2 Kasım 2015 Pazartesi

FRANKENSTEIN, STIR OF ECHOES, GREEN INFERNO, HOWL

FRANKENSTEIN (2015)

Filme istemeyerek gitmem tamamıyla içgüdüsel bir durum sanırım. Tıpkı yeni nesil Frankenstein’imiz nasıl ki iç güdüleriyle hareket edip, öyle bir yol çiziyorsa kendine, ben de içgüdülerimin bana “sakın bu filme gitme pek iyi bir film seni beklemiyor” lafına aldırmayıp salona daldım. Bir yeni nesil Frankenstein bile olamadım anlayacağın.


Film, anlatmak istediği şeyi, vermek istediği mesajı vermesine veriyor ama bu konuda pek başarılı olamıyor. Senaryoyu biraz aşureye çevirip; sosyal içerik mesajlarla dolu bir film mi yapalım, yoksa heyecanı dorukta bir film mi yapmaya çalışalım, yâda gerilimle süsleyip, festival tarzı bir şeyler mi ortaya çıkaralım gibi bir karmaşaya kurban giden film, fiyaskodan nasibini almış gibi duruyor.

Ben açıkçası filme giderken daha çok piyasa tarzı, efektlerin havada uçtuğu ve korku soslu bir Hollywood yapımı falan sanmıştım ama ortaya daha deneysel bir şeyler çıkartmışlar. Onu da beğenmedim.

Film başladığında, filmin günümüz ortamında geçtiğini hemen fark ediyoruz. Genelde Frankenstein filmleri çok daha eski tarihlerde falan geçiyor. Doktor Frankenstein, ölen genç bir adamı dirilterek film başlıyor. İki doktor, biri kadın araştırmacı, ölünün tekrar dirilmesi üzerine kafayı yiyecek boyutta sevindirik oluyorlar. Tabii biz bu genç adam nerden gelmiş, ailesi kim, kimsesiz mi, ne şekilde ölmüş ve ne işlemlerden sonra tekrar dirilmiş, bütün bunları hiç bilmiyoruz. Film bodoslama başlıyor.

Neredeyse çok az diyalogun yer aldığı başlangıç sahneleri oldukça sıkıcı ve bu sıkıcılık film boyunca devam ediyor. Tekrar diriltilen arkadaş, bir bebek hassasiyetinde olduğu kadar, 10 adamı da yere devirecek güçtedir. Bebek gibi bakılan genç adam üzerindeki deneyler daha bitmemiştir fakat bir yolunu bulur ve hastaneden kaçar.


İlk kez gün yüzü ile karşılaşan taze zombi, sadece gün yüzünü görmekle kalmaz, dünyanın asıl pislikleriyle de yüzleşmek zorunda kalır. İşte film buradan sonra başlıyor. Yine çok az diyalogun yer aldığı devam sahnelerde genç ölü adamı birçok macera bekliyor. Bir yandan kendini keşfederken, öte yandan dünyanın kötü düzenini de keşfe çıkıyor. Zenginlerin fakirleri ezdiği, çirkinin güzel tarafından ötekileştirildiği, güçsüzün güçlü ile yan yana durarak birer canavara döndüğünü keşfederken, bizlere de bu filmden mesajlar çıkartmak kalıyor. Herkese iyi seyirler.

IMDb: 6.1

Vizyon Tarihi: 29 Ekim 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 89 Dak.
Yönetmen : Bernard Rose
Oyuncular : Carrie-Anne Moss ,  Xavier Samuel ,  Tony Todd ,  Danny Huston ,  Carol Anne Watts
Senaryo : Bernard Rose
Yapımcı : Gabriela Bacher ,  Heidi Jo Markel


STIR OF ECHOES/ DEHŞETİN YANKILARI (1999)

Aslında günümüzde, yardım isteyip huzura ermek isteyen hayalet filmleri o kadar çok yapılıyor ki, artık ilginç bir tarafı gelmemeye başladı bu tür filmlerin. Fakat 90’lı yıllara gidecek olursak, bu tarz bir filmin yüksek bir puan alması da oldukça normal. Bu tarz temalı filmlerin başlangıcı mıdır bilemiyorum ama öncülerinden olduğu kesin.


Günümüz için konuşacak olursam; yine sonradan psikopata bağlayan küçük bir çocuk, yine başlarda mutlu bir aile ve yine ortalıklarda dolaşan bir hayalet. Ben izlerken keyif aldım, sizlerinde alacağını sanıyorum ve hemen ucundan azıcık filmden bahsediyorum.

Minik oğullarının hayali bir kahraman yaratıp, onunla konuşması üzerine anne ve baba bu durumu hiç kafaya takmazlar ve gülüp geçerler. Onlar gülüp geçe dursun, küçük çocuk yarattığı hayali şey artık her neyse samimiyeti epeyce bir ilerletip, muhabbetin dibine vururlar.

Tom ve Maggie bir gün arkadaşlarının evine bir partiye giderler. Tom, oğlunun odasına bıraktığı bebek telsizinin bir tekini de partiye giderken yanında götürür. Partiyi veren kadın arkadaşları hipnoz üzerine bir konu açınca tartışma başlar. Tom, bu tür şeylere inanmadığını söyler ama “hadi beni inandır” diyerekten kadınla daşşak geçerek ve hipnoz olmak istediği konusunda ısrar eder. Kadın, onun inanmadığını ve bu hipnoz olayının da gerçekleşemeyeceğini söyler. Israrcı davranan Tom’un ısrarına dayanamayan kadın, Tom’un karşısına geçer ve hipnoz başlar.

Tom bir sinema salonundadır, tek başınadır, kocaman ve eski bir sinema salonunun dev perdesine odaklanır ve kocaman beliren harflere dikkat eder. Eder etmesine de, harfler netleşmez. Harflerin gizemli bir tarafı vardır.
Aniden uyanan Tom, hipnozun etkisiyle kan ter içinde kalmıştır. Az önce dalga geçtiği arkadaşı ise ondan intikam alırcasına “naaaber ha şabalak, şimdi inandın mı” diyerekten koz onun eline geçer.

Tom ve karısı apar topar eve giderler fakat eve geldikleri ilk gece hiçbir şey eskisi gibi değildir. Tom’a yapılan hipnoz, Tom’un algılarını açmış, kimsenin hissedemediği ve göremediği şeyleri ona göstermeye ve hissettirmeye başlamıştır. Evinde hapsolan bir hayalet, huzura kavuşabilmek için ondan yardım istemektedir ve Tom, hayaletin gizemini çözebilecek midir? İzleyiniz ve görünüz efenim.

IMDb: 7.0

Vizyon Tarihi: 18 Mayıs 2000
Yapımı : 1999 - ABD
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku
Süre: 99 Dak.
Yönetmen : David Koepp
Oyuncular : Kevin Bacon ,  Jennifer Morrison ,  Kevin Dunn ,  Lusia Strus ,  Illeana Douglas
Senaryo : David Koepp
Yapımcı : Judy Hofflund ,  Gavin Polone



GREEN INFERNO (2013)

Adından söz ettiriyor, ettirdi, ha vizyona girecek, ha girdi derken, lanet olası film, konuşulmaya başladıktan 2 sene sonra bir yerlerde nihayet karşımıza çıkıverdi.


Doğayı sever misiniz? E-tabii ki kim sevmez ki. Fakat uçakta giderken aniden uçak düşüp de, Amazon’ların ortasında yamyam bir kabileye götünüzü kaptırırsanız doğaya karşı bir fobiniz başlayabilir. Zira burada yaşayan yamyamlar sadece kıçınızı değil, kemiklerinize varıncaya kadar sıyırıp, kendilerine ziyafet çekiyorlar.

Yıllar öncesinin Cannibal Holocaust filmini bilir misiniz? Şimdiye kadar yapılmış en rahatsızlık verici ve en gerçekçi yamyam filmiydi. Birazdan sana anlatacağım bu film de Cannibal Holocaust’un biraz espirik hali denebilir. Ha, film korku-komedi türünde değil tabii ama Hannibal Holocaust ile birazcık dalgasını da geçmiş. Bu arada Green Inferno, Cannibal Holocaust’un yanına bile yaklaşamaz, o ayrı bir konu.

Filmin bizim ülkemizde gösterilip gösterilmeyeceği henüz belli değil. Belkide film gösterime girdiğinde bu yazıyı birkaç sene sonra tekrar yayınlamış olucam, bilemiyorum.

Film bana kalırsa korkunç değildi. Korku pornosu mu desek, iğrenç mi desek bilemedim. İğrenç diyeyim ben en iyisi. Hard korku sevenleri çılgına çevirecek bir film dememde fayda var. Yamyam bir kabilenin akşam yemeği olan insanların kollarını, bacaklarını kesip külbastı yapıldığını, insanların iç organlarının boşaltıldıktan sonra mumbar dolması yapıldığını izleyerek kusmayacaksanız hemen filme geçebiliriz.

Yine yönetmenimiz karısına kıyak geçip, karısını başrolde oynatmış ve Lorenza Izzo, bu kez karşımıza Justine rolünde çıkıyor. Justine, üniveriste öğrencisi bir kızdır ve okula gidip gelirken, eylem yapan aktivist gençler dikkatini çeker ve onlara katılmak istese de kız arkadaşı onu caydırarak “şekerim bunların hepsi ezik takımı, görmüyor musun hayattan zevk falan almaz bu denyolar” diyerekten Justin’i soğutmaya çalışır.

O gün okula gittiğinde hocaları, Amazonlarda yaşayan ilkel bir kabile hakkında sunum yapmaktadır. Yaşayışları, avlanmaları, avlanırken kullandıkları korkunç bıçakları ve en korkuncu da kadın sünnetidir.


Grup hazırlığını yapar, uçağa binilir ve Amazonlar’a doğru yola çıkılır. Başta yeni yerler görmek, doğal alanları, zengin işadamları tarafından katledilecek olan bir kabileyi korumak ve dünyaya duyurmak zevkli ve heyecan verici olsa da, geriye dönüş yolunda bindikleri uçak arıza yapar ve bu kez korkunç bir kabilenin içine düşerler. Uçaktan düşüp ölenler daha şanslıdır beklide. Kabile bunları teker teker düştükleri yerden toplar ve köylerine götür. Gençler, kanlarına karışan zehrin etkisi geçince gözlerini açarlar ve karşılarında altı har har yanan kocaman bir kazan görürler. Sıcak bir yorgunluk banyosu yapacaklarını sanan gençler için bu kazanlar küvet değil, akşam yemeği olmaları için hazırlanmış kazanlardır. Herkese şimdiden afiyet olsun.


 IMDb: 5.6

Yapımı : 2013 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku ,  Macera
Süre: 103 Dak.
Yönetmen : Eli Roth
Oyuncular : Daryl Sabara ,  Magda Apanowicz ,  Kirby Bliss Blanton ,  Lorenza Izzo ,  Sky Ferreira
Senaryo : Eli Roth ,  Guillermo Amoedo
Yapımcı : Eli Roth ,  Molly Conners
Diğer Adı : Yeşil Cehennem



HOWL (2015)

Londra dışına çıkan son gece treni ansızın ıssızlığın ortasında arıza yaparsa ve çaresiz tüm yolcuları kurt adamdan bozma yaratıklar tehdit altına alırsa neler olur? Ortaya beklenenin biraz daha altında bir film çıkar diye, kendi soruma kendim cevap vereyim o zaman.


Aslında trende yâda uçakta geçen gerilim yâda korku filmlerini çok severim ama biraz daha gerçekçi bir yapısı olursa. Bu filmde tuhaf yaratıklar yerine korkunç katiller trene saldırıp yolcuları öldürmeye çalışsalardı belki de beni daha çok heyecanlandıran bir film ortaya çıkacaktı. Aslında saldıranlar kurt adamlardı ama hikâyenin işleyişi kötüydü. Tamamıyla berbat bir film demiyorum. Ben izlerken oldukça keyif aldım ama yahu şurası da böyle olaydı daha iyi olurmuş dediğim pek çok yer oldu. Onlar da daha dikkatli bir şekilde yapılsaymış ortaya tadından yenmez bir film çıkabilirmiş.

Bana tuhaf gelenler; Koca trende sadece 10 tane falan yolcu olması, son derece güçlü olan kurt adamların ve kurt kadınların dövüş sahnelerinin mahalle yumurcaklarının kavgaları gibi olması ve yakın plan çekimlerde yapay bir maket olmaları ve yaratıkların nereden çıktıklarının belli olmayışı. Yine virüs gibi bir şeyden dolayı türedikleri belli. Hadi o zaman geçelim filme…
Biletçi Joe, tren hareket ettiğinde, bu onun en berbat gecesi olabileceğini tahmin etmiyordu. Yine müdür olamamış, biletçiliğe devam edeceği fikrinden dolayı sinirli bir şekilde işinin başına geçer ve trendeki yolcuların biletlerini kontrole başlar. “Biletler lütfen, biletler”

Trenin hostesi bir kızceğize de kesik olan Joe onunla yakınlık kurmaya çalışırken, bir yandan da birbiriden cins yolcularla uğraşmak zorunda kalır. Şişko ve her şeyi yine iğrenç görünümlü biri, yaşlı ve kendi halinde bir çift, telefonda konuşurken etrafındakileri rahatsız edecek kadar yüksek sesle konuşan bir kız, bencilliği ile dikkat çeken bir herif. Hepsi trendedir ve Londra’ya doğru kasvetli ve fırtınalı bir gecede tren hızla gitmektedir.

Trenin aniden, şiddetli bir şekilde durması üzerine üst üste binen yolcular paniklerler ve trenin onları vaktinde Londra’ya yetiştiremeyeceği konusunda endişe duyarlar. Aslında birkaç dakika sonra başlarına gelecek şeyi bilmiş olsalardı değil Londra’ya gitmek, bu trene hiç binmezlerdi bile. Bir süre sonra korkunç hırıltılar eşliğinde birçok yaratık, trenin etrafını saracak, ortaya dehşet verici bir görüntü çıkacaktır.

IMDb: 5.3

Yapımı : 2015 - İngiltere
Tür : Korku
Süre: 89 Dak.
Yönetmen : Paul Hyett
Oyuncular : Shauna MacDonald ,  Elliot Cowan ,  Ed Speleers ,  Calvin Dean ,  Rosie Day
Senaryo : Mark Huckerby ,  Nick Ostler
Yapımcı : Lee Brazier ,  Martin Gentles



2 yorum: