31 Ağustos 2015 Pazartesi

VISIONS, NO ESCAPE, STARRY EYES, PARA ELİSA , SHALLOW GRAVE

VISIONS (2015)

Filmin afişine ve fragmanına baktığımda, “aman pofff, pıfstt ıyk” falan yapıp, “dandik bir filme benziyor, sinemada da hiç çekilmez” demiştim ama çok ta kötü bir filmle karşılamadım.

Filmin konusundaki sürpriz, daha önce karşılaştığımız ve çok iyi bilinen bir filmin sürprizi olduğu için, bu sürprizi pek etkileyici bulmadım. Kaldı ki salondaki herkes benle aynı fikirdeydi sanırım. Salondaki kişilerin benle aynı fikirde olduğunu bilemiyorum ama, bildiğim tek şey var ki; sırf dikkat çekmek için film boyunca cep telefonuyla konuşan mallar, kız arkadaşına kur yapacak diye çenesi hiç susmayan zırtolar ve filmin her şok sesinde “allaaahım sana geliyorum” diye haykıran o çocuk. İşte bunlar sinema salonların olmazsa olmazları. Ama her şeye rağmen, film başlar başlamaz, burnuma gelen mısır kokusu ve usulca açılmaya çalışılsa da “şşşlokkss” diye ses çıkaran kutu kolanın açma halkası sesine bayılıyorum. Lafa daldık yine… Hadi hadi film başlıyor. Laaan o çenesi düşük mısır kutusu kafalı herif; çeneni kapa bakiiim.

Film bir trafik kazası ile başlıyor. Geçirdikleri trafik kazasında feci şekilde yaralanan ve küçük bir çocuğun ölümüne neden olan Eveleigh ve David çifti, kazada sadece arabalarının kaportasını değil, kendi kaportalarını da yamulturlar. Hatta Eveleigh’in sadece kaportayı yamultmasını bırak, kafasındaki kayışlar bile kopar ve psikolojik sorunlu bir kadın olur çıkar karşımıza.

Her maddi durumu iyi çift gibi, kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıp, bir üzüm bağı satın alırlar. Sarkan üzüm salkımlarının kendilerine iyi gelebileceğini düşünüp, şarap üreticileriyle anlaşırlar. Bu arada Eveleigh hamile kalır.
Tabii bu mutluluk ve saadet, evde meydana gelen paranormal olaylar karşısında bozulmaya başlar. Kasabada eve getirip, cinleri kovmak için bir cinci hoca falan da olmadığından dolayı, bir süreliğine evde kendi kendine hareket eden sandalyelere, kırılan camlara ve duyulan tuhaf fısıltılara katlanırlar.


Eveleigh gördüğü bu tuhaf olayları kocasına anlatsa da, kocası onun kazadan dolayı bozulan psikolojisine verir her şeyi. Kimse kadına inanmamaktadır. Eveleigh’in ise aklından geçen şey; bu evde daha önce yaşanmış kötü bir olayın tekrar onları bulması ve olayların gizemi çözülene kadar da bu hayaletlerin onları asla yalnız bırakmak istemeyişidir.


NO ESCAPE (2015)

Aslında oldukça heyecan verici bir film olmasına rağmen, klasik bir senaryo örgüsüyle ilerleyişi, filmin imdb puanının düşmesine neden olmuş diye düşünüyorum. Bu imdb puanlarını pek taktığım yok gerçi ama nedense bir puan puan diye tutturmuşuz gidiyoruz. Neyse, bir yararı olmadığı gibi, bir zararı da yok bu puanlama olayının.


Önceleri sakin bir hayat, ileride seni kötü adamlardan kısmen de kurtaracak olan ve yeni tanışılan yabancı, nabzın yükselmesiyle birlikte doktorların yoğun müdahalesi ve kurtarılan hasta; mutlu son. Yani başta belirttiğim gibi; senaryo basit ve klasik. Ama işin içine aksiyon ve gerilim de girince ortaya çıkan sonuç; izlemesi keyifli bir 1 saat 40 dakika.

“İnsanın insandan çektiği nedir karrrrdeşim” dedirten bir durum. Arınma gecesi filmini de anımsatan bir film. Hükümetin belirsizliği yüzünden, ülkedeki yabancıların katledildiği bir gerilim filmi olmuş.
Dwyer ailesi memleketlerini bırakıp, taşı toprağı altındır diye farklı bir memlekete göçüyorlar. Jack, çalışmış olduğu firmanın kendisini Vietnam’a sınır bir ülkeye –filmde bu ülkenin hangi ülke olduğu belirsiz- yolluyor. Ailesi ile birlikte yeni bir hayata merhaba diyecek olan Jack, ilk önce konferans vereceği otele ailesi ile birlikte yerleşir. Tabii Jack’in yolculuğu, otele yerleşmesi falan derken, bu süreç içinde yaşanan bir durum daha var; ülke başkanının öldürülmesi.

Bizimkiler lüks otelin tadını çıkartırken, ülkede siyasi bir karmaşa patlak verir. Jack’in firmasının, bu ülkenin su şebekesi ile ilgili bir şeyleri satın alması sonucu halk Amerikalılardan da nefret etmeye başlar ve nerde bir Amerikalı görse amuda kaldırıp, çeşitli pozisyonlarda kamasutra faaliyetlerinde bulunur –Uzak Doğu ülkesi ya hani o bakımdan-
Her yeri çapulcular sararken, bir grup Amerikalı da buna tepki olarak, bulundukları otelin tepesine çıkıp, bir koro oluştururlar ve “çapulcu musun vay vay, eylemci misin vaaaayy” diyerekten şarkı söylemeye başlarlar.

Aman her neyse bütün bunlar olurken, Jack ve ailesi de oteli basan ve tüm yabancıları öldürmeye çalışan bir grup insandan kaçmaya çalışırlar. Onlar da çatıdaki insanların arasına katılırlar ve böylece eli tüfekli, sopalı ve önlerine hangi yabancı geçse çiğ çiğ yiyecek olan gruptan kaçarak bir maceranın içine dalarlar. 


STARRY EYES- ŞEYTANIN GÖZLERİ (2014)

Bir yerlere gelebilme çabası tarzındaki filmler, beni sürekli korku hikâyeleri yazmama teşvik etmiştir. Starry Eyes’de de kendi çabalarıyla bir yerlere gelebilme hayali kuran Sarah’ın hikâyesi anlatılmaktada. Fakat bu kez bende bir yerlere gelebilme çabası açısından bir etki yaratmadı. Bende yarattığı tek etki; göt korkusu. J


Sarah kızımız bir restoranda çalışmaktadır fakat hayatından da pek mutlu değildir. Bir nevi Sarah’ın götüne rahatlık batmaktadır, bir an önce ne yapıp edip sinema dünyasına açılan kapıların önünde durarak, oyunculuğun ışıltılı dünyasına girmeye karar verir ve bizim Naciye gibi köyünden kaçarak bir sinema firmasıyla anlaşır ve deneme çekimi için büroya gider.

Arkadaşlarıyla birlikte aynı evi paylaşan Sarah, birkaç kıskanç arkadaşının hedefi olsa da n’apar eder deneme çekimine katılmaya karar verir ve kendisini arkadaşlarına karşı da ispatlamak ister.

Deneme çekimi için gittiği firmada, bir odanın içerisinde iki tane garip tip, ki biri aynı benim çalıştığım iş yerinin kıl güvenlik görevlisine benzediği için iki kat daha uyuz olduğum bir adamla, diğeri de saçma sapan romanların yazarı Pucca’yı anımsatan etine dolgun, tipsiz, meymenetsiz, beygir dişli bir karı Sarah’ı beklemektedir. İlk görüşme, Sarah’ın istediği gibi geçmez ve “seni arayacağız” cevabı verilir. Genelde böyle denildiğinde kimse ne araaaaar ne de sorar. Sarah bu moral bozukluğu ile evinin yolunu tutar.

Bu arada bu işe çok güvendiği için eski işyerine de posta koymuştur ama göt gibi ortada kalınca yine gider ve müdürünün kıçını yalamak zorunda kalır. Fakat bir süre sonra beklenen telefon gelince, Sarah koştur koştur ikinci görüşemeye gider. Bu kez görüşme ilkinden daha beterdir ve o iki manyak onun soyunmasını ister. Çaresiz kalan Sarah istenilen her şeyi yapar ve son bir aşama kalmıştır; film şirketinin sahibi Saldıray abi ile tanışmak.
Eveeeet işte bu noktadan sonra film azıcık kopar. Film şirketinin karanlık tarafına doğru çekilmek istenen Sarah için artık çok geçtir ve istediği yere ulaşabilmek için fedakârlıkta bulunması gereken şeylerin ciddiyeti giderek büyümektedir.

Sarah karakterini canlandıran başrol oyuncusu kızımız Alex Essoe, oyunculuk olarak gayet başarılı. Film ise çok yakından bildiğimiz klasik bir konunun farklı bir işlenişi ile yol bulmuş. Final sahnelerine doğru kan dozajı ve filmin seyri bambaşka yerlere doğru uzanıyor. İzlemek isteyenler için kısık ateşte orta karar fakat sıkmadan kendini izlettirecek türden bir film diyebilirim. Haaadi iyi seyirler olsun.


PARA ELİSA (2013)

Bunu kaç defa daha söylicem bilemiyorum ama; İspanyol gerilim filmlerini seviyorum. Gözlerim yarı açık, uykusuzluktan artık hoşafım çıkmış bir vaziyette bir cumartesi gecesi, Para Elisa filmini, inatla uyuyamayacağımı düşünerek yazmaya karar verdim. Uykudan dolayı sarhoş olmuş bir şekilde saçmalarsam kusura bakmayın artık.


Kapiçinomdan bir fırt çektiktikten sonra hemen belirteyim ki filmin konusu çok süper değil. Bir İspanyol filminden beklenen şaşırtıcılığa sahip değil belki ama, 1 saat 15 dakikalık kısa süresiyle tadı damakta kalan, “devamı bir sonraki bölümde” der gibi bir tv dizisi kıvamında bitiveriyor.

Yüksek lisans gezisi için paraya ihtiyacı olan Ana, anasını arayıp bir miktar para ister. Ana, anasından anasının örekesini alınca, hüsranla telefonu kapatır ve ne halt edeceğini düşünür. Ne yapıp edip o parayı kazanmalıdır.
Bu arada eski sevgilisiyle karşılaşır ve eski sevgilisinden tekrar eski mutlu mesud günlere dönmesi için teklif alır. Ana bunu önce kabul etmez. Kızın gözüne girebilmesi için her şeyi yapabilecek olan herif, Ana’nın işe ihtiyacı olduğunu anlayınca, az ilerideki direkte asılı olan bir bakıcılık ilanını gözüne kesitirir ve Ana’yı bu işe yollar. Paraya ihtiyacı olan Ana, değil bakıcılık yapmak, bir striptiz kulübünde çalışmaya bile razıdır.

Ana kendisine verilen adrese gider. Tam apartman kapısından gireceği sıra, Ana’nın kolunu yakalayan evsiz kılıklı bir herif, “hayır hayır hayır” der ve Ana’nın o apartmana girmemesi için elinden geleni yapsa da, Ana adamı dinlemez ve dalar içeri. Bu arada “hayır hayır hayır” diyen herif, iki kelime daha edip, durumu tam olarak anlatsaydı daha faydalı olurdu diye düşünmedim de değil. Ulan iki kelimeyi bir araya getirip bir cümle kurmak bu kadar mı zor?
Ana kapıyı çalar, ve kapı her gerilim filminde olduğu üzere gıcır gıcır sesler çıkartarak açılır. Boneli bir teyze ile karşılaşan Ana, antikalarla dolu eve girer ve eşyaları gibi antika olan gudubet teyzeyle iş konusunda anlaşmaya çalışırlar.


Kadın, eski moda bir tip olduğu için, Ana’ya tuhaf tuhaf sorular sorar, derken Ana’nın bakıcılığını yapacağı çocukla tanışma vakti gelmiştir. Ana çocuğun odasına doğru giderken, onu çok büyük bir sürpriz ve korkunç olaylar beklemektedir. Hadi iyi seyirler.


SHALLOW GRAVE (1994)

“Paran mı var derdin var” lafını bir kez daha kanıtlayan filmlerden biri olmalı Shallow Grave/ Mezarını Derin Kaz. Paranın insanları ne şekilde değiştireceği, iki dakikada en yakın dostunu bile sattıracağını anlatan güzel bir filmdi. Film, başlarından itibaren sizi sarıp sarmalıyor, merak uyandırıyor, fakat ilerleyen dakikalarda ise biraz daha duruluyor gibi geldi bana. Yinede bir İngiltere yapımı ve 90’lı yıllara göre çekilmiş iddialı bir film olduğunu söylemeliyim.

Aynı evi paylaşan, marjinal takılan üç çatlak tip, evlerini dördüncü bir kişiyle daha paylaşmaya karar veriyorlar ve verdikleri ilan ile gelen tiplerle daşşak geçip, eğlenip, geri yolluyorlar. Kimisiyle garip fotoğraflar çektiriyor, kimisine “para para para varlığın bir dert, yokluğun yara” şarkısını söyletip, kendi aralarında eğleniyorlar.

Bu üç arkadaştan biri bir kadın doktor, diğeri bir muhasebeci, bir diğerinin ise ne bok yediğini anlayamadığım kendi halinde takılan çatlak bir tip. Birbirleriyle artık o kadar samimi birer dostluk kurmuşlar ki, neredeyse el ense göte parmak durumları falan yaşanıyor.
Yine bir gün bir ilan üzerine gelen 35-40 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir ev arkadaşı adayını kabul ediyorlar ve bu kez adamla anlaşıp evin bir odasını kiraya veriyorlar. Adam, pılısını pırtısını, bohçasını toplayıp odaya yerleşiyor. İlk akşam yemeğinde, bizim çatlaklardan biri adama, “daha önce hiç adam öldürdün mü?” diye soruyor ve adam da “hayır” diye yanıtlıyor.
Bu üç arkadaş bir gece eğlenmek için dışarı çıkıyor ve geri geldiklerinde eve yeni taşınan herifi yatağının üzerinde dal daşşak ölü bir vaziyette buluyorlar. Yaptıkları küçük bir araştırma sonucu, adamın aşırı uyuşturucu yüzünden öldüğünü anlıyorlar fakat adamın odasındaki kocaman bir valiz ilgilerini çekiyor.

Valizi alıp salona getiriyorlar ve içini açtıklarında üçünün de gözleri, çarkı bozulmuş saat yelkovanı gibi dönüyor. Bu para şimdi ne olacak? Parayı alıp, yesek mi, bir sahiplenen gelene kadar beklesek mi, yoksa polise her şeyi anlatsak mı diye düşünürlerken, parayı çorlayıp, cesedi de ortan kaldırmayı planlıyorlar. Fakat para, cüzdanda durduğu gibi durmuyor ve her şeyin aşırısı gibi her üç arkadaşı da fena halde çarpıyor.
Filmi izlemeye karar verirseniz, olayların nasıl geliştiğini daha iyi anlayabilirsiniz. Hafif komedi ve gerilimin iç içe olduğu bu filmi kaçırmayın derin. Şimdiden iyi seyirler.

23 Ağustos 2015 Pazar

SINISTER 2, 13 SINS, HORROR STORIES, PARANORMAL ACTIVITY: THE MARKED ONES ve FINAL EXAM

SINISTER 2 (2015)

Geçtiğimiz Cuma gösterime giren korku filmlerinden biri de Sinister 2 filmiydi. Gecen haftalarda, koridorlarında kaybolduğum sinema solunda yerimi aldım ve “sinemamıza dışarıdan yiyecek ve içecek sokmak yasaktır” uyarı tabelasına inat, soslu mısırlarımı çıkartarak çatur çutur yiyerek filmimi izledim. Sinema salonunun bu sefer bana en büyük kötü sürprizi filmin Türkçe dublaj çıkmasıydı. Hadi bütçesi yüksek fantastik filmlerin Türkçe dublaj olmasına alışığız da, hayatımda ilk kez bir korku filmi Türkçe dublaj denk geliyor.

Sevgilim olmadığı için iki kişilik koltuğa götümü manda boku gibi yayıp, yan geldim ve filmin tadını çıkarttım ben de. Zaten şu aralar sporu da bıraktığım için götümün iki kişilik koltuğa anca sığması çok normal bir hale geldi. Durum böyle olunca, götüm, soslu mısırlarım ve filmim bir üçlü olarak hafta sonu keyfi yaşamaya karar verdik.

Kötü kalpli dayakçı kocasından iki erkek çocuğu ile birlikte kaçan Courtney, terk edilmiş, korkunç görüntülü ve bakımsız, yani kısacası insana hiç iyi elektrik vermeyen bir eve sığınırlar. Evin geçmişinden habersiz olan kadın ve çocukları, bu evin geçmişinden dolayı bu eve kimsenin taşınmamasının tadını çıkartmaktırlar fakat her şeyin de bir bedeli vardır.

Bir gün bir dedektif, geçmişte bu evde yaşanan cinayetlerin sırrını açığa kavuşturmak için bu eve gelir ve bu aile ile tanışır. Bu arada kadının çocuklarından biri aynı babası gibi kötü kalpli bir yapıya sahip, edepsiz bir piç kurusudur. Çünkü filmin bir sahnesinde annesine “sürtük” dediğini duydum.  Bu durum karşısında annesi,” bana bir daha sürtük dersen ağzına acı biber, kıçına da vasabi sürerim, siktir hemen odana” der ve çocuğu odasına yollar.


Bu lafları hazmedemeyen çocuk ise odasına gideceği yerde bodrum kata iner ve kötü kalpli hayalet çocuklardan cinayet dersi alır. Hayaletler, çocuğun eline 70’li yıllardan kalma 16 mm’lik bir kamera verirler ve “bu evde yaşayan diğer çocuklar gibi aileni öldürürken onları bu kamaraya kaydet” derler.  Tabii bu durumdan dolayı aslında hayalet çocukların da bir suçu yoktur. Cinayetleri işleyene değil, işletene bakacaksın hesaaabı, bu cinayetlerden Bughuul denen iblis sorumludur. Bughuul, bu cinayetlerle beslenen bir yaratıktır ve çocukları kullanarak, onlara ailelerini öldürmesini ve kameraya kaydederek şiddetin estetik görselinin ortaya çıkartmasını emreder.

Dedektif, bu cinayetlerin gizemini çözecem diye, bir gece evde tura çıkar ve ortalığı kolaçan eder. Korkutucu koridorlarda ve katlarda dedektifin götü üç buçuk atarken, salondaki biz izleyiciler de havaya kaç defa zıpladık sayamadım.

Film vasatın iki tık ötesinde, korkunç müziklerini sevdim. Ürkütücü sahnelerle birleşince daha da güzel bir etki yarattığını da söylemeliyim. Film de çocukların kameraya kaydettikleri cinayet sahnelerini başarılı buldum. Gerçekçi görünüyordu. Bu arada eski eşya meraklısı olduğum için filmdeki kameraya ve film gösterim makinesine bayıldım. Plaklı olması da ayrı bir güzeldi. Son birkaç aydır sinemalara gelen dandik korku filmlerinin yanında gayet eğlenceli duran bir yapım olmuş. Beklentimin hepsini karşılamadı ama izlemesi keyifli bir filmdi. İzlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler.

IMDb: 5.9

Vizyon Tarihi: 21 Ağustos 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Korku
Süre: 97 Dak.
Yönetmen : Ciaran Foy
Oyuncular : Shannyn Sossamon ,  Tate Ellington ,  James Ransone ,  Nicholas King ,  Delphine Pontvieux
Senaryo : Scott Derrickson ,  C. Robert Cargill
Yapımcı : Jason Blum




Survivor mı,yoksa kim beşyüz milyar ister mi?Hangisini daha çok seviyorsunuz?Sallayın bütün bu yarışmaları.Şimdi sizi,bir ölüm yarışının içine sokucam;13 Sins.

Maddi sıkıntıların eşiğinde can çekişmekte olan bir çift,işini henüz kaybetmiş bir koca ve aniden çalan telefonun ardından,arabanın içerisindeki sineğin öldürülüp,hemen arkasından o sinbeğin ağza atılıp,yenilmesiyle başlayan para ödüllü bir oyun.


Michael,işini kaybetmiş arabasına atlamış,"evde karı hamile,ırkçı çatlak bir baba,zeka geriliği olan bir kardeşim var;şimdi ne bok yiyeceğim"şeklinde kendi kendine söylenirken birden telafonu çalar ve ne halt olduğu belli olmayan bir ses tarafından bir yarışma içerisinde olduğu,ve yarışmanın 13 aşamadan oluştuğu söylenir.Bu arada Michael'in telefon sesi berbattı ve her defasında sinirim hopladı.Hani şu sirklerde çalan müzikler vardır ya,onlara benziyor aynı.


Michael,bu durum üzerine,yanlış arandığını düşünür ve karşı tarafa bunu iletir.Gayet seri bir konuşmaya sahip olan esrarengiz adam,Michael'in yaşantısına ait tüm detayları car car car telefonda sıralayınca,Michael,seçilmiş kişi olduğuna inanır ve kafası biraz karışır.İyi de bu nasıl bir yarıştır ve ve ne yapması gerekmektedir.İlk önce;arabasının içindeki sineği öldürmesi haline hesabına yüklü bir miktar paranın yatacağı söylenir ve Michael,sineği elindeki gazete kağıdı ile öldürür ve telefonuna DIT,diye mesaj gelir.Sineği öldürdüğü için hesabına para yatmışır.İkinci,daha çok kazandıracak aşama ise;sineği yemesidir.Sineği de yiyen Michael'in hesabına yine yüklü bir para yatar ve artık diğer aşamalar için hazır bir oyuncu haline gelmiştir.İlerleyen aşamaların sinek öldürmek kadar masum olduğunu söyleyemicem tabii.


Film de,para karşılığında insan oğlunun nasıl değişip,bir caniye dönüşebileceği anlatılıyorken,bolca kanlı görüntüye de hazırlıklı olun.Ben bu tür filmlere Saw-Testere filminin türevleri diyorum.Testere'den sonra benzeşen konulu filmler bolca yapılmaya başlanmıştı ve tabii ki Testere kadar başarılı olamadılar.Filmin sonuna dek merakla bekleyeceğinizi söyleyebilirim.Yani 13.oyuna sıra geldiğinde acaba neler olacak.Tabii ki sizi meraktan çatlatmak adına söylemiyorum. :) Hadi kaptınız yine filmi.Herkese iyi seyirler ve tırsmalar.Muck! ;)


IMDb Puanı:6.2

Korkukolik Puanı:
Chookiat Sakveerakul’un yönettiği, 2006 yılı Tayland yapımı “13: Game of Death/13 game sayawng”, İngilizce olarak yeniden çekilmiş versiyonudur.Yani çorlama bir film olduğu için bir puan kırıyorum:5 points.


2013 - ABD
Gerilim ,  Korku

 ,   ,   ,   ,  
Daniel Stamm ,  David Birke ,  Eakasit Thairatana
,  




MOO-SOE- WOON I-YA GI/HORROR STORIES (2012)

Geçtiğimiz yıllarda Uzak Doğu korku sineması hızla göze çarpar bir şekilde kayda değer filmler çıkarırken sanki son dönemlerde biraz daha gerileme var. Yâda ülkemize gelmeyen filmlerden kaynaklı bir yanılma durumu da olabilir bu.
İzlediğim Uzak Doğu filmlerini genelde sevmişimdir. Orijinal hikâyelerle bezeli filmlerin yanı sıra klişeleşmiş bir sürü şey de var tabii. Örneğin, uzun saçlı ve saçlarından bir türlü yüzünü göremediğimiz ve sanki her an şampuan reklamına çıkacakmış gibi o saçlarını gözümüze gözümüze sokmaya çalışan hayalet kız bunlara bir örnek. Bir de Çinlilerin vampirleri var biliyorsunuz. Pire gibi pıt pıt, zıplaya zıplaya hareket eden vampirler. İlk kez Tanrılar Çıldırmış Olmalı filminde görmüştüm. Komikti.


Şimdi gelelim bu hafta size anlatacağım filme; Korku Hikâyeleri. Korku Hikâyeleri, 6 yönetmen ve 4 ayrı hikâyeden oluşan bir film. Fakat filmin başlangıcı itibariyle bu hikâyeler, her ne kadar birbiriyle bağlantısı olmasa da, kaçırılan genç bir kızın ağzından anlatıldığı için bir bütünlük gösteriyor. Korku dolu 4 hikâyenin sonuncusunu sevmedim desem yeri var. Ha- eğer bir zombi filmi severseniz belki siz sevebilirsiniz. Nedense oldum olası zombi filmlerinden kaçar oldum. Bu Güney Kore filmini size hemen anlatayım.

Genç bir kız, genç bir psikopat tarafından kaçırılıyor ve gizli sığınağına getiriliyor. Kız önce gözlerini açtığında herifi karşısında görünce ödü patlıyor tabii. Bir bıçakla kafasının kesileceğini, gözlerinin oyulacağını sanan kız, psikopatın ilginç teklifi karşılığında hayatta kalabilecek midir?

Psikopat, kıza “sen diğerlerinden farklısın, sen de bir bok var ama çözemedim. Bu yüzden seni öldürmiiiiciiim. Ancak, bana korku masalları anlatıp, beni uyutmayı başarabilirsen seni öldürmeyeceğim” der ve kızın karşısına geçip, bizim Kibar Feyzo gibi bağdaş kurup kızın anlatacağı hikâyeleri dinlemek üzere kızceğizin ağzına düşer.

İlk hikâye, iki küçük kardeşin bir manyak tarafından, kendi evlerinde köşeye kıstırılmasının hikâyesidir. İkinci hikâye ise, polis nezaretindeki bir seri katille aynı uçağı paylaşan uçak personelinin başından geçen gerilim yüklü hikâyesidir. Üçüncü hikâye de anlatılan ise, İki üvey kız kardeşin kıskançlıkları sonucu başlarına gelen mide bulandırıcı bir hikayedir. Son olarak anlatılan hikâye de ise zombiler tarafından ısırılan kızını ambulansla hastaneye yetiştiren bir annenin dramatik korkunç hikayesi anlatılmaktadır.

Tüm bu hikâyeler anlatılırken, acaba psikopat çocuk uykuya dalmışmış mıdır ve acaba elindeki kız kurtulmuş mudur diye soracak olursanız, orası da sürpriz olsun. Hadi iyi seyirler. Filmin dvd’si mağazalarda satılıyor. “Amaaann korkukolik, gidip bir de dvd’ye para mı vericem” diyorsanız, açın internetten izleyin anasını satiiiiim . J Zaten orijinal dvd’ye para veren bi odun varsa o da benim zaten.

IMDb: 5.7

Vizyon Tarihi: 17 Mayıs 2013
Yapımı : 2013 - Güney Kore
Tür : Korku
Yönetmen : Jeong Beom-sik,  Hong Ji-young (i)
Oyuncular : Nam Bo-Ra ,  Kim Ji-won ,  Yoo Yun-suk ,  Jeong Eun-Chae ,  Kim Tae-woo
Senaryo : Jeong Beom-sik ,  Gok Kim
Yapımcı :  -
Diğer Adı : Horror Stories




PARANORMAL ACTIVITY: THE MARKED ONES

Bu haftanın bir diğer filmi, tüm dünyada oldukça bilinen bir serinin son bölümüne ait; Paranormal Activity: The Marked Ones. Gerçi filmin 6. Bölümü neredeyse sinemalarda gösterime girecek ve ben filmin 5. bölümünü yeni izliyorum. Hadi bir şey daha itiraf edeyim; ilk bölümden sonrakileri de izlemedim. Galiba bu seriye karşı pek ilgi duymuyorum.

İlk film için söylenen abartılı şeylerin birer pazarlama yöntemi olduğuna dair bir en ufak bir fikrim olmasaydı ilk filmden de çok korkardım heralde. Beni pek sarmayan ve tamamıyla amatör kamera yöntemiyle çekilen serinin sonuncusuna doğru gözüken iblislerle dolu bu filmin sonuncusundan gözüme çarpan kısa notları hemen paylaşayım senle.

İlk film de bilindiği üzere gözle görünür bir iblis falan yoktu. Sadece kendi kendine hareket eden eşyalar ve gecenin bir vakti çıkan garip seslerle idare edip duruyorduk. Filmin diğer bölümlerine göz gezdirdiğimde, filmin popülerliğinin düşmemesi için gözle görünür iblisler iş başına geçmiş. Evdeki tıkırt, fıkırtı ve eşyaların hareket etmeleri ise abartılarak daha bir şiddetli hale sokulmuş.

Son film bana pek ürkütücü gelmedi. Filmin başlarında tanıştığımız iki kafadar yumurcak ise oldukça doğaldı. Tabii el kamerasının da buna etkisi büyük olmuştur diye düşünüyorum. Filmde doğallığı korumak adına yaşlı bir de teyzemiz var. Yaşlı kişilerin de doğal olabileceğini unutmamalı. Görsel efektlerin eğlenceli olduğu film de, yine fısıltı sesleri ve aniden karşımıza çıkan iblisler bir parça korkutucu sayılabilir. Beklentim yüksekti, hayal kırıklığına uğradım. Hadi o zaman filmi anlatayım ben size de biraz gülün.

Jesse kepi havaya fırlatmış, yeni mezun olmanın tadını çıkartırken, kep töreninden tüm ailesi ile birlikte eve dönmektedir. Bu arada işin içine amatör kamera girecek ya, Jesse’nin babasının kendisine aldığı son teknoloji bir kamerayla kep töreni kayda alınır ve o kamera tuvalette dahil her deliğe girer.
Evde küçük bir kutlamanın ardından Jesse ve fırlama arkadaşı Hector - bu arada Hector filmde 18 yaşında bir genç ama, normal yaşı 32- ile birlikte baş başa kaldıklarında, Jesse’nin odasındaki havalandırma deliğinden gelen garip sese kulak verirler. Zaten başımıza ne geliyorsa bu havalandırma deliklerinden geliyor hesaaabı bizim iki deli babalarının kamerasına bir ip bağlarlar ve havalandırma boşluğunda ne olup bittiğini öğrenmek için kamerayı boşluktan içeri salarlar.

Bu arada ben de yatağın içinde öyle bir pısmış bekliyorum ki, havalandırma deliğinden aniden çıkacak bir iblis ödümü kopartacak falan sanıyorum. İblis yerine çırılçıplak genç bir kız kadraja girince hem ben, hem de çocuklar şaşkına dönüyor. Daha doğrusu, çocuklar çıplak kızı görünce her ikiside ereksiyon olmuş vaziyetter neredeyse birbirlerini düzecekmiş gibi yapıp heyecandan ölüyorlar. Fakat çocukların bu heyecanı,  yine alt katta yaşayan yaşlı cadı kadın Ana’nın kocaman ve selülitten geçilmeyen götününün kadrajı kaplamasıyla son buluyor. Bu iğrenç popodan sonra çocuklar birkaç sene ereksiyon olamadan yaşıyorlar.

Yaşlı kadın, çıplak kızın önüne geçerek, elindeki kaba parmağını daldırıp kızın karnına bir şeyler çiziyor ve sanki işaretliyor. Çocuklar, iki çıplak kadın gördüklerine mi şaşırsınlar, Ana’nın tuhaf bir ayin gibi bir şeyler yaptığına mı anlam getirsinler derken Jesse’nin büyük annesi birden odaya giriyor ve televizyondaki iki çıplak kadını görüyor. Neyseki çocukların porno izlediğini düşünüp, pek bir şey sormadan dışarı çıkıyor.

Birkaç gün sonra Ana denen kadının cesedi evden çıkartılınca, bizim iki kafadar, cenazenin çıktığı boşaltılan eve bir gece girmeye karar veriyorlar. Akılları sıra macera yaşayıp, olayın gizemini çözecekler. Bir şekilde eve giriyorlar ve farkında olmadan kendilerini bir cehenneme atıyorlar.
Ertesi gün Jesse’de süper güçler ortaya çıkmaya başlayınca, bu durum  ikisininde hoşuna gidiyor, fakat bu olaya anlam veremiyorlar. İkisininde hoşuna giden bu ilginç değişim, aynı zamanda, ikisinin de sonunu getirecek bir iblis tarafından işaretlenmiş oldukları anlamına geliyor.


IMDb: 5.0

Vizyon Tarihi: 10 Ocak 2014
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Korku
Süre: 84 Dak.
Yönetmen : Christopher Landon
Oyuncular : Molly Ephraim ,  Kimberly Ables Jindra ,  Eddie J. Fernandez ,  Catherine Toribio ,  Richard Cabral
Senaryo : Christopher Landon
Yapımcı : Oren Peli


FINAL EXAM (1981)

Bu haftanın nostalji filmi olan Final Exam isimli filmi haftanın kötüsü seçmekten başka çarem yok sanırım. 80’lerin pek çok seri katilli filminin yanında tırt kaçtığı bir film olmuş. O yıllara göre vasatın da altında bir film olan bu film de, bir grup üniversite öğrencisinin yaşadığı seri katil dehşeti anlatıyor fakat sığ sularda.
Filmin başından beri olaylara anlam vermeye çalıştım ama, bir sahnede karşılaştığım şu replik, bana filmi özetledi aslında; “pek çok insan nedensiz yere öldürülüyor.” Eevet, filmde de durum bu; pek çok insan nedensiz bir şekilde, ne olduğu, nereden geldiği belli olmayan, cort diye ortaya çıkmış, hobi olarak insan öldüren bir katil tarafından öldürüldü.

Yurtta kalan bir grup öğrenci vardır; işi gücü iğrençlik olan ve kendilerine Gamma birliği diyen bir öğrenci grubu, kendi halinde işine gücüne bakanlar, sadece dersleriyle ilgilenip, arada aşk denk gelirse romantizm yaşayanlar ve okulda fingirdeşen öğretmenler. Herkes kendi halinde takılırken, kampüse gelen bir manyak tarafından sırayla şişe geçirilip, mangal ateşinde kızartılan gençlerin hikâyesini izliyoruz.

Filmi size ballandıra ballandıra anlatayım diyecem ama inanın filmde konu denen bir şey yok. Bir katil ve ondan kaçan öğrenciler.

IMDb: 4.6

1981 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 89 Dak.
Yönetmen : Jimmy Huston
Oyuncular : Ralph Brown ,  Joel S. Rice ,  Cecile Bagdadi ,  Deanna Robbins ,  Sherry Willis-burch
Senaryo : Jimmy Huston
Yapımcı : Carol Bahoric


16 Ağustos 2015 Pazar

THE GIFT, AFFLICTED, ÜÇ HARFLİLER 2: HABLİS, EVERLY, MIDNIGHT LACE

THE GIFT (2015)

Hafta sonu sine maceram geçtiğimiz Cuma gösterime giren The Gift (Geçmişten Gelen) filmiyle başlamış bulundu. Bu kez kendime salon olarak seçtiğim yer, Bakırköy Capacity Cinemaximum sineması oldu. Filmin başlamasına yaklaşık 5 dakika kadar kala salona daldım ve yerime oturdum. Salondaki insanların oflamasına ve poflamasına ben de katılarak, hatta neredeyse nefes darlığı yaşayarak yerimden fırladım ve görevlinin azına sıçmak için üzere yanına gittim. Fazla uzatmıyorum; tam 4. Kişi geldikten sonra klimayı açabildiler de rahat bir nefes alabildik. E- nerden bilsinler salona benim gibi denyo bir herifin geldiğini.

Filmin IMDb puanı yüksek olduğu için, son dönemlerde iyi bir gerilim filmine hasret kalarak yaşama durumumun son bulacağı ümidiyle filme gittim ve filmi beğendim. Gerçi bu IMDb puanları zaman zaman yanıltıcı da olabiliyor. Herşeyi puanlama üzerinden değerlendirmeyin derim.

Filmin yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncularından biri olan Joel Edgerton, başarılı bir filme imza atmış. Film tam anlamıyla izleyiciyi koltuklara yapıştıracak türden bir gerilim değil, dramla birleştirilmiş, beni sadece iki yerinde hoplatan fakat gizemini gayet güzel bir şekilde koruyup, izleyiciyi filmin sonunda sağlam bir sürpriz beklentisine sokan bir film olduğunu söyleyeyim. Zaten filmin sonunda “vay anasını bacısını” demeseydim, “ulan ben klima adına bu film için mi herifle kavga ettim” der, triplerimi yapa yapa salonu terk ederdim.

Evli çiftimiz henüz çok gençtirler ve kendilerine yep yeni bir yahat kurmak için, filmin başlarında; kendilerine yeni bir ev alırlar, Simon’un işleri tıkırında gitmektedir, işiyle ilgili terfi etmiş, yükselişe geçmiş, paraya para demez ve sağa sola havasından geçilmez.

E- her şey böyle düzgün domak gidecek değil ya, hayat işte… Karşılarına aniden çıkan Simon’un okul arkadaşı bir anda evli çiftimizi huzursuz etmeye başlayacaktır. Kardeşim, adam da o kadar sırnaşık bir şey ki kapıdan kovsan bacadan giriyor içeriye. Bunlar da eve yeni taşındıkları için, geçmişten gelen Gordo,( Simon’un okul arkadaşı) hoş geldiniz hediyesi olarak kapıya bir şişe şarap koyar ve kaçar. İlk başlarda durumu normal karşılayan Robyn, (Simon’un karısı) kendisine ertesi gün teşekkür eder. Fakat kapıya bırakılan hediyelerin ardı kesilmeyince, karı koca bir araya gelirler ve aldıkları bir karar sonucunda Gordo ile konuşup, ilşkilerini kesmeye karar verirler.


Gordo’nun artık hayatlarından çıktığını sana Robyn, kocasının geçmişi ile ilgili karanlık bir takım gerçekleri öğrenir ve şoka uğrar. Bu olaydan sonra,  Gordo ile yolları tekrar kesişen çift için kapıya bırakılacak son hediye her kesi şok edecektir.

IMDb: 7.7

Vizyon Tarihi: 14 Ağustos 2015
Yapımı : 2015 - ABD ,  Avustralya
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre: 108 Dak.
Yönetmen : Joel Edgerton
Oyuncular : Rebecca Hall ,  Jason Bateman ,  Joel Edgerton ,  Susan May Pratt ,  Busy Philipps
Senaryo : Joel Edgerton
Yapımcı : Joel Edgerton ,  Jason Blum
Diğer Adı : Weirdo




AFFLICTED (2013)

Yine amatör el kamerası, yine titreyen görüntüler ve yine benim küfürlerim. Neyse ki bu kez küfürlerimin dozu biraz daha az. Çünkü bu kez film, amatör el kamerası hesaaabı çekicez diye fazlaca göz yormuyor. Daha çok bir bilgisayar oyununun içindeymiş hissini veren film amatör kamera gibi çekilen filmlerin bir tık ilerisinde diyebilirim. Demek ki yapılınca oluyor. Konu çok sıra dışı değil belki ama görsel efektler falan biraz filmi eğlenceli kılmaya yetiyor.


Film de bolca zıplama, hoplama sahnesi var. Bazı kovalamaca sahnelerinde başınız biraz dönebilir ama, sanki bir bilgisayar oyununun içindeymişsiniz gibi vermiş olduğu his hoşunuza gidebilir. Değişim sahneleri ve makyajlar da oldukça başarılı. Bu arada filmde izlediğimiz iki kafadar, filmin hem senaristleri, hem yönetmenleri, hem de iki başrol oyuncusu. Filmi sana anlatacak olursam…

İki gerzek tipli kanka, seyahat içerikli videolar çekip, bloglarında yayınlıyorlar. Bir gün aldıkları bir karar, onları uzunca bir seyahate doğru itmek zorunda kalıyor. Böylelikle hem gezecekler, hem de gördüklerini blog sitelerine video olarak yükleyip, paylaşımda bulunacaklar. E- bu noktadan sonra tabii o iğrenç el kamerası devreye giriyor.

Seyehat öncesi Derek’in bazı sağlık sorunları çıksa da yola devam etmeye karar veriyorlar ve İtalya’da bir yere geliyorlar –şimdi detayını hatırlayamıcam, neresiydi- ve bir gece dışarı çıkıp eğlenmek istiyorlar. Güya bizim iki kafadarın derdi dünyayı çekip, paylaşmak, ama gece kulübünde karıları görünce, donlarında duran 5 santimlik pipileri birden tüm dünyaya hükmetmeye başlıyor.
Derek o gece, bir kızla fingirdeşince kız tarafından ısırılıyor ve herife tehlikeli  cinsel bir hastalık bulaşacağına, süper güçler bulaşıyor. Derek o geceden sonra eski Derek olamayacak; metrelerce zıplayabilen, bir yumrukta kocaman kayaları ortadan ikiye ayırabilen, bir arabayla bile yarıştığında arabayı sollayabilecek bir süper kahramana dönüşecektir.

Bu güçler, önceleri ikisinin de hoşuna gitmektedir fakat, bir süre sonra Derek’in yediği yemekler kıçından değil de ağzından çıkmaya başlayınca işler biraz terso bir duruma döner. Herif ne yese kusar, sıçar, ortalığın anasını ağlatır. Kendine hâkim olamaz ve bir süre sonra yediği normal yemekler Derek’i kesmeyince canı insan kanı ister. “Haaa işte orda dur Derek’ciiim”  diyen kankası da olup biten şeylerden dolayı ne yapacağını bilemez. Her ikisi de bu olayın başlangıcı olan geceye geri dönerler ve olayların sırrını araştırmak için iş başına geçerler. Fakat Derek’in çok fazla vakti kalmamıştır.

IMDb: 6.3

Vizyon Tarihi: 14 Ağustos 2015
Yapımı : 2013 - ABD ,  Kanada
Tür : Korku
Süre: 86 Dak.
Yönetmen : Clif Prowse,  Derek Lee
Oyuncular : Baya Rehaz ,  Clif Prowse ,  Michael Gill ,  Derek Lee ,  Zach Gray
Senaryo : Derek Lee ,  Clif Prowse






ÜÇ HARFLİLER 2: HABLİS (2015)

Filme gitmeden önce, bir gün öncesinden instagram hesabımdan Üç Harfliler 2: Hablis” filmine gideceğimi yazmıştım bir fotoğrafın altına. Filme gidenler, “aman sakın zamanını boşa harcama, verdiğin paraya yazık” şeklinde beni uyardılar. Kendi gözlerimle görmezsem olmazdı.


Film hakkında gerçekten güzel şeyler söylemek isterdim ama, sanırım biraz zorlanıcam galiba bu konuda. Yine de elimden geldiği kadar birkaç şey yazmaya çalışayım.

Bazı sahnelerin kopuk olması sonucu “şşşt noooluyoruz” falan demedim değil. Oyuncuların ne yazık ki korku filmine uygun olmadıklarını yâda bu konuda yetersiz olduklarını düşünüyorum. Büyü malzemesi olarak kelle-paça, tavukayağı falan gibi şeylerin kullanılması, kendimi bir kasap dükkânında hissetmeme neden oldu. Artık daha orijinal malzemeler bulsanız iyi edersiniz veeee tabii ki yine korkutacaz diye birkaç sahnede salona yine kahkaha attırdınız. Eğer bir korku filminde salon kahkaha atıyorsa kusura bakmayın ama o filmden çok fazla bir beklentim tabii ki olamaz. Bu arada filmi izlerken birkaç şey daha dikkatimi çekti; The Possession filminden alınan sahneler. Yemek masası ve sokak lambası sahneleri bana The Possession filminin aynı sahnelerini hatırlattı. Son Ayin filminin hastane sahneleri de aklıma gelmedi değil.

Cumartesi günü gittiğim bir başka filmin salonunda klima sıkıntısı yaşarken, bu filmin salonunda da maşallah ortalık Kutuplar gibiydi. Utanmasam, yanımda oturan iki türbanlı kızın pardösülerinin ucundan tutup, üzerime örtecektim. Bir de en arkada oturan yine o türbanlı ayı! Evet size sesleniyorum buradan! Film boyunca, yemin ediyorum saydım, tam 6 kez dışarıya çıkıp girdiniz. Dikkat çekme işlemini başarıyla gerçekleştirdiniz, sizi tebrik ediyorum. Hanımlar sanki evlerinin salonunda film izliyorlar. Ne hakkınız var milletin konsantrasyonunu bozmaya? Neyse illa böyle dangalaklar olacak diyor, filmi anlatmaya geçiyorum. Filmdeki isimleri şu an hatırlayamadım sallarsam kusura bakmayın artık.

Bir akıl hastanesine yatırılan Serpil, ortalığı ayağa kaldıracak türden bir akıl hastasıdır. Kimsenin göremediği, sadece kendisinin görebildiğini iddia ettiği üç harfliler, Serpil’in ağzından girer kıçından çıkar. Serpil’e her türlü tedavi uygulanmış ama kızın hiçbir tedaviye cevap vermemesi üzerine, ilaçları ve tedavisi kesilmiş ve kendi haline bırakılmıştır.
Doktoru tarafından bir tedavi daha uygulanmak istenen Serpi,  geçmişini anlatırken kameraya kaydedilir ve bu kayıt esnasında kızın geçmişine yolculuğa çıkıp, nelerin olduğunu, Serpil’in neden kafayı yediğine tanık oluyoruz.

Vizyon Tarihi: 14 Ağustos 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Murat Toktamışoğlu
Oyuncular : Cansu Fırıncı ,  Kısmet Ekin Tekinbaş ,  Ezgi Fidancı
Senaryo : Kemal Kaplanoğlu
Yapımcı :  -
Diğer Adı : 3 Harfliler 2








EVERLY (2014)

Valla filmi neresinden başlasam madilemeye bilemedim. Filmi izlemek isteyen erkek arkadaşlar olacaksa da, filmi izleme sebepleri; Salma ablamızın memeleri, kalçaları olabilir diye düşünüyorum. Bu tarz yorumlar yapmayı hiç sevmem; aksiyon yapmak için aksiyon filmi yapmışlar. Bir film yapalım; içinde adı duyulmuş bir yıldız olsun, biraz seksi olsun, aksiyon hiç bitmesin ve işin içine de bir parça gerilim olsun, falan denmiş herhalde.


Evet, tek bir mekân için aksiyon ve gerilim sahneleri yeterli belki ama işin içine giren saçmalıkları görmezden geleceksek. Daha önce izlediğim tek mekân filmlerin bazıları güzeldi, filmlerin hikâyelerinin bir derinliği olduğu için beni hiç rahatsız etmemişti. Zaten tek mekân yâda çok mekân gibi bir takıntım yoktur. Son dönemlerde konusu sağlam bir gerilime rastlamak hayal olduğu gibi, bu filmde de aynı hayal kırıklığına uğramadım değil.

Seks kölesi olarak kullanılmak üzere bir çetenin eline düşen Everly, 4 sene boyunca bir apartman dairesinden dışarıya çıkartılmaz. Bu durum canına tak eden Everly, bu daireden dışarı çıkmaya karar verir ve çeteyle olan anlaşmasını bozar.

Çete lideri, “sen misin anlaşmayı bozan sürtük” deyip, elinde ne kadar kiralık katil varsa Everly’nin üzerine salar. Apartmanın her yerinden mantar gibi çıkan kiralık katiller, Everly’nin yaşadığı daire etrafında cirit atarken, Everly’de mümkün olduğu kadar seksiliği ile gelen tüm katilleri haklamaya çalışır. Yıllar önce geride bırakmış olduğu kızı ve annesi de ölüm tehlikesinde olduğu için onlarla hemen bağlantıya girer. Bir elinde telefon, diğer elinde taramalı tüfekler, salonda bale yapa yapa kiralıkları öldürerek durumu idare eder.

Bir süre sonra, elli maşalı anne, elinde Everly’nin küçük kızıyla birlikte, etrafı bin bir türlü katille dolu dairenin kapısına gelir dayanırlar. Bu kadar curcunaya bir de yaşlı anne ve küçük bir kız da dâhil olur. Ve sonrasında bir ton saçmalık ve eğreti duran dövüş sahneleri sırasıyla gelir ve film biter. Mutlu SON. 


IMDb: 5.0

Vizyon Tarihi: 24 Nisan 2015
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Aksiyon ,  Gerilim
Süre: 92 Dak.
Yönetmen : Joe Lynch
Oyuncular : Salma Hayek ,  Jelena Gavrilovic ,  Togo Igawa ,  Jennifer Blanc ,  Caroline Chikezie
Senaryo : Yale Hannon ,  Joe Lynch
Yapımcı : Rob Paris ,  Adam Ripp





MIDNIGHT LACE (1960)
Ve son olarak bu haftanın eski filmiyle blog yazıma son noktayı koyuyorum; Midnight Lace /Sisli Geceler. Film 1960 yapımı ve ışıltılı kostümlerle göz dolduruyor. Moda takipçisi değilimdir ama filmde gördüğüm ve döneme ait kıyafetler gerçekten harika. Teknoloji çok gelişmediği için cep telefonu yok ve katilimiz, zırrr zırrr öten ahizeli ev telefonundan esas kızımızı rahatsız edip duruyor.


E- haliyle dedektifimiz, parmak izi, telefon dinleme gibi özellikleri kullanamıyor. Agatha Christie romanlarındaki gibi mantığa dayalı hareket ettiği için herkes şüpheli olabiliyor. Doris Day’in sevimliliği de filme ayrı bir güzellik katmış.
Bir iş adamı karısı olan Kit, konsolosluktan çıktığında sis o kadar yoğundur ki adeta göz gözü görmez. Yanındaki bey de kendisine taksi çağırmak ister fakat evi yakın diye Kit bunu kabul etmez. İki saniye sonra köşeyi dönen Kit taksi durağına gelir ve taksi bekler, şekilndeki saçmalıkla film başlar.

Taksi durağında yoğun kuyruk olduğunu gören Kit, “amaaan, neyse beklemiiiim ve yürüyerek gideyim” der ve fikrini yine değiştirir. Evine gidebilmesi için meydandaki parkın içinden geçmesi gerekmektedir ve sis o kadar yoğundur ki, park adeta bir mezarlığı anımsatmaktadır ve tam o esnada bir ses duyar.

Overlokçu arabası ananso gibi iğrenç bir ses, Kit’i öldüreceği konusunda tehdit eder. Kit panikleyip, “Kimsin sen, kimsin sen” diye bağırarak, parkın içinde dört dönmeye başlar. Ses tekrar cevap verir “Bunu ölmeden önce öğreneceksiniz Bayan Kit.”

Büyük bir anikle eve gelen Kit’in gözüne uyku girmez. Çok tırsmıştır ve gelen teyzesine durumu anlatır. Teyzesi önce inanmaz ve Kit ile Daşşak geçer, onu rahatlatır. Fakat bu kez eve gelen ölüm telefonları Kit’i tekrar korkudan öldürür ve durumu bu kez kocasına anlatır.

Birlikte bir dedektife giderler ve durumu anlatırlar. Kit’in kocası da Kit’e pek inanmıyormuş gibi görünür. Onun psikolojik sorunlarının olduğuna kendini inandırmıştır. Dedektif iş başına geçer ve olayı çözmeye çalışır. Bu süreç içinde kimse Kit’e inanmaz. “İki gözüm önüme aksın, vallahi billahi bana tehdit telefonları geliyor” dese de, kocası tarafından psikolojisi bozulmuş bir kadındır. Suçlu kim tarzı filmlerden hoşlanıyorsanız tavsiye edilir.

IMDb:6.9

Yapımı : 1960 
Tür : 
Süre: 110 Dak.
Yönetmen :  
Oyuncular : Doris Day ,  Roddy McDowall ,  Myrna Loy ,  John Gavin ,  Rex Harrison
Senaryo : Ivan Goff
Yapımcı : Ross Hunter ,  Martin Melcher