12 Temmuz 2015 Pazar

SİCCİN 2, BEYOND THE REACH, THELIVING, TENEBRE, 247 DEGREES FEHRENHEIT

SİCCİN 2 (2015)

2014’ün en iyi korku filmi olarak öne çıkan Siccin filminin devamı Siccin 2 nihayet gösterime girdi. Film gösterime girdiği gün soluğu sinemada alan ben, yine yanılmadığımı anladım ve keyifli bir Siccin filmi daha izlemiş oldum.


DAKİKA 1, GOL 1

Filmin ilk dakikalarından itibaren izleyiciyi gözyaşlarına boğan Hicran rolündeki Seyda Terzioğlu’nu vallahi ayakta alkışlıyorum. Film boyunca hem kendi hüngürdedi, hem de bizi hüngürdetti. Tam Hicran ve kocası Adnan’ın dramlarına salondaki herkes salya-sümük ağlıyorken, kara çarşaflı, çirkin suratlı cinlerin belirmesiyle her şey ardı ardına gelmeye başlıyor ve bu kez korkudan ağlamaya başlıyoruz. Dram ve korkunun bir araya gelerek ortaya çıkardığı lezzete gizemli olaylarda eklenince, film tadından yenmez hale geliyor.

İlk filmdeki cin çarpma sahneleri, Musallat filmindeki çarpılma sahnelerine yakın yapılmışken, Siccin 2’de ise yöntemler biraz daha yaratıcı ve izlemesi hem ürkütücü, hem de gurur verici. Türk korku sinemasının böyle güzel ve kaliteli efektlerini gördükçe, ben de fantastik korku sinemamız adına seviniyorum haliyle.

HİKÂYE VE MEKÂNLAR

Filmin hikâyesi yine birinci filmde olduğu gibi gerçek bir hikayeden olduğuna dair bir açılış yazısı ile başlıyor. Çanakkale-Issız Cuma’da bir mezarlıkta yaşanan tüyler ürperten bir hikâyeden yola çıkılarak yapılmış ve yine aynı mezarlık filmde kullanılmış. Yalnız bir mezarlık bu kadar mı güzel olabilir. Manyak mıyım neyim ama, harbiden bu mezarlığa bayıldım. Mezarlıkta yer değiştiren iki kabrin yer değiştirme olayı gerçek olmasa gidip ziyaret edeceğim de göt yemiyor işte.

Filmin bir kaç mezarlık sahnesinde sis efekti verebilmek için dumanın biraz fazla ve yapay kullanılmasının dışında bir sıkıntı yok gibiydi. Sanki mezarlığın içinde birkaç aile birleşmiş de mangal patisi yapıyorlarmış gibi fosur fosur dumanın yer aldığı bir sahne vardı mesela. Orayı pek sevmedim.
Bahçesinden tutunda evin atmosferine kadar ürkütücü olan bir başka ev de, geçmişte bazı korkunç olayların yaşandığı ve hemen ardından cinlerin bu evi sahiplendiği evdi. Burada da bana göre abartılı olan şey; bahçedeki dilek ağacına benzer ağaçtı. Yılbaşı ağacı gibi üzerini neden bu kadar çok doldurduklarını anlayamadım. Ama genel olarak korkutucu bir atmosferi vardı ve başarılıydı.
Hikayeye tekrar dönecek olursam, ilk filmde olduğu gibi bir flashback  ile geçmişe gidip, olup biteni öğrendikten sonra yine sürprize boğulup, ağzımız iki karış açık kalıp şaşırıyoruz. Peki nedir bu hikaye derseniz, filmi size anlatmaya başlayayım.

Adnan ve Hicran, mutlu bir evlilik sürerlerken, bebeklerinin doğum gününde korkunç bir olay yaşarlar ve evin bir odasındaki elbise dolabının bebeğin üzerine düşmesi sonucu bebeklerini kaybederler. Bu olayladan sonra, Adnan karısını ihmalkârlıkla suçlar ve araları açılır. Her ikisininde psikolojileri bozulur ve zor günler yaşarlar. Aynı evin içinde birer yabancı gibi olurlar.

Bütün bu kötü günler yaşanırken, bazı doğaüstü olaylar yaşamaya başlayan Hicran, yaşadığı bu olayları gerçekle kâbus arasında kalarak ilk önce boş verir fakat bir arkadaşının tavsiyesiyle bir hocaya gider ve olup biteni anlatır. Hoca, sorunu cinleri yardımıyla öğrenir ve ikinci kanından birinin ona 41 dikiş büyüsü yaptığını öğrenir. Bu büyü de büyülerin en güçlü olanıdır.


Hicranın bu büyüden kurtulabilmesi için geçmişine yönelik bir yolculuk yapması gerekmektedir ve bu yolculuk Hicran için hem tehlikelidir, hem de geçmişi ile ilgili aklının ucuna bile getiremeyeceği bir gerçeğin de ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Vizyon Tarihi: 10 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Alper Mestçi
Oyuncular : Şeyda Terzioğlu ,  Bulut Akkale ,  Seda Oğuz ,  Yavuz çetin ,  Reyhan İlhan
Senaryo : Alper Mestçi ,  Ersan Özer
Yapımcı : Muhteşem Tözüm







BEYOND THE REACH- TEHLİKELİ OYUN (2014)

Robb White’nin romanından uyarlanan filmin sonund
an başlayayım hemen. 7.2 puanındaki filmin sonu neden bu kadar kötü ve klasik bitti onu anlayamadım. IMDb puanının bu kadar yüksek olmasının sebebini neredeyse siyasi konulara ve iktidara yakınlık meseleleri falan sanacam neredeyse. Ha film fena değil; heyecan ve aksiyon-gerilim açısından beklentiyi karşılamıyor değil. Mıchael Douglas amcayı da epeydir bir filmde izlemiyordum, hasret gidermiş olduk.


Filmdeki çöl görüntülerini sevebilirsiniz ki benim çok hoşuma gitti. İlerleyen sahnelerdeki kızgın güneşin, insan üzerindeki etkisini yansıtmak için yapılan makyajlar da hiç fena değildi. Öyle bir çölde çırılçıplak kaldığınızı düşünsenize. Kıçınızda yumurta bile pişebilir.

Michael amca avlanmak için çöllere çıkan zengin bir iş adamını canlandırır. Yakışıklı oyuncu Jeremy Irvine ise onun yanında ona yardımcı olmak için peşine takılır. Kamyonetin içinde sohpet, muhabbet derken avlanma üzere çölü karış karış gezmeye başlarlar. Tam bu sırada Madec (Michael amca) net olarak göremediği bir canıya ateş eder ve bu canlının yanına gidince babalara geldiğini anlar. Çünkü öldürdüğü bir hayvan değil, yardımcısı Ben’in de( Jeremy Irvine) tanıdığı kasabadan yaşlı bir amcanın ta kendisidir.

Ben, ölen yaşlı adamın cesedini alıp, kasabaya götürmelerini söylerken, bizim çakal iş adamı Madec ise her şeyi unutmasını, cesedi kasabaya götürürlerse başlarına daha büyük bir bela açılacağını söyler ve Ben’e yüklü miktarda para ve süper bir hayat vaad eder ve Ben’de bu teklisi kabul eder.


Ama bizim yakışıklı oğlanın içi rahat etmez ve ölen adama duyduğu saygıdan dolayı anlaşmayı bozar. Sen misin anlaşmayı bozan, diyen Madec ise eline aldı mı pompalı tüfeği, Ben önde, kendisi arkada, başlar Ben’i kovalamaya. Ava çıkan Ben, kendisi av olmuştur ama Madec’i de birçok sürpriz beklemektedir. 

NOT: Filmin yazısını yazdığım dönemlerde filmin IMDb puanı 7.2'den vizyon tarihinde ise 5.5'e düşmüştür. 



IMDb: 5.5
Vizyon Tarihi: 10 Temmuz 2015
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 95 Dak.
Yönetmen : Jean-Baptiste Léonetti
Oyuncular : Michael Douglas ,  Jeremy Irvine ,  Hanna Mangan Lawrence ,  Ronny Cox ,  Patricia Bethune
Senaryo : Robb White ,  Stephen Susco
Yapımcı : Michael Douglas ,  Alton Walpole

Diğer Adı : The Reach, Avın Ötesinde





THE LIVING (2014)

Oyunculuklarını beğendiğim film, bir aile dramı olarak karşımıza çıkıyor. Filme başlamadan önce gerilim tarafının daha ağır basacağını düşünmüştüm ama, biraz yanılır gibi olsam da filmin ikinci yarısından itibaren kiralık katilimizin ortaya çıkmasıyla gerilim biraz daha yükseliyor.


Teddy, aldığı alkolün etkisiyle karısı Molly’yi eşek sudan gelinceye kadar döver. Bohçasını aldığı gibi anasının evine, daha o gece dönen Molly’nin vucudu ve yüzü korkunç derecede şiddete maruz kalmıştır.

Ertesi gün yaptığı hatayı anlayan denyo kocası, kendine gelir gelmez kızı geri almak için, kızın anasının evine koşar. Yaptığı tüm şeylerden pişmandır ama Molly’nin de onu affetmeye hiç niyeti yoktur. Teddy kapıya gelir ve Molly’nin tripleriyle karşılaşır. Kız korkunç derecede şiddete maruz kalmıştır ama, bizim andaval Türk kadını gibi, kocamdır, döverdeeee severdeeee şeklinde de bir tutum içerisindedir. Teddy ise yaptığı hiçbir şeyi hatırlamadığını ve bir daha asla tekrarlanmayacağını söylesede Molly’den fırçayı yer ve oturur götünün üstüne. Bunun üzerine Teddy, ne yapar eder Molly’nin gönlünü alabilmek için elinden gelen her şeyi yapar.


İlk iş olarak Molly’nin sünepe erkek kardeşinin gözünden düşmemek için onun çalıştığı markete gider ve ondan özür diler, kendini affettirmek için düzenlenen akşamki yemekte görüşmek üzere yanından ayrılır. Sünepe erkek kardeş, Teddy’ye karşı hiçbir şeyi sorun etmiyormuş gibi gözükür fakat, ablasına yapılan bu kötülük karşısında sessizce içini kemirir ve Teddy için korkunç bir sürpriz yapma planına girer.

IMDb:6.4
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 89 Dak.
Yönetmen : Jack Bryan
Oyuncular : Kenny Wormald ,  Erin Cummings ,  Fran Kranz ,  Joelle Carter ,  Jocelin Donahue
Senaryo : Jack Bryan








TENEBRE (1982)

Hadi sıkıysa tahmin edin bakalım; katil kim? Tenebre, yani bizdeki adıyla Ölüm Kitabı, yine bir Dorio Argento klasiklerinden biri. Çekildiği seneye bakılacak olursa ilginç gelebilecek bir hikâye. Fakat günümüzde bu konu o kadar çok işlendi ki yâda işleniyor, gençler için biraz bayık gelebilecek bir hikâye olabilir. Filmin senaryosu da yine yönetmene ait. Yönetmenin daha önce de izlediğim, “katil kim” temalı bir filmi olan Profondo Rosso (Derin Kırmızı) isimli filminin yanında biraz sönük kalacağı şüphesiz. Film de en çok hoşuma giden sahne; genç kızın canavar gibi bir köpekten kaçış sahnesiydi. Bu sahneyi oldukça başarılı bulurken, öte yandan pek çok ölüm sahnesi de berbattı. Alfred Hitchcock’un Sapık filminde, duş sahnesindeki bıçak, kadına temas bile etmeden kadını öldürdüğü gibi hiç gerçekçi olmayan sahneler vardı filmde. Dorio’da Alfred baba gibi bıçağın kadına temas etmemesini tercih etti beklide, kimbilir.

Filmde, “Ölüm Kitabı” adında yeni bir gerilim kitabı çıkan bir yazarın İtalya’ya gitmesinin ardından yaşanan cinayetleri izliyoruz. Katilin hedefi genelde genç ve güzel kadınlardır. Kurbanlarını önce ustaca tuzağa düşürür, yanlarına yanaşır ve tak tak tak. Gitti güzelim kızlar.

İzlediğiniz pek çok seri katilli filmde, katilin mutlaka bir imzası kurbanın yanına bırakılır. Bunlar genelde; bir gül, her defasında ilginç bir sembol, yâda işlediği cinayette kullandığı silahtır. İşte bu filmdeki manyak katilimizin özelliği de; kitabı yeni çıkan yazarımızın kitabındaki cinayetlerin aynısı işleyip, öldürdüğü kadının ağzına da kitabın sayfalarını tıkıştırmak olur. Tabii, filmin sonunda katil yakalanınca, o sayfaları bu kez polis onun götüne sokar. Hadi iyi seyirler.



IMDb:7.2
Vizyon Tarihi: 01 Şubat 1987
Yapımı : 1982 - İtalya
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Suç
Süre: 91 Dak.
Yönetmen : Dario Argento
Oyuncular : Linda Blair ,  John Saxon ,  Lara Wendel ,  Giuliano Gemma ,  Mirella D'angelo
Senaryo : Dario Argento
Yapımcı : Claudio Argento



247 DEGREES FEHRENHEIT

Sıra geldi bu haftaki son blog yazısı olan filme; 247 Degrees Fehrenheit. 2011’den bu yana ha izledim, ha izlicem diye bir kenarlara attığım filmi nihayet izleme şansım oldu. Gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yapıldığına dair bir yazıyla başlayan filmin ilk dakikalarında, 247 derece sıcaklıktaki bir saunanın içine hapsolduğumu düşündüm ve biraz klostrofobim azdı. E- biraz da korku filmi izlemek, o filmdeki karakterlerin yerine kendini koyup da, o hikâyenin içinde yer alıyormuş gibi izlemekten de geçiyor. Filmle bütünleşmediğin sürece film biraz anlamını yitiriyormuş gibi geliyor bana. Tabii bu film bir korku filmi değil, bir gerilim.


Film de, iki kız, iki erkek olmak üzere 4 gencimiz, kızlı erkekli toplanıp, yine klasik olarak, kısa bir tatil için bir seyahate çıkarlar. Geldikleri yer, göl kenarında, Ian’ın amcasının her sene kiraya verdiği sevimli kulübelerden biridir.

Ortam güzeldir ve sessiz sakin kendi halinde eğlenen gençler doğanın tadını çıkartırlarken kulübede bir sauna olduğunu keşfederler. Hiçbir halttan kusur kalmayacaklar ya, illa o saunaya da girilecek hesaaabı, toplanıp, sauna keyfi için dalarlar saunaya.


Ellerde soğuk biralar, soğuk su şişeleri havlular falan derken, herkes sıcaktan manda boku gibi yayılıp kalır. Sauna keyfinden sonra göle dalan gençler ısınmak için tekrar saunaya dalarlar ve içlerinden biri biraz sarhoş olduğu için huysuzluk yapıp, dışarıya çıkar. Bir süre sonra diğer gençler de dışarı çıkmak ister fakat kapının açılmadığını ve içerde, tam 80 küsur derecede mahsur kalırlar. Dışarıdaki arkadaşları da yanlarına uğramayınca içeride zor durumda kalan diğer gençlerin işi giderek zorlaşır. Sıcaklık giderek artmaktadır ve içeride nefes dahi alınamamaya başlanmıştır. 



IMDb:5.0

Yapımı : 2011 - Gürcistan
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 90 Dak.
Yönetmen : Beqa Jguburia,  Levan Bakhia
Oyuncular : Scout Taylor-Compton ,  Michael Copon ,  Travis Van Winkle ,  Tyler Mane ,  Christina Ulloa
Senaryo : Lloyd S. Wagner

Yapımcı : Levan Kobakhidze ,  David Patarkalishvili

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder