28 Eylül 2015 Pazartesi

THE SWIMMERS, COP CAR, THE BOY, THE NEW YORK RIPPER

THE SWIMMERS (2014)

Valla yaşasın Uzak Doğu sineması diyorum başka da bişey demiyorum. Birazdan sana anlatacağım film Tayland yapımı bir korku filmi. İzlesem mi izlemesem mi olduğum filmi izlemeden önce de fena olmayacağını düşünüyordum ama izledikten sonra, “işte uzun zamandır özlediğim hayalet hikâyesi” deyiverdim.


Film bir hayalet hikâyesi olabilir fakat gerçekçiliğinden de ödün vermeden ilerliyor. Belki de “aklınıza intikam almak için geri dönen hayalet” hikâyeleri gelecektir ama bu hikâyede akla gelmeyecek olayların ardı ardına oluşu ve hikâyenin heyecanlı akışı, filmi sıkılmadan izlenebilir kılıyor.

Olaylar öyle bir örgüyle ilerliyor ki, filmi size nasıl anlatacağımı bilemedim. Bir önceki sahne, bir sonrakinin temelini atar şeklinde olduğu için filmin tadının kaçmasından endişelendiğim için biraz dikkatli olmaya çalışıcam.

Perth, Tan ve Ice sıkı birer arkadaşlardır fakat Perth’in yüzme konusunda hem Tan’ı kıskanması, hem de kız arkadaşı Ice’de gözü olması nedeniyle aralarında sıkı bir rekabet başlamıştır.

Birbirlerine bazı şeyleri belli etmeseler de arkalarından kuyu kazma konusunda çok yeteneklidirler. Bir süre sonra Ice Tan’dan ayrılmaya karar verir ve daha henüz Tan ile ilişkisi tam olarak bitmeden gider Perth’in koynuna girer. Fakat bu yasak ilşki sonrasında işler pek yoluna gitmez.

Bir de bu gençlerin manyaklıklarından biri; gecenin bir vakti ortalık karanlıkken havuza girmek. Artık üçlü olarak ne yapıyorlarsa o saatte Allah bilir diyerekten bu konudan hemen uzaklaşıyorum.

Yine böyle bir gece Ice, en yüksek atlama tahtasına çıkarak “havuza atliciiim” diye tutturur. Çocuklar, “Deli misin kızım. Kafanı gözünü yaracaksın, beceremezsin. Allah göstermesin, çocuuun bile olmaz.” falan diye uyarırlar. Karşısındaki uyarıları yapan kişilerin birer hayal olduğunu gören Ice kendini boşluğa salar ve içinde su olmayan havuzun zemine yapışır. Ice’yi ertesi gün görevliler jiletle kazırlar zeminden.


Ice, gizemli bir şekilde intihar etmiştir fakat Ice’nin  intihar etmesini gerektiren kişiler kimdir, yada olaylar acaba nelerdir? Ice’nin acı dolu yavuklusu da, Ice’nin arkasından, bundan sorumlu olan kişiyi bulacağını ve onu öldüreceğine dair yemin eder. 

IMDb: 6.1

Yapımı : 2014 - Tayland
Tür : Dram ,  Korku
Yönetmen : Sopon Sukdapisit
Oyuncular :  -
Senaryo :  -
Yapımcı :  -
Diğer Adı : Yüzücüler








COP CAR (2015)

Filmin kara film türünde olduğu söylenilmiş. Demek ki ben kara filmden hoşlanmıyorum. Filmi sevmedim ama bir buçuk saat popomamı girdi onu da anlamadım. İlk kez sevemediğim bir film karşısında “lan vakit ne ara geçti, hiç anlamadım” diyebildim.


İki haylaz küçük çocuğun, çocuk dünyasına giren lanet yetişkinlerin dünyası ile karşı karşıya iki dünyanın çarpışması vardı filmde. Film çok sıkıcı gelmedi bana ama başlangıcından sonuna dek merak ettiğimiz bazı sorulara cevap vermedi nedense. Televizyon için hazırlanış bir film ayarının da altında olduğunu düşündüğüm film, tarz denecek türden bir film aslında. Şans tanınabilinir galiba ama,  çok fazla da bir şey beklememek gerekir diye düşünüyorum.

Dediğim gibi insanların neden öldürüldüğü, iki kişi arasındaki silahlı savaş nedendi sorularının yanı sıra, bazı sahneler de biraz sıkıcıydı. Örneğin; araba kilidinin dışarıdan iple açılma sahnesi hem çok uzundu, hem de adamın kötü adam mı, iyi adam mı bile olduğunu bilemeden heyecan yaşattı bana. Hatta soslu mısırları klozetle buluşturma anından sonra bile gelip baktığımda adam hâlâ iple kilidi açmaya çalışıyordu. “Yuh” dedim, “bir sahne bu kadar mı uzun sürer yahu.”

İki piç kurusu evlerinden kaçıp, kendi hallerinde çevreyi keşfe çıkarlar. Bu arada biri diğerine durmadan küfür öğretir. Biraz daha ilerlediklerinde kuytu bir köşede bir polis arabası görürler ve bu iki veledi alır bir merak. Merak iyidir de, fazla kurcalamamaları gereken bir duruma el atmak üzeredirler.

İlk başta tedirgin bir şekilde uzaktan arabayı izlerler fakat, arabanın yanına gitme cesaretinden hemen sonra arabaya bile binerler. Arabaya el koyan bu iki fırlama kanka, hiç kullanmasını bile bilmedikleri arabanın anahtarlarını da koltukta görmesinler mi? Direksiyondaki yanındakine seslenir “Aamet be ya, acık turlasak noolur ha? Azır bulmuşuz da arabayı, atalım avamızı kızlara.” Öteki dünden razı bir vaziyette, “Abe durduğun kabayat , bas gaza.” Derler ve verirler arabanın burnunu yokuş aşaaa.

Çocuklar çok eğlenirken, aniden polis arabasının telsizinden gelen bir konuşmayla irkilirler ve aslında çıktıkları yolda yalnız olmadıklarını anlarlar. Bundan sonra film başlar ve bu iki kafadar çıktıkları yolda, aslında başlarının belada olduğunu biraz geç anlarlar.

IMDb: 6.3

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 86 Dak.
Yönetmen : Jon Watts
Oyuncular : Kevin Bacon ,  Shea Whigham ,  Camryn Manheim ,  Hays Wellford
Senaryo : Jon Watts ,  Christopher D. Ford
Yapımcı : Alicia Van Couvering ,  Sam Bisbee



THE BOY (2015)

Film başladıktan yarım saat sonra falan oflama poflamaya başladım ama ilerleyen dakikalarda işler biraz daha derinleşmeye ve gidişat ilginçleşmeye başlayınca ve final sahnesinin de güzelliği ile sanırım filmi birazcık sevebildim. Ha öyle deli gibi bir, woooow dedirtecek finali yok ama yinede hoşuma gitti.

Bu hafta nedense hep dramatik ağırlıklı korku-gerilimler denk geliyor. Sanırım biraz oflayıp poflamamın sebebi de bu olsa gerek. Yine de izlediklerim beni tatmin etti açıkçası. The Boy’da bunlardan biri aslında. Film oldukça durağan ilerliyor. Neredeyse kendimi Nuri Bilge Ceylan sanıp, onun o meşhur hırkasını giyip öyle izleyecektim filmi.

Bazı sahneler gerçekten çok ağır ve festival filmi gibi genelde diyalogsuz yâda az diyaloglu geçiyor. Ama ilerleyen, hatta sona doğru, filmin başkahramanı olan ufaklık iyi iş çıkarıyor ve ortalığın anasını ağlatmaya yetiyor. Küçük yaştan başlayan psikolojik sorunların nelere mal olacağı konusunda ve ilerleyen yıllar içerisinde o kişinin daha da canavara dönüşebileceği konusunda da düşündüren bir film.

Issızlığın ortasında, sıkıcılığın başköşesinde bir motel. Ted, babasının işlettiği motelde can sıkıntısından tavuklara sarar. Kafeste beslediği tavşanını bile defalarca anayola salıp, üzerinden arabaların geçmesini izlemek ister. Minik bir tavşanın iç organlarının sağa sola saçılmasından keyif alacağını düşünüp, bu düşünceden defalarca vaz gecer. Bunun yanında yapmış olduğu şeylerden biri de yolda ezilmiş hayvanları spatula ile kazıyıp, kovaya doldurmaktır. Artık onlarla oyun mu oynar, çiğ çiğ mi yer orasını bilemiyoruz. Bir de sürekli annesini düşünür; acaba Florida’da tek başına ne yapmaktadır?

Babası oteli işletirken, Ted’e de bazı görevler verir. Ted de odalarda müşteriler varmış gibi yapıp, onlarla konuşuyormuş gibi kendi kendine dersini çalışır. Kim bilir, belki de gerçekten kendi kendine konuşuyordur Ted.
Bir gün motele gelen birkaç müşteri ile Ted ve babasının hayatı biraz daha renklenir, belaya bulaşır hatta korkunç şeylere gebe kalır. Motele gelen bir grup çılgın genç grubu motelde bir parti verirler.

Gençlerden biri, Ted’i odasında kız arkadaşının yanında görünce çılgına döner ve onu döve döve sokağa atar. Ted ise, dağdan gelmişsin bağdakini nasıl kovarsın hesaaaabı çok pis bir plan yapar. İçki, dans ve seksle biten geceleri, gecenin bir vakti kâbusa dönecektir.

IMDb: 5.8

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Süre: 105 Dak.
Yönetmen : Craig Macneill
Oyuncular : David Morse ,  Mike Vogel ,  Rainn Wilson ,  Zuleikha Robinson ,  Bill Sage
Senaryo : Craig Macneill ,  Clay Mcleod Chapman
Yapımcı : Elijah Wood ,  Daniel Noah
Diğer Adı : Child



THE NEW YORK RIPPER/ NEW YORK KARIN DEŞENİ (1982)

Filmin içine birkaç sevişmesi sahnesi koyalım, biraz meme, biraz pipi, bir tutam da amucuk koyduk mu bu iş tamamdır şeklindeki filmlerden sanmıştım ama tahmin ettiğim gibi çıkmayarak beni göt eden filmden biri oldu diyebilirim.


Yönetmenin, katili gözümüze soka soka “acaba katil kim” dedirtmesi de ayrıca beğendiğim şeylerden biriydi. Bazı sahnelerin erotizmin bir tık üstünde olduğunu söylemeliyim. Oldukça rahatsız edici ve günümüz işkenceli filmlerinden hiç de aşağı kalır tarafı olmayan korkunç cinayet sahneleri ile dolu. Hatta bazı sahnelerde cidden azım açık kaldı ve bakmakta zorlandım. O kadar gerçekçi kesme-biçme sahneleri var ki bu kadar olur. Film de ciddi anlamda kadın istismarı ve kadınlardan nefret etme gibi noktalar yer alırken, katilin osuruk gibi viyk viyk ses çıkartması çok sinir bozucuydu. Hangi mal konuşması arasında ördek gibi vak vak diye ses çıkarır ki. Neyse, izleyelim ve görelim bakalım.

Hep de bu emekliliğine ramak kalan dedektiflerin başına gelir böyle olaylar. New York dolaylarında, kadınları kurbanlık dana gibi bacaaandan çengele asıp, iç organlarını boşaltarak eğlenmeye çalışan bir katil peydah olmuştur. Herif hem kadınları keser-biçer hem de dedektife telefon açarak “daha bitmedi anacım, bu geceki cinayetimi de sana armağan ediyorum” diyerekten dedektifle daşşak geçer.

Deneyimli dedektifimizin ise bu tür şeylere karnı toktur ve tüm benzeri cinayetleri titizlikle ele alarak incelemeye çalışır. En son saldırıya uğrayan bir sarı gacı ise dedektifle işbirliği yapar ve tüm parçaları bir araya getirerek katilin yakalanması için çaba sarfederler.


IMDb: 6.4


Yapımı : 1982 - İtalya
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Suç
Süre: 91 Dak.
Yönetmen : Lucio Fulci
Oyuncular : Andrea Occhipinti ,  Jack Hedley ,  Stephen Thrower ,  Howard Ross ,  Alexandra Delli Colli
Senaryo : Lucio Fulci ,  Gianfranco Clerici
Yapımcı : Fabrizio De Angelis ,  Larry Ludman

21 Eylül 2015 Pazartesi

EVEREST, EYE WIDE SHUT/GÖZLERİ TAMAMEN KAPALI, LILA & EVE, RELATOS SALVAJES/ WILD TALES/ ASABİYİM BEN, SCREAM OF FEAR/ KORKUNÇ ÇIĞLIK, POD

EVEREST (2015)

Yönetmenin açıklamasına göre, filmin bazı yerleri Everest dağında çekilmiş. Film ekibinden pek çok kişinin hastalanması sonucu helikopterlerle geriye yollanmış. Kıçınız kaşındı galiba diyerek ekleme yapmak istiyorum bu bulduğum bilgiye. Aslında evet,  gerçek mekânda yapılan çekimlerin izleyiciyi daha çok etkileyeceğini düşünüyorum ama söz konusu Everest’in zirvesi olunca zirvenin kıça girmesine de biraz katlanılması gerekiyor tabii. Peki bu kadar zahmete deydi mi?

Filmi gişe açısından değerlendirecek olursam, bu konuda pek araştırma yapmadım ama izleyici bu tarz filmlerde yoğun aksiyon ve macera beklentisi içerisine giriyor. Ha filmin macera kısmına diyecek sözüm yok ama, Geçtiğimiz yıllarda İzlediğimiz Dikey Limit filminin tadında değil. Yani efektlerle ve stüdyo ortamında zenginleştirilmiş aksiyon ve insanın yüreğini ağzına getirecek sahneler yok.

Filmde beni asıl heyecanlandıran şey; fotoğraf çekme meraklısı olduğum için Everest’in muhteşem görüntüleri, Nepal’in sefalet içindeki sokakları ve uçurumlarla dolu yerlerdeki yerleşim merkezinde yaşayan halkın gündelik hayatı oldu. O görüntüleri gördükçe içimden “ahhh be, şimdi elimde makinemle orada olmak vardı” demekten başka bir şey yapamadım. Kim bilir belki bir gün…

Film, bir grup maceracının kafayı Everest’in zirvesine çıkmaya takarak, binlerce dolar ödeyip, katıldıkları turun onları Nepal’e getirmesiyle başlıyor. Burada tanışma faslı falan derken, herkes bir yandan heyecan, bir yandan korku yaşayarak ertesi günkü kamp alanına gitmeyi bekliyor.

Kamp alanına gelindiğinde, daha önceden Everst’i avucunun içi gibi bilen deneyimli kişilerin kasım kasım hareketleriyle çömezleri eziklediğini görüyoruz. Çömezlerin ise buna dur diyebilecekleri tek şey ödedikleri binlerce dolar.
Bu kamp yerinde doktorumuz, tırmanışta başımıza gelebilecek denyolukları bize aktarırken, hepimiz can kulağı ile güzel doktor hanım kızımızı dinliyoruz. Tur rehberi “bu gece son geceniz. Yiyin, için, sıçın, eğlenin.” dedikten sonra, buz gibi bir ortamda çadırlarda uyuyup ertesi gün tırmanmak için yola koyuluyoruz.

Everest’e tırmanmak o kadar da kolay değil tabii. Yoğun kötü hava şartları ve bazı kişilerin akılsızlığından dolayı pek çok şey ters gidiyor ve bir grup maceracının dağda mahsur kalmasıyla film devam ediyor.


İşin içine ailelerin ve daha doğmamış bebeklerin de girmesiyle film macera filminden öteye gidiyor ve salya sümük konumuna geliyoruz. Hele bir de filmin sonunda hayatta kalan ve ölen kişilerin gerçek fotoğrafları da karşımıza çıkınca boğazımda götüm kadar büyüklükle bir düğümle solonu terk ediyorum. Everest’e gitmek isteyenler varsa film tabii ki bundan ibaret değil. Ama başta da belirttiğim gibi Dikey Limit beklentisi içine girmeyin. Bir de filme gitmeden önce yanınıza battaniye falan mı alırsınız naaaparsınız bilemiciiiim. Emin olun salon çok ama çok soğuk olacak. Bırrrrrrr….


IMDb: 8.0 

Korkukolik:7.0

Vizyon Tarihi: 18 Eylül 2015
Yapımı : 2015 - ABD ,  İngiltere
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Macera
Süre: 121 Dak.
Yönetmen : Baltasar Kormákur
Oyuncular : Keira Knightley ,  Jake Gyllenhaal ,  Sam Worthington ,  Robin Wright ,  Josh Brolin
Senaryo : Simon Beaufoy ,  William Nicholson ,  Lem Dobbs ,  Mark Medoff ,  Justin Isbell
Yapımcı : Randall Emmett ,  Tim Bevan



EYE WIDE SHUT/GÖZLERİ TAMAMEN KAPALI (1999)

“Böyle basit filmleri önereceğine derinliği olan filmleri önersen daha iyi olur” diyen götümün entellerine tavsiye edebileceğim, derinliği olan gizem tarafı ağır basan hafif bir gerilim öneriyorum. Alın size derinlikli film; Eyes Wide Shut/ Gözleri Tamamen Kapalı.


Filmin her dakikasından, her saniyesinden, hatta bazı sahnelerin içine yerleştirilmiş özel sembollerle dolu bir film demekte de fayda var. Stanley Kubric’in kadın-erkek ilişkilerine bakış açısıyla başlayan film,her geçen dakika biraz daha derinleşip, bu kez insanları avucunun içine alıp, şeytana tapan bir tarikata kadar gidiyor olaylar. Filmin İllüminati’yi deşifre ettği konusunda da söylentiler mevcut.

Filmin ilk karelerinde Nicole Kidman’nın meme ve portakal gibi poposuyla tanışıyoruz. Alice adındaki karakteri canlandırıyor. Alice, o gece süslenip, püslenip kocası Dr.Williams ile birlikte büyük bir partiye gidiyorlar. Şehrin tüm kodamanlarının toplandığı bu parti de Dr.Williams’ı ve karısı Alice’yi sürprizler beklemektedir.

Yaşlı bir amca Alice’ye yazılırken, Williams ise fazla uyuşturucu alan bir kızla uğraşmak zorunda kalırlar. Williams, partide piyano çalan adamı tanır ve yanına gider. Piyanist herif, Williams’ın tıp fakültesinden arkadaşıdır fakat müziği seçmiştir. Bütün bunlar olurken, Ailece’de fazlaca alkol aldığı için saldıray amcanın kalkık aletinden son anda kurtulur ve bu ilginç gecenin sonrası evlerine gelirler.

Birkaç gün sonra, kendi evlerinde, karı-koca esrar sarıp, biraz rahatlamak isterler fakat Alice biraz fazla amı-götü dağıttığı için içinden geçen bir kaç cinsel fantezisini kocasına anlatır. Bu itiraf sonrası, kocasının aklında birçok soru işareti kalan Williams, anlatılan şeyler her aklına geldiğinde çılgına döner. Kendisi de bunlarla başa çıkmak adına kendi cinsel dünyası içinde yolculuk ederek, Emmanulle abla ile bir tura çıkar.

Dr. Williams’ı yolun sonuna doğru götürecek tesadüfler zinciri başlar ve karşısına çıkan her kişi, her mekân, her diyalog onu karanlık bir dünyanın içine doğru sürükler. Fakat bu karşılaştığı şeylerin hepsi birer tesadüf müdür?

IMDb: 7.3

Korkukolik: 7.0

Vizyon Tarihi: 16 Temmuz 1999
Yapımı : 1999 - ABD ,  İngiltere
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre: 159 Dak.
Yönetmen : Stanley Kubrick
Oyuncular : Tom Cruise ,  Nicole Kidman ,  Sydney Pollack ,  Marie Richardson ,  Todd Field
Senaryo : Arthur Schnitzler
Yapımcı : Stanley Kubrick ,  Jan Harlan



LILA & EVE (2015) 
                                             
5.8 IMDb puanının biraz fazla olduğunu düşündüğüm Lila & Eve filmine başlarken, filmin gerilim olduğunu düşünmüştüm ama aksiyon ve dram tarafının ağır bastığını gördüm. Gerilim, filmin üzerine fıstık parçacığı diye serpilmiş durumda. Hikâyedeki sürprizin ise çok klasik olduğunu zaten söylemiciiiim ki onu da söylersem elinizde dildolarla bana saldırmanız büyük olasılık.


The Help/ Duyguların Rengi filminden tanıdığımız Viola Davis, bu filmde Lila karakteri ile karşımızda. Lila, oğlunu kaybettikten sonra acıların kadını rahmetli Bergen’den beter, götü başı dağıtmış bir hale gelir. Psikolojisi bozulan Lila, birkaç çatlak karının kurduğu bir terapi merkezine gitmeye karar verir. Merkezde, kendi gibi oğlunu yitirmiş anneler vardır ve kadının derdine derman olacakları yerde “kendine bir hobi bul ve acını dindir” gibi götlerinden uydurdukları garip tavsiyelerde bulunurlar.

Bütün bunlardan sonra; merhametli, iyilik meleği, kendi halinde sıradan vatandaş ve acılı anne olan Lila, kendisinin tam tersi, orospu mu orospu, yırtık mı yırtık, rahat abla modlarında, kendinsin tam tersini yansıtan ve kendi gibi o da evladını yitirmiş Eve ile tanışır.

Terapi sonrası bir yerde oturup, bir şeyler içen iki kadın, birbirlerinin derdinden çok iyi anlamaktadırlar fakat Eve’ye göre Lila için, hobilerin dışında yapılması gereken bir şey daha vardır; oğlunu öldürenlerden delicesine intikam almak.

Eve, Lila’nın lila rengi gibidir. Onun yapamadığı şeyleri yapacak güçte ve kafadadır. Lila’yı da ikna ederek oğlunu öldüren sokak çetesindeki herifi bulup, intikam almasını ve iş bittikten sonra rahatlayacağını Lila’ya söyler. Bunun üzerine gaza gelen Lila, Rambo gibi silahlanır, topa tüfeğe karışır ve sokak çetelerinin üzerine iki kişilik bir ordu gibi hücuma geçer. Sonra artık ne olur, izleyin ve görün.

IMDb: 5.8

Korkukolik: 4.5

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim
Süre: 94 Dak.
Yönetmen : Charles Stone III
Oyuncular : Jennifer Lopez ,  Viola Davis ,  Shea Whigham ,  Yolonda Ross ,  Whitney Goin
Senaryo :  -
Yapımcı : Darrin Reed ,  Sara Risher



RELATOS SALVAJES/ WILD TALES/ ASABİYİM BEN (2014)

Sanırım 2014’ün en şenlikli filmini 2015’in sonlarına doğru izleyerek iyi bok yediğimin farkına vardım. E-tabii oldukça üzüldüm bu filmi bir kenarda bırakıp, “bir ara izlerim işte” deyişime.


Haklısızlık ve haksızlığın doğurmuş olduğu, aslında hayatın içine serpildiğinde unutulup gidilecek gibi duran konuların başa bela olabileceğini vurgulayan bir film çıktı karşıma.  Hatta filmin jeneriğinde bile güçlünün güçsüzü yenebileceğini, büyük balığın küçük balığı avlayabileceğini, zenginin fakiri sikebileceğine dair derin mesajlar var.

Film de, birbirinden bağımsız fakat aynı temayı taşıyan 6 farklı hikaye anlatılıyor ve bu hikayeler arasında bir geçiş falan da yok. Film yaklaşık iki saat sürüyor ve bana göre bir iki saat daha sürse de izlesek cinsinden. Film, 87. Oscar, en iyi yabancı film dalında da yarışmış ama bizim filmlerimiz gibi babayı alıp, ülkesine geri dönmüş. Yinede bu film bizim gönlümüzün birincisi diyorum ve başlıyorum sizlere filmi anlatmaya.

İlk hikaye öyle böyle değil; ay nasıl şenlikli bir şey ve absürt ancak bu kadar olur. Bir uçak dolusu insan ve hepsi ışığın etrafında uçuşan sinekler gibi bir kişiye odaklanarak aynı kişinin hayatında yer ettiğini ve o kişiden nasıl nefret ettiklerini ve yaka silktiklerini birbirlerine anlatarak olaylar gelişiyor ve kokpitten konuşan kişinin anonsu ile birlikte filmin kayışları kopuyor. Son plandaki iki yaşlı insana çok üzüldüm.

İkinci hikâye başladığında;  gecenin bir vakti, boş bir restorana gelen ve derdi midesini doldurmak olan bir adamla karşılaşıyoruz. Ona yardımcı olmak isteyen garson kız, adamı yakından gördüğünde çaktırmaz ama, mutfağa geri döndüğünde sinirleri bozulmuş bir vaziyette döner. Derdi yemek yemek olan bu adam, garson kızın hayatında nasıl kötü bir rol oynamıştır ve garson kızın gazabından kurtulabilecek midir?

Üçüncü hikâye de favorilerimden biri. Bir adam arabasının tekerleği bozulunca bi boku becerip de tekerleği değiştiremez. Bunun üzerine hemen yardım çağırır fakat, yardımdan önce denyo bir herife denk gelir. Herif öyle böyle değil, bildiiiin denyonun önde gideni. “Bana bağırdın” gerekçesiyle, yardıma ihtiyacı olan adama yapmadığı madilik kalmaz. Hatta bir ara arabasının üstüne çıkıp, beygir gibi kakasını bile yapar.Zor bela psikopat adamın elinden kurtulan adamın, psikopat için sürprizleri vardır.

Gelelim 4. hikâyeye. Aracı olan kişilerin başına gelebilecek kol gibi ceza işlemine sinirlenmeyen yoktur sanırım. İşte, hikayemizdeki abimiz de arabasını boyanmış kaldırıma çektiği için götüne kazık giriyor ve arabasını almak için çocuğunun bile doğum gününü hiçe sayarak arabasının peşine düşüyor. Bunun üzerine karısı tarafından da bir güzel ter ediliyor. Ama bu asabi abimizin gidişi sessiz, fakat dönüşü muhteşem oluyor.

Beşinci hikâyede ise karşımıza çıkan işadamı zengin bir amcamızın şımarık, sulu göz oğlu, lüküs arabasıyla birine çarpıyor ve çarptığı kişi cortlayınca,  elinden lolipopu alınmış striptizci kız gibi anıra anıra eve geliyor.

Götü tutuşan anne baba, avukatlarını da devreye sokarak haince bir plan kurup, suçu başkasının üstüne atmaya karar veriyorlar ve suçu atacaklarına da attıklarına da bin pişman oluyorlar.

Altıncı ve son hikâyede ise çatlak bir gelin-damat hikâyesi yer alıyor. Tam düğün günü, bütün konukların içinde daha ilk günden terk edilen damatın yediği nane ortaya çıkınca, gelin de intikam almak için korkunç bir yola başvuruyor.


IMDb: 8.0

Korkukolik: 8.0

Vizyon Tarihi: 06 Mart 2015
Yapımı : 2014 - Arjantin ,  İspanya
Tür : Gerilim
Süre: 122 Dak.
Yönetmen : Damián Szifron
Oyuncular : Ricardo Darín ,  Leonardo Sbaraglia ,  Darío Grandinetti ,  Erica Rivas ,  Nancy Dupláa
Senaryo : Damián Szifron
Yapımcı : Pedro Almodóvar ,  Agustin Almodovar
Diğer Adı : Wild Tales


SCREAM OF FEAR/ KORKUNÇ ÇIĞLIK (1961)

Filmi izledikten sonra tekrar çekilmeli diye düşündüm. Normalde günümüz korku filmleri beni korutmazken, çok eski siyah beyaz filmlerin ürkütücülüğü nedir böyle kardeşim. Efekt yok, abartılı plastik makyajlar yok ama korkudan insanın içini titreten bir yanı oluyor nedense.


Bu filmde de ilk kulübe sahnesi tüylerimi, hatta keltoş kafamdaki bana saç vaat eden sarı ince tüylerimi bile tiken tiken etmeye yetti. Kıçımdakileri sormayın bile. Nerden açtım bu kıl konusunu be. Öğğğ!..

Her neyse, adamlar zamanında yapmışlar işte. Ne varsa eski filmlerde var. Bu filmin sonunda da günümüzde sıkça kullanılan ters köşe ve sürprizli son uygulamasına rastlamak mümkün. Filmin başlarındaki manzara görüntülerini siyah beyaz görmek, benim gibi fotoğraf tutkunu birisi için muhteşemdi. Belki sizde seversiniz.

Annesi ve babasının boşanması sonrası, babasını 10 sene kadar göremeyen Penny, hem en yakın arkadaşı, hem de yardımcısı olan kızceğiz de ölünce babasının daveti üzerine İtalya’dan Fransa’ya gider. Ha bu arada Penny yürüme yeteneğini kaybetmiş bir genç bir kızdır.


Babası oldukça zengindir ve onu alması için yakışıklı şoförü havalimanına yollatmıştır. Penny, şoförü daha ilk görüşte gözleri süzülür, dudakları büzülür ve cilveli bakışlarından da anlayacağımız üzere şoförden hoşlanır gibi olur ama her namuslu kız gibi sadece gösterir fakat elletmez.

Yolda şoförden öğrendiği kadarıyla; babası evde değildir ve gideli 4 gün olmuştur. Ne zaman eve döneceği de belli değildir.

Penny’nin üvey annesi onu güler yüzlü ve en sıcak şekilde karşılar. Penny tekerlekli sandalyeye mahkum olduğundan, onun için evin her  köşesine rampalar koydurtmuş, onu rahat ettirmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır.
Akşam yemeği sohbetinden sonra, Penny odasına çekilir ve yatağına yatar. İlk gecesinde tuhaf bir tıkırtı ile gözünü açar ve bu tıkırtının, odasının bahçeye açılan kapısından geldiğini anlar.  Kapıyı kapatmak için kapıya yanaştığında, hemen karşısında duran kulübenin içinde bir mum ışığının yandığını fark eder ve meraklı duyguları onu oraya iter.

Kulübede gördüğü şey karşısında sadece Penny’nin değil, benim bile tüylerim diken diken oldu ve bildiiin kaktüs gibi oldum. Bacaklarımdaki pikeyi bu sıcakta gırtlağıma kadar çekip, filmi öyle izlemeye devam ettim. Bu korkunç ve gizemli olaylar zincirini başlatan kulübede acaba karşımıza ne çıkacak diye sorarsanız, izleyin ve görün derim. İşte film bundan sonra başlıyor. Hadi herkese iyi seyirler, iyi tırsmalar.

IMDb: 7.4

Korkukolik: 6.5

Yapımı : 1961 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 81 Dak.
Yönetmen : Seth Holt
Oyuncular : Christopher Lee ,  Susan Strasberg ,  Ann Todd ,  Leonard Sachs ,  Anne Blake
Senaryo : Jimmy Sangster
Yapımcı : Jimmy Sangster
Diğer Adı : Scream Of Fear


POD (2015)

4.5’lik Imdb puanına aldanıp, çok fazla beklentiye girmeden izlediğim filmlerden biriydi fakat benim filme puanım; 5.0 oldu. Beklentiminden daha iyi çıkan filmde sadece 6 oyuncu var ve kısıtlı mekânlarda geçiyor. Bir uzaylı filmi olan Pod, aslında daha önce işlenmiş bir konuyu biraz daha farklı bir şekilde sunuyor bize.


Lyla’nın sevgilisi yatak macerasını tamamlamış tam kapıdan çıkacakken, kapı çalınır ve gelenin Edd, yani Lyla’nın erkek kardeşi olduğunu öğrenir. Lyla’nın sevgilisi evden gider gitmez o da Lyla’nın odasına girerek onu yatakta nü vaziyetlerde bulur. Karşısında Edd’i gören Lyla, bağırıp çağırdığına, Edd’i evden siktir etmeye çalıştığını gören izleyici,  aralarında daha önceden yaşana tatsız olayların olduğunu anlar.

Edd, gayet sakin bir şekilde onunla konuşmak istediğini, zaten şizofren olan kardeşleri Martin’nin iyicene götü başı dağıttığını söyler ve kaldığı göl evine birlikte gidip, ona yardımcı olmayı teklif eder.

Göl evine vardıklarında, o harika göl evi bildiiin korku evi gibi gelir insanın gözüne. Martin’i aramak için evin içine girdiklerinde, sanki Dracula’nın örümcek ağı bağlamış mahzenine girmiş gibi hissederler kendilerini. Pencere ve kapılar folyo ile kaplanmış, evin bir odasına koca koca asma kilitler takılmıştır.

Aniden gelen Martin anlamsız bir panik içindedir ve evde ve çevresinde ters giden bir şeylerin olduğunu söylemeye çalışır. Deliden beterdir. Ona göre bir şeyler onun peşindedir, onu kullanarak tüm dünyayı ele geçirmek istemektedirler ve o şeylerden biri de mahzende kilit altındadır. Edd’e göre Martin  şizofrenin öde gidenidir ve bunların hepsini götünden uyduruyordur.

Filmin devamında neler olacağını anlatmayı çok isterdim şekerim ama benden buraya kadar. Anlatırsam sonra tadı çıkmaz. Acaba gerçekten mahzende o “şey” var mıdır? Bilmem ki, izleyin ve görün derim. Kikikikikikkii...

IMDb: 4.5

Korkukolik: 5.0

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku
Süre: 76 Dak.
Yönetmen : Mickey Keating
Oyuncular : Larry Fessenden ,  Lauren Ashley Carter ,  Dean Cates ,  John Weselcouch ,  Brian Morvant
Senaryo : Mickey Keating




13 Eylül 2015 Pazar

DABBE 6, THE VISIT, EXTINCTION

DABBE 6

Hasan Kracadağ, filmin afişinde bizi uyarmış; “eeeey ölümlü, bu sana 6. uyarı!” diyerekten. Filmin Cuma günkü ilk gösteriminin teknik nedenlerden dolayı sinemalara gelemeyeceği ve gösterilemeyeceği konusunda baştan bir uyarı olsaydı daha iyi olurdu bence. Ben filmin fanı değilim ama, filmi deli gibi bekleyen fanlar, gişede cin çarpmışa dönmüşler.

Gişede kavga gürültü gırla… Biletçi ablalar, filmle ilgili bir bilgiye sahip olamadıkları için net bir bilgi veremiyorlar ve izleyiciler ise delirmiş durumdaydı. Neyse ki cumartesi günü filmin büyük bir çoğunluğu Türkiye sinemalarına dağıtıldı da sorun ortadan kalktı. Dağıtımcı firmanın yaptığı açıklama ise, ilk kez bir Türk filminin 500 adet baskısı istendiği ve kopyaları yetiştiremedikleri şeklindeydi. Tüm Türkiye artık cinlerine kavuştuğuna göre filmi anlatmaya başlayabilirim.

Filmi cumartesi sabahı, deli düdüklemiş gibi ilk seans da, bir arkadaşımla izledik. 500 sinemanın talepte bulunmasına göre salonun yarısı boş olunca, cinlerin oyununa geldik dedik ve filmi izlemeye başladık.


Film başlar başlamaz kötü karakter tarafından bir büyü yaptırma sahnesi ile açılışı yapıyoruz. Kötü karakter, kambur, kör, çirkin mi çirkin, ay kısacası insan demeye bin şahit lazım bir hocaya büyü yaptırır. Fotoğraflar, domuz kafaları, çeşitli alet edevat derken, 4 boynuz büyüsü yapılır ve para ödendikten sonra büyüyü yaptıran kişinin sır olmasıyla birlikte hikâye başlar.

Zeren doktor, her zamanki gibi hastalarıyla ilgilenirken bir telefon gelir ve annesinin, evinde öldüğünü öğrenir. Bir süre sonra kız kardeşi Ayla’da bu olaydan dolayı kafayı yiyip, cinlere karışıp, birilikte halay çekmeye başlayınca, Zeren ve kocası Ayla’yı bir doktora götürürler.



Doktor, yaptığı muayene sonrası Ayla ile ilgili çaresiz bir duruma kapılır ve onun için daha fazla bir şey yapılamayacağını ve bu durumun zaman bırakılması gerekildiğini söyler. Ama Ayla’nın hastalığını adım adım takip eder.
Bu arada Zeren’in kocası gizliden bir başka kadınla mercimeği pişirir ve kuru bakliyat dünyası bundan hiç hoşnut değildir. Zeren’de bir taraftan kocasıyla, ötre yandan kız kardeşi Ayla ile ilgilenmeye çalışır.
Bir gece, Zeren, Ayla ve Zeren’in kocası aynı rüyayı görürler. Freddy’i bile kıskandıracak olan bu üçlü kâbus sonrası artık durum çığrından çıkmış, iş, tıp dünyasını da aşmıştır.

Ertesi gün apar topar bir toplantı yapılır ve Ayla’nın doktoru, cinlerle ve ruhani varlıklarla ilgileniyor diye psikologluktan atılmış bir doktoru Zeren ve kocasına tavsiye eder. Kendisi de bu tür şeylere inanmamaktadır ama son çare olarak durum bunu göstermektedir.

Zeren, doktorla görüşmeye gider ve gittiğine de bin pişman olur. Evde, doktorun hem yardımcısı, hem de hastası olan deli bir karı, delirmişçesine Zeren’i evden bildiiin siktir eder. Doktor, durumu Zeren’e anlatır ve “kız kardeşin de aynı böyle mi?” diye sorar. Durum aynıdır ve  Zeren’nin annesinin ölümü ve Ayla’nın cinler tarafından esir alınmasının ardındaki sır, kendi oluşturdukları bir ekip tarafından çözülmeye çalışılacaktır.


Film, yarısından sonra Paranormal Activity’e bağlıyor ve el kamerası tekniği devreye girip, amatör çekim hissi yaşatıyor. Bol kanlı ve iğrenç sahnelerle dolu filmin süresi de oldukça uzun. Neredeyse iki buçuk saat süren filmin süresini türüne göre çok uzun buldum ve bazı sahnelerin gereksiz uzamasından dolayı çok sıkıldım. Film, “katil kim” türü filmlere farklı bir bakış açısı getiriyor ve “büyüyü yaptıran kim?” haline dönüşüyor. Sürprizli sonu ve korkutucu ev atmosferi ve 5. Filme göre daha iyi oyuncu seçimiyle Dabbe fanlarını mutlu edeceğe benziyor. Filmin birkaç yerindeki ucuz efektler de gözüme çarpmadı değil. Daha iyi yapılabilirdi.


Filme gitmek, görmek, tırsmak, cinlerle kanka olmak istiyorsanız filmi size anlattım. Şimdiden herkese iyi seyirler dilerim.

IMDb: 6.6

Vizyon Tarihi: 11 Eylül 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Korku
Yönetmen : Hasan Karacadağ
Oyuncular : Murat Seviş ,  Sema Şimşek ,  Nilay Gök ,  Fehmi Karaarslan
Senaryo :  -
Yapımcı :  -
Diğer Adı : D@bbe 6




THE VISIT/ZİYARET (2015)

Bu hafta blog’da anlatırken en keyif alacağım film şüphesiz The Visit olacak. Dabbe 6 filmi biter bitmez tekrar gişeye gidip, Ziyaret filmi için bir bilet daha aldım. Siz İstanbullular, dışarıda şakır şakır yağmurun altında sırılsıklam ıslanmış, en seksi hallerinizle avm’ye girmek için koştururken, ben de The Visit/ Ziyaret filmi için salona girmek üzereydim.


Tahminimde yanılmış, salonun neredeyse tamamını dolu görünce şaşırmıştım. Benim ise, hafta sonundan kaynaklı bir uyku düzeni bozulması sorunumdan dolayı gözlerim kapanmaya başlamıştı bile. Filmin şok seslerinden ziyade, yanımda oturan herifin her boka olur olmaz sıçraması beni daha çok korkuttu. Sinemaya kız arkadaşıyla gelen adam, neredeyse korkudan kız arkadaşının kucağına hoplayacak vaziyetteydi. La havle vela… çekerek filmi izlemeye devam ettim. Ha sahi, meşhur soslu mısırlarım ve kolam da benimle birlikteydiler.

Anne ve babasıyla kavgalı olduğu için uzun yıllardır görüşemeyen Nana, oğlu Tyler ve kızı Becca’ya ısrar ederek Pennsylvania’daki cemaat şatosuna komşu olan anne ve babasının yanına bir haftalığına tatile yollar. Çocuklar gitmek istemezler ama maceracı ruhlarına da yenik düşerek ellerine kameralarını alarak nine ve dedelerinin yanına giderler.

Burası oldukça sakin, sessiz, doğa ile baş başa bir çiftlik evidir. Büyük anne ve büyük baba torunlarını sevgiyle karşılarlar. Hatta büyük anne o kadar sevgiyle karşılar ki, torunlarına her dakika bir şeyler yedirme, içirme derdindedir. İlk gün, tanışma ve çevreyi gezme merasimi bittikten sonra kurallar açıklanır. Saat 21.30’da yatılacak, çok fazla bilgisayar ve telefon kullanılmayacak, ama en önemlisi 21.30’dan sonra asla aşağı kata inilmeyecektir.

E-tabii bunlar çocuk. Kurallar onlara çok sıkıcı gelir ve yasaklar çiğnenmek içindir lafına uyup, bir gece, aşağıdan gelen sesleri merak ettikleri için odalarından çıkarlar. Salonda büyük annelerini tuhaf hareketler yaparak bulurlar ve korkup, tekrar odalarına kaçarlar. Gündüzleri gayet normal olan büyük anne ve büyük baba, geceleri tuhaflaşıp, deli gibi davranırlar.

Ertesi gün, büyük anne, Becca’nın eline bir bez vererek “kızım, benim elim ulaşmıyor, benim yerime sen şu fırının içine girip, içini iyicene siler misin?” deyince, “ hah” dedim, “kötü kalpli cadı gibi kızı fırına sokup yakacak” ama düşündüğüm gibi olmadı. Ayrıca büyük anne neden durmadan çocuklara kek, börek, pasta yedirsin ki? Şişman birer kurbağaya dönüşüp, onları pişirmek için olabilir mi?


Filmin yönetmenin diğer yaptığı filmlere bakılırsa bu film, yönetmenin takipçileri tarafından pek beğenilmemiş. Sanırım ilk kez korku-komedi yaptığı için biraz yadırganmış, komedinin ve mizahın da adam yerine koyulmadığını düşündüğüm için bu filmi pek sevmemişler. Ben filmi orta karar buldum ve salondaki diğer kişilerle birlikte yüzümde tebessümle salondan ayrıldım. Bu arada filmin bazı sahnelerindeki müziklerin, farklı filmlere bir ironi yaptığını düşünüyorum. Siz de izlediğiniz de bunu anlayacaksınız. Filmi izlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler. Filmsiz kalmayın. 


 IMDb: 6.1

Vizyon Tarihi: 11 Eylül 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Komedi ,  Korku
Süre: 94 Dak.
Yönetmen : M. Night Shyamalan
Oyuncular : Kathryn Hahn ,  Ed Oxenbould ,  Peter McRobbie ,  Jon Douglas Rainey ,  Erica Lynne Marszalek
Senaryo : M. Night Shyamalan
Yapımcı : M. Night Shyamalan ,  Jason Blum
Diğer Adı : Sundowning




EXTINCTION (2015)

Son bahara ve serin havalara merhaba demeye hazırlandığımız son dönemlerde, sıcak hala bunaltmaya devam ediyor, biliyorum. Sık sık metrobüs kullanan biri olarak, koltuk altı kokusundan, etrafımda kokuşmuş zombilerin olduğunu düşünüp, yanımda gaz maskesi ile dolaştığım doğrudur. Otobüsteki Zeytin ile Limon’u da mı görmüyorsun be insan! Onların bile kişisel temizlik konusunda animasyonları dönüyor ortalıkta.


Ya allaaaşkına ben ne anlatıyordum, nerden nereye geldim heee… Havalar daha serinlemedi, sıcaklar devam ediyor, anlatacağım filmde de buz gibi bir hava esiyor, diyecek oldum ama konu ter kokusuna kadar gitti. Evet, film bir hayli soğuk havada ilerliyor. Kendinizi filme kaptırırsanız, belki kar soğuk havanın serinliği yanınıza kadar gelebilir.

Filmin açılışında, her zombi filminde olduğu gibi nereden geldiği belli olamayan bir virüsün ortaya çıkmasıyla, insanların zombilere dönüşerek birbirlerini orasından burasından ısırarak üremeye çalıştıklarını izliyoruz fakat, öööle uzun uzuna anlatılan bir sahne değil bu.

Oldukça hareketli başlayan filmin başında, bir grup insan bir otobüse sıkışmış vaziyette zombilerden götlerini kurtarmaya bakarken, bir çoğu ölür. Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir hesaaabı, geriye kalanlar, dünyanın dengesinin de bozulmasıyla sürekli kış yaşayarak hayatta kalmayı başarırlar.

Film bu ya, aradan 7 sene falan geçer, kalan sağlar kendi hallerinde bir yaşam kurarlar. “Kalan sağlar” dediysem, kasabada kalan 3 kişidir. Patirck, Jack ve Jack’in kızı. Patirck ve Jack’te birbirlerine uzun zamandır küs oldukları için birbirleriyle görüşmezler. Ya alaaşkına, ulan dünyada kala kala üç kişi kalmışsınız, hala nedir bu dargınlık, diyerekten, Mahsun’un hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye, sözleri fonda çalmaya başlar.

Bir süre sonra 7 yıldır ortada gözükmeyen zombilerden biri pat diye küçük kızın karşısına çıkmaz mı! Iyyy bir de bir çirkin ki sormayın. 7 yıl içerisinde evrim geçirmiş, ten rengi bile kar gibi beyaz, gözleri kör fakat bir sineğin kanat çırpışını bile kıçından duyabilecek özelliğe bürünmüştür. Kısacası evrim geçirmiş zombiler tekrar saldırmaya başlarlar ve bu durumdan sonra kavgayı gürültüyü bırakan Jack ve Patrick birlik olup savaşmaya mı başlayacaklardır, yoksa aralarındaki düşmanlıktan dolayı, biz adam olmayız kim s.ker zombileri deyip, evlerine mi kapanacaklardır. Filmin gerisini izlemek size düşüyor. Hadi şimdiden iyi seyirler.


IMDb: 5.8




Yapımı : 2015 - İspanya
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Miguel Ángel Vivas
Oyuncular : Matthew Fox ,  Jeffrey Donovan ,  Clara Lago ,  Ahna O'Reilly ,  Valeria Vereau
Senaryo : Miguel Ángel Vivas ,  Alberto Marini
Yapımcı : Jaume Collet-Serra ,  Borja Pena