28 Eylül 2015 Pazartesi

THE SWIMMERS, COP CAR, THE BOY, THE NEW YORK RIPPER

THE SWIMMERS (2014)

Valla yaşasın Uzak Doğu sineması diyorum başka da bişey demiyorum. Birazdan sana anlatacağım film Tayland yapımı bir korku filmi. İzlesem mi izlemesem mi olduğum filmi izlemeden önce de fena olmayacağını düşünüyordum ama izledikten sonra, “işte uzun zamandır özlediğim hayalet hikâyesi” deyiverdim.


Film bir hayalet hikâyesi olabilir fakat gerçekçiliğinden de ödün vermeden ilerliyor. Belki de “aklınıza intikam almak için geri dönen hayalet” hikâyeleri gelecektir ama bu hikâyede akla gelmeyecek olayların ardı ardına oluşu ve hikâyenin heyecanlı akışı, filmi sıkılmadan izlenebilir kılıyor.

Olaylar öyle bir örgüyle ilerliyor ki, filmi size nasıl anlatacağımı bilemedim. Bir önceki sahne, bir sonrakinin temelini atar şeklinde olduğu için filmin tadının kaçmasından endişelendiğim için biraz dikkatli olmaya çalışıcam.

Perth, Tan ve Ice sıkı birer arkadaşlardır fakat Perth’in yüzme konusunda hem Tan’ı kıskanması, hem de kız arkadaşı Ice’de gözü olması nedeniyle aralarında sıkı bir rekabet başlamıştır.

Birbirlerine bazı şeyleri belli etmeseler de arkalarından kuyu kazma konusunda çok yeteneklidirler. Bir süre sonra Ice Tan’dan ayrılmaya karar verir ve daha henüz Tan ile ilişkisi tam olarak bitmeden gider Perth’in koynuna girer. Fakat bu yasak ilşki sonrasında işler pek yoluna gitmez.

Bir de bu gençlerin manyaklıklarından biri; gecenin bir vakti ortalık karanlıkken havuza girmek. Artık üçlü olarak ne yapıyorlarsa o saatte Allah bilir diyerekten bu konudan hemen uzaklaşıyorum.

Yine böyle bir gece Ice, en yüksek atlama tahtasına çıkarak “havuza atliciiim” diye tutturur. Çocuklar, “Deli misin kızım. Kafanı gözünü yaracaksın, beceremezsin. Allah göstermesin, çocuuun bile olmaz.” falan diye uyarırlar. Karşısındaki uyarıları yapan kişilerin birer hayal olduğunu gören Ice kendini boşluğa salar ve içinde su olmayan havuzun zemine yapışır. Ice’yi ertesi gün görevliler jiletle kazırlar zeminden.


Ice, gizemli bir şekilde intihar etmiştir fakat Ice’nin  intihar etmesini gerektiren kişiler kimdir, yada olaylar acaba nelerdir? Ice’nin acı dolu yavuklusu da, Ice’nin arkasından, bundan sorumlu olan kişiyi bulacağını ve onu öldüreceğine dair yemin eder. 

IMDb: 6.1

Yapımı : 2014 - Tayland
Tür : Dram ,  Korku
Yönetmen : Sopon Sukdapisit
Oyuncular :  -
Senaryo :  -
Yapımcı :  -
Diğer Adı : Yüzücüler








COP CAR (2015)

Filmin kara film türünde olduğu söylenilmiş. Demek ki ben kara filmden hoşlanmıyorum. Filmi sevmedim ama bir buçuk saat popomamı girdi onu da anlamadım. İlk kez sevemediğim bir film karşısında “lan vakit ne ara geçti, hiç anlamadım” diyebildim.


İki haylaz küçük çocuğun, çocuk dünyasına giren lanet yetişkinlerin dünyası ile karşı karşıya iki dünyanın çarpışması vardı filmde. Film çok sıkıcı gelmedi bana ama başlangıcından sonuna dek merak ettiğimiz bazı sorulara cevap vermedi nedense. Televizyon için hazırlanış bir film ayarının da altında olduğunu düşündüğüm film, tarz denecek türden bir film aslında. Şans tanınabilinir galiba ama,  çok fazla da bir şey beklememek gerekir diye düşünüyorum.

Dediğim gibi insanların neden öldürüldüğü, iki kişi arasındaki silahlı savaş nedendi sorularının yanı sıra, bazı sahneler de biraz sıkıcıydı. Örneğin; araba kilidinin dışarıdan iple açılma sahnesi hem çok uzundu, hem de adamın kötü adam mı, iyi adam mı bile olduğunu bilemeden heyecan yaşattı bana. Hatta soslu mısırları klozetle buluşturma anından sonra bile gelip baktığımda adam hâlâ iple kilidi açmaya çalışıyordu. “Yuh” dedim, “bir sahne bu kadar mı uzun sürer yahu.”

İki piç kurusu evlerinden kaçıp, kendi hallerinde çevreyi keşfe çıkarlar. Bu arada biri diğerine durmadan küfür öğretir. Biraz daha ilerlediklerinde kuytu bir köşede bir polis arabası görürler ve bu iki veledi alır bir merak. Merak iyidir de, fazla kurcalamamaları gereken bir duruma el atmak üzeredirler.

İlk başta tedirgin bir şekilde uzaktan arabayı izlerler fakat, arabanın yanına gitme cesaretinden hemen sonra arabaya bile binerler. Arabaya el koyan bu iki fırlama kanka, hiç kullanmasını bile bilmedikleri arabanın anahtarlarını da koltukta görmesinler mi? Direksiyondaki yanındakine seslenir “Aamet be ya, acık turlasak noolur ha? Azır bulmuşuz da arabayı, atalım avamızı kızlara.” Öteki dünden razı bir vaziyette, “Abe durduğun kabayat , bas gaza.” Derler ve verirler arabanın burnunu yokuş aşaaa.

Çocuklar çok eğlenirken, aniden polis arabasının telsizinden gelen bir konuşmayla irkilirler ve aslında çıktıkları yolda yalnız olmadıklarını anlarlar. Bundan sonra film başlar ve bu iki kafadar çıktıkları yolda, aslında başlarının belada olduğunu biraz geç anlarlar.

IMDb: 6.3

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 86 Dak.
Yönetmen : Jon Watts
Oyuncular : Kevin Bacon ,  Shea Whigham ,  Camryn Manheim ,  Hays Wellford
Senaryo : Jon Watts ,  Christopher D. Ford
Yapımcı : Alicia Van Couvering ,  Sam Bisbee



THE BOY (2015)

Film başladıktan yarım saat sonra falan oflama poflamaya başladım ama ilerleyen dakikalarda işler biraz daha derinleşmeye ve gidişat ilginçleşmeye başlayınca ve final sahnesinin de güzelliği ile sanırım filmi birazcık sevebildim. Ha öyle deli gibi bir, woooow dedirtecek finali yok ama yinede hoşuma gitti.

Bu hafta nedense hep dramatik ağırlıklı korku-gerilimler denk geliyor. Sanırım biraz oflayıp poflamamın sebebi de bu olsa gerek. Yine de izlediklerim beni tatmin etti açıkçası. The Boy’da bunlardan biri aslında. Film oldukça durağan ilerliyor. Neredeyse kendimi Nuri Bilge Ceylan sanıp, onun o meşhur hırkasını giyip öyle izleyecektim filmi.

Bazı sahneler gerçekten çok ağır ve festival filmi gibi genelde diyalogsuz yâda az diyaloglu geçiyor. Ama ilerleyen, hatta sona doğru, filmin başkahramanı olan ufaklık iyi iş çıkarıyor ve ortalığın anasını ağlatmaya yetiyor. Küçük yaştan başlayan psikolojik sorunların nelere mal olacağı konusunda ve ilerleyen yıllar içerisinde o kişinin daha da canavara dönüşebileceği konusunda da düşündüren bir film.

Issızlığın ortasında, sıkıcılığın başköşesinde bir motel. Ted, babasının işlettiği motelde can sıkıntısından tavuklara sarar. Kafeste beslediği tavşanını bile defalarca anayola salıp, üzerinden arabaların geçmesini izlemek ister. Minik bir tavşanın iç organlarının sağa sola saçılmasından keyif alacağını düşünüp, bu düşünceden defalarca vaz gecer. Bunun yanında yapmış olduğu şeylerden biri de yolda ezilmiş hayvanları spatula ile kazıyıp, kovaya doldurmaktır. Artık onlarla oyun mu oynar, çiğ çiğ mi yer orasını bilemiyoruz. Bir de sürekli annesini düşünür; acaba Florida’da tek başına ne yapmaktadır?

Babası oteli işletirken, Ted’e de bazı görevler verir. Ted de odalarda müşteriler varmış gibi yapıp, onlarla konuşuyormuş gibi kendi kendine dersini çalışır. Kim bilir, belki de gerçekten kendi kendine konuşuyordur Ted.
Bir gün motele gelen birkaç müşteri ile Ted ve babasının hayatı biraz daha renklenir, belaya bulaşır hatta korkunç şeylere gebe kalır. Motele gelen bir grup çılgın genç grubu motelde bir parti verirler.

Gençlerden biri, Ted’i odasında kız arkadaşının yanında görünce çılgına döner ve onu döve döve sokağa atar. Ted ise, dağdan gelmişsin bağdakini nasıl kovarsın hesaaaabı çok pis bir plan yapar. İçki, dans ve seksle biten geceleri, gecenin bir vakti kâbusa dönecektir.

IMDb: 5.8

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 105 Dak.
Yönetmen : Craig Macneill
Oyuncular : David Morse ,  Mike Vogel ,  Rainn Wilson ,  Zuleikha Robinson ,  Bill Sage
Senaryo : Craig Macneill ,  Clay Mcleod Chapman
Yapımcı : Elijah Wood ,  Daniel Noah
Diğer Adı : Child



THE NEW YORK RIPPER/ NEW YORK KARIN DEŞENİ (1982)

Filmin içine birkaç sevişmesi sahnesi koyalım, biraz meme, biraz pipi, bir tutam da amucuk koyduk mu bu iş tamamdır şeklindeki filmlerden sanmıştım ama tahmin ettiğim gibi çıkmayarak beni göt eden filmden biri oldu diyebilirim.


Yönetmenin, katili gözümüze soka soka “acaba katil kim” dedirtmesi de ayrıca beğendiğim şeylerden biriydi. Bazı sahnelerin erotizmin bir tık üstünde olduğunu söylemeliyim. Oldukça rahatsız edici ve günümüz işkenceli filmlerinden hiç de aşağı kalır tarafı olmayan korkunç cinayet sahneleri ile dolu. Hatta bazı sahnelerde cidden azım açık kaldı ve bakmakta zorlandım. O kadar gerçekçi kesme-biçme sahneleri var ki bu kadar olur. Film de ciddi anlamda kadın istismarı ve kadınlardan nefret etme gibi noktalar yer alırken, katilin osuruk gibi viyk viyk ses çıkartması çok sinir bozucuydu. Hangi mal konuşması arasında ördek gibi vak vak diye ses çıkarır ki. Neyse, izleyelim ve görelim bakalım.

Hep de bu emekliliğine ramak kalan dedektiflerin başına gelir böyle olaylar. New York dolaylarında, kadınları kurbanlık dana gibi bacaaandan çengele asıp, iç organlarını boşaltarak eğlenmeye çalışan bir katil peydah olmuştur. Herif hem kadınları keser-biçer hem de dedektife telefon açarak “daha bitmedi anacım, bu geceki cinayetimi de sana armağan ediyorum” diyerekten dedektifle daşşak geçer.

Deneyimli dedektifimizin ise bu tür şeylere karnı toktur ve tüm benzeri cinayetleri titizlikle ele alarak incelemeye çalışır. En son saldırıya uğrayan bir sarı gacı ise dedektifle işbirliği yapar ve tüm parçaları bir araya getirerek katilin yakalanması için çaba sarfederler.


IMDb: 6.4


Yapımı : 1982 - İtalya
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Suç
Süre: 91 Dak.
Yönetmen : Lucio Fulci
Oyuncular : Andrea Occhipinti ,  Jack Hedley ,  Stephen Thrower ,  Howard Ross ,  Alexandra Delli Colli
Senaryo : Lucio Fulci ,  Gianfranco Clerici
Yapımcı : Fabrizio De Angelis ,  Larry Ludman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder