21 Haziran 2015 Pazar

HANGİ ÜNLÜNÜ, HANGİ KORKU FİLMİNİ SEVİYOR 4. BÖLÜM ve HAFTANIN FİLMLERİ

O TAM BİR KORKUKOLİK; ÇİĞDEM TUNÇ

Çiğdem Tunç instagram hesabımdan beni takip edene kadar onun bu denli bir korku filmi hayranı olduğunu bilmiyordum. Bir ara, kısa bir süre sizli-bizli takıldıktan sonra, o samimi havasını takınıyor ve nerdeyse paylaştığım pek çok korkunç fotoğraf ve videonun altına çok eğlenceli yorumlar yazıyor. Çiğdem hanım tam bir korkukolik. “Bir korku filminden teklif gelse, korku filmi efsanesi olurum. Hatta saatlerce cadı makyajıyla bile setlerde kalmaya razıyım” diye kendisiyle dalga geçebilecek kadar egolarından sıyrılmış bir kadın.

Çiğdem hanımla sinemada bir korku filmi izlemek ve ardından eğlenceli bir korku filmi muhabbeti yapmak harika olurdu. Çiğdem Tunç’a “favori filminiz hangisidir” diye sorduğumda “sadece bir tane ile sınırlı kalamam, birçok film var favorilerim arasında” diyor. Bunlardan ilki The Exorcist. Eski korku filmleri kadar yenileri de yakından takip etmeye çalışan Çiğdem Tunç, Tarçın’ın ve Reçel’in koruması eşliği altında, gecenin bir vakti tuvalete gidenlerden. Tarçın ve Reçel, Çiğdem Tunç’un kedileri.  Çiğdem hanımın evi her gece, gece yarısından sonra Paranormal Activity filmlerindeki eve döner. Hatta bu paranormal seslerin sahibi olan hayaletlerden kurtulmak için hayalet avcılarına bile başvurur. Oysaki evde o kadar çok kedi vardır ki, sabaha kadar gelen seslerin kedilere ait olduğu çok sonra ortaya çıkar.

Çiğdem Tunç, bu masum kedilerden elbette şüphe duymaz ve evde hayaletlerin olduğunu düşünerek hemen bu evden kurtulmanın yollarını arar. Bir süre sonra, bir arkadaşına ait olan bir orman kulübesine taşınır. Kedileri de onunla beraber gelmiştir. Fakat talihsiz olaylar bu evde de devam eder ve yağmurdan kaçarken doluya tutulan Çiğdem Tunç, can sıkıntısından ne yapsam diye düşünürken, kulübenin mahzeninde bulduğu kitabı alarak okumaya başlar. Okumaya başladığı kitabın bir aşk romanı olduğunu düşünür ve kitabı okumaya devam eder. Kitapta yazan şeyleri okudukça karanlık bir laneti uyandırdığının farkına varamayan Çiğdem, kedilerinin birer şeytana dönüşmesiyle ne yapacağını şaşır ve hemen bu kulübeyi de terk ederek bir otel odasına yerleşir. Canından çok sevdiği kedilerini geride bırakmıştır, fakat bu kez, otelde karşılaşacağı Norman Bates adındaki tuhaf adamının gazabına uğrayacağını düşünerek, sabaha kadar duşa giremez. Odasının kapısını kilitler, kalemi ve kâğıdı eline alır, gece boyunca yaşadığı olayları anlatan bir korku filmi senaryosu yazmaya koyulur. Sabaha kadar süren film senaryosu biter ve geriye bir tek şey kalmıştır; filmin adı. Biraz düşündükten sonra filmin adını da bulur; Evil Dead.

EVIL DEAD (1981)


Evil Dead, bizdeki adıyla; Kötü Ruh yâda Şeytanın Ölüsü, benim de çok sevdiğim favori filmlerim arasında. Bir grup genç, hafta sonunu bir orman kulübesinde geçirirler, şeklinde başlayan filmlerin babasıdır bu film. Bu filmden sonra devam filmleri gelse de en sevdiğim bölüm, ilk bölüm olarak kalacak gibi. 2013’de filmin yeni versiyonu da yapıldı. Görsel efektlerin ve tekniklerin daha göz alıcı olduğu yeni filmde ne yazıkki 1981 yapımı olan ilk filmin atmosferi yok. Film, ormanda terk edilmiş bir kulübede çekilmiştir.
Beş kanka, hafta sonu kaçamağı olarak bir orman kulübesine giderler ve oldukça ürkütücü bu kulübede bir hafta sonu macerası yaşamak isterler. Herkes odasına yerleşmiş, tatilin tadını çıkartmak isterlerken, arkadaşlardan ikisi kulübenin mahzenini keşfederler ve mahzene inip neler olduğuna göz atarlar.

Götüne rahatlık batan gençler, heyecanı ve aksiyonu mahzende aramaya kalkarlar ver ve buldukları esrarengiz bir kitabı, açılmaması gerektiği halde açıp okurlar. Merak güzeldir ama bence fazlası değil. Gençlerden biri kitabı okurken, farkında olmadan kötü bir ruhu uyandırıp, yanlarına çağırır ve film kopar.

Bir yandan kitaptaki büyülü sözler, öte yandan buldukları bir ses kaydına ait bant, korkunç bir iblisin yanlarına gelmesini sağlayarak, sabaha kadar evde terör estirmesine neden olur. Gençler, tek tek bu iblisin etkisi altında manyakça birbirlerini doğrarken, filmin kahramanı Ash ise sabaha kadar bu iblisten kurtulmamın yolunu arar.






TERROR TRAIN  (1980)



“Hayat upuzun bir terene benzer. Ama sen hangi vagona binersen o senin tercihindir.” Diye bir şey okumuştum Erol Çelik’in Dilenci isimli gerilim hikâyesinde. Bu filmde de cuk oturduğu için bu yazıyla başlayayım dedim bu filmin anlatımına. Terror Tarain’de de kolejli gençlerin tercih ettikleri vagon, beklide yaptıkları en büyük ve en kanlı hataydı.
Film 1980 yapımı ve bir intikam hikâyesi. Günümüzde oldukça alışık olduğumuz ve benzerlerini defalarca daha önce izlediğim bir film oldu benim için. Bu yüzden, filmin sonu başından belli oluyordu. Benim için şaşırtıcı olmayan ve maskeli katilimizin kim olduğundan emin olduğum bir film çıktı karşıma. Ama yinede katilin size bir sürprizi olacak.


Bir grup kolejli öğrenci mi desem, kolejli zibidi mi desem, bir arkadaşlarının evinde çılgın bir parti için toplanırlar. Kimi bir köşede sevişir, kimi uyuşturucunun etkisiyle ortalığı yakar geçer, kimisi de partinin en ezik çocuğu Kenny’e korkunç bir şaka yaparlar. Bunlar tıp öğrencisi oldukları için. Morgdan buldukları bir cesedi yatağa koyarlar ve yüzü gözükmeyecek şekilde örterler. Yatağın gözükmeyen bir köşesine de gruptan bir kız geçer (Jamie Lee Curtis) ve cesede dublaj yaparak Kenny ile konuşur. “Utanmana gerek yok Kenny. Ben de ilk kez seks yapıcam. Hadi soyun ve yanıma gel” der. Bizim gariban Kenny’de bu lafları duyunca, donu-tumanı çıkartır, eline alır küsküyü doooru yataaa yaylanır. Fakat abaza Kenny’i yatakta korkunç bir sürpriz bekler. Kadını tam öpeceği sırada onun bir ceset olduğunu anlar ve korkudan götü başı dağıtır. O günden sonra deliren Kenny, bir sır gibi ortadan kaybolur.

Olaydan tam 3 sene geçer ve bu kez mezuniyet için bir tren kiralanır. Allah aşkına bakar mısınız, yat değil, kat değil, bildiiiin tren kiralıyor Allahın züppeleri. Siz misiniz tren kiralayan. Yaptıkları kostümlü parti birkaç gün boyunca trende sürecektir ve teker teker gençler trende öldürülür. Acaba bu ölümlerin nedeni nedir, kim bu korkunç cinayetleri işlemektedir soruları kafanızı kurcalarken,  hızla giden tren gibi cinayetler de hızla devam edecektir. 

HORNS


Joe Hill,baba mesleği olan korku hikayesi yazarlığına soyunmuş ortaya karışık bir film hikayesiyle karşımıza çıkmış.Stephen King'in oğlu olan Joe Hill'in Horn isimli kitabından uyarlama bu film de Harry Potter filminden tanıdığımız Daniel Radcliffe,boyzulu kahramanımızı canlandırıyor.

Film,gerçekten ortaya karşık bir hal almış yalnız.Film de ne ararsan var çünkü.Macera,aşk,entrika,gerilim,dram,fantastik sahneler.Fantastik kısmı pek ilgimi çekmedi desem yalan olmaz.Aslında klasik bir"katil kim"tarzı filmi şeklinde ilerlemeye başlasada,film de,her insanın içinde bir parça şeytan vardır ve bu şeytanı iyi yada kötü anlamda kullanmak sana kalmıştır,diye düşündüren bir yapı da ortaya çıkıyor.İki saatlik süresinin ilk yarısına kadar biraz sıkıldım ama ikinci saate geçildiğinde,film bir tık daha hareketleniyor.Filmin konusunu hemencicik anlatıveriyim size.

Ig adında bir adam sevgilisini almış,ağaçlar altında fingirdeşirken birlikte uyuya mı kalıyorlar,içip te sızıyorlar mı anlayamadığım bir durumda öylece kalakalıyorlar.Fakat bu esnada toprağın altından gelen tuhaf bir şeyin olduğunu gösteren bir görüntünün ardından Ig,gözlerini açtığında evinde ve akşamdan kalma bir vaziyette kendini bulur.Bu esnada dışarından gelen sesler pek hayra alamet değildir ve kapısının önünde "şeytanı istemiyoruz"feryatlarıyla bir protestonun olduğunu görür.Ig'nin sevgilisi tecavüze uğramış ve kafası taşla ezilerek bulunduğu için,tüm kasaba halkı Ig'den şüphelenmektedir.


Bir süre sonra Ig'nin kafasında da boynuzlar çıkmaya başlayınca Ig,kafasında çıkan boynuzlara mı yansın,öldürülen sevgilisinin kendisinin yaptığına inandıklarına mı yansın,çocukcağız ne bok yiyeceğini bilmez bir hale gelir.İşin tuhaf tarafı ise,herkes çıkan bu boynuzları gayet normal bir haltmış gibi sanıp,Ig'ye hiç bir şey yokmuş gibi davranmasıdır.Boynuzlardan dolayı çılgına dönen Ig,ne yaparsa yapsın bu boynuzlardan kurtulamaz fakat,boynuzların başka bir sırrını daha keşveder.Boynuzlar,insanların içlerindeki asıl kimliği ortaya çıkarmaktadır ve belkide cinayetin kimin işlediğini bu boynuzlar sayesinde bulacaktır.

Konu bundan ibaret.Malefiz'in öncülük ettiği bu "boynuzlu" akımı bakalım başka filmlerde de karşımıza çıkacak mı.İlginç ilerleyen filmi size tavsiye ediyorum fakaaaaat,öyle aman aman bir gerilim beklemeyin.Filmin ikinci saatinde biraz hareket var.Hadi iyi seyirler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder