31 Ağustos 2015 Pazartesi

VISIONS, NO ESCAPE, STARRY EYES, PARA ELİSA , SHALLOW GRAVE

VISIONS (2015)

Filmin afişine ve fragmanına baktığımda, “aman pofff, pıfstt ıyk” falan yapıp, “dandik bir filme benziyor, sinemada da hiç çekilmez” demiştim ama çok ta kötü bir filmle karşılamadım.

Filmin konusundaki sürpriz, daha önce karşılaştığımız ve çok iyi bilinen bir filmin sürprizi olduğu için, bu sürprizi pek etkileyici bulmadım. Kaldı ki salondaki herkes benle aynı fikirdeydi sanırım. Salondaki kişilerin benle aynı fikirde olduğunu bilemiyorum ama, bildiğim tek şey var ki; sırf dikkat çekmek için film boyunca cep telefonuyla konuşan mallar, kız arkadaşına kur yapacak diye çenesi hiç susmayan zırtolar ve filmin her şok sesinde “allaaahım sana geliyorum” diye haykıran o çocuk. İşte bunlar sinema salonların olmazsa olmazları. Ama her şeye rağmen, film başlar başlamaz, burnuma gelen mısır kokusu ve usulca açılmaya çalışılsa da “şşşlokkss” diye ses çıkaran kutu kolanın açma halkası sesine bayılıyorum. Lafa daldık yine… Hadi hadi film başlıyor. Laaan o çenesi düşük mısır kutusu kafalı herif; çeneni kapa bakiiim.

Film bir trafik kazası ile başlıyor. Geçirdikleri trafik kazasında feci şekilde yaralanan ve küçük bir çocuğun ölümüne neden olan Eveleigh ve David çifti, kazada sadece arabalarının kaportasını değil, kendi kaportalarını da yamulturlar. Hatta Eveleigh’in sadece kaportayı yamultmasını bırak, kafasındaki kayışlar bile kopar ve psikolojik sorunlu bir kadın olur çıkar karşımıza.

Her maddi durumu iyi çift gibi, kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıp, bir üzüm bağı satın alırlar. Sarkan üzüm salkımlarının kendilerine iyi gelebileceğini düşünüp, şarap üreticileriyle anlaşırlar. Bu arada Eveleigh hamile kalır.
Tabii bu mutluluk ve saadet, evde meydana gelen paranormal olaylar karşısında bozulmaya başlar. Kasabada eve getirip, cinleri kovmak için bir cinci hoca falan da olmadığından dolayı, bir süreliğine evde kendi kendine hareket eden sandalyelere, kırılan camlara ve duyulan tuhaf fısıltılara katlanırlar.


Eveleigh gördüğü bu tuhaf olayları kocasına anlatsa da, kocası onun kazadan dolayı bozulan psikolojisine verir her şeyi. Kimse kadına inanmamaktadır. Eveleigh’in ise aklından geçen şey; bu evde daha önce yaşanmış kötü bir olayın tekrar onları bulması ve olayların gizemi çözülene kadar da bu hayaletlerin onları asla yalnız bırakmak istemeyişidir.


NO ESCAPE (2015)

Aslında oldukça heyecan verici bir film olmasına rağmen, klasik bir senaryo örgüsüyle ilerleyişi, filmin imdb puanının düşmesine neden olmuş diye düşünüyorum. Bu imdb puanlarını pek taktığım yok gerçi ama nedense bir puan puan diye tutturmuşuz gidiyoruz. Neyse, bir yararı olmadığı gibi, bir zararı da yok bu puanlama olayının.


Önceleri sakin bir hayat, ileride seni kötü adamlardan kısmen de kurtaracak olan ve yeni tanışılan yabancı, nabzın yükselmesiyle birlikte doktorların yoğun müdahalesi ve kurtarılan hasta; mutlu son. Yani başta belirttiğim gibi; senaryo basit ve klasik. Ama işin içine aksiyon ve gerilim de girince ortaya çıkan sonuç; izlemesi keyifli bir 1 saat 40 dakika.

“İnsanın insandan çektiği nedir karrrrdeşim” dedirten bir durum. Arınma gecesi filmini de anımsatan bir film. Hükümetin belirsizliği yüzünden, ülkedeki yabancıların katledildiği bir gerilim filmi olmuş.
Dwyer ailesi memleketlerini bırakıp, taşı toprağı altındır diye farklı bir memlekete göçüyorlar. Jack, çalışmış olduğu firmanın kendisini Vietnam’a sınır bir ülkeye –filmde bu ülkenin hangi ülke olduğu belirsiz- yolluyor. Ailesi ile birlikte yeni bir hayata merhaba diyecek olan Jack, ilk önce konferans vereceği otele ailesi ile birlikte yerleşir. Tabii Jack’in yolculuğu, otele yerleşmesi falan derken, bu süreç içinde yaşanan bir durum daha var; ülke başkanının öldürülmesi.

Bizimkiler lüks otelin tadını çıkartırken, ülkede siyasi bir karmaşa patlak verir. Jack’in firmasının, bu ülkenin su şebekesi ile ilgili bir şeyleri satın alması sonucu halk Amerikalılardan da nefret etmeye başlar ve nerde bir Amerikalı görse amuda kaldırıp, çeşitli pozisyonlarda kamasutra faaliyetlerinde bulunur –Uzak Doğu ülkesi ya hani o bakımdan-
Her yeri çapulcular sararken, bir grup Amerikalı da buna tepki olarak, bulundukları otelin tepesine çıkıp, bir koro oluştururlar ve “çapulcu musun vay vay, eylemci misin vaaaayy” diyerekten şarkı söylemeye başlarlar.

Aman her neyse bütün bunlar olurken, Jack ve ailesi de oteli basan ve tüm yabancıları öldürmeye çalışan bir grup insandan kaçmaya çalışırlar. Onlar da çatıdaki insanların arasına katılırlar ve böylece eli tüfekli, sopalı ve önlerine hangi yabancı geçse çiğ çiğ yiyecek olan gruptan kaçarak bir maceranın içine dalarlar. 


STARRY EYES- ŞEYTANIN GÖZLERİ (2014)

Bir yerlere gelebilme çabası tarzındaki filmler, beni sürekli korku hikâyeleri yazmama teşvik etmiştir. Starry Eyes’de de kendi çabalarıyla bir yerlere gelebilme hayali kuran Sarah’ın hikâyesi anlatılmaktada. Fakat bu kez bende bir yerlere gelebilme çabası açısından bir etki yaratmadı. Bende yarattığı tek etki; göt korkusu. J


Sarah kızımız bir restoranda çalışmaktadır fakat hayatından da pek mutlu değildir. Bir nevi Sarah’ın götüne rahatlık batmaktadır, bir an önce ne yapıp edip sinema dünyasına açılan kapıların önünde durarak, oyunculuğun ışıltılı dünyasına girmeye karar verir ve bizim Naciye gibi köyünden kaçarak bir sinema firmasıyla anlaşır ve deneme çekimi için büroya gider.

Arkadaşlarıyla birlikte aynı evi paylaşan Sarah, birkaç kıskanç arkadaşının hedefi olsa da n’apar eder deneme çekimine katılmaya karar verir ve kendisini arkadaşlarına karşı da ispatlamak ister.

Deneme çekimi için gittiği firmada, bir odanın içerisinde iki tane garip tip, ki biri aynı benim çalıştığım iş yerinin kıl güvenlik görevlisine benzediği için iki kat daha uyuz olduğum bir adamla, diğeri de saçma sapan romanların yazarı Pucca’yı anımsatan etine dolgun, tipsiz, meymenetsiz, beygir dişli bir karı Sarah’ı beklemektedir. İlk görüşme, Sarah’ın istediği gibi geçmez ve “seni arayacağız” cevabı verilir. Genelde böyle denildiğinde kimse ne araaaaar ne de sorar. Sarah bu moral bozukluğu ile evinin yolunu tutar.

Bu arada bu işe çok güvendiği için eski işyerine de posta koymuştur ama göt gibi ortada kalınca yine gider ve müdürünün kıçını yalamak zorunda kalır. Fakat bir süre sonra beklenen telefon gelince, Sarah koştur koştur ikinci görüşemeye gider. Bu kez görüşme ilkinden daha beterdir ve o iki manyak onun soyunmasını ister. Çaresiz kalan Sarah istenilen her şeyi yapar ve son bir aşama kalmıştır; film şirketinin sahibi Saldıray abi ile tanışmak.
Eveeeet işte bu noktadan sonra film azıcık kopar. Film şirketinin karanlık tarafına doğru çekilmek istenen Sarah için artık çok geçtir ve istediği yere ulaşabilmek için fedakârlıkta bulunması gereken şeylerin ciddiyeti giderek büyümektedir.

Sarah karakterini canlandıran başrol oyuncusu kızımız Alex Essoe, oyunculuk olarak gayet başarılı. Film ise çok yakından bildiğimiz klasik bir konunun farklı bir işlenişi ile yol bulmuş. Final sahnelerine doğru kan dozajı ve filmin seyri bambaşka yerlere doğru uzanıyor. İzlemek isteyenler için kısık ateşte orta karar fakat sıkmadan kendini izlettirecek türden bir film diyebilirim. Haaadi iyi seyirler olsun.


PARA ELİSA (2013)

Bunu kaç defa daha söylicem bilemiyorum ama; İspanyol gerilim filmlerini seviyorum. Gözlerim yarı açık, uykusuzluktan artık hoşafım çıkmış bir vaziyette bir cumartesi gecesi, Para Elisa filmini, inatla uyuyamayacağımı düşünerek yazmaya karar verdim. Uykudan dolayı sarhoş olmuş bir şekilde saçmalarsam kusura bakmayın artık.


Kapiçinomdan bir fırt çektiktikten sonra hemen belirteyim ki filmin konusu çok süper değil. Bir İspanyol filminden beklenen şaşırtıcılığa sahip değil belki ama, 1 saat 15 dakikalık kısa süresiyle tadı damakta kalan, “devamı bir sonraki bölümde” der gibi bir tv dizisi kıvamında bitiveriyor.

Yüksek lisans gezisi için paraya ihtiyacı olan Ana, anasını arayıp bir miktar para ister. Ana, anasından anasının örekesini alınca, hüsranla telefonu kapatır ve ne halt edeceğini düşünür. Ne yapıp edip o parayı kazanmalıdır.
Bu arada eski sevgilisiyle karşılaşır ve eski sevgilisinden tekrar eski mutlu mesud günlere dönmesi için teklif alır. Ana bunu önce kabul etmez. Kızın gözüne girebilmesi için her şeyi yapabilecek olan herif, Ana’nın işe ihtiyacı olduğunu anlayınca, az ilerideki direkte asılı olan bir bakıcılık ilanını gözüne kesitirir ve Ana’yı bu işe yollar. Paraya ihtiyacı olan Ana, değil bakıcılık yapmak, bir striptiz kulübünde çalışmaya bile razıdır.

Ana kendisine verilen adrese gider. Tam apartman kapısından gireceği sıra, Ana’nın kolunu yakalayan evsiz kılıklı bir herif, “hayır hayır hayır” der ve Ana’nın o apartmana girmemesi için elinden geleni yapsa da, Ana adamı dinlemez ve dalar içeri. Bu arada “hayır hayır hayır” diyen herif, iki kelime daha edip, durumu tam olarak anlatsaydı daha faydalı olurdu diye düşünmedim de değil. Ulan iki kelimeyi bir araya getirip bir cümle kurmak bu kadar mı zor?
Ana kapıyı çalar, ve kapı her gerilim filminde olduğu üzere gıcır gıcır sesler çıkartarak açılır. Boneli bir teyze ile karşılaşan Ana, antikalarla dolu eve girer ve eşyaları gibi antika olan gudubet teyzeyle iş konusunda anlaşmaya çalışırlar.


Kadın, eski moda bir tip olduğu için, Ana’ya tuhaf tuhaf sorular sorar, derken Ana’nın bakıcılığını yapacağı çocukla tanışma vakti gelmiştir. Ana çocuğun odasına doğru giderken, onu çok büyük bir sürpriz ve korkunç olaylar beklemektedir. Hadi iyi seyirler.


SHALLOW GRAVE (1994)

“Paran mı var derdin var” lafını bir kez daha kanıtlayan filmlerden biri olmalı Shallow Grave/ Mezarını Derin Kaz. Paranın insanları ne şekilde değiştireceği, iki dakikada en yakın dostunu bile sattıracağını anlatan güzel bir filmdi. Film, başlarından itibaren sizi sarıp sarmalıyor, merak uyandırıyor, fakat ilerleyen dakikalarda ise biraz daha duruluyor gibi geldi bana. Yinede bir İngiltere yapımı ve 90’lı yıllara göre çekilmiş iddialı bir film olduğunu söylemeliyim.

Aynı evi paylaşan, marjinal takılan üç çatlak tip, evlerini dördüncü bir kişiyle daha paylaşmaya karar veriyorlar ve verdikleri ilan ile gelen tiplerle daşşak geçip, eğlenip, geri yolluyorlar. Kimisiyle garip fotoğraflar çektiriyor, kimisine “para para para varlığın bir dert, yokluğun yara” şarkısını söyletip, kendi aralarında eğleniyorlar.

Bu üç arkadaştan biri bir kadın doktor, diğeri bir muhasebeci, bir diğerinin ise ne bok yediğini anlayamadığım kendi halinde takılan çatlak bir tip. Birbirleriyle artık o kadar samimi birer dostluk kurmuşlar ki, neredeyse el ense göte parmak durumları falan yaşanıyor.
Yine bir gün bir ilan üzerine gelen 35-40 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir ev arkadaşı adayını kabul ediyorlar ve bu kez adamla anlaşıp evin bir odasını kiraya veriyorlar. Adam, pılısını pırtısını, bohçasını toplayıp odaya yerleşiyor. İlk akşam yemeğinde, bizim çatlaklardan biri adama, “daha önce hiç adam öldürdün mü?” diye soruyor ve adam da “hayır” diye yanıtlıyor.
Bu üç arkadaş bir gece eğlenmek için dışarı çıkıyor ve geri geldiklerinde eve yeni taşınan herifi yatağının üzerinde dal daşşak ölü bir vaziyette buluyorlar. Yaptıkları küçük bir araştırma sonucu, adamın aşırı uyuşturucu yüzünden öldüğünü anlıyorlar fakat adamın odasındaki kocaman bir valiz ilgilerini çekiyor.

Valizi alıp salona getiriyorlar ve içini açtıklarında üçünün de gözleri, çarkı bozulmuş saat yelkovanı gibi dönüyor. Bu para şimdi ne olacak? Parayı alıp, yesek mi, bir sahiplenen gelene kadar beklesek mi, yoksa polise her şeyi anlatsak mı diye düşünürlerken, parayı çorlayıp, cesedi de ortan kaldırmayı planlıyorlar. Fakat para, cüzdanda durduğu gibi durmuyor ve her şeyin aşırısı gibi her üç arkadaşı da fena halde çarpıyor.
Filmi izlemeye karar verirseniz, olayların nasıl geliştiğini daha iyi anlayabilirsiniz. Hafif komedi ve gerilimin iç içe olduğu bu filmi kaçırmayın derin. Şimdiden iyi seyirler.

1 yorum:

  1. Paylaşımlarınız harika ilgiyle takip ediyorum... biraz daha güncelliği artırırsanız harika olacaktır.

    filmi full izle
    Film izle

    YanıtlaSil