9 Ağustos 2015 Pazar

LEMON TREE PASSAGE, THE ‘BURBS, LET US PREY

KORKU FİLMİNİN TAM İÇİNDEYİM

Siz hiç korku filmi izlemeye gideyim derken, kendinizi bir korku filminin içinde buldunuz mu? Hafta sonu ilgimi çeken filmlerden biri olan Lemon Tree Passage filmine gitmek için bir avm’deki oldukça kazık sinemalardan birine gittim. Başıma gelen ilk felaket bilet gişesinde geldi zaten. Aşırı pahalı bir sinema soluna denk gelmiştim ve kazıkların ilki götüme girmişti bile. İkinci kazığı ise kendi salaklığımdan kendime saplamış oldum.

Uykumu getiren ilk yarıdan dolayı mıdır nedir, film arası verildiğinde kendimi toparlayamayıp, su almak için, normal çıkıştan çıkacağıma, sen git acil çıkış kapısından dışarıya çık! Film arasında salonda ışıkları açmadılar ve ekrana yansıyan beyaz ışıktan dolayı meydana gelen loş ortamda kapıyı bulucam diye dediğim gibi gitmişim yanlış kapıdan çıkmışım.


Kapı üstüme kapandığında artık her şey çok geçti ve tekrar kapıyı açabilmem için kapının üzerinde kol yoktu. Bir an “nasıl yani yiiaaa” diyip, kısa bir panik yaşadım. Kapının ardı hiç de avm’nin içi gibi değildi bu arada. Her kat uzun bir koridora açılıyordu ve koridor boyunca bir sürü kolsuz kapı vardı. “Aman Allahım şimdi ben nerden çıkıcam” diyerekten bu kez paniğim iki katına arttı. “En iyisi geriye dönüp, çıktığım kapıya gideyim de, kapıyı tekmeleyeyim, belki sesimi duyururum” diye düşünüp, tekrar çıktığım kapıya doğru ilerledim.

Panikten dolayı kafam iyicene karışmış olacak ki, bu kez de çıktığım kapıyı bulamıyorum. Allahım, şimdi nerdeyse panikatak krizi geçiricim. Elim ayağım titremeye başladı. Neyse, çıktığımı düşündüğüm bir kapıya gidip, kulağımı koyup dinlemeye başladım. Acaba içerde, salondan çıkarken çalan müzik mi çalıyor, yoksa başka bir film mi oynuyor, yada film arası bitti ve benim izlediğim film mi devam ediyor. Anlayamıyorum bir türlü, deli olucam. İçerden gelen ses, ara verildiğinde çalan müzik gibi düşünüyorum bir an ve başlıyorum kapıyı tık tıklamaya. Belki de başka bir salondur ve milleti rahatsız ederim diye de hafif hafif vuruyorum kapıya. Yani şu panik anımda bile kibar davranmaya çalışmak ne sinir bir durum. İçeriden tepki gelmeyince bu kez sesimi duyurabilmek için kapıyı yumrukluyorum. Ulan biriniz de yerinizden kalkın ve kapıyı açın beee. Kaldım ulan burada! Kaldım buarada!

Baktım müzik arasında sesler geliyor. Hem de Türkçe sesler. Allah kahretsin bu benim izlediğim film değil, ya bir Türk filmi, yada Türkçe dublaj bir film diye düşünüyorum. Bir de içeriden biri kalkıp da bana kapıyı açsaydı. Düşünsenize 200 kişilik salonun önünde millet filmi seyretmekten vaz geçip, bütün gözler bana bakacaktı. Bu duruma güleyim mi ağlayayım mı diye düşünürken, buralarda bir yerlerde bir çıkış olmalı mutlaka diye aklımdan geçiriyorum.
Koridordaki ışıklarda feci bir şey. Upuzun koridor kapkaranlık ve sen ilerledikçe ışıklar pıt pıt pıt yanıp duruyor. İlerisini göremiyorsun. Tıpkı kocaman, labirent gibi koridorları olan akıl hastaneli korku filmlerinde olduğu gibi. Ay şimdi karşıma cort diye eli baltalı bi manyak çıakr mı? Valla çıkar mı çıkar diyip, naşlıyorum birkaç kat aşağıya. Arakama bile bakmadan. Kafamı kaldırıp yukarıya baktığımda koridor boyunca tavana asılmış güvenlik kameralarını görüyorum. Eğer o esnada beni panik halinde bir sağa bir sola koşa koşa götü tutuşmuş bir vaziyette gören varsa ne gülmüştür kim bilir. Yada beni hırsız falan da sanmış olabilir. Çünkü bulunduğum yerde benden başka nefes alan bir Allahın kulu yok. Hatta benim eksta bir özelliğim de var; o esnada bu nefesi ağzımdan değil götümden alıyor olmam.


Canımı dişime takıp dolanıyorum birkaç dakika daha koridorlarda. Up uzun karanlık duvarlar, tepemde güvenlik kameraları ve nihayet hafif aralık bir kapıdan gelen bir müzik sesi. O esnada Yusuf Yusuf yapan kıçım, derin bir rahatlama nefesi alıyor ve ışığa ve sese doğru yöneliyorum. Nasıl rahatlıyorum anlatamam. Ve çıkış yaptığım yer; avm’nin zemin katı. Apar topar filmin oynadığı salona doğru gidiyorum ve bakıyorum, film hâlâ başlamamış. Neyse suyumu alıp, salona giriyorum ve filmin ikinci yarısı başlıyor.


CANIM ARZU’M, HAFTA SONU DERGİSİNDE BENDEN DE BAHSETMİŞ

Türk özel radyolarının en sevilen dj’lerinden mi diyeyim, yazdığı kitaplarla adından söz ettiren mi, yoksa yaptığı röportajları ile olay yaratan mı bilemedim. Sevgili Arzu Çağlan’nın on elinde on marifet. Bak bu “sevgili” lafını da Arzu’dan öğrendim heee. E- tabii sanat, televizyon ve radyo camiasında, isimlerin başına “sevgili” getirilmezse adamı işten kovarlar, o derece.



Arzu Çağlan, bir süredir yazılar yazdığı Hafta Sonu dergisinin son sayısında biraz benden, biraz da bloğumdan bahsetmiş. Gerçi bu konuda biraz deneyim sahibiyim diyebilirim. Daha önceden farklı bir blog yazarken de Trendsetter İstanbul Dergisinde de bloğum tanıtımı yapılmıştı. Ama Arzu’mun elinden yazılması benim için çok önemliydi.

Aslına bakarsanız her şeyin başlangıcı, instagram hesabımda paylaştığım komik bir fotoğrafla oldu galiba. Bir korsan tezgâhında, yönetmenlerin isimlerini farkına varmadan komik bir şekilde yazmışlardı ve ben de bunu insatgram hesabımda paylaşmıştım. Arzu’da böyle makara şeyleri asla kaçırmaz. Hem bu fotoğrafı dergide paylaşmış, hem de benden bahsederken, cenaze ilanı gibi siyah bir köşeye beni sıkıştırıvermiş. Derginize kapak olan Ziynet Sali’den benim ne farkım var be! Asıl Ziynet’i o küçük köşeye koymalıydınız J

Şaka bir yana, canım Arzu’umun düşünüp yazmış olması beni acayip mutlu etti. Adımın geçtiği bu köşeyle artık bir sene hava atarım ben J Sağ olasın Arzu. Seni kocaman öpüyorum.


LEMON TREE PASSAGE (2013)

 6.1 Imdb puanlı filmden beklentim oldukça yüksekti fakat içimi karartan ve beğenmediğim, filmin sonunu ortasından görebildiğim ve beni hiç korkutmayan ve şaşırtmayan bir filmle karşılaştım. Yanıma aldığım soslu mısırlar da olmasa filmin pek çok yerinde uyuyabilirdim. Film çok yavaş tempolu değil,  fakat işleniş açısından sıkıcı bir konu. Teknik anlamda da çekimleri, efektleri yetersiz bulduğumu söylemeliyim. Zaten hikaye de çok sarmadı beni. Sadece filmin hikayesi ilerledikçe, hikayede bir ters köşe durumu söz konusu, ama yine çok etkileyici değil. Farklı bir filme imza atmaya çalışmışlar fakat, sanki biraz ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.


Birkaç Amerikalı maceracı genç, bir sahilde oturup, ateş yakıp, bir birlerini mal mal korkutmaya çalıyorlar. İçlerinden Avusturalyalı olanlar ise hikaye öyle antakmayan", ahanda işte böyle anlatılır diyerekten gerçek bir korku hikayesi anlatır gençlere. Hikayede; Geçmişte bir grup genç, Lemon Tree geçitidinde hız yaparak macera peşinde koşucaz diye bir adama çarparlar ve adam ölür. Adam ölür ama hayaleti tekrar geri dönerek, o geçitte belli bir hızın üstünde giden gençleri uyarmak amaçlı bir ışık olarak yol boyunca gözükür ve kaybolur. Bu bir uyarıdır. Hız yapmamaları konusunda uyarıyı dikkate almayan fırlamarı ise dehşetli bir ölüm beklemektedir.

Bu hikayeyi duyan gençler, bu olayın gerçek olup olmadığını anlayabilmek için bahsedilen geçite giderler ve duyduklarına inanmadıkları için bastıkça basarlar gaza. Ana! Bir de bakarlar ki arkalarında onlara doğru gelen güçlü bir ışık var. Bunun bir aldatmaca yada göz yanılması olduğunu düşünen gençler, beliren ışığı çüklerine bile takmazlar. "Siz misiniz beni çükünüze takmayan" diyen motosikletli hayalet de iş başı yapar ve az önce gaza basan gençlere bir bir basmak için karşılarına çıkar.

IMDb: 6.1

Vizyon Tarihi: 07 Ağustos 2015
Yapımı : 2014 - Avustralya
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 84 Dak.
Yönetmen : David Campbell
Oyuncular : Pippa Black ,  Tim Pocock ,  Jessica Tovey ,  Tim Phillipps ,  Andrew Ryan
Senaryo : Erica Brien ,  David Campbell
Yapımcı : Jeremy Ervine




THE ‘BURBS (1989)

Daha önceden de demiştim size “haftada bir kez eski filmlerden izlemek cilde iyi gelir, beyin hücrelerini çoğaltır, silikonsuz dik memeler, operasyonsuz büyük bir penis elde etmenizi sağlar.” Bu uyarımı yineledikten ve hepinizi dibine kadar kandırdıktan sonra, bu haftanın eski filmlerinden birine gelelim hemen; The ‘Burbs (Meraklı Komşular)


Çocukluğumda izlediğim korku-komedi tarzı filmlerinin kalitesini günümüzde bulmak çok zor. Günümüzde yapılan korku-komediler genelde senaryoyu sulandırarak yapılan absürt korku-komedilerden öteye gidebilmiş değil. Zaten 80’ler ve 90’larda yapılan korku-komedi tarzındaki filmler, günümüzde artık yapılmıyor. Devir değiştikçe, korku-komedilerin devri de değişiyor.
80’lerin sonlarına doğru çekilen The ‘Burbs filmin tadı ise bambaşka. Tom Hanks’in yıldız olduğu filmin konusu da bir o kadar çok matrak. Korku-komedi sevip, eski filmlere şans tanımak istiyorsanız The ‘Burbs filmini size öneririm. Filmin dvd’si hâlâ piyasada bulunabilmekte.

Herkesin düşlediği, “aaahh ahhh nerde o çocukluğumun sokakları” gibi dediği bir sokakta gözümüzü açıyoruz filmin başında. Herkesin kendi halinde olduğu, hır-gür de işlense yine tüm komşuların birbirini sevdiği ve ilginç komşularla dolu bir sokak burası.

Ray, işsiz güçsüz evde takılırken bir taraftan da çevresindeki komşularıyla vakit geçiren genç bir adamdır. Evlidir ve mütevazi bir hayatı vardır diğer komşuları gibi. Bu monoton hayatı biraz hareketlendirmek adına, sokağa yeni taşınan, Klopeks ailesini gözaltına alır. Klopeks’ler gündüzleri görünmeyen, geceleri ise çıkarrtıkları gürültülü seslerle komşularının ilgi odağı olan garip bir ailedir.

Ray ve komşuları, kısa bir süre sonra, ortadan kaybolan yaşlı bir komşularından Klopeks ailesini sorumlu tutarak onlardan şüphelenirler. “Yaşlı komşumu size yar etmem” diye ant içen Ray, kaybolan amcayı bulmaya kararlıdır ve bir gece vakti, Klopeks’lerin evine operasyon düzenlemeye karar verirler.

Elerde dürbünler, Klopeks’lerin gitmeleri beklenir o gece. Klopeks’ler arabalarına atlayıp evlerinden uzaklaşınca, Ray ve birkaç çatlak komşusu hazır kıta asker gibi eve girerler ve kaybolan yaşlı amcayı aramaya başlarlar. Fakat Klopeks’ler eve erken dönünce yer yerinden oynar ve kıyamet kopar. Acaba kaybolan yaşlı amca bu evden mi çıkacaktır, bu tuhaf komşular evlerine döndüklerinde ne yaşanacaktır, evdeki tuhaf seslerin sırrı nedir? Bu soruların cevabı filmde. Haaa abinize bi kahve ısmarlayacaksanız eğer, filmin devamını da anlatırım. Hadi iyi seyirler.

IMDb: 6.8


Vizyon Tarihi: 17 Şubat 1989
Yapımı : 1989 - ABD
Tür : Aksiyon ,  Komedi ,  Korku
Süre: 101 Dak.
Yönetmen : Joe Dante
Oyuncular : Tom Hanks ,  Carrie Fisher ,  Corey Feldman ,  Bruce Dern ,  Robert Picardo
Senaryo : Dana Olsen
Yapımcı : Michael Finnell


LET US PREY (2014)

“Kargalar Cem beyi Kargalar” repliğinin geçtiği bir Ata Demirer tiplemesi geldi aklıma hemen ve gülümseyiverdim. Yıllar önce Avrupa Yakası dizisinde Ata Demirer, falcı Lerzan tiplemesiyle gülmekten kırıp geçirmişti izleyiciyi. Bu filmin başlarındaki görselde de Six isimli karakterin etrafında bir sürü karga uçuşup duruyordu. Film ilerledikçe kargaların sırrı da ortaya çıkıyordu haliyle.
Hafta içi izlemeye kalktığım film, yine pek kere olduğu gibi yine yorgunluğuma ve uykuma yenik düşüp, piçe döndü. Ama yılmadım, usanmadım, dağları dereleri aşıp filmin sonunu getirdim sizin için.

Dediğim gibi, film başlarken göze çarpan şık görsel efektler, film boyunca süper bir film vaat ediyor gibi geliyor ama aslında çok ta abartacak bir film olmayacağını ilerleyen dakikalarda anlıyoruz. Dinsel açıdan günah sayılan bazı şeyler üzerinden ilerleyen film bir kasabada, sessiz sakin bir karakolda geçiyor.
Sessiz sakin bir karakol dediğime bakmayın, filmin yarım saatinden sonra karakolumuz bir şenlikleniyor ki ama sormayın gitsin. Ne idüğü belirsiz bir herif, deli dolu, hız tutkunu bir genç, kafayı sıyırmış bir doktor, 4 polis memuru ve unuttuğum bir karakter daha vardı şimdi hatırlayamadım, filmimizi şenlendiriyorlar maşallah.

E-şenlenmesi de lazım zaten ki filmin başları biraz sıkıcı geçiyor. Hız yapan manyak bir genç karşısına çıkan bir adama çarpar yâda çarptığını sanıp, polis karakolunda yeni göreve başlayan Rachel’e yakalanır. Çarptığı kişi ortadan yok olmuştur, fakat arabasının farının üzerinden kan lekesi olduğu için karakolun yolunu tutar. Korakola getirilen gence, kendisiyle yüzleşmesi için eline bir ayna verirler ve nezarete atarlar. Karakolda ayna var isimli şarkı da buradan doğmuştur.

Yaralı bulunan ve içeri atılan gencin çarptığı adam diye tahmin edilen, esrarengiz sakallı adam, bir süre sonra karakola getirilir. Aslında onun bu karakola gelmesi hiç de tesadüf değildir ve o da nezarete atılır. Bütün bunlar olurken karakolda tuhaf bir gücün etkisiyle bazı sırlar ortaya çıkmaya başlar. İnsanın kendisini en güvende hissetmesi gereken bir mekân olan karakol ve onun içinde güvenliğimizi teslim ettiğimiz memurların aslında hepsinin potansiyel birer suçlu olduğu ortaya çıkar.

IMDb: 5.6

Yapımı : 2014 - İngiltere ,  İrlanda
Tür : Korku
Yönetmen : Brian O'Malley
Oyuncular : Liam Cunningham ,  Pollyanna McIntosh ,  Bryan Larkin ,  Hanna Stanbridge ,  Niall Greig Fulton
Senaryo : David Cairns

1 yorum:

  1. Paylaşımlarınız harika ilgiyle takip ediyorum... biraz daha güncelliği artırırsanız harika olacaktır.

    filmi full izle
    Film izle

    YanıtlaSil