış. Filmin sonundaki şaşırtıcı ters köşe bile filmi kurtarmaya yetmemiş.

Kopan uzuvların şaka malzemesi satan dükkânlarda satılan uyduruk kol ve parmaklara benzemesinden mi söz edeyim, korkunç olacam diye komikleşen adamdan mı bilemedim.
Doğum esnasında bebeğini kaybetmiş ve aklını ekmek arasına koyup, tost makinesinde bastırdıktan sonra yiyen üzgün annemiz, kocası ile birlikte kafa dağıtmak için bir akrabalarının orman yakınlarındaki sesszi sakin evlerine giderler.

Bir süre sonra aralarında kıskançlık kavgası başlar ve filmin başından beri karısının elini sıcak sudan soğuk suya sürdürmeyen duyarlı koca aniden kıskançlık cinneti geçirerek sadece karısının değil, tüm orman halkının canına okumaya başlar. Kocası tarafından türlü işkencelere maruz kalan genç kadın için korkunç bir gece başlayacaktır.


 IMDb: 5.2

Yapımı : 2014 - İtalya
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 85 Dak.
Yönetmen : Lucas Pavetto
Oyuncular : Bret Roberts ,  Carl Wharton ,  Daniel Vivian ,  Philippe Reinhardt ,  Gabriella Wright
Senaryo : Lucas Pavetto






THE WOMAN (2011)

Yolda karşımıza çıkan sevimli hayvanlar bizle dost olmak için çabalayıp, yanımıza, kendilerini sevdirmek için geldiklerinde kocaman bir tekmeyle karşılaştıklarında neler hissediyorlardır acaba? Biraz empati duyarsanız ocağın üzerindeki bir çaydanlığın bile belki canı yanıyor mu yanmıyor mu diye düşünmeniz mümkün.


Kendi halinde, vahşice yaşayan bir kadının, oldukça medeni bir adam tarafından yaşam alanından kaçırılarak kendi evindeki bir mahzene kapatılması da biraz böyle bir şey sanırım. Vahşi kadının neler hissedebileceğini düşünmeden hareket etmek. Ormanda yaşayan vahşi bir ırkın son fertlerinden olsa da neticede o bir insan ve o bir kadın.

Filmin erkek karakteri oldukça medeni bir hayat sürüp, avukatlık gibi bir mesleği icra etmekte, medeni ailesiyle birlikte yaşamaktadır mı? Yâda öyle gibi gözükmektedir. Normal gibi yaşayıp, özünde sapık bir ruh sergilemek ve bu sapık ruhu diğer aile fertlerine de yansıtıp, bir kaçının kendisi gibi olmasını desteklemesi de ayrı bir tartışma konusu olurdu.Ailedeki erkek çoğun kötü yetiştirilip, ileride kadın düşmanı haline getirilmesi bu filmde gözler önüne serilmiş.

Ataerkil toplum özelliği taşıyan kültürlere tokat gibi çarpacak bir film demek isterdim fakat;  film daha iyi bir şekilde işlenebilmiş olsaydı. Yine de bu tür bir konuyu bir bir gerilim filmine uydurmak da oldukça başarılı bir düşünce.

Son kalan birkaç vahşi insan ırkının son fertlerinden bir kadın, ormanda bir derede temizliğini yaparken onu izleyen bir avcı tarafından görülür ve adam ertesi gün aynı yere kadını yakalayıp götürmek üzere ağı ile birlikte tekrar gelir.
Hobi olarak avcılık yapan adam üç çocuk babası bir avukattır. Karısına onu eğitmek ve evcilleştirmek için getirdiğini söyler. Kadın her ne kadar suratına bile bakılmayacak bir halde olsa da, avukat beyin karısı tarafından kıskanılır; neticede o bir kadındır.

Bu arada avukatın büyük kızı ailesinden bir şeyler saklamakta, küçük oğlu ise sadistçe fikirlere kapılarak kadını sık sık ziyeret eder. Babasının yetiştirme tarzının neticesi olarak kadınlardan nefret eden ve onları sadece cinsel obje ve bir şiddet aracı olarak görür. Bir süre sonra şiddete ve tecavüzlere maruz kalan vahşi kadın intikam için zincirlerini kıracak ve aileden asıl alması gereken şeyi alacaktır.

IMDb: 6.1

Yapımı : 2011 - ABD
Tür : Dram ,  Korku ,  Suç
Yönetmen : Lucky McKee
Oyuncular : Angela Bettis ,  Pollyanna McIntosh ,  Carlee Baker ,  Lauren Ashley Carter ,  Marcia Bennett
Senaryo : Lucky McKee ,  Jack Ketchum
Yapımcı : Andrew Van Den Houten ,  Robert Tonino


17 Aralık 2015 Perşembe

GASSAL

GASSAL (2015)

Bu cuma yine yeni bir Türk yapımı korku filmi vizyona girecek: Gassal. Gassal, bizler öldükten sonra bizi yıkayan kişilere deniliyor. Öncelikle, gassal kişilerin psikolojisi nasıl olur, gassal nasıl çalışır şeklinde belgesel bir tat almayı da düşüyorsanız ki son dönem cin temalı filmler de cinler hakkında bilgiler de verilmekte. Bu tarz bir şey yok film de. Bana kalırsa yapılmaması da en mantıklı olanıydı. Pek çok cin temalı film o kadar çok cinler hakkında bilgi vermeye başlıyor ki, film artık belgesel kıvama ulaşıyor. Bir  korku filmi sever için de bu olay çekilmez hale gelebiliyor.

Gassal filmi, senaryosu itibariyle Alfred Hitchcock filminin Psycho/ Sapık filmini andırdığını söyleyebilirim.  Bir korku filmi avcısı olarak iki film arasında pek çok benzerlik buldum. Bu benzerlikler birebir birbiriyle aynı olmasa da biraz farklılaştırılarak filme serpiştirilmiş. Norman Bates, hobi olarak içi doldurulmuş hayvanlarla ilgilenirken, Gassal filmindeki karakter ise marangozluğu tercih etmiş gibi görünüyor. Yine çatlak anne ve etkisi altında kalma benzerliği de dikkat çekici bir durum. Yine motel göndermeleri de mevcut. Fakat film boyunca olup bitenleri izlerken, senaryonun bizi ters köşeye yatırması da söz konusu. Bu durum da filmin ortalarında şekillenmeye başlayan bir durum olarak göze çarpıyor. 

Filmin galasında çektiğim bir kare. Solda yönetmen Alper Kıvılcım 
Film, psikolojik gerilim tarzını sevenler için hikâye anlamında hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü hikâyeyi %100 özgün bulamadım. Tabii karşımızda tamamıyla bir Psycho filmi durmuyor. Ağır ilerleyen bir hikâye etrafında devam eden filmin iki yâda üç sahnesinde gerildim diyebilirim. Psikolojik gerilim severlerin sevebileceğini düşündüğüm filmin hikâyesi beni  beni çok tatmin etmedi, fakat birçok cin temalı filmin yanında farklı bir türün de başlangıcı gibi görünüyor.

Abbas, evinin bahçesinde kurduğu gasilhanede ölüleri yıkar. Oldukça ürkütücü bir yüz ifadesine de sahip olan Abbas, zaman zaman evini yoldan geçmekte olan kamyonculara da açarak, evinin bir odasını bir geceliğine kiraya verir.

Bir gün evine getirilen genç ve rahat abla modunda bir kadın, Abbas ile anlaşıp geceyi onun evinde geçirir. Ertesi gün vedalaşıp gitmesi gerekeceği yerde, onu bu evde tutan bir şeyler varmış gibi evde kalmaya devam eder. Bu arada karşısında duran bu tuhaf görünümlü adamın iç dünyasındaki sırları da keşfetmek için elinden gelen her şeyi yapar.


14 Aralık 2015 Pazartesi

LAST SHIFT, CIRCLE, THE LADY VANISHES, GOOGNIGHT MOMMY

LAST SHIFT/ SON VARDİYA (2014)

Zavallı Jessica, resmen pişmiş tavuğa değil, bildiiin tecavüz edilmiş tavuğa benzettiler kızım seni. Seni film boyunca izlerken haline çok üzüldüm. Kızceğiz mesleğinin daha henüz başındayken ve babasının yolunda ilerleme gururunu yaşarken sen git, perili bir karakolda ilk nöbetini tut.

Jessica oldukça heyecan içinde devriye arabasından iner, karakolun içine girer ve manyak bir herifle, baş komiser ile karşılaşır. Adam, kendisine ilk gece yapacaklarını anlatır ve tekrar karakola döneceğini bildirerek karakolu terk eder.

Çömez memur Jessica, bazı atık malzemelerden sorumlu tutulur ve atık malzemeleri temizleyecek olan ekip gelene kadar karakolda tek başına beklemek zorundadır.

Gecenin ıssız ve korkutucu dakikaları başlamış, Jessica için karakolda tek başına bekleme dakikaları oldukça sıkıcı bir hale dönüşmeye başlamışken, zır zır öten telefondan gelen bir yardım çağrısı Jessica’yı heyecanlandırmıştır. Genç bir kız, telefonun diğer ucundan, çiftlik gibi bir yerde olduğunu ve birilerinin onu öldürmek istediğini belirtir ve aniden telefon kapanır.


İşte bu dakikadan sonra da karakol karakolluktan çıkar, her köşesinden delilik fışkırırcasına, içeride paranormal şeyler dönmeye başlar. Kendi kendine hareket eden dolalar, açılan kapılar, aniden beliren tuhaf görüntüler falan derken, bir de karakolun orta yerinde beliren evsiz bir herifin şaldur şuldur ortalık yere inek igibi işemesi Jessica’yı çıldırtır. Fakat bütün bu olanların altında yatan sır gecenin ilerleyen saatlerinde ortaya çıkacaktır.

IMDb: 5.7

Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 90 Dak.
Yönetmen : Anthony Diblasi
Oyuncular : Juliana Harkavy ,  J. LaRose ,  Natalie Victoria ,  Joshua Mikel ,  Randy Molnar
Senaryo : Anthony Diblasi ,  Scott Poiley
Yapımcı : Scott Poiley
Diğer Adı : Paymon: The King of Hell



CIRCLE/ ÇEMBER (2015)

Küp filmini bilirsiniz; bilim kurgu ve gerilim karşımı güzel bir flmdir. Bir grup insan bazı tuzaklardan kurtulup bir küpün içinden çıkmaya çalışırlarken bir küp inciri de bok ederler.

Küp’ten bahsetmemin sebebi de birazdan size anlatacağım Circle isimli film, yani Daire. Küpte mahsur kalanların dışında bakıyoruz ki bu kez de bir dairenin içinde, yâda etrafında mahsur kalan ve birbirlerini tanıyarak hayatta kalmaya çalışan bir grup insan görüyoruz.

Öncelikle tek mekân film sevmeyenler filmden uzak durabilir. Bir “Küp” filmi falan da beklemeyin. Film sanki bir tiyatro sahnesinde geçiyormuşçasına ilerliyor. Mekânımız sabit; bir dairenin etrafı. Dairenin göbeğinde ise milletin kafasına yıldırım saçan garip bir şey. Dairenin etrafında bardak gibi dizilmiş insanların düşüncesine göre o, dairenin tanrısı. Aslında kimin ölüp kimin ölmemesine daire değil, buna dairenin etrafındaki insanlar karar veriyor.

Film, birazda yeni dönem yarışma programlarını da anımsatmıyor değil. Acun’nun yerinde olsam bu filmin konseptinde bir yarışma düzenlerdim. Aciiiiip tutardı hee. Düşünsenize; her hafta dairenin etrafındaki kişilerden biri ölecek.
Farklı özelliklerde, kişiliklerde, farklı sosyal gruplardan bir grup insan, çoluk-çocuk, yaşlı, genç, hetero, eşcinsel, hırlı ve hırsız demeden hipnotize edilerek bir dairenin etrafına kızmabirader taşı gibi koyulurlar. İçlerinden biri ilk olarak gözlerini açtığında nerede olduğunu anlamayarak panik yapar ve tam adımını atacağı sırada cooort tiye bir uyarı sesi duyar ve yerinde mum gibi kalır.

Hemen ardından kendine gelen diğer insanlar da şaşkın ördek gibi kaçışmaya çalışmak isteseler de kimse yerinden ayrılamaz, çünkü yerini terk etmeye çalışan kişinin kıçına yıldırm düşer ve oracıkta kalır.

Çok geçmeden bu daireden kurtulmanın yolunu arayan insancıklar bir süre anlarlar ki kendi oyları ile eleyecekleri kişi ölecek ve tek kişi kalana kadar yaşama mücadelesi sürecektir. Kazanana ise hamburger ve kola ikram edilecektir. Şaka şaka, survivor mu ki bu ödül olarak yemek versinler. Bu tiyatro tadındaki film aklınıza yattıysa şimdiden iyi seyirler. Filmi sonuna kadar izleyenlere benden bir hamburger ve kola.

IMDb: 6.0

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Bilim Kurgu ,  Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 87 Dak.
Yönetmen : Aaron Hann,  Mario Miscione
Oyuncular : Julie Benz ,  Carter Jenkins ,  Lisa Pelikan ,  Sara Sanderson ,  Mercy Malick
Senaryo : Aaron Hann ,  Mario Miscione



THE LADY VANISHES/ KAYBOLAN KADIN (1938)

Tiyatroyu da sevdiğim için, bu filmi izlerken düşündüm de filmin tiyatro versiyonu da olabilirmiş. Belki yapıldı da benim haberim yok, bilemiyorum artık. Bir Alfred Hitchcock klasiği olan The Lady Vanishes, aslında gerilimin de yer aldığı çok şenlikli bir film.

Gerilim dozu tabii tartışılır. Daha önce Jodie Foster’in başrolünde oynadığı Flightplan/ Uçuş Planı filmini hatırlayanalar, Uçuş Planı’nın bu filmden çorlama olduğunu da hemen anlayacaklardır. Hadi neyse biz buna esinlenme diyelim.
1938 yapımı filmin çekim planlarından, açılarından tutun, hikayesine kadar her şey oldukça başarılı. Filmin gizemli yönü zaman zaman Agatha Christie romanlarındaki gibi ilerliyor. Bir bakıyorsunuz gizemli biri bir adamı öldürüyor, bir bakıyorsunuz gizemli bir el pencereden saksıyı kadının kafasına tonk diye atıveriyor; ama ıska!

E haliyle gidişat böyle olunca, işin içine bir de tren yolcuğu girince Allah  Allahhh diyerekten keyifli bir seyre dönüşüyor bütün bir film. Trenin sesi kayblan kadının kompartımanının içine yayıldıkça, gizemli karakterler ortaya bir bir çıkmaya başladıkça seyrine de doyum olmuyor filmin.

Filmimizin baş kadın kahramanı Iris, tatil dönüşü, kötü hava laertlarından dolayı bir otelde kalmak zorunda kalıyor. Otel sahibi bu durumdan dolayı göbek atarken, müşteriler ise otelde yemek kalmadığı için çok şikayetçilerdir.
Hal böyleyken yatacak yatak sorunu da yaşanmaktadır. Otel de bütün bu olumsuz şeyler devam ederken, Iris yaşlı bir kadınla, Miss Froy adında şeker suratlı bir kadınla tanışır. Kadın kendini müzik hocası olarak tanıtır ve Iris ile arkadaş olurlar.

Hava şartları biraz daha düzelince trenin kalkacağı haberi alınır ve herkes hazırlığını yapar. Iris ve Miss Froy tam trene binecekleri üzere tepeden inen bir saksı Iris’in kafasına düşer ve kadının dünyası karar. Aslında saksnın hedefi Miss Froy’dur fakat saksı yanlışlıkla Iris’e denk gelir.

Tren düdüğü öter, ortalık buharla dolar ve maceralı tren yolculuğu da böylelikle başlamış olur. Iris, bir ara uyuya kalır ve uyandığında yol boyunca yanında bulunan yaşlı kadının ortadan kaybolduğunu görür. Kadını arayan Iris, yaşlı kadını bir türlü bulamaz. Kendi kompartımanında kalan, hatta yaşlı kadının yanında oturan kişiler bile böyle bir kadını hiç görmediklerini söylerler.

Trendeki herkes yaşlı kadını daha önce görmediği söyler fakat kadını aramaya pes etmeyen Iris, yaşlı kadının var olduğunu ve trende bir yerlerde olduğundan emin olsa da, trendeki herkesin kadını görmediğini söylemesi kafaları karıştırır.

IMDb: 8.0

Yapımı : 1938 - İngiltere
Tür : Aksiyon ,  Dram ,  Gerilim ,  Komedi ,  Korku ,  Romantik
Süre: 96 Dak.
Yönetmen : Alfred Hitchcock
Oyuncular : Alfred Hitchcock ,  Margaret Lockwood ,  Michael Redgrave ,  Dame May Whitty ,  Cecil Parker
Senaryo : Sidney Gilliat ,  Frank Launder
Yapımcı : Edward Black


GOOGNIGHT MOMMY (20014)

Bir çocuğun güvenini kaybedersen o da seni ortadan kaybeder. Filmi izlerken başından itibaren sıkıcı ve çok ağr ilerleyen bir film falan dedim ama dakikalar ilerledikçe aslında filmin gayet güzel aktığını hissettim.

Yalnız bir film insanı bu kadar mı strese sokar kardeşim. Filmin sonunda artık daraldığım için birkaç dakika ileri sarmak istedim ama o esnada filmin asıl esprisini kaçırmışım. Haaaydii bir daha başa doğru git, aynı o korkunç işkenceye bir daha katlan ve filmin asıl numarasını öğren.

Gerçi filmi izlemeye başladıktan yarım saat sonra falan filmin sonuna dair kafamda bir şeyler belirmeye başlamıştı ve kafamdan geçen şeylerden biri de filmin sonunda karşıma çıkıverdi. Yani yine bilindik bir olayı farklı bir sosla sunmuşlar bu kez. E- iyi de yapmışlar aslında. Ortaya beğendiğim film çıkmış.
Oldukça sıcak bir yaz günü ve ikiz yumurcaklarımız evde yalnızlar… İşte filmimiz bu şekilde başlıyor. Çocuklar kendi kendilerine vakit geçirirlerken, annelerinin eve suratı sargılı bir şekilde geliyor. Anneleri eve gelen çocuklar annelerinin agresif tavırlarından oldukça rahatsız oluyorlar. “Annemiz olsaydı bize böyle davranmazdı” diyerekten annelerini biraz tuhaf buluyorlar.

Estetik operasyon sonrası biraz sinirli olduğunu belirten kadın, çocuklarına istemeyerek de olsa kötü davranıyor. Durumdan kıllanan çocuklar, annelerinin kendilerine böyle bir şey yapmayacağından emin oldukları için, bu kadının annelerinin olmadığına inanıyorlar.

Baştan beri çocuklarına kötü davranan kadın için oyun tersine dönüyor ve çocuklarına tatmin edici bir cevap vermediği sürece başına gelebilecek azap dolu dakikalara da katlanmak zorunda kalıyor.

IMDb: 6.7

Yapımı : 2014 - Avusturya
Tür : Dram ,  Korku
Süre: 99 Dak.
Yönetmen : Veronika Franz,  Severin Fiala
Oyuncular : Susanne Wuest ,  Elias Schwarz ,  Lukas Schwarz ,  Elfriede Schatz
Senaryo : Veronika Franz ,  Severin Fiala
Yapımcı : Ulrich Seidl