26 Temmuz 2015 Pazar

DECCAL, THE GALLOWS VE DRACULA

GEÇTİĞİMİZ HAFTA SİNEMADA FİLMLERE GİRMEDEN ÖNCE

Geçtiğimiz cuma filmler vizyona girdiğinde, önce Deccal’a, ardından The Gallows (Darağacı) filmlerine ardı ardına girebilir miyim diye düşünürken, kendimi gişenin önünde buldum. Her zamanki tombik biletçi ablanın yanına yanaşarak ilk önce Deccal filmine, ardından da Darağacı filmine bilet istediğimi söyleyince, sağ olsun, hemen kendi kafasında bir hesap yaparak kıl payı da olsa Darağacı filmine girebileceğimi söyledi fakat Darağacı filmine hiç seyirci olmadığı için o seansın iptal olabileceğini de belirtip yerimi ayırdı.



Ben de âdetim olduğu üzere ilk önce birkaç hamburger ve tavuk parçasını göbeğime yağ olmak üzere mideme götürdükten sonra, pılımı pırtımı toplayıp, avm’nin en alt katındaki kuru yemişçi abinin yanına inip soslu mısır almaya karar verdim. Adama, “soslu mısır var mı?” diye sorduğumda, nedense bana toplumsal bir barış mesajı vererek, “tabii efendim var, olmaz olur mu, var tabii. Hepimiz kardeşiz, hepimiz insanız” şeklinde bir şeyler saçmalamaya başladı. Hayır, konuyu soslu mısırdan, Mahsun Kırmızıgül’ün Hepimiz Kardeşiz şarkısına nasıl getirdi, orayı ben de anlamış değilim. Neyse, baktım kardeşlik mesajları devam edecek gibi görünüyor, “ya abi benim biraz acelem var da sinemaya yetişmem gerekiyor” diyince, “tabii efendim tabii, insanız hepimiz, hepimiz kardeşiz olabilir” falan gibi şeyleri tekrar etmeye başlayarak bir poşet çıkarttı. “Aaaa poşet olmasın ses yapar o salonda. Başkası yapınca en tepemin attığı şeydir, aynısını ben de yapmayayım. Siz onu ufak bir kese kâğıdına koyun” dedim ama nafile, adam yine başladı “olabilir efendim, kese kâğıdı yağ olmasın diye poşete koyayım dedim, neden olmasın hepimiz kardeşiz, dostuz.” Ay deliricim hee, çattık manyak herife. Adam çerezci mi, barış elçisi mi anlamadım gitti.

Neyse alacağımı alıp, arkama bile bakmadan koştura koştura sinema salonuna daldım. Aaa yok unuttum sahi; Sinemia! Nedir diyeceksiniz bu Sinemia. Çok sık sinemaya gidenler için bir uygulamaymış. Ben de Facebook sayfamda gördüm. Sana bir master kart mantığında bir kart yolluyorlar, sen de o kartı aylık, üç aylık ve altı aylık olmak üzere para doldurtuyorsun ve bir ay boyunca her gün bir filme ücretsiz girebiliyorsun. E- tabii harika bir şey ama, olayın aslı astarı nedir, iyicene araştırmadan hayatta para yatırmam böyle şeylere. Filmde girmeden önce gişedeki ablaya bunu da sorayım dedim. Olayı tarif edince “Haa tamam biliyorum. Başkaları da sordu ama bizde öyle bir uygulama yok” dedi. Pek aşırmadım zaten. Uygulamanın sitesinde Türkiye’nin her yerinde, tüm sinema salonlarında geçerli diye bize kakaladıkları kartı pek çok salona sordum ama, haberleri bile yok böyle bir şeyden. Demek ki iyicene araştırmadan hemen atlamamak gerekiyormuş. Hadi şimdi filme girelim.


DECCAL (2015)

Özgür Bakar’ın daha önce izlediğim diğer korku filmlerine göre, Deccal sanki daha bi göz alıcı, daha şık bir film gibi geldi bana. Hem biraz korktum, hem de diğer dini içerikli korku filmlerinde olduğu gibi biraz da bir şeyler öğrendim. Yönetmenin instagram hesabını takip ettiğim için, film çekimleri süresince orada yayınladığı obje, kişi ve bazı sahneleri filmde görünce daha bir hoşuma gitti. Gözümden kaçmayanlar; yönetmenin de küçük bir sahnede flaş hızıyla görünüp kaybolması ve minik bebeğinin de filmde yer almasıydı. A bu arada zengin iblis Nurdan’ı da Recep İvedik 2’den yoga hocası karakterinde izlemiştim. Yalnız bana da bir tane Nurdan lazım galiba. Para lazım Nurdan; al kızım, tatile çıkacam Nurdan; al kızım, bana iş lazım; al kızım. Ohhh Nurdan ablayla hayat çok rahat. Yalnız, Nurdanla karşılaşmanın da aciiiiip bir bedeli var. Onu da söylemeden edemiciiiim.

Görsel efektler gayet güzedi. En azından tahmin ettiğimden daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Yalnız eleştirmek istediğim bir nokta var bu konuda. Bazı korku sahneler daha uzun gösterilebilirdi. Örneğin; iblisin tavanda asılı durarak, Duygu’yu korkuttuğu sahne.  Bence biraz daha anlaşılır ve azıcık daha uzun olabilirdi. Bunun dışında karakterlerin hastane koridorlarında dolaşması ve hastanenin korkunç atmosferi ayakta alkışlanır türdendi diyebilirim. Ha bir de, din adamının evinde, kapıların kendiliğinden açılıp, rüzgâr eşliğinde Duygu’nun kapıdan heybetli bir şekilde çıktığı sahne de oldukça güzeldi. Sonuç itibariyle çok korkmadım, eğlendim, biraz belgesel tadında bir film izledim. Üçlemesinin yapılacağını duyduğum filmin ilkinde Deccal doğuyor ve o korkunç gözlerini açıyor.

Duygu ve Aslı, feleğin çemberinden geçmiş, günlerini erkek peşinde koşturup, bar-pavyon demeden, yiyip, içip, sıçıp, bohem bir şekilde yaşamaktadırlar. Aslında ikisinin de geçmişleriyle ilgili ciddi sorunları vardır ama, çok ta fazla bir şeye kafayı takmamaya çalışan iki rahat abla gibi görünmektedirler. Duygu bir dönem intihara kalkışmış, hayatı paramparça olmak üzereyken, Nurdan adında zengin ve enteresan bir kadının hayatına pat diye girmesiyle değişen bir kadındır.

Nurdan, kullanmadığını iddia ettiği, lüks bir evi Duygu’ya verir. O da yetmiyormuş gibi üzerine tomar tomar paralara boğar Duygu’yu. Duyguyla kankası Aslı’da paracıklar geldikçe havaya uçup, göbecikler atmaktadırlar. Her şey mükemmel gitmektedir ama a-be kızım insan hiç mi sormaz “bu gudubet karı neden bize durduk yere böyle yardım ediyor” diye. Kızlarımızın bu soruyu düşünmeye pek niyeti yoktur.


Kafalar biraz rahatlayınca, bizim kızların canı gecelere akıp, buldukları herifleri eve attıktan sonra çatır çatır yemek ister. O gece de istedikleri gibi geçer ve Aslı tanıştığı adamın evine giderken, Duygu da mantiyi eve attığı gibi alır ifadesini.
Ertesi gün yanında kimseyi bulamayan Duygu’yu bir sürpriz daha beklemektedir; bacaklarının arasından akan fışkıran kan. Aslı ve Duygu apar topar hastaneye giderler ve Duygu’nun hamile olduğu ortaya çıkar. Kimden olduğu belli olamayan bebeği aldırmak istese de, Nurdan’nın ısrarları ve sağlık sorunlarının da devreye girmesiyle bebeği aldıramaz. Bebek dünyaya gelecektir ve beraberinde bir felaketi de getirecektir.



IMDb: 5.9

Vizyon Tarihi: 24 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Korku
Yönetmen : Özgür Bakar
Oyuncular : Öznur Serçeler ,  Bulut Köpük ,  Aykut Engin ,  Duygu Paracıkoğlu ,  Sait Genay
Senaryo : Özgür Bakar ,  Alper Kıvılcım
Yapımcı : Uğur Kaplan ,  Serhat Tümayman
Diğer Adı : Deccal Başlıyor




THE GALLOWS (2015)

Ulan o el kameralarınızı alın götünüze sokun e mi! En sonunda ağzımı bozdurdunuz ya başka hiçbir şey demiyorum size. Ya bu ne amatör kamera merakıdır anlamadım gitti. Film boyunca başım döndü. Neredeyse film izleme bahanesiyle arka koltuğa oturup, yiyişen çiftin üzerlerine kusacaktım. Bir de beyaz perde de en sık gördüğüm şeylerden biri de kamerayı tutan kişinin ayakları oldu. Blair Cadısı filmini, bu akımı başlattıkları için bir kez daha lanetliyor, güzel ülkemi cinli filmlerden, tüm dünyayı da bu el kamerasıyla çekilmiş filmlerden koru yaraaaabbbeeee diyerekten dualar ediyorum.

Öf neyse. Baktım ki Deccal filmi bitiverdi, hemen yan salona transfer olup, The Gallows’u izlemeye başladım. İçeride kıyılara köşelere çekilmiş, gözleri filmden başka her şeyi gören iki çift vardı. Ben de kıllık olsun diye gittim ve bir çiftin yanına oturdum. Hemen toparlandılar ama filmin ilerleyen dakikalarında yine sarmaş dolaş oluverdiler. Yaşasın kötülük! J

Başta da belirttiğim gibi, film amatör kamera tarzında çekilmiş. Bilmiyor muydum? Tabii ki biliyordum. Ama filmi burada size anlatayım diye bakın ne hallere düşüyorum. Aslında güzel bir konu bulmuşlar faka,  el kamerası gibi çekicez diye filmi berbat etmişler. Filmin final sahnesi ve birkaç korkutma sahnesinin dışında, film ortalamanın çok altındaydı ne yazıkki. Filmde oynayan sarışın kızımız Cassidy Giffort bence çok sempatik ve gayet güzel gözlere sahip bir kızdı ama kızceğizi film boyunca ne ağlattılar be. Yazık oldu o güzel gözelere. Eh hadi anlatayım size filmi kısaca.

Yıllaaaar önce minik bir kasabada bir lisede bir oyun sergileniyor ve biz bu oyunun görüntülerini kasetten izleyerek film başlıyor. Kasette, bir oyun sırasında, oyun gereği darağacına çıkarılan ve boynuna ip geçirilen bir gencin yanlışlıkla ayağının sehpadan kayması sonucu ölümünü izleyen zamane fırlamaları, The Gallows isimli bu oyunu tekrar sahneye koymaya karar veriyorlar. Hem oyunu oynarız, hem de ölen arkadaşı anarız diyerekten oyunun provaları başlıyor.

Fakat okulun fırlama tiplerinden biri olan Ryan, uyuz olduğu ve aynı oyunda yer alan birkaç öğrenciye hadlerini bildirmek istediği için, oyunda yer alan birkaç kankasını da yanına alarak gecenin bir vakti okula girmeye karar verirler. Hani illa bunların götüne rahatlık batacak ya.  Amacı; sahne dekorunu dağıtmak, birkaç oyuncunun sahne kıyafetlerini alıp, yerlerine daha komik kıyafetler falan koymaktır.

Tüm hazırlıklar yapılır, okula girilir ve istedikleri şeyleri bir bir yaparlar. Fakat 20 sene önce yaşanan bu ölüm vakasından sonra, ölen gencin gizemini de araştırmaya kalkmak bir salaklıkta da bulunurlar. Okulun içerisi göz gözü görmeyecek kadar karanlıktır ve tuhaf bir güç, ölen gencin geride bıraktığı gizeme doğru tüm gençleri sürüklemeye başlar. 20 sene önce yarım kalan oyun, gençler tarafından bir kez daha oynanacak ve alkış sesleri duyulana kadar da gençler okuldan dışarıya çıkamayacaklardır.


IMDb:4.6

Vizyon Tarihi: 24 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 81 Dak.
Yönetmen : Chris Lofing,  Travis Cluff
Oyuncular : Cassidy Gifford ,  Mackie Burt ,  Ryan Shoos ,  Reese Mishler ,  Pfeifer Brown
Senaryo : Chris Lofing ,  Travis Cluff
Yapımcı : Jason Blum ,  Travis Cluff
Diğer Adı : Superstition



DRACULA (1992)

Kitabıyla epeyce geç tanışmış olsam da, bu dişlek yaratığı daha bi sevmeye başladım galiba. Bram Stoker’in 100 sene önce yazmış olduğu Dracula isimli kitabının lezzeti bambaşka. 1992 yılında vizyona giren Dracula isimli, üç dalda Oscar alan film ise neredeyse kitapla noktasına virgülüne aynı. Kitaptaki gotik havayla birlikte uçmanız mümkün bir durum. Aynı havayı filmde de görüyoruz ve atmosferinden, kostümlerine, diyaloglardan, oyunculuklara kadar mis gibi lezzetli bir film çıkıyor ortaya.


Henüz çocuk yaşlarında olduğum ve vampir filmleri seyretmeye götüm yemediği için, o dönemler bana hitap etmemiş olabilir. Daha sonraları birkaç özel kanalda da rast gelen filmi yine üstün körü izlemişim ki ilgimi pek çekmemiş. Çocukluğumda izlediğim bir vampir filminden sonra sabaha kadar yorganı gırtlağımı örtecek kadar çekip, o şekilde uyumuştum. Neyse, şu anda yaşım Kont Dracula ile aynı olduğuna göre artık filmi izleyebilirim duygusuna kapıldım, hatta bir de filmi izlemeden önce kitabını da alıp okudum. Eh- şimdi filmi sizlere anlatma zamanı. 

Şimdi, çoook çok eski, hatta sizin bile hayal edemeyeceğiniz çok eski bir tarihe gidiyoruz; sene 1462.  Osmanlı askerlerini kazığa oturtup, bir de utanmadan karşısına geçip kaşlarını çatarak, çay ve kahve höpürdeten Kazıklı Voyvoda’nın yavuklusu ise Osmanlı’nın oyununa gelerek intahar eder. Çünkü şatoya gelen yalan bir haber, Voyvoda’nın savaşta öldürüldüğüne dairdir. Bunu duyan kız hiç durmaz ve Voyvodasız yaşayacağıma geberirim daha iyi, der ve kendini şatonun tepesine çıkar ve aşağı inerken ne asansör kullanır ne de merdiven. Atar kendini aşağıya. Prensesi zemin katta bulan görevliler, prensese Voyvoda taklidi yapsalar da prenses gözünü açmaz. Artık o ölmüştür. Bunu duyan Voyvoda ise kazıkların ucuna oturtacağı götleri düşünerek, bütün malzemeyi toplayarak koştura koştura şatoya gelir ve acı gerçekle karşılaşır.

Bu olaydan sonra tanrıya karşı isyankar bir tavır sergileyen Voyvoda, “artık sana inanmıyorum, sevgilimi elimden aldım, bundan sonra tanrı benim üüleeeyyyyn” diyerekten Kadir İnanır tavırları sergiler ve elindeki kılıcı cart diye dev haçın kalbine saplar. Yara alan haçtan kanlar fışkırır ve tanrı, Voyvoda’yı lanetleyerek onu bir vampire çevirir.

E- tabii aradan 400 yıl geçer ve bizim Voyvoda’nın kıçındaki kıllar pişmaniye kıvamına gelir ve adı da Dracula olarak değişir. Londra’da yaşayan Mina’yı keşfeder. Mina, Dracula’nın 400 yıl önce intahar eden yavukluusna çok benzemektedir ve bu kez Mina ile işi pişirmek istemektedir. Aşkın gözü kördür hesaaabı, Dracula’nın yapamayacağı şey yoktur. Girmediği şekil kalmaz, önüne ne çıksa öldürür, ona karşı kurulan, onu öldürmek isteyen ekiple cebelleşir ama, onun gözü bir kere aşktan kör olmuştur bile. Ve yapamayacağı şey yoktur.


IMDb: 7.5

Yapımı : 1992 - ABD
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Romantik
Süre: 128 Dak.
Yönetmen : Francis Ford Coppola
Oyuncular : Keanu Reeves ,  Anthony Hopkins ,  Gary Oldman ,  Monica Bellucci ,  Winona Ryder
Senaryo : James V. Hart
Yapımcı : Francis Ford Coppola ,  Michael Apted

19 Temmuz 2015 Pazar

STRANGERLAND, EXISTS, BLACK SEA, PERNICIOUS, ANT-MAN

STRANGERLAND (2015)

Strangerland’da 17 Temmuz’da gösterime giren filmlerden. Biraz daha ticari bir hava oluşturabilmek adına Türkçeleştirilmiş adına ve yağlanmış-ballanmış bir şekilde yazılmış konusuna bakılacak olursa, dersinizki; iyi oyuncularla bezenmiş, temposu yüksek, görsel efeklerin süslediği bir felaket filmi. Yooook canım, öyle bir şey değil. Ha oyunculuklara laf etmiyorum ama pek öyle ticari bir gişe film beklemeyin. Hatta pek çok sinema sitesinde dram-gerilim yazılmış ama, öyle değil. Bana göre dram-gizem.

Sonu çok saçma sapan bitti, bir yere bağlanmadı, eee nooldu şimdi, ne saçma sapan bitti bi bok anlamadık, demeniz mümkün. Aslında gizem filmlerinin sonun bu şekilde bitmeleri bana göre çok normal. Adı üstünde “gizem”. Film devam ederken, yâda bittiğinde bazı şeyleri düşünüyor olmanız da bundan kaynaklanıyor. O gizem, film bittiğinde de devam etmeliki ortaya tartışmaya açık bir film çıksın. Şimdi gelelim filmi anlatmaya. Biraz sonra okuyacağınız yazı,  bir aile dramının yaşandığı bu filmin büyüsünü bozabilir, gülümsemenize neden olabilir. Ha bir defilm, çoook ağır ilerleyen bir film.

Tanrının (bakınız burada “tanrı” kelimesini kullanıyorum ki yabancı filmin ambiyansından çıkmayalım) ay ne diyordum, hah; tanrının bile siktir ettiği bir kasabaya, bir takım ailevi nedenlerden dolayı gelmiş ve oraya kıçlarını yaymış olan Parker çifti iki çocuğu ile birlikte sessiz sakin yaşamaktadırlar. Sessiz ve sakin dediiiime bakmayın hee, film ilerledikçe bu ailenin ne anasının gözü olduğu ortaya çıkıyor.

Çocukların üzerinde ailenin yapısından kaynaklanan bir rahatlık var. 15 yaşındaki genç kızımız eksozu patlak kamyon gibi ortalıklarda dolaşıp, önüne kim gelirse elmas madenini yalatan bir kızdır. Onun bir ufak boyu olan erkek kardeşi de kız kardeşinin yaptıklarına göz yuman, bir sigaraya kardeşini satabilecek yapıda bir sümüklünün tekidir. Çocukların bu halleri ortadayken, durumdan rahatsız olan anne baba, bir süre sonra kendilerini suçlamaya başlarlar; acaba bu çocukların böyle olmasına neden biz miyiz diyerekten.


Aile içi bir çatışma yaşana dursun, bir gün meydana gelen bir kum fırtınası sonrası ortalık kararır ve eve dönmeyen iki kadeş ortalıktan yok olur. Çocukların yok olmasıyla birlikte anne-baba panikler fakat geçmişe dayanan bazı aile sorunları da çocukların kaybolmasıyla birlikte tekrar gün ışığına çıkar. Tüm kasaba çocukların kaybolma haberi ile çalkalanırken, dedikoduların da arkası kesilmeyecektir.

IMDb:6.9

Vizyon Tarihi: 17 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - Avustralya
Tür : Dram
Süre: 112 Dak.
Yönetmen : Kim Farrant
Oyuncular : Nicole Kidman ,  Hugo Weaving ,  Joseph Fiennes ,  Sean Keenan ,  Nicholas Hamilton
Senaryo : Michael Kinirons ,  Fiona Seres
Yapımcı : Macdara Kelleher ,  Naomi Wenck



EXISTS (2014)

Esas oğlan: Bu yaratığa bir şey yapmış olmalıyız ki bizi öldürmek istiyor.
Esas kız: (Salya sümük ağlayarak) Hayır hayır! Ona ne yapmış olabiliriz ki? Biz ona hiçbir şey yapmadık!
Esas blog yazarı Korkukolik: (Filimden pek hoşlanmamış bir vaziyette) Hadi be! Daha ne yapacaksınız ki? O elinizdeki video kayıt cihazlarınızı elinizden alıııııırr, filmleri başa sarar, size ne yaptığını gösteririm! Hadi oradan!


Biliyorsunuz bizde cinli filmler, ecnebilerde ise filmi doğal gösterecem diye kullandıkları el kamerası usulü çekim yöntemi. Ne zaman böyle bir film izlesem tepem atıyor. Exists, Dehşet Gecesi uydurmasyonuyla bizde gösterilen film de yine bu teknikle çekilmiş. 1 saat 20 dakikalık süresiyle katlanılabilinir bir film olmuş en azından. İzlemeseniz de kaybedeceğiniz bir şey yok, klasik bir hikâye.
3-5 çılgın genç, ellerine kameralarını alıp, içlerinden birinin amcasına ait bir orman kulübesine giderler. Yolda birbirlerine yaptıkları şakalarla, dağ demeden, taş demeden yollarına devam edip, kulübeye doğru yaklaşırlar. Hala yoldadırlar ve gece olmuştur. Gecenin karanlığında hızla önlerinden geçen, ne olduğunu anlayamadıkları bir şeye arabalarıyla çarparlar.

Kulübeye vardıklarında, onları korkunç bir kulübe beklemektedir, fakat korkunç olmasının sebebi, kulübenin hayaletli yâda yaratıklarla dolu olmasından dolayı değil, ortalığı bok götürmesinden dolayıdır. Gecenin bir vakti, bu tozlu ve pis kulübeye yerleşen gençler, ertesi gün olduğunda, arabalarının dağılan tamponunu görürler ve dün gece neye çarptıkları hakkında ise hiçbir fikre sahip değildirler.

Bu duruma pek aldırış etmeyen gençler, çılgınca tatillerine devam ederken; çılgınca, nefret dolu, ve kıçından soluya soluya onlara gelen dev bir tehlikenin de farkına biraz geç de olsa varacaklardır.

IMDb:5.2

Vizyon Tarihi: 17 Temmuz 2015
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Korku
Süre: 86 Dak.
Yönetmen : Eduardo Sánchez
Oyuncular : Brian Steele ,  Denise Williamson ,  Dora Madison Burge ,  Samuel Davis ,  Roger Edwards
Senaryo : Jamie Nash
Yapımcı : Robin Cowie ,  Gregg Hale





BLACK SEA (2014)

Son 10 dakikasına doğru sızıp kaldığım filmi, ertesi gün tekrar 10 dakika geriye alıp izledim de pek fazla bir şey kaybetmemişim aslında. Ammmaaaa işin içinde Jude Law varsa kardeşim, en boktan senaryo da olsa film izlenir. En azından Jude Law’ın oyunculuğ adına. Kara Deniz beni çok etkileyen bir gerilim olmadı açıkçası ama, dediğim gibi oyuncunun hatırına izlenebilitesi artan film benim için.


İlk başlarda biraz sıkıcı olduğunu düşündüğüm film, bir süre sonra beni tam sarmaya başladı derken, beni sarıp sarmalaması bir tık daha düşerek filmin sonuna doğru sızmama neden oldu. Kıçımdaki pirelin bitlerin ve her türlü haşerenin beni dürtmesiyle gözümü açıp, filmin sonlarını biraz daha izleyeyim dedim ama, yok olmadı. Pireler bile benle başa çıkamadı ve uykuya yenik düştüm. Ertesi gün filme tekrar göz atarak filmi anlatmaya karar verdim size.

12 ton altının bir gemiyle birlikte denizin dibini boyladığını bildiğiniz halde oturduğunuz yerde nasıl durabilirsiniz? Tabii ki duramazsınız. Ama hepimiz Robinson kadar şanslı değiliz ki bir denizaltıyı çalıştırabilelim. Robinson, 15 sene donanmada, 12 sene de özel bir şirket de batıkları çıkartmak için denizaltı kaptanlığı yapmış bir abimizdir. Bu altınları oradan çıkartıp, zengin olduktan sonra, 2000 katlı gökdelenin tepesinde, çilek yiyip, vajinalarda şampanya patlatmayı hayal etmektedir. Fakat bu eylemi yerine getirebilmek o kadar da kolay bir olay değildir.

Öncelikle bazı bağlantıları kullanıp, gözünü para bürümüş ve pek de aydınlık işlerle uğraşmayan zengin bir herif bulurlar. Herif, kılın tekidir ama, istenilen şartlarda anlaşırlar ve karşılığında Robinson’a Ruslara ait eski bir denizaltı bulunup verilir. Denizaltı Ruslara ait olunca mürettebatın bazıları da Rus asıllı olacaktır. Ekip hazırlanır ve dalış vakti gelir çatar.

Denizaltındaki kişilerden biri hariç, diğer hepsi işlerinde deneyimli kişilerdir ve tek hayalleri sudan çıktıklarında parayı bulup, varyemez amca gibi çil çil altınların içinde yüzmektir. Denizaltı harekete geçer ve tüm planlar yapılır. Fakat kısa bir süre sonra acemi elemanımız tarafından yapılan bir hata sonucu denizaltında bir patlama meydana gelir herkes yaşam mücadelesi verir. Millet ölümü düşünürken bir taraftan da akılları 12 ton altındadır. Zengin olabilme hırsı, mürettebat arasında korkunç bir hırsa dönüşür ve kendi aralarında bir ölüm kalım mücadelesi başlar. Herkes birbirinin katili olmaya adaydır. Hadi iyi seyirler.


IMDb: 6.4

Vizyon Tarihi: 24 Nisan 2015
Yapımı : 2014 - İngiltere
Tür : Gerilim ,  Macera
Süre: 114 Dak.
Yönetmen : Kevin Macdonald
Oyuncular : Jude Law ,  Ben Mendelsohn ,  Konstantin Khabensky ,  Jodie Whittaker ,  Scoot McNairy
Senaryo : Dennis Kelly
Yapımcı : Kevin Macdonald ,  Jane Robertson





PERNICIOUS (2014)

2014’e ait korku-gerilim filmleri son sürat devam ediyor ve maalesef sene içinde rastlayabildiğimiz kaliteli bir şeyler bulabilmek bir hayli zor. Imdb’ye göz attığımda 7 küsur puanlarda karşıma çıkan Pernicious filmine nihayet ulaşabildim ve zaman geçtikçe Imdb puanın giderek düştüğü fark ettim. Filmi geçen hafta izlerken 6,0 puana düşen filmin puanının giderek düşeceğini düşünüyorum. Filme benim puanım 2,0.


Çok da ilgi çekici olamayan ve oyunculukların da şöyle böyle olduğu sıradan bir korku filmi ile karşı karşıyayız. Bana göre kötü film kategorisinden öteye gidemeyen film de; üç Amerikalı kızımız hem tatil, hem de iş için Tayland’a gelirler.

Burada, kaldıkları pansiyonda eşyaların çok ilginç ve eski olduğunu görüp, eşyaları çok beğenirler. Fakat oteldeki en sıra dışı şey ise altından bir çocuk heykelidir. Bu heykelin ne olduğunu çok merak ederler ve onlar için büyük gizem haline gelir. Bir gece çıktıkları barda tanıştıkları üç erkekle birlikte pansiyona geri dönerler ve adamlarla yaşamak istedikleri seks ve eğlence dolu gece, üç kızın da o gece göreceleri korkunç bir kâbusla son bulur. Sabah kalktıklarında kendilerini iyi hissetmeyen kızları bir sürpriz daha beklemektedir; pansiyondaki altın çocuk heykeli ortadan diğer eşyaları ile birlikte kaybolmuştur.


IMDb: 6.1

Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Korku
Yönetmen : James Cullen Bressack
Oyuncular : Sara Malakul Lane ,  Jackie Moore ,  Ciara Hanna ,  Byron Gibson ,  Emily O'brien
Senaryo : James Cullen Bressack
Yapımcı : James Cullen Bressack







ANT-MAN (2015)

Tarzımızla pek yakınlığı olmasa da, izlediğim fantastik filmlerden de burada bahsediyorum biraz. Geçtiğimiz hafta gittiğim Ant-MAn, (Karınca Adam) oldukça eğlenceli ve tahminimden daha lezzetli çıkan bir film oldu benim için. Marvel firması geleneği değiştirmeyip, erkek egemenliğini yine ortaya serip, bir erkek süper kahraman daha yaratmayı başarmış. Süper kadın kahramanların da beyaz perdeyi doldurması ümidiyle.


Filmde bir ailesi olan fakat hayatını hırsızlıkla kazanmaya çalışan bir karakter var. Bu durumdan dolayı karısı tarafından terk edilir ve tekrar karısına geri dönebilmesi için eski yaşantısından kurtulması gerekmektedir.

Paraya ihtiyaç duyduğu için son bir hırsızlık olayına daha girer ve zorlu bir şekilde girdiği evdeki kasaya ulaştığında içeride ne altın, nede para vardır. Bulabildiği tek şey; bir kask ve bir de tuhaf bir kostümdür. Eli boş dönmesin diye bu kostümü alır ve evine gelir. Kostümü incelemek için giydiğinde, bu kostümüm aslında sıradan bir kostüm olmadığını anlar. Kostüm, onu giyen kişileri karınca boyutlarına çevirerek, güçlü bir karham haline getirmektedir.

Kahramanımız bu durumu çözmeye çalışırken, bu kostümü dizayn eden bilim adamı da ona kostüm aracılığı ile ulaşarak yardımcı olmaya çalışır. Kahramanımızın kafası çok karışıktır. O seçilmiş kişidir, ailesine geri dönmesi için bu kostümün ona büyük bir faydası dokunacaktır, fakat her şeyin de bir bedeli vardır.


IMDb: 8.1


Vizyon Tarihi: 17 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Bilim Kurgu ,  Aksiyon
Süre: 117 Dak.
Yönetmen : Peyton Reed
Oyuncular : Paul Rudd ,  Evangeline Lilly ,  Michael Douglas ,  Hayley Atwell ,  Judy Greer
Senaryo : Stan Lee ,  Edgar Wright ,  Jack Kirby ,  Joe Cornish ,  Andrew Barrer ,  Gabriel Ferrari
Yapımcı : Stan Lee ,  Edgar Wright
Diğer Adı : Ant-Man

12 Temmuz 2015 Pazar

SİCCİN 2, BEYOND THE REACH, THELIVING, TENEBRE, 247 DEGREES FEHRENHEIT

SİCCİN 2 (2015)

2014’ün en iyi korku filmi olarak öne çıkan Siccin filminin devamı Siccin 2 nihayet gösterime girdi. Film gösterime girdiği gün soluğu sinemada alan ben, yine yanılmadığımı anladım ve keyifli bir Siccin filmi daha izlemiş oldum.


DAKİKA 1, GOL 1

Filmin ilk dakikalarından itibaren izleyiciyi gözyaşlarına boğan Hicran rolündeki Seyda Terzioğlu’nu vallahi ayakta alkışlıyorum. Film boyunca hem kendi hüngürdedi, hem de bizi hüngürdetti. Tam Hicran ve kocası Adnan’ın dramlarına salondaki herkes salya-sümük ağlıyorken, kara çarşaflı, çirkin suratlı cinlerin belirmesiyle her şey ardı ardına gelmeye başlıyor ve bu kez korkudan ağlamaya başlıyoruz. Dram ve korkunun bir araya gelerek ortaya çıkardığı lezzete gizemli olaylarda eklenince, film tadından yenmez hale geliyor.

İlk filmdeki cin çarpma sahneleri, Musallat filmindeki çarpılma sahnelerine yakın yapılmışken, Siccin 2’de ise yöntemler biraz daha yaratıcı ve izlemesi hem ürkütücü, hem de gurur verici. Türk korku sinemasının böyle güzel ve kaliteli efektlerini gördükçe, ben de fantastik korku sinemamız adına seviniyorum haliyle.

HİKÂYE VE MEKÂNLAR

Filmin hikâyesi yine birinci filmde olduğu gibi gerçek bir hikayeden olduğuna dair bir açılış yazısı ile başlıyor. Çanakkale-Issız Cuma’da bir mezarlıkta yaşanan tüyler ürperten bir hikâyeden yola çıkılarak yapılmış ve yine aynı mezarlık filmde kullanılmış. Yalnız bir mezarlık bu kadar mı güzel olabilir. Manyak mıyım neyim ama, harbiden bu mezarlığa bayıldım. Mezarlıkta yer değiştiren iki kabrin yer değiştirme olayı gerçek olmasa gidip ziyaret edeceğim de göt yemiyor işte.

Filmin bir kaç mezarlık sahnesinde sis efekti verebilmek için dumanın biraz fazla ve yapay kullanılmasının dışında bir sıkıntı yok gibiydi. Sanki mezarlığın içinde birkaç aile birleşmiş de mangal patisi yapıyorlarmış gibi fosur fosur dumanın yer aldığı bir sahne vardı mesela. Orayı pek sevmedim.
Bahçesinden tutunda evin atmosferine kadar ürkütücü olan bir başka ev de, geçmişte bazı korkunç olayların yaşandığı ve hemen ardından cinlerin bu evi sahiplendiği evdi. Burada da bana göre abartılı olan şey; bahçedeki dilek ağacına benzer ağaçtı. Yılbaşı ağacı gibi üzerini neden bu kadar çok doldurduklarını anlayamadım. Ama genel olarak korkutucu bir atmosferi vardı ve başarılıydı.
Hikayeye tekrar dönecek olursam, ilk filmde olduğu gibi bir flashback  ile geçmişe gidip, olup biteni öğrendikten sonra yine sürprize boğulup, ağzımız iki karış açık kalıp şaşırıyoruz. Peki nedir bu hikaye derseniz, filmi size anlatmaya başlayayım.

Adnan ve Hicran, mutlu bir evlilik sürerlerken, bebeklerinin doğum gününde korkunç bir olay yaşarlar ve evin bir odasındaki elbise dolabının bebeğin üzerine düşmesi sonucu bebeklerini kaybederler. Bu olayladan sonra, Adnan karısını ihmalkârlıkla suçlar ve araları açılır. Her ikisininde psikolojileri bozulur ve zor günler yaşarlar. Aynı evin içinde birer yabancı gibi olurlar.

Bütün bu kötü günler yaşanırken, bazı doğaüstü olaylar yaşamaya başlayan Hicran, yaşadığı bu olayları gerçekle kâbus arasında kalarak ilk önce boş verir fakat bir arkadaşının tavsiyesiyle bir hocaya gider ve olup biteni anlatır. Hoca, sorunu cinleri yardımıyla öğrenir ve ikinci kanından birinin ona 41 dikiş büyüsü yaptığını öğrenir. Bu büyü de büyülerin en güçlü olanıdır.


Hicranın bu büyüden kurtulabilmesi için geçmişine yönelik bir yolculuk yapması gerekmektedir ve bu yolculuk Hicran için hem tehlikelidir, hem de geçmişi ile ilgili aklının ucuna bile getiremeyeceği bir gerçeğin de ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Vizyon Tarihi: 10 Temmuz 2015
Yapımı : 2015 - Türkiye
Tür : Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Alper Mestçi
Oyuncular : Şeyda Terzioğlu ,  Bulut Akkale ,  Seda Oğuz ,  Yavuz çetin ,  Reyhan İlhan
Senaryo : Alper Mestçi ,  Ersan Özer
Yapımcı : Muhteşem Tözüm







BEYOND THE REACH- TEHLİKELİ OYUN (2014)

Robb White’nin romanından uyarlanan filmin sonund
an başlayayım hemen. 7.2 puanındaki filmin sonu neden bu kadar kötü ve klasik bitti onu anlayamadım. IMDb puanının bu kadar yüksek olmasının sebebini neredeyse siyasi konulara ve iktidara yakınlık meseleleri falan sanacam neredeyse. Ha film fena değil; heyecan ve aksiyon-gerilim açısından beklentiyi karşılamıyor değil. Mıchael Douglas amcayı da epeydir bir filmde izlemiyordum, hasret gidermiş olduk.


Filmdeki çöl görüntülerini sevebilirsiniz ki benim çok hoşuma gitti. İlerleyen sahnelerdeki kızgın güneşin, insan üzerindeki etkisini yansıtmak için yapılan makyajlar da hiç fena değildi. Öyle bir çölde çırılçıplak kaldığınızı düşünsenize. Kıçınızda yumurta bile pişebilir.

Michael amca avlanmak için çöllere çıkan zengin bir iş adamını canlandırır. Yakışıklı oyuncu Jeremy Irvine ise onun yanında ona yardımcı olmak için peşine takılır. Kamyonetin içinde sohpet, muhabbet derken avlanma üzere çölü karış karış gezmeye başlarlar. Tam bu sırada Madec (Michael amca) net olarak göremediği bir canıya ateş eder ve bu canlının yanına gidince babalara geldiğini anlar. Çünkü öldürdüğü bir hayvan değil, yardımcısı Ben’in de( Jeremy Irvine) tanıdığı kasabadan yaşlı bir amcanın ta kendisidir.

Ben, ölen yaşlı adamın cesedini alıp, kasabaya götürmelerini söylerken, bizim çakal iş adamı Madec ise her şeyi unutmasını, cesedi kasabaya götürürlerse başlarına daha büyük bir bela açılacağını söyler ve Ben’e yüklü miktarda para ve süper bir hayat vaad eder ve Ben’de bu teklisi kabul eder.


Ama bizim yakışıklı oğlanın içi rahat etmez ve ölen adama duyduğu saygıdan dolayı anlaşmayı bozar. Sen misin anlaşmayı bozan, diyen Madec ise eline aldı mı pompalı tüfeği, Ben önde, kendisi arkada, başlar Ben’i kovalamaya. Ava çıkan Ben, kendisi av olmuştur ama Madec’i de birçok sürpriz beklemektedir. 

NOT: Filmin yazısını yazdığım dönemlerde filmin IMDb puanı 7.2'den vizyon tarihinde ise 5.5'e düşmüştür. 



IMDb: 5.5
Vizyon Tarihi: 10 Temmuz 2015
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 95 Dak.
Yönetmen : Jean-Baptiste Léonetti
Oyuncular : Michael Douglas ,  Jeremy Irvine ,  Hanna Mangan Lawrence ,  Ronny Cox ,  Patricia Bethune
Senaryo : Robb White ,  Stephen Susco
Yapımcı : Michael Douglas ,  Alton Walpole

Diğer Adı : The Reach, Avın Ötesinde





THE LIVING (2014)

Oyunculuklarını beğendiğim film, bir aile dramı olarak karşımıza çıkıyor. Filme başlamadan önce gerilim tarafının daha ağır basacağını düşünmüştüm ama, biraz yanılır gibi olsam da filmin ikinci yarısından itibaren kiralık katilimizin ortaya çıkmasıyla gerilim biraz daha yükseliyor.


Teddy, aldığı alkolün etkisiyle karısı Molly’yi eşek sudan gelinceye kadar döver. Bohçasını aldığı gibi anasının evine, daha o gece dönen Molly’nin vucudu ve yüzü korkunç derecede şiddete maruz kalmıştır.

Ertesi gün yaptığı hatayı anlayan denyo kocası, kendine gelir gelmez kızı geri almak için, kızın anasının evine koşar. Yaptığı tüm şeylerden pişmandır ama Molly’nin de onu affetmeye hiç niyeti yoktur. Teddy kapıya gelir ve Molly’nin tripleriyle karşılaşır. Kız korkunç derecede şiddete maruz kalmıştır ama, bizim andaval Türk kadını gibi, kocamdır, döverdeeee severdeeee şeklinde de bir tutum içerisindedir. Teddy ise yaptığı hiçbir şeyi hatırlamadığını ve bir daha asla tekrarlanmayacağını söylesede Molly’den fırçayı yer ve oturur götünün üstüne. Bunun üzerine Teddy, ne yapar eder Molly’nin gönlünü alabilmek için elinden gelen her şeyi yapar.


İlk iş olarak Molly’nin sünepe erkek kardeşinin gözünden düşmemek için onun çalıştığı markete gider ve ondan özür diler, kendini affettirmek için düzenlenen akşamki yemekte görüşmek üzere yanından ayrılır. Sünepe erkek kardeş, Teddy’ye karşı hiçbir şeyi sorun etmiyormuş gibi gözükür fakat, ablasına yapılan bu kötülük karşısında sessizce içini kemirir ve Teddy için korkunç bir sürpriz yapma planına girer.

IMDb:6.4
Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 89 Dak.
Yönetmen : Jack Bryan
Oyuncular : Kenny Wormald ,  Erin Cummings ,  Fran Kranz ,  Joelle Carter ,  Jocelin Donahue
Senaryo : Jack Bryan








TENEBRE (1982)

Hadi sıkıysa tahmin edin bakalım; katil kim? Tenebre, yani bizdeki adıyla Ölüm Kitabı, yine bir Dorio Argento klasiklerinden biri. Çekildiği seneye bakılacak olursa ilginç gelebilecek bir hikâye. Fakat günümüzde bu konu o kadar çok işlendi ki yâda işleniyor, gençler için biraz bayık gelebilecek bir hikâye olabilir. Filmin senaryosu da yine yönetmene ait. Yönetmenin daha önce de izlediğim, “katil kim” temalı bir filmi olan Profondo Rosso (Derin Kırmızı) isimli filminin yanında biraz sönük kalacağı şüphesiz. Film de en çok hoşuma giden sahne; genç kızın canavar gibi bir köpekten kaçış sahnesiydi. Bu sahneyi oldukça başarılı bulurken, öte yandan pek çok ölüm sahnesi de berbattı. Alfred Hitchcock’un Sapık filminde, duş sahnesindeki bıçak, kadına temas bile etmeden kadını öldürdüğü gibi hiç gerçekçi olmayan sahneler vardı filmde. Dorio’da Alfred baba gibi bıçağın kadına temas etmemesini tercih etti beklide, kimbilir.

Filmde, “Ölüm Kitabı” adında yeni bir gerilim kitabı çıkan bir yazarın İtalya’ya gitmesinin ardından yaşanan cinayetleri izliyoruz. Katilin hedefi genelde genç ve güzel kadınlardır. Kurbanlarını önce ustaca tuzağa düşürür, yanlarına yanaşır ve tak tak tak. Gitti güzelim kızlar.

İzlediğiniz pek çok seri katilli filmde, katilin mutlaka bir imzası kurbanın yanına bırakılır. Bunlar genelde; bir gül, her defasında ilginç bir sembol, yâda işlediği cinayette kullandığı silahtır. İşte bu filmdeki manyak katilimizin özelliği de; kitabı yeni çıkan yazarımızın kitabındaki cinayetlerin aynısı işleyip, öldürdüğü kadının ağzına da kitabın sayfalarını tıkıştırmak olur. Tabii, filmin sonunda katil yakalanınca, o sayfaları bu kez polis onun götüne sokar. Hadi iyi seyirler.



IMDb:7.2
Vizyon Tarihi: 01 Şubat 1987
Yapımı : 1982 - İtalya
Tür : Gerilim ,  Gizem ,  Korku ,  Suç
Süre: 91 Dak.
Yönetmen : Dario Argento
Oyuncular : Linda Blair ,  John Saxon ,  Lara Wendel ,  Giuliano Gemma ,  Mirella D'angelo
Senaryo : Dario Argento
Yapımcı : Claudio Argento



247 DEGREES FEHRENHEIT

Sıra geldi bu haftaki son blog yazısı olan filme; 247 Degrees Fehrenheit. 2011’den bu yana ha izledim, ha izlicem diye bir kenarlara attığım filmi nihayet izleme şansım oldu. Gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yapıldığına dair bir yazıyla başlayan filmin ilk dakikalarında, 247 derece sıcaklıktaki bir saunanın içine hapsolduğumu düşündüm ve biraz klostrofobim azdı. E- biraz da korku filmi izlemek, o filmdeki karakterlerin yerine kendini koyup da, o hikâyenin içinde yer alıyormuş gibi izlemekten de geçiyor. Filmle bütünleşmediğin sürece film biraz anlamını yitiriyormuş gibi geliyor bana. Tabii bu film bir korku filmi değil, bir gerilim.


Film de, iki kız, iki erkek olmak üzere 4 gencimiz, kızlı erkekli toplanıp, yine klasik olarak, kısa bir tatil için bir seyahate çıkarlar. Geldikleri yer, göl kenarında, Ian’ın amcasının her sene kiraya verdiği sevimli kulübelerden biridir.

Ortam güzeldir ve sessiz sakin kendi halinde eğlenen gençler doğanın tadını çıkartırlarken kulübede bir sauna olduğunu keşfederler. Hiçbir halttan kusur kalmayacaklar ya, illa o saunaya da girilecek hesaaabı, toplanıp, sauna keyfi için dalarlar saunaya.


Ellerde soğuk biralar, soğuk su şişeleri havlular falan derken, herkes sıcaktan manda boku gibi yayılıp kalır. Sauna keyfinden sonra göle dalan gençler ısınmak için tekrar saunaya dalarlar ve içlerinden biri biraz sarhoş olduğu için huysuzluk yapıp, dışarıya çıkar. Bir süre sonra diğer gençler de dışarı çıkmak ister fakat kapının açılmadığını ve içerde, tam 80 küsur derecede mahsur kalırlar. Dışarıdaki arkadaşları da yanlarına uğramayınca içeride zor durumda kalan diğer gençlerin işi giderek zorlaşır. Sıcaklık giderek artmaktadır ve içeride nefes dahi alınamamaya başlanmıştır. 



IMDb:5.0

Yapımı : 2011 - Gürcistan
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 90 Dak.
Yönetmen : Beqa Jguburia,  Levan Bakhia
Oyuncular : Scout Taylor-Compton ,  Michael Copon ,  Travis Van Winkle ,  Tyler Mane ,  Christina Ulloa
Senaryo : Lloyd S. Wagner

Yapımcı : Levan Kobakhidze ,  David Patarkalishvili