24 Mayıs 2015 Pazar

ÜNLÜLERİN FAVORİ KORKU FİLMLERİ... 1. BÖLÜM ve HAFTANIN FİLMLERİ


ÖZGÜR BAKAR (Senarist, Yönetmen)

İnstagram ve twitter hesaplarımdan beni takip eden ünlülerle bazen korku filmi muhabbetini yaptığımızda hepimizin gözünden adeta ışık, parmak uçlarımızdan da birer Freddy bıçakları fırlıyor. Eminim ki hepimiz bir araya gelip bir korku filmi gecesi düzenlesek, film sonrası feci bir korku filmi muhabbetine dalarız. Korku filmi sever olmak böyle bir şey işte. Daha henüz böyle bir fırsatı yakalayamadım. Gerçi, bırakın aynı evde bir gece vakti korku filmi izlemeyi, bir sinema salonunda bir araya gelmek bile benim için heyecan veri bir şey olurdu. Ha sinema salonu demişken, ayrıca buradan duyurulur; yerli korku filmi galalarına davetiye istiyorum. JPekâlâ, buradan yüzsüzlüğümü de yaptığıma göre artık kim bu ünlüler diye yazıya başlamak istiyorum.

Yahu adam beni epeydir takibine almış da benim haberim yokmuş; Özgür Bakar. Bu bir soygundur, Azazil: Düğüm, Ammar: Cin Tarikatı ve yeni gösterime giren Helak: Kayıp Köy filmlerinin yönetmeni ve senaristi. Siz bu filmlerden hangisini sevdiniz bilemem ama ben her birini izlediğim de azıcık altıma kaçırdım diyebilirim. J Yerli korku filmlerini seviyorsanız ve bilhassa son dönemlerde çok tutan cinli filmlerden hoşlanıyorsanız bu filmleri kesinlikle izleyin. Ben de geçenler de kendisine sordum; “peki senin favori filmin nedir?” diye. Aldığım cevap; In the Mouth of Madness- Çılgınlığın Ötesinde, diye cevap verdi.

1994, IMDb puanı 7.2 olan filmi daha önce izlemediyseniz birazcık anlatmaya çalışayım size. Hem korkmaya, hem de gülmeye hazır olun.

IN THE MOUTH OF MADNESS (1994)

Yazdığı korku romanlarıyla tüm dünyayı birbirine düşüren yazar Sutter Cane, Mutlak Korku diye bir kitap yazar ve cort diye ortalıktan kaybolur. Devreye, bir sigorta müfettişi olan John girer ve bu yazarı ne yapıp edip bulup, kellesini yayınevi sahibine getireceğine söz verir.


Bu arada yazarın kitabını okuyan kişiler de tuhaf davranışların ortaya çıktığını öğrenir, fakat insanların bu kitapları okuduktan sonra birbirini kesip biçme, dayak atma, kısacası öldürmeye varıncaya kadar eğilimler gösterdiklerini duyunca yine de inanası gelmez. Bizim müfettiş, bu tür şeylerin, insanların kendi kafalarında oluşturduğunu düşünür. Ta ki burnunun dibinde ucube bir zombi görene dek.

Şöyle bir silkelenir, ha siktir çeker, hatta kelime-i şahadet getirip abdest alır ama korkunun ecele faydası yoktur. Bütün bunlar olurken, yayınevinin aditörüyle de mercimeği fırına vermekle de kalmaz, mercimeğin her tür yemeğini bizzat kendi elleriyle yapar. Linda’ya vermiş olduğu mercimek ziyafeti sonrası, kayıp yazar hakkında öğrendikleri bir ipucundan yola çıkarak Hobb’un Sonu isimli garip bir kasabaya gelirler.

Yerleştikleri otel harikadır; yemekler, oda servisi, dekor falan oh mis. Fakat otelin çatlak sahibini tanımalarının ardından otelde çok garip şeylerin olduğunu ve geldikleri bu kasabanın aslında yazarın kendi kitaplarında kullandığı kasaba olduğunu fark ederler. Otelde garip yaratıklar bodrumda yaşayıp, insanların kanını emmektedir, tablolar her an şekil değiştirip, bir şeyler anlatmaktadır  ve hâlâ John bütün bu olanları gözleriyle görmesine rağmen, insanların görsel ve ses efektleriyle onları korkuttuklarını düşünür.

Bir süre sonra kayıp yazarın izini bulduklarında biraz geç olmuştur ve tüm dünya onun kitaplarını okuyup, delirmeye başlar. Tüm kasaba halkı zıvanadan çıkarcasına onlara saldırmaya çalışırken John ve Linda’nın da kaçacak delikleri giderek ufalmaya başlar. Filmin gerisini merak edenler filmi izleyebilir.

Önümüzdeki hafta; radyo programcısı, yazar ve şu anda Hafta Sonu dergisindeki başarılı röportajlarıyla bilinen ve ben de çok özel bir yeri olan Arzu Çağlan’ın favori filmi Rosemary’s Baby filmini anlatıcam size.

POLTERGEIST (2015)

Ah ahh yine şu şeytana hizmet eden emlakçı modeli ile filmimiz başlar. Nerede bir şeytanlı, hayaletli, ruhlu, perili ev varsa hep bu emlakçıların başının altından çıkıyor. Hayaletlerle dolu bir evi neden millete kakalarsınız sanki? Sinemadan çıkar çıkmaz eve gelip, filmi sana sıcak sıcak anlatayım istedim.


Film, 1982, Steven Spielberg imzalı Poltergeist isimli filmin 2015 yeni çevrimi. Akılda kalıcı bir oyunculuk performansı bulamadığım filmin bir de oyunculukları etkileyici olsaydı tadından yenmezdi. Filme giderken, tamamıyla bir korku filmine gidiyorum diye evden çıkmayın. Kendinizi, aksiyon, fantastik korku ve biraz da minik minik komikliklerin olduğu bir filme gidiyorum diye yola çıkın. Filmdeki korku sahnelerini çok sevdim. Bir film çekseydim, ben de bu tarz sahneleri kullanırdım diyebilirim. İki saate yakın süren filmden ayrılırken keyifli bir şekilde ayrıldık. Zaten uzun zamandan beri kaliteli fantastik bir film izlemeye hasret kalmıştım ki bu film bana ve sinema arkadaşım Kadir’e çok iyi geldi. Mutlu bir şekilde salondan ayrıldık.

Steve ve Diana yeni bir ev almaya karar verdiklerinde, karşılarına çıkan uygun fiyatlı bir evi satın alırlar. Kısa bir süre alışma sürecini geride bıraktıktan sonra günlük hayatlarına geri dönerler. Fakat bir süre sonra bu mütevazi hayatları cehenneme dönecektir, çünkü yeni satın aldıkları ev, çok eski ve sonradan keşfedilen bir mezarlığın üzerine inşa edilmiştir.

Çok fazla geçmez ve evin en küçük kızı yavaştan psikopata bağlar ve elbise dolabı, oyuncaklar ve evdeki televizyonla  konuşmaya başlar. Bir gece, bu sevimli kız, salona inmiş, olayı samimiyete döküp, televizyonla muhabbet ederken ailesi onu bulur ve onun için endişe eder. Onun bir büyüğü erkek çocuk ise karanlıktan aciiip korkar ve sürekli olarak gece lambasını açık bırakır. Odasında yalnızken pencereden dışarı baktığında ağaçların canlı olduğunu zannederek ödü kopar. Ama istemediğin ot burnunun dibinde biter derler ya,  odasındaki palyaço şeklindeki oyuncağın korkunç saldırısına uğrar.
Bütün bunlar bu iki kardeşin başına gelirken,  büyük kardeş için de çeşitli sürprizler olacaktır. Evdeki elektronik aletler kafayı yercesine tuhaflaşmaya başlar ve artık bir karar verilir; evdeki bu paranormal olaylar için bir uzman ekip çağırılacaktır. Ekibin de eve gelmesiyle evdeki korkunç güçler daha da şiddetli bir şekilde karşılık vermek için hazır beklemektedir.

IMDb: 5.6

Vizyon Tarihi: 22 Mayıs 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 93 Dak.
Yönetmen : Gil Kenan
Oyuncular : Sam Rockwell ,  Rosemarie Dewitt ,  Saxon Sharbino ,  Kyle Catlett ,  Kennedi Clements
Senaryo : David Lindsay-Abaire
Yapımcı : Sam Raimi ,  Nathan Kahane




SAVAGE (2009)
Toplum kendi içinde, saldırganlığı ve vahşileşmeyi mi seçiyor? İrlanda yapımı bu filmi izlerken biraz bunu düşündüm. Sokaklarda kol gezen potansiyel suçluların bir insanın üzerinde ne derece derin izler bırakacağı konusunda yapılmış bir film Savage. İrlanda yapımı film, biraz ağır ilerliyor fakat sonuna doğru, şiddet görmüş bir insanın bile intikam hırsıyla sokaklarda dolaşıp, vahşileşme sürecini gözler önüne seriyor. Daha önce izlediğim bol kanlı intikam filmlerinin yanında biraz sade bir çizgisi olduğunu söylemeliyim.


Basın fotoğrafçısı Paul (uzun saçlarıyla Armağan Çağlayan’ı hatırlattı bana ama, herif saçlarını kesince biraz adama benzedi) yakınlaştığı bir kadınla randevudan dönerken (filmi izleyeli uzun zaman oldu, sanıyorum öyleydi) birkaç tane sokak serserisi pezevengin saldırısına uğrar. Hani şu ellerinde çakı gibi bir bıçakla, etraflarında buldukları efendi görünümlü, sessiz sakin insanları gözlerine kestiren donsuz takımından bahsediyorum. Paul’ü öncelikle iyicene korkuturlar, ardından da parasını pulunu alıp, bir de yüzünü çakıyla çizen bu götoşlar (ay nası sinirlendiysem artık, aklıma geldikçe saydırıyorum) ortalıktan yok olurlar. Ama o mobese kameralarından Allah razı olun, saldırganların görüntülerini alan polis, videoları tek tek Paul’e izletir. Fakat Paul’ün daha iyi bir fikri vardır; bir süre komando gibi eğitim alıp, o iki götoşu kendi elleriyle ortadan kaldırmak!

Tabii bu süreç içinde psikolojik destek de alan Paul, öncelikle kendine bir panik düdüğü satın alır ki o da saçma bir icat gibi geldi bana. Hani şu 1 milyoncularda satılan ve kapıya yapıştırmak suretiyle vın vın öten alarmların aynısı. Herifler senin götünü deşerler, bir de o alarmı götüne sokar ortalıktan uzaklaşırlar. Evladım sen alsana bir şok tabancası, demeye kalmadan bizim Paul bir de şok tabancası alır. Hemen arkasından da bir komando bıçağı gibi bir bıçak alır, beyzbol sapası ve kurusıkı tabancayı gene hiç saymıyorum. Annem sanırsın ki herif savaşa gidiyor. Dur yapma Paul, bu kadar abartma diyorum ama dinleyen kim.

Silah anlamında tüm bu önlemlerin dışında bir de karete kursuna yazılınca anlıyorum ki bizim deli oğlanın kafa hepten gitmiş, ülkeyi terk etmiş. En üzüldüğüm şey de; bir insana bıçak batırmanın nasıl bir şey olduğunu hissedebilmek için gidip, bir koyunun gövdesine koca pıçaaa saplaması. Neyse, artık her şey tamamdır ve vakit intikam vaktidir.
Tabii, şimdi ben böyle eğlenceli bir şekilde filmi anlattım ama, film aslında pek eğlenceli bir dokuya sahip değil. Çok durağan ilerleyen film, tamamıyla, saldırı sonrası bir insanın psikolojisi üzerine kurulmuş. Fena sayılmayacak bu filmi izlemeyi düşünenler için şimdiden iyi seyirler. Ha bir de film de bolca dal daşşak herifle karşılaşabilirsiniz, benden sööölemesi J  


IMDb: 6.5

Yapımı : 2009 - İrlanda
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Suç ,  Psikolojik
Süre: 85 Dak.
Yönetmen : Brendan Muldowney
Oyuncular : Nora-Jane Noone ,  John Burke ,  Andrew Bennett ,  Gerry Shanahan ,  Brian Fortune
Senaryo : Brendan Muldowney
Yapımcı : Alan Maher ,  Conor Barry






O OUTRO LADO DA RUA- KARŞI DAİRE (2004)

Naif bir gerilim mi desem, bir aşk filmi mi desem, polisiye mi, yoksa dramatik mi bilemedim. Bütün bunlardan hoşlanıyorsanız, sizi bunalıma sokacak bir başka film de O Outro da Rua. Film, Alfred Hitchcock tarzı filmleri seven izleyici kitlesini içine çekebilir. Bunalım dememin sebebi de; çok ağır aksak ilerliyor olması. Tam heyecan başladı, başlıcak falan derken, a- bi bakıyorsunuz yine dümdüz, ağır sahneler arkadan sana el sallıyor. Brezilya- Fransa ortak yapımı bu filmi anlatacak olursam…


Copacabana’dayız. Reginan, 65 yaşında, kocasının eline pasapotunu çoktan vermiş, torun tombalağa karışmış bir kadındır. Tabii yaş 70 ama, henüz iş bitmemiş. Reginan, polis merkezi yararına gönüllü olarak çalışmaktadır. Yani; eline aldığı dürbünüyle, çevresindeki apartmanların pencere ve balkonlarını dikizleyerek, karısını kızını pıçaklayan, doğrayan, kocasından çok çekmiş kadınların kocalarının kafasına odunla vuran falan var mı diye bakınınır.

Mahalle halkı tarafından pek sevilmeyen Reginan, yine bir gece eline aldığı dürbünüyle karşı daireleri dikizlerken sıra dışı bir şeyler sezer ve hemen polis merkezini arayarak durumu bildirir. Fakat komiser Nevzat ona inanmaz ve kadına siktiri çekerek evine gitmesini ve bir daha böyle şeylerle uğraşmamasını söyler. Ama bizim çatlak ihtiyar pes etmez ve olayın karanlık taraflarını çözmek için karısını zehirlediğini düşündüğü adamla yakınlık kurmaya çalışır. Yakınlık kurarak amacınada adım adım ulaşacaktır fakat, engel olamadığı bir şey de vardır; katil olduğunu düşündüğü bu ihtiyar amcaya aşık olmak. Hadi buyurun buradan yakın!

Eh hadi filmi komple anlatmayayım. Ööööle çok ağır filmlerden hoşlanmayanların pek ilgisini çekmeyebilir belki ama benim yer yer sıkılarak, fakat bir yandan da hoşuma giderek izlediğim bir film oldu. Filmin pek çok ödülü de bulunuyor. Herkese iyi seyirler.

IMDb :7.0

Yapımı : 2004 - Fransa ,  Brezilya
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre: 98 Dak.
Yönetmen : Marcos Bernstein
Oyuncular : Fernanda Montenegro ,  Laura Cardoso ,  Raul Cortez ,  Luiz Carlos Persy ,  Marcio Vito
Senaryo : Marcos Bernstein ,  Melanie Dimantas
Yapımcı : Marcos Bernstein ,  Katia Machado
Diğer Adı : The Other Side Of The Street






THE BARBER (2014)

Bu hafta biraz ağır aksak filmlerin denk geldiğini ben de biliyorum. İzlerken, acaba bu film çok mu ağır, sıkılırmıyım diye düşünmüyorum açıkçası. Korku-gerilim aşkı diyelim biz buna. Her film itina ile izlenir ve burada kankalarıma anlatılır.


Şimdi sırada yine ağır tempolu fakat izlerken de acaba şimdi ne olacak diye merak ettiren sahnelerle dolu bir filmi anlatıcam sana. The barber ağır tempolu olsa da sürükleyici bir konuya sahip.

Yıllar önce ağına düşürdüğü hatunları diri diri gömerek kendisine böyle bir ölüm oyunu geliştiren bir seri katilimiz vardır. Bir dönem yakalansa da delil yetersizliğinden salınan seri katil, artık bu oyuna bir dur der ve seri katilliği bırakır ve hayatının geri kalanını berberlik yaparak geçirir. Fakat içinde zor tuttuğu bu öldürme isteği, yıllar sonra kendi izini bularak yanına gelen genç bir adamla tekrar gün ışığına çıkmaya başlıyacaktır.

Yanına gelen bu genç adam, berberin seri katil olduğunu yüzüne vurur ve kendisinin de içinde bu tür isteklerin olduğunu söyleyerek berberimizden kendisine ustalık yapmasını, kendisinin de ünlü bir seri katil olmak istediğini söyler. Berber, adamın polis olduğunu ve ağız aradığını düşünür ve önceleri bu oyuna düşmeyerek her şeyi gizler. Fakat genç adam, berberin güvenini kazanınca olanlar olur ve seri katil dersi başlar. Fakat umulmadık bir gelişmeyle her şey değişecektir

IMDb: 5.7

2014 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 95 Dak.
Yönetmen : Basel Owies
Oyuncular : Kristen Hager ,  Stephen Tobolowsky ,  Scott Glenn ,  Lydia Hearst ,  Chris Coy
Senaryo : Max Enscoe

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder