26 Temmuz 2015 Pazar

DECCAL, THE GALLOWS VE DRACULA

GEÇTİĞİMİZ HAFTA SİNEMADA FİLMLERE GİRMEDEN ÖNCE

Geçtiğimiz cuma filmler vizyona girdiğinde, önce Deccal’a, ardından The Gallows (Darağacı) filmlerine ardı ardına girebilir miyim diye düşünürken, kendimi gişenin önünde buldum. Her zamanki tombik biletçi ablanın yanına yanaşarak ilk önce Deccal filmine, ardından da Darağacı filmine bilet istediğimi söyleyince, sağ olsun, hemen kendi kafasında bir hesap yaparak kıl payı da olsa Darağacı filmine girebileceğimi söyledi fakat Darağacı filmine hiç seyirci olmadığı için o seansın iptal olabileceğini de belirtip yerimi ayırdı.



Ben de âdetim olduğu üzere ilk önce birkaç hamburger ve tavuk parçasını göbeğime yağ olmak üzere mideme götürdükten sonra, pılımı pırtımı toplayıp, avm’nin en alt katındaki kuru yemişçi abinin yanına inip soslu mısır almaya karar verdim. Adama, “soslu mısır var mı?” diye sorduğumda, nedense bana toplumsal bir barış mesajı vererek, “tabii efendim var, olmaz olur mu, var tabii. Hepimiz kardeşiz, hepimiz insanız” şeklinde bir şeyler saçmalamaya başladı. Hayır, konuyu soslu mısırdan, Mahsun Kırmızıgül’ün Hepimiz Kardeşiz şarkısına nasıl getirdi, orayı ben de anlamış değilim. Neyse, baktım kardeşlik mesajları devam edecek gibi görünüyor, “ya abi benim biraz acelem var da sinemaya yetişmem gerekiyor” diyince, “tabii efendim tabii, insanız hepimiz, hepimiz kardeşiz olabilir” falan gibi şeyleri tekrar etmeye başlayarak bir poşet çıkarttı. “Aaaa poşet olmasın ses yapar o salonda. Başkası yapınca en tepemin attığı şeydir, aynısını ben de yapmayayım. Siz onu ufak bir kese kâğıdına koyun” dedim ama nafile, adam yine başladı “olabilir efendim, kese kâğıdı yağ olmasın diye poşete koyayım dedim, neden olmasın hepimiz kardeşiz, dostuz.” Ay deliricim hee, çattık manyak herife. Adam çerezci mi, barış elçisi mi anlamadım gitti.

Neyse alacağımı alıp, arkama bile bakmadan koştura koştura sinema salonuna daldım. Aaa yok unuttum sahi; Sinemia! Nedir diyeceksiniz bu Sinemia. Çok sık sinemaya gidenler için bir uygulamaymış. Ben de Facebook sayfamda gördüm. Sana bir master kart mantığında bir kart yolluyorlar, sen de o kartı aylık, üç aylık ve altı aylık olmak üzere para doldurtuyorsun ve bir ay boyunca her gün bir filme ücretsiz girebiliyorsun. E- tabii harika bir şey ama, olayın aslı astarı nedir, iyicene araştırmadan hayatta para yatırmam böyle şeylere. Filmde girmeden önce gişedeki ablaya bunu da sorayım dedim. Olayı tarif edince “Haa tamam biliyorum. Başkaları da sordu ama bizde öyle bir uygulama yok” dedi. Pek aşırmadım zaten. Uygulamanın sitesinde Türkiye’nin her yerinde, tüm sinema salonlarında geçerli diye bize kakaladıkları kartı pek çok salona sordum ama, haberleri bile yok böyle bir şeyden. Demek ki iyicene araştırmadan hemen atlamamak gerekiyormuş. Hadi şimdi filme girelim.


DECCAL (2015)

Özgür Bakar’ın daha önce izlediğim diğer korku filmlerine göre, Deccal sanki daha bi göz alıcı, daha şık bir film gibi geldi bana. Hem biraz korktum, hem de diğer dini içerikli korku filmlerinde olduğu gibi biraz da bir şeyler öğrendim. Yönetmenin instagram hesabını takip ettiğim için, film çekimleri süresince orada yayınladığı obje, kişi ve bazı sahneleri filmde görünce daha bir hoşuma gitti. Gözümden kaçmayanlar; yönetmenin de küçük bir sahnede flaş hızıyla görünüp kaybolması ve minik bebeğinin de filmde yer almasıydı. A bu arada zengin iblis Nurdan’ı da Recep İvedik 2’den yoga hocası karakterinde izlemiştim. Yalnız bana da bir tane Nurdan lazım galiba. Para lazım Nurdan; al kızım, tatile çıkacam Nurdan; al kızım, bana iş lazım; al kızım. Ohhh Nurdan ablayla hayat çok rahat. Yalnız, Nurdanla karşılaşmanın da aciiiiip bir bedeli var. Onu da söylemeden edemiciiiim.

Görsel efektler gayet güzedi. En azından tahmin ettiğimden daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Yalnız eleştirmek istediğim bir nokta var bu konuda. Bazı korku sahneler daha uzun gösterilebilirdi. Örneğin; iblisin tavanda asılı durarak, Duygu’yu korkuttuğu sahne.  Bence biraz daha anlaşılır ve azıcık daha uzun olabilirdi. Bunun dışında karakterlerin hastane koridorlarında dolaşması ve hastanenin korkunç atmosferi ayakta alkışlanır türdendi diyebilirim. Ha bir de, din adamının evinde, kapıların kendiliğinden açılıp, rüzgâr eşliğinde Duygu’nun kapıdan heybetli bir şekilde çıktığı sahne de oldukça güzeldi. Sonuç itibariyle çok korkmadım, eğlendim, biraz belgesel tadında bir film izledim. Üçlemesinin yapılacağını duyduğum filmin ilkinde Deccal doğuyor ve o korkunç gözlerini açıyor.

Duygu ve Aslı, feleğin çemberinden geçmiş, günlerini erkek peşinde koşturup, bar-pavyon demeden, yiyip, içip, sıçıp, bohem bir şekilde yaşamaktadırlar. Aslında ikisinin de geçmişleriyle ilgili ciddi sorunları vardır ama, çok ta fazla bir şeye kafayı takmamaya çalışan iki rahat abla gibi görünmektedirler. Duygu bir dönem intihara kalkışmış, hayatı paramparça olmak üzereyken, Nurdan adında zengin ve enteresan bir kadının hayatına pat diye girmesiyle değişen bir kadındır.

Nurdan, kullanmadığını iddia ettiği, lüks bir evi Duygu’ya verir. O da yetmiyormuş gibi üzerine tomar tomar paralara boğar Duygu’yu. Duyguyla kankası Aslı’da paracıklar geldikçe havaya uçup, göbecikler atmaktadırlar. Her şey mükemmel gitmektedir ama a-be kızım insan hiç mi sormaz “bu gudubet karı neden bize durduk yere böyle yardım ediyor” diye. Kızlarımızın bu soruyu düşünmeye pek niyeti yoktur.


Kafalar biraz rahatlayınca, bizim kızların canı gecelere akıp, buldukları herifleri eve attıktan sonra çatır çatır yemek ister. O gece de istedikleri gibi geçer ve Aslı tanıştığı adamın evine giderken, Duygu da mantiyi eve attığı gibi alır ifadesini.
Ertesi gün yanında kimseyi bulamayan Duygu’yu bir sürpriz daha beklemektedir; bacaklarının arasından akan fışkıran kan. Aslı ve Duygu apar topar hastaneye giderler ve Duygu’nun hamile olduğu ortaya çıkar. Kimden olduğu belli olamayan bebeği aldırmak istese de, Nurdan’nın ısrarları ve sağlık sorunlarının da devreye girmesiyle bebeği aldıramaz. Bebek dünyaya gelecektir ve beraberinde bir felaketi de getirecektir.



IMDb: 5.9

Vizyon Tarihi: 24 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Korku
Yönetmen : Özgür Bakar
Oyuncular : Öznur Serçeler ,  Bulut Köpük ,  Aykut Engin ,  Duygu Paracıkoğlu ,  Sait Genay
Senaryo : Özgür Bakar ,  Alper Kıvılcım
Yapımcı : Uğur Kaplan ,  Serhat Tümayman
Diğer Adı : Deccal Başlıyor




THE GALLOWS (2015)

Ulan o el kameralarınızı alın götünüze sokun e mi! En sonunda ağzımı bozdurdunuz ya başka hiçbir şey demiyorum size. Ya bu ne amatör kamera merakıdır anlamadım gitti. Film boyunca başım döndü. Neredeyse film izleme bahanesiyle arka koltuğa oturup, yiyişen çiftin üzerlerine kusacaktım. Bir de beyaz perde de en sık gördüğüm şeylerden biri de kamerayı tutan kişinin ayakları oldu. Blair Cadısı filmini, bu akımı başlattıkları için bir kez daha lanetliyor, güzel ülkemi cinli filmlerden, tüm dünyayı da bu el kamerasıyla çekilmiş filmlerden koru yaraaaabbbeeee diyerekten dualar ediyorum.

Öf neyse. Baktım ki Deccal filmi bitiverdi, hemen yan salona transfer olup, The Gallows’u izlemeye başladım. İçeride kıyılara köşelere çekilmiş, gözleri filmden başka her şeyi gören iki çift vardı. Ben de kıllık olsun diye gittim ve bir çiftin yanına oturdum. Hemen toparlandılar ama filmin ilerleyen dakikalarında yine sarmaş dolaş oluverdiler. Yaşasın kötülük! J

Başta da belirttiğim gibi, film amatör kamera tarzında çekilmiş. Bilmiyor muydum? Tabii ki biliyordum. Ama filmi burada size anlatayım diye bakın ne hallere düşüyorum. Aslında güzel bir konu bulmuşlar faka,  el kamerası gibi çekicez diye filmi berbat etmişler. Filmin final sahnesi ve birkaç korkutma sahnesinin dışında, film ortalamanın çok altındaydı ne yazıkki. Filmde oynayan sarışın kızımız Cassidy Giffort bence çok sempatik ve gayet güzel gözlere sahip bir kızdı ama kızceğizi film boyunca ne ağlattılar be. Yazık oldu o güzel gözelere. Eh hadi anlatayım size filmi kısaca.

Yıllaaaar önce minik bir kasabada bir lisede bir oyun sergileniyor ve biz bu oyunun görüntülerini kasetten izleyerek film başlıyor. Kasette, bir oyun sırasında, oyun gereği darağacına çıkarılan ve boynuna ip geçirilen bir gencin yanlışlıkla ayağının sehpadan kayması sonucu ölümünü izleyen zamane fırlamaları, The Gallows isimli bu oyunu tekrar sahneye koymaya karar veriyorlar. Hem oyunu oynarız, hem de ölen arkadaşı anarız diyerekten oyunun provaları başlıyor.

Fakat okulun fırlama tiplerinden biri olan Ryan, uyuz olduğu ve aynı oyunda yer alan birkaç öğrenciye hadlerini bildirmek istediği için, oyunda yer alan birkaç kankasını da yanına alarak gecenin bir vakti okula girmeye karar verirler. Hani illa bunların götüne rahatlık batacak ya.  Amacı; sahne dekorunu dağıtmak, birkaç oyuncunun sahne kıyafetlerini alıp, yerlerine daha komik kıyafetler falan koymaktır.

Tüm hazırlıklar yapılır, okula girilir ve istedikleri şeyleri bir bir yaparlar. Fakat 20 sene önce yaşanan bu ölüm vakasından sonra, ölen gencin gizemini de araştırmaya kalkmak bir salaklıkta da bulunurlar. Okulun içerisi göz gözü görmeyecek kadar karanlıktır ve tuhaf bir güç, ölen gencin geride bıraktığı gizeme doğru tüm gençleri sürüklemeye başlar. 20 sene önce yarım kalan oyun, gençler tarafından bir kez daha oynanacak ve alkış sesleri duyulana kadar da gençler okuldan dışarıya çıkamayacaklardır.


IMDb:4.6

Vizyon Tarihi: 24 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 81 Dak.
Yönetmen : Chris Lofing,  Travis Cluff
Oyuncular : Cassidy Gifford ,  Mackie Burt ,  Ryan Shoos ,  Reese Mishler ,  Pfeifer Brown
Senaryo : Chris Lofing ,  Travis Cluff
Yapımcı : Jason Blum ,  Travis Cluff
Diğer Adı : Superstition



DRACULA (1992)

Kitabıyla epeyce geç tanışmış olsam da, bu dişlek yaratığı daha bi sevmeye başladım galiba. Bram Stoker’in 100 sene önce yazmış olduğu Dracula isimli kitabının lezzeti bambaşka. 1992 yılında vizyona giren Dracula isimli, üç dalda Oscar alan film ise neredeyse kitapla noktasına virgülüne aynı. Kitaptaki gotik havayla birlikte uçmanız mümkün bir durum. Aynı havayı filmde de görüyoruz ve atmosferinden, kostümlerine, diyaloglardan, oyunculuklara kadar mis gibi lezzetli bir film çıkıyor ortaya.


Henüz çocuk yaşlarında olduğum ve vampir filmleri seyretmeye götüm yemediği için, o dönemler bana hitap etmemiş olabilir. Daha sonraları birkaç özel kanalda da rast gelen filmi yine üstün körü izlemişim ki ilgimi pek çekmemiş. Çocukluğumda izlediğim bir vampir filminden sonra sabaha kadar yorganı gırtlağımı örtecek kadar çekip, o şekilde uyumuştum. Neyse, şu anda yaşım Kont Dracula ile aynı olduğuna göre artık filmi izleyebilirim duygusuna kapıldım, hatta bir de filmi izlemeden önce kitabını da alıp okudum. Eh- şimdi filmi sizlere anlatma zamanı. 

Şimdi, çoook çok eski, hatta sizin bile hayal edemeyeceğiniz çok eski bir tarihe gidiyoruz; sene 1462.  Osmanlı askerlerini kazığa oturtup, bir de utanmadan karşısına geçip kaşlarını çatarak, çay ve kahve höpürdeten Kazıklı Voyvoda’nın yavuklusu ise Osmanlı’nın oyununa gelerek intahar eder. Çünkü şatoya gelen yalan bir haber, Voyvoda’nın savaşta öldürüldüğüne dairdir. Bunu duyan kız hiç durmaz ve Voyvodasız yaşayacağıma geberirim daha iyi, der ve kendini şatonun tepesine çıkar ve aşağı inerken ne asansör kullanır ne de merdiven. Atar kendini aşağıya. Prensesi zemin katta bulan görevliler, prensese Voyvoda taklidi yapsalar da prenses gözünü açmaz. Artık o ölmüştür. Bunu duyan Voyvoda ise kazıkların ucuna oturtacağı götleri düşünerek, bütün malzemeyi toplayarak koştura koştura şatoya gelir ve acı gerçekle karşılaşır.

Bu olaydan sonra tanrıya karşı isyankar bir tavır sergileyen Voyvoda, “artık sana inanmıyorum, sevgilimi elimden aldım, bundan sonra tanrı benim üüleeeyyyyn” diyerekten Kadir İnanır tavırları sergiler ve elindeki kılıcı cart diye dev haçın kalbine saplar. Yara alan haçtan kanlar fışkırır ve tanrı, Voyvoda’yı lanetleyerek onu bir vampire çevirir.

E- tabii aradan 400 yıl geçer ve bizim Voyvoda’nın kıçındaki kıllar pişmaniye kıvamına gelir ve adı da Dracula olarak değişir. Londra’da yaşayan Mina’yı keşfeder. Mina, Dracula’nın 400 yıl önce intahar eden yavukluusna çok benzemektedir ve bu kez Mina ile işi pişirmek istemektedir. Aşkın gözü kördür hesaaabı, Dracula’nın yapamayacağı şey yoktur. Girmediği şekil kalmaz, önüne ne çıksa öldürür, ona karşı kurulan, onu öldürmek isteyen ekiple cebelleşir ama, onun gözü bir kere aşktan kör olmuştur bile. Ve yapamayacağı şey yoktur.


IMDb: 7.5

Yapımı : 1992 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Romantik
Süre: 128 Dak.
Yönetmen : Francis Ford Coppola
Oyuncular : Keanu Reeves ,  Anthony Hopkins ,  Gary Oldman ,  Monica Bellucci ,  Winona Ryder
Senaryo : James V. Hart
Yapımcı : Francis Ford Coppola ,  Michael Apted

1 yorum:

  1. Paylaşımlarınız harika ilgiyle takip ediyorum... biraz daha güncelliği artırırsanız harika olacaktır.

    filmi full izle
    Film izle

    YanıtlaSil