31 Mayıs 2015 Pazar

HANGİ ÜNLÜNÜ, HANGİ KORKU FİLMİNİ SEVİYOR 2. BÖLÜM ve HAFTANIN FİLMLERİ

ARZU ÇAĞLAN

Kadıköy, Alkım Kitap Evinden bir hatıra
Geçen hafta Yönetmen Özgür Bakar ile başladığım yazı serisine bu hafta Arzu Çağlan ile devam ediyorum. Yıllar önce telefonumun radyosunu gurcalarken hayatıma dalan Arzu’ya bir kitap yollayarak ona ulaşmaya çalışsam da, radyo binasının kapısından kocaman bir el çıkarak “dur bakiiim, buraya öööle kolay kolay giremezsin” demişti ve kitabı kapıdaki görevliye bırakıp, boynu bükükler hesaaabı, götün götün geriye dönmüştüm. Neyseki Arzu yeni bir kitap yazmıştı da bir süre sonra, sadece twitter’den değil, en sonunda yüz yüze de gelebilmiştik.



Alkım kitap evinde hayranlarıyla buluşan Arzu ile tanışmam, İstanbul Kitap Fuarındaki buluşmaya kadar yine sosyal medyadan film tavsiyesi alışverişleriyle devam etti. Kendi kendime “eğer bir radyo programcısı olsaydım, kesinlikle Arzu idolüm olurdu” dediğim olmuştur. Fakat yıllarıdır Best Fm’de program yaparken Berkin Evlan’ın ölümü ile konuşmasının ardından Rosemary’nin bebeğinin gazabına uğrayan Arzu’nun işine son verilir. Hayranları tarafından linç edilmek istenen Rosemary’nin şeytan bebeği, yine Arzu’nun “durun o daha bir bebek, yapmayın” diyerek engellenir.

Kitap Fuarından bir kare
Radyo programları esnasında bol bol film tavsiyelerinde de bulunan Arzu, korku ve gerilim türüne kıyak geçerek, bu türleri biraz daha fazla anlatır. Arzu’nun İnleyen Nağmelerini, titreyen nağmelere çeviren Arzu için klasikleşmiş korku filmleri her zaman ön planda yer alır. Evinde de koca göbekli Alfred Hitchcock filmlerine ait dvd’lerinin koleksiyonunu yaparak Alfred amcayla yakınlaşan Arzu, şu anda Hafta Sonu dergisinde gayet başarılı röportajlara imza atıyor. Dört tane de kitabı olan Arzu’nun hayallerinden biri; bir korku filminin senaryosunu yazmak.


Wallahi bu sarı gacıdan korkulur. Elini attığı her işten başarı fışkırırken, korku filmi senaryosunda da başarılı olacağını düşünüyorum ama, Arzu’nun başarısına engel olmaya çalışan Rosemary’nin şeytan bebeği Arzu’nun başarılarının karşısında olsa da Arzu’nun en sevdiği korku filmi; Rosemary’s Baby  (Rosemary’nin Bebeği) olmaya devam ediyor.

ROSEMARY’S BABY (1968)

Filmi seyredeli epeyce oluyor. 1968 yapımı ve dönemine göre muhteşem bir Roman Polanski filmi olan Rosemary’s Baby filmini hatırlayabildiğim kadarıyla detaylarıyla size anlatmaya çalışacağım. Bu filmin ardından bir çok “şeytanın bebeği” temalı film yapılmıştır ve bildiğim kadarıyla bu tür filmlerin atası denebilecek bir filmdir Rosemary’s Baby. Huzurlu ve mütevazı bir hayatın, bir süre sonra izleyiciyi bile nefessiz bırakacak halde boğmasıyla devam eden bir film. Kendi halinde genç bir kadının başına gelen korkunç şeylerin yanında, film de beni en etkileyen şey; filmin başkarakter kadını Rosemary’nin dünyada yapayalnız kalmışçasına tek başına vermiş olduğu mücadele. Filmi izlerken çok boğulacaksınız bence.


Pembe jenerik yazısıyla film başlarken büyük şehrin kocaman gökdelenleri, görkemli apartmanları ve diğer binaları gözümüze gözümüze girer. İşte apartmanlardan birini de yeni evli çiftimiz Rosemary ve Guy taşınırlar. Kısa bir süre sonra mütevazı bir hayat kuran çift yeni apartman dairesine de alışırlar.
Rosemary, bu çatlak komşulardan uzak durmak istese de kocası Guy ilginç bir şekilde onarla yakınlık kurarak, komşularıyla daha fazla görüşmeye başlar. Bütün bunlar olurken bebek yapmaya karar veren çift çok mutludur ve Rosemary komşularının ikramı olan çikolatalı keki yutarak aynı zamanda da hapı yutmuş olur.

 Bir gece ruyasında, bir yat gezisinde tecavüze uğradığını gören Rose, bu ruyadan hemen sonra hamile kalır. Hamilelik süreciyle birlikte Rosemary’nin hayatı bir kâbusa dönüşür ve psikolojisi iyicene bozulur ve koskoca dünyada adeta yapayalnızdır.

IMDb: 8.0

Yapımı : 1968 - ABD
Tür : Dram ,  Fantastik ,  Gizem ,  Korku
Süre: 136 Dak.
Yönetmen : Roman Polanski
Oyuncular : Tony Curtis ,  Mia Farrow ,  Charles Grodin ,  John Cassavetes ,  Ralph Bellamy
Seslendirenler : Tony Curtis
Senaryo : Roman Polanski ,  Ira Levin
Yapımcı : William Castle ,  Dona Holloway




PULSH (2013)

Erotik-gerilim filmleri çok yaygın olmasa da arada sırada karşımıza çıkan birkaç film oluyor. Bunlardan biri de 2013, ABD yapımı Plush. Saplantı diye Türkçeye çevrilmiş. İş-güç, spor, yazı, kitap derken, filmleri dizi gibi izlemeye başladım yine. İki parça halinde izlediğim filmi, nihayet tek parça olarak yazabiliyorum.



Jack bir rock grubunun solistidir. Çok başarılı işlere imza atarlar ve çok popüler olurlar. Gruba kız kardeşi Hayley’in de katılmasıyla, grup daha çok sevilir. Jack, bir gün aşırı doz uyuşturucu yüzünden ölü bulununca kız kardeşi yıkılır ve uzunca bir süre toparlanamaz. Zaman her şeyin ilacıdır ve bir süre sonra kendine gelen Hayley, grubu toparlayarak eski çalışmalarına geri döner. Bu arada evlidir ve iki tane de çocuğu vardır.

Grup üyesi bir arkadaşının tanıştığı basgitarcı, siyah ojeli, ben herkesi severim hesaaabı biseksüel bir çocuğun gruba katılmasıyla yollarına devam ederler. Ancak ateşle barut, Sertab Erener’in şarkısında olduğu gibi masum durmaz ve bom diye patlar. Bu çılgın çocukla bombayı patlatan Hayley kısa bir süre sonra, evli olmasına rağmen ilişki yaşamaya başlar.

Kısa bir süre sonra yaptığının yanlış bir şey olduğunu anlayan Hayley, bu çocuktan uzak durmaya çalışsa da, çocuk ondan uzak durmaya hiç de niyetli değildir. Hayley, bir de üstüne bu çocuktan hamile kalmaz mı? Al başına belayı. Ne yapacağını şaşıran Hayley’in kafa ambale olmuş vaziyette durmuştur. Gitarcı çocuk, zehirli kene gibi Hayley’in kıçına yapışmıştır ve hiç de çıkmaya niyeti yoktur. Hadi buyurun bakalım cenaze namazına. Alın size yine bir saplantı filmi.

Daha önce de defalarca izlediğim yapışkan, psikopat sevgili sevgili türü filmlerinden bir tanesini daha beynimdeki arşive kaldırmış oldum. Zamanla arşivden silinir mi yoksa orada mı kalır bilemem. Bu tür filmleri severler için orta karar bir film diyebilirim. Film de bol bol rock şarkıları da dinleyeceksiniz. Hadi iyi seyirler.

IMDb: 5.3

Yapımı : 2013 - ABD
Tür : Gerilim
Yönetmen : Catherine Hardwicke
Oyuncular : Cam Gigandet ,  Emily Browning ,  Xavier Samuel ,  Dawn Olivieri ,  Casey Labow
Senaryo : Catherine Hardwicke ,  Arty Nelson
Yapımcı : Catherine Hardwicke





TUSK (2014)

Film, tür olarak korku-komedi-dram diye geçse de psikolojik gerilim diyebilirim. Aslında zekice bir başlangıcı var filmin; filmde yaşanan olayların gerçek olduğuna dair bir yazı beliriyor ve filmin ilerleyen dakikalarına doğru  “oha, çüş, böyle bir şey olması mümkün değil” deseniz de aslında hikâyenin içinde geçen birçok seyin hayatta çok sık karşılaşılan olayların tümü için söylenilen bir şey olduğunu hissedebiliyorsunuz. Film de bir adamın morsa dönüştürülmesi tabii ki gerçek hayatta olamayacak bir şey belki ama, onu morsa dönüştürecek tehlikeli ruh hastası herifin hayatı boyunca yaşadığı her şeyin gerçek hayatta olabilir bir yanı var. Film, zaten sıra dışı bir hikâyeye sahip. Her kesin hoşlanabileceği bir film değil. Tarz bir film yani. Film tarz olunca, filme “bizimlesin” diyorum ve başlıyorum size filmi anlatmaya.

Justin ve Haley kurdukları bir internet radyosunda saçma sapan espriler yapan, kendi söylediklerine kendileri gülen ve zaman zaman da ilginç buldukları internet videolarını paylaşıp, üzerine komik yorumlar yaparak program yapan iki kafadardır. Bir gün buldukları bir video karşısında, ağızlarını da bırakıp kıçlarıyla gülerler ve bu videoyu sık sık yayınlayarak üzerine espriler yaparlar. Justin, videoda yer alan adamla röportaj yapmak için Kanada’ya gider. Fakat videoda yer alan adamın evine geldiğinde onun o gün öldüğünü öğrenir ve herifin öldüğüne değil de röportaj yapamadığına üzülür.

Kanada’ya kadar gelip, elleri bomboş dönmek istemez. Biraz soluklanmak için bulduğu bir barda hiçbir şey ona ilginç gelmez ve bardan çıkmadan önce girdiği tuvalette garip bir ilan görür. İlanda; odalarını kiraya veren adamın aynı zamanda anlatması gereken ilginç hikâyelerinin olduğu, yanına gelecek kişiye yâda kişilere bu ilginç hikâyelerini anlatmak için can attığı şeklinde bir yazı okur. Kanada’dan elleri boş dönmek istemeyen Justin için bulunmaz bir fırsat doğmuştur ve doğru arabasına atlayıp, bu ilginç ihtiyarla röportaj yapmak için yola çıkar.

İhtiyarın evi de ta anasının gözündedir. Kanada’nın kuytu bir köşesinde, neredeyse ormanın içine doğru yapılmış, köşke benzer bir yere gelen Justin heyecanlıdır. Adamla tanışma faslından sonra, hikâyeler anlatılmaya başlar. İhtiyarın gençliğinde yaşadığı korkunç olaylar insanlığa sığmayacak şekildedir ve artık insanlardan nefret etmektedir. Gençliğinde onu birçok korkunç olaydan kurtardığını düşündüğü bir morsa karşı takıntı oluşturur ve onu dünyanın en üstün canlısı, insanın ise bir hayvan kadar değeri olmadığını kendine kabul ettirir. Çaylar içilir, sohbetler edilir. Derkeeeeen bizim Justin’in gözler kayar ve aniden bayılır. Uyandığında ise korkunç bir gerçekle yüzleşmek zorundadır.


IMDb: 5.5

Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Korku
Süre: 102 Dak.
Yönetmen : Kevin Smith
Oyuncular : Michael Parks ,  Justin Long ,  Genesis Rodriguez ,  Haley Joel Osment ,  Johnny Depp
Senaryo : Kevin Smith
Yapımcı : Jason Blum ,  Sam Englebardt





24 Mayıs 2015 Pazar

ÜNLÜLERİN FAVORİ KORKU FİLMLERİ... 1. BÖLÜM ve HAFTANIN FİLMLERİ


ÖZGÜR BAKAR (Senarist, Yönetmen)

İnstagram ve twitter hesaplarımdan beni takip eden ünlülerle bazen korku filmi muhabbetini yaptığımızda hepimizin gözünden adeta ışık, parmak uçlarımızdan da birer Freddy bıçakları fırlıyor. Eminim ki hepimiz bir araya gelip bir korku filmi gecesi düzenlesek, film sonrası feci bir korku filmi muhabbetine dalarız. Korku filmi sever olmak böyle bir şey işte. Daha henüz böyle bir fırsatı yakalayamadım. Gerçi, bırakın aynı evde bir gece vakti korku filmi izlemeyi, bir sinema salonunda bir araya gelmek bile benim için heyecan veri bir şey olurdu. Ha sinema salonu demişken, ayrıca buradan duyurulur; yerli korku filmi galalarına davetiye istiyorum. JPekâlâ, buradan yüzsüzlüğümü de yaptığıma göre artık kim bu ünlüler diye yazıya başlamak istiyorum.

Yahu adam beni epeydir takibine almış da benim haberim yokmuş; Özgür Bakar. Bu bir soygundur, Azazil: Düğüm, Ammar: Cin Tarikatı ve yeni gösterime giren Helak: Kayıp Köy filmlerinin yönetmeni ve senaristi. Siz bu filmlerden hangisini sevdiniz bilemem ama ben her birini izlediğim de azıcık altıma kaçırdım diyebilirim. J Yerli korku filmlerini seviyorsanız ve bilhassa son dönemlerde çok tutan cinli filmlerden hoşlanıyorsanız bu filmleri kesinlikle izleyin. Ben de geçenler de kendisine sordum; “peki senin favori filmin nedir?” diye. Aldığım cevap; In the Mouth of Madness- Çılgınlığın Ötesinde, diye cevap verdi.

1994, IMDb puanı 7.2 olan filmi daha önce izlemediyseniz birazcık anlatmaya çalışayım size. Hem korkmaya, hem de gülmeye hazır olun.

IN THE MOUTH OF MADNESS (1994)

Yazdığı korku romanlarıyla tüm dünyayı birbirine düşüren yazar Sutter Cane, Mutlak Korku diye bir kitap yazar ve cort diye ortalıktan kaybolur. Devreye, bir sigorta müfettişi olan John girer ve bu yazarı ne yapıp edip bulup, kellesini yayınevi sahibine getireceğine söz verir.


Bu arada yazarın kitabını okuyan kişiler de tuhaf davranışların ortaya çıktığını öğrenir, fakat insanların bu kitapları okuduktan sonra birbirini kesip biçme, dayak atma, kısacası öldürmeye varıncaya kadar eğilimler gösterdiklerini duyunca yine de inanası gelmez. Bizim müfettiş, bu tür şeylerin, insanların kendi kafalarında oluşturduğunu düşünür. Ta ki burnunun dibinde ucube bir zombi görene dek.

Şöyle bir silkelenir, ha siktir çeker, hatta kelime-i şahadet getirip abdest alır ama korkunun ecele faydası yoktur. Bütün bunlar olurken, yayınevinin aditörüyle de mercimeği fırına vermekle de kalmaz, mercimeğin her tür yemeğini bizzat kendi elleriyle yapar. Linda’ya vermiş olduğu mercimek ziyafeti sonrası, kayıp yazar hakkında öğrendikleri bir ipucundan yola çıkarak Hobb’un Sonu isimli garip bir kasabaya gelirler.

Yerleştikleri otel harikadır; yemekler, oda servisi, dekor falan oh mis. Fakat otelin çatlak sahibini tanımalarının ardından otelde çok garip şeylerin olduğunu ve geldikleri bu kasabanın aslında yazarın kendi kitaplarında kullandığı kasaba olduğunu fark ederler. Otelde garip yaratıklar bodrumda yaşayıp, insanların kanını emmektedir, tablolar her an şekil değiştirip, bir şeyler anlatmaktadır  ve hâlâ John bütün bu olanları gözleriyle görmesine rağmen, insanların görsel ve ses efektleriyle onları korkuttuklarını düşünür.

Bir süre sonra kayıp yazarın izini bulduklarında biraz geç olmuştur ve tüm dünya onun kitaplarını okuyup, delirmeye başlar. Tüm kasaba halkı zıvanadan çıkarcasına onlara saldırmaya çalışırken John ve Linda’nın da kaçacak delikleri giderek ufalmaya başlar. Filmin gerisini merak edenler filmi izleyebilir.

Önümüzdeki hafta; radyo programcısı, yazar ve şu anda Hafta Sonu dergisindeki başarılı röportajlarıyla bilinen ve ben de çok özel bir yeri olan Arzu Çağlan’ın favori filmi Rosemary’s Baby filmini anlatıcam size.

POLTERGEIST (2015)

Ah ahh yine şu şeytana hizmet eden emlakçı modeli ile filmimiz başlar. Nerede bir şeytanlı, hayaletli, ruhlu, perili ev varsa hep bu emlakçıların başının altından çıkıyor. Hayaletlerle dolu bir evi neden millete kakalarsınız sanki? Sinemadan çıkar çıkmaz eve gelip, filmi sana sıcak sıcak anlatayım istedim.


Film, 1982, Steven Spielberg imzalı Poltergeist isimli filmin 2015 yeni çevrimi. Akılda kalıcı bir oyunculuk performansı bulamadığım filmin bir de oyunculukları etkileyici olsaydı tadından yenmezdi. Filme giderken, tamamıyla bir korku filmine gidiyorum diye evden çıkmayın. Kendinizi, aksiyon, fantastik korku ve biraz da minik minik komikliklerin olduğu bir filme gidiyorum diye yola çıkın. Filmdeki korku sahnelerini çok sevdim. Bir film çekseydim, ben de bu tarz sahneleri kullanırdım diyebilirim. İki saate yakın süren filmden ayrılırken keyifli bir şekilde ayrıldık. Zaten uzun zamandan beri kaliteli fantastik bir film izlemeye hasret kalmıştım ki bu film bana ve sinema arkadaşım Kadir’e çok iyi geldi. Mutlu bir şekilde salondan ayrıldık.

Steve ve Diana yeni bir ev almaya karar verdiklerinde, karşılarına çıkan uygun fiyatlı bir evi satın alırlar. Kısa bir süre alışma sürecini geride bıraktıktan sonra günlük hayatlarına geri dönerler. Fakat bir süre sonra bu mütevazi hayatları cehenneme dönecektir, çünkü yeni satın aldıkları ev, çok eski ve sonradan keşfedilen bir mezarlığın üzerine inşa edilmiştir.

Çok fazla geçmez ve evin en küçük kızı yavaştan psikopata bağlar ve elbise dolabı, oyuncaklar ve evdeki televizyonla  konuşmaya başlar. Bir gece, bu sevimli kız, salona inmiş, olayı samimiyete döküp, televizyonla muhabbet ederken ailesi onu bulur ve onun için endişe eder. Onun bir büyüğü erkek çocuk ise karanlıktan aciiip korkar ve sürekli olarak gece lambasını açık bırakır. Odasında yalnızken pencereden dışarı baktığında ağaçların canlı olduğunu zannederek ödü kopar. Ama istemediğin ot burnunun dibinde biter derler ya,  odasındaki palyaço şeklindeki oyuncağın korkunç saldırısına uğrar.
Bütün bunlar bu iki kardeşin başına gelirken,  büyük kardeş için de çeşitli sürprizler olacaktır. Evdeki elektronik aletler kafayı yercesine tuhaflaşmaya başlar ve artık bir karar verilir; evdeki bu paranormal olaylar için bir uzman ekip çağırılacaktır. Ekibin de eve gelmesiyle evdeki korkunç güçler daha da şiddetli bir şekilde karşılık vermek için hazır beklemektedir.

IMDb: 5.6

Vizyon Tarihi: 22 Mayıs 2015
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 93 Dak.
Yönetmen : Gil Kenan
Oyuncular : Sam Rockwell ,  Rosemarie Dewitt ,  Saxon Sharbino ,  Kyle Catlett ,  Kennedi Clements
Senaryo : David Lindsay-Abaire
Yapımcı : Sam Raimi ,  Nathan Kahane




SAVAGE (2009)
Toplum kendi içinde, saldırganlığı ve vahşileşmeyi mi seçiyor? İrlanda yapımı bu filmi izlerken biraz bunu düşündüm. Sokaklarda kol gezen potansiyel suçluların bir insanın üzerinde ne derece derin izler bırakacağı konusunda yapılmış bir film Savage. İrlanda yapımı film, biraz ağır ilerliyor fakat sonuna doğru, şiddet görmüş bir insanın bile intikam hırsıyla sokaklarda dolaşıp, vahşileşme sürecini gözler önüne seriyor. Daha önce izlediğim bol kanlı intikam filmlerinin yanında biraz sade bir çizgisi olduğunu söylemeliyim.


Basın fotoğrafçısı Paul (uzun saçlarıyla Armağan Çağlayan’ı hatırlattı bana ama, herif saçlarını kesince biraz adama benzedi) yakınlaştığı bir kadınla randevudan dönerken (filmi izleyeli uzun zaman oldu, sanıyorum öyleydi) birkaç tane sokak serserisi pezevengin saldırısına uğrar. Hani şu ellerinde çakı gibi bir bıçakla, etraflarında buldukları efendi görünümlü, sessiz sakin insanları gözlerine kestiren donsuz takımından bahsediyorum. Paul’ü öncelikle iyicene korkuturlar, ardından da parasını pulunu alıp, bir de yüzünü çakıyla çizen bu götoşlar (ay nası sinirlendiysem artık, aklıma geldikçe saydırıyorum) ortalıktan yok olurlar. Ama o mobese kameralarından Allah razı olun, saldırganların görüntülerini alan polis, videoları tek tek Paul’e izletir. Fakat Paul’ün daha iyi bir fikri vardır; bir süre komando gibi eğitim alıp, o iki götoşu kendi elleriyle ortadan kaldırmak!

Tabii bu süreç içinde psikolojik destek de alan Paul, öncelikle kendine bir panik düdüğü satın alır ki o da saçma bir icat gibi geldi bana. Hani şu 1 milyoncularda satılan ve kapıya yapıştırmak suretiyle vın vın öten alarmların aynısı. Herifler senin götünü deşerler, bir de o alarmı götüne sokar ortalıktan uzaklaşırlar. Evladım sen alsana bir şok tabancası, demeye kalmadan bizim Paul bir de şok tabancası alır. Hemen arkasından da bir komando bıçağı gibi bir bıçak alır, beyzbol sapası ve kurusıkı tabancayı gene hiç saymıyorum. Annem sanırsın ki herif savaşa gidiyor. Dur yapma Paul, bu kadar abartma diyorum ama dinleyen kim.

Silah anlamında tüm bu önlemlerin dışında bir de karete kursuna yazılınca anlıyorum ki bizim deli oğlanın kafa hepten gitmiş, ülkeyi terk etmiş. En üzüldüğüm şey de; bir insana bıçak batırmanın nasıl bir şey olduğunu hissedebilmek için gidip, bir koyunun gövdesine koca pıçaaa saplaması. Neyse, artık her şey tamamdır ve vakit intikam vaktidir.
Tabii, şimdi ben böyle eğlenceli bir şekilde filmi anlattım ama, film aslında pek eğlenceli bir dokuya sahip değil. Çok durağan ilerleyen film, tamamıyla, saldırı sonrası bir insanın psikolojisi üzerine kurulmuş. Fena sayılmayacak bu filmi izlemeyi düşünenler için şimdiden iyi seyirler. Ha bir de film de bolca dal daşşak herifle karşılaşabilirsiniz, benden sööölemesi J  


IMDb: 6.5

Yapımı : 2009 - İrlanda
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Suç ,  Psikolojik
Süre: 85 Dak.
Yönetmen : Brendan Muldowney
Oyuncular : Nora-Jane Noone ,  John Burke ,  Andrew Bennett ,  Gerry Shanahan ,  Brian Fortune
Senaryo : Brendan Muldowney
Yapımcı : Alan Maher ,  Conor Barry






O OUTRO LADO DA RUA- KARŞI DAİRE (2004)

Naif bir gerilim mi desem, bir aşk filmi mi desem, polisiye mi, yoksa dramatik mi bilemedim. Bütün bunlardan hoşlanıyorsanız, sizi bunalıma sokacak bir başka film de O Outro da Rua. Film, Alfred Hitchcock tarzı filmleri seven izleyici kitlesini içine çekebilir. Bunalım dememin sebebi de; çok ağır aksak ilerliyor olması. Tam heyecan başladı, başlıcak falan derken, a- bi bakıyorsunuz yine dümdüz, ağır sahneler arkadan sana el sallıyor. Brezilya- Fransa ortak yapımı bu filmi anlatacak olursam…


Copacabana’dayız. Reginan, 65 yaşında, kocasının eline pasapotunu çoktan vermiş, torun tombalağa karışmış bir kadındır. Tabii yaş 70 ama, henüz iş bitmemiş. Reginan, polis merkezi yararına gönüllü olarak çalışmaktadır. Yani; eline aldığı dürbünüyle, çevresindeki apartmanların pencere ve balkonlarını dikizleyerek, karısını kızını pıçaklayan, doğrayan, kocasından çok çekmiş kadınların kocalarının kafasına odunla vuran falan var mı diye bakınınır.

Mahalle halkı tarafından pek sevilmeyen Reginan, yine bir gece eline aldığı dürbünüyle karşı daireleri dikizlerken sıra dışı bir şeyler sezer ve hemen polis merkezini arayarak durumu bildirir. Fakat komiser Nevzat ona inanmaz ve kadına siktiri çekerek evine gitmesini ve bir daha böyle şeylerle uğraşmamasını söyler. Ama bizim çatlak ihtiyar pes etmez ve olayın karanlık taraflarını çözmek için karısını zehirlediğini düşündüğü adamla yakınlık kurmaya çalışır. Yakınlık kurarak amacınada adım adım ulaşacaktır fakat, engel olamadığı bir şey de vardır; katil olduğunu düşündüğü bu ihtiyar amcaya aşık olmak. Hadi buyurun buradan yakın!

Eh hadi filmi komple anlatmayayım. Ööööle çok ağır filmlerden hoşlanmayanların pek ilgisini çekmeyebilir belki ama benim yer yer sıkılarak, fakat bir yandan da hoşuma giderek izlediğim bir film oldu. Filmin pek çok ödülü de bulunuyor. Herkese iyi seyirler.

IMDb :7.0

Yapımı : 2004 - Fransa ,  Brezilya
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre: 98 Dak.
Yönetmen : Marcos Bernstein
Oyuncular : Fernanda Montenegro ,  Laura Cardoso ,  Raul Cortez ,  Luiz Carlos Persy ,  Marcio Vito
Senaryo : Marcos Bernstein ,  Melanie Dimantas
Yapımcı : Marcos Bernstein ,  Katia Machado
Diğer Adı : The Other Side Of The Street






THE BARBER (2014)

Bu hafta biraz ağır aksak filmlerin denk geldiğini ben de biliyorum. İzlerken, acaba bu film çok mu ağır, sıkılırmıyım diye düşünmüyorum açıkçası. Korku-gerilim aşkı diyelim biz buna. Her film itina ile izlenir ve burada kankalarıma anlatılır.


Şimdi sırada yine ağır tempolu fakat izlerken de acaba şimdi ne olacak diye merak ettiren sahnelerle dolu bir filmi anlatıcam sana. The barber ağır tempolu olsa da sürükleyici bir konuya sahip.

Yıllar önce ağına düşürdüğü hatunları diri diri gömerek kendisine böyle bir ölüm oyunu geliştiren bir seri katilimiz vardır. Bir dönem yakalansa da delil yetersizliğinden salınan seri katil, artık bu oyuna bir dur der ve seri katilliği bırakır ve hayatının geri kalanını berberlik yaparak geçirir. Fakat içinde zor tuttuğu bu öldürme isteği, yıllar sonra kendi izini bularak yanına gelen genç bir adamla tekrar gün ışığına çıkmaya başlıyacaktır.

Yanına gelen bu genç adam, berberin seri katil olduğunu yüzüne vurur ve kendisinin de içinde bu tür isteklerin olduğunu söyleyerek berberimizden kendisine ustalık yapmasını, kendisinin de ünlü bir seri katil olmak istediğini söyler. Berber, adamın polis olduğunu ve ağız aradığını düşünür ve önceleri bu oyuna düşmeyerek her şeyi gizler. Fakat genç adam, berberin güvenini kazanınca olanlar olur ve seri katil dersi başlar. Fakat umulmadık bir gelişmeyle her şey değişecektir

IMDb: 5.7

2014 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 95 Dak.
Yönetmen : Basel Owies
Oyuncular : Kristen Hager ,  Stephen Tobolowsky ,  Scott Glenn ,  Lydia Hearst ,  Chris Coy
Senaryo : Max Enscoe

17 Mayıs 2015 Pazar

AMITYVILLE ve HUMAN CENTIPEDE SERİLERİ

THE AMITYVİLLE SERİSİ

İnanın şu an bu yazıyı yazarken, içimden hüngür hüngür ağlamak geliyor. Üç seriden oluşan Amityville serisinin yazısını birkaç gün öncesinde bitirmiştim fakat yapmış olduğum küçücük bir parmak hatasından dolayı tüm yazı bir anda bilgisayarımdan siliniverdi. Çaresiz yazıyı farklı bir kurguda bir daha yazmak zorundayım. Tabii ilk yazdığım yazının da o komik ruhu kaybolmuş oldu :(

Bu hafta bu film serisini yazma sebeplerimden biri de, instagram hesabımdan beni takibe alarak beni çok mutlu eden, yıllardır işini en iyi şekilde yapan ve 10 parmağında 10 marifet bir sanatçı; Çiğdem Tunç. Çiğdem hanım da gerçek bir korkukolik. Konu korku filmlerinden açılınca gözleri parlayan insanlara bayılırım. Çiğdem Tunç’ da o gözü parlayan ve korku filmlerinden keyif alan korkukolik dostlarımdan.

THE AMITYVİLLE HORROR (1979)
2005 senesinde tekrarı çekilen The Amityville Horror filmi de güzeldi fakat ilk filmin ruhunu yansıtması açısından aynı şeyi söyleyemicem. İlk filmden itibaren üç seri halinde karşımıza çıkan film, klasik filmler arasına yerleşmiş bir vaziyette. Filmin müziklerinden tutun, evin korkunç atmosferine kadar her şey güzeldi. Fakat seri ilerledikçe filmin IMDb puanındaki düşüşü haklı buluyorum. Son bölüme doğru ilerledikçe kalitenin düşmesi ve konunun ilk filme göre biraz fazla dağılması filmin son bölümünü berbat etmeye yetecek nedenlerden biri.

Filmdeki katil eve kim taşınırsa taşınsın çok mutlu olamadıkları kesin. Mutlu yaşanan tek gün varsa o da ilk gün. İkinci gün ise malum; kendi kendine hareket eden eşyalar, tuhaf sesler ve şeytanın devreye girmesi sonucu ev halkının birbirini kırıp geçirmesi.

Geçmişinde korkunç olayların yaşandığı ve bu olaylardan dolayı evin satılması mümkün olamadığı için uyanık bir emlakçı tarafından bu koskoca güzel ev düşük gelirli bir aile tarafından cazip bulununca, emlakçı tarafından bu aileye ucuza da olsa kakalanır.

Yakışıklı abimiz George, hanımı Kathy ve çocukları büyük bir heyecanla eve taşınırlar. Yeni bir ev sahibi olmanın vermiş olduğu mutluluk, ertesi gün, evde tuhaf olaylar başlayınca fazla uzun sürmez.

Evi cinlerin bastığına inan Kathy hemen koşa koşa cami imamına gider ve akıl almak ister. İmam, bu işin kendisini aşacağını söyler ve Kathy’i kilisenin rahibine yönlendirir. Elinde haç ve kutsal suyla gelen peder, evi okuyup üfler ama nafile. O esnada karasinek saldırısına uğrayan peder, sineklerin nerden geldiğini anlayamaz ve korkudan, elinde donunu savura savura evden kaçar.
Bir süre sonra George çekilmez bir insan halini alır ve ev halkına kötü davranmaya başlar. Her geçen gün evde yaşananlar çekilmez bir hal almaya başlar. Kathy bir gün, eski gazete kupürlerini karıştırırken evin geçmişiyle ilgili gerçeği öğrenince şok olur ve artık biraz geç kalınmıştır. Evin içindeki karanlık güç evin tüm fertlerini etkisi altına almıştır bile.

IMDb: 6.2

Yapımı : 1979 - - 
Tür : Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Stuart Rosenberg
Oyuncular : Margot Kidder ,  Rod Steiger ,  James Brolin ,  Murray Hamilton ,  Don Stroud
Senaryo : Sandor Stern
Yapımcı : Samuel Z. Arkoff






AMITYVİLLE II: THE POSSESSION (1982)

Filmin ikinci bölümünde bizim uyanık emlakçı yine devrede. Bu kez evi İtalyan asıllı Anthony Montelli’ye kakalayan emlakçımız şeytana yapmış olduğu bu hizmet de yine kusursuzdur. Montelli ailesi geniş bir ailedir ve onlar da ilk günün heyecanını yaşamaktadırlar. Ama şu meşhur karasineklerin çıkması an meselesidir ve ne zaman bu sinekler ortaya çıksa ortalık karışır. Bir süre sonra, karanlık güçlerin etkisi altına giren evin büyük oğlu, evde terör estirmeye başlayacaktır. Bu filmde de ilk filmdeki müzikler hâkim. Evin karanlık atmosferi devam ediyor.



IMDb: 5.4

Yapımı : 1982 - ABD
Tür : Dram ,  Korku
Süre: 95 Dak.
Yönetmen : Damiano Damiani
Oyuncular : Burt Young ,  Rutanya Alda ,  Ted Ross ,  Andrew Prine ,  Moses Gunn
Senaryo : Tommy Lee Wallace
Yapımcı : Dino De Laurentiis ,  Ira N. Smith


AMITYVİLLE 3 (1983)

3.filme yaklaşırken kalitenin düşmesi ve ilk iki filmin atmosferinden fazlaca uzaklaşması sonucu kötü bir filmle karşılaşıyoruz. IMDb puanı 3.9’a kadar düşen filmin 2015’de çıkacak olan yeni filminden umutluyum.

Serinin bu bölümünde, evde gerçekleşen bir ruh çağırma seansıyla sahneyi açıyoruz. Evin karanlık geçmişinden faydalanan bir grup şarlatan, evde sahte ruh çağırma seansları düzenlemektedir ve bu saçmalığı ortaya çıkartmak isteyen bir gazeteci tarafından foyaları ortaya çıkartılır.

İş için gizlice bu eve gelen gazeteci, evi bu şarlatanlara kiraya veren ev sahibi ile görüşür ve evi ondan satın almaya karar verir. Ev sahibi, evi yeni sahibine gezdirirken üzeri kapalı kuyuya düşer ve böylelikle şeytanın geçidini de açmış olur.

Önceki bölümlerde şeytanın etkisinden kurtulmak için evden uzaklaşmak yeterken, bu bölümde şeytan daha da ileriye gidip, yolda, arabada ve farklı mekânlarda da etkisini gösterecektir.

İlk iki filmin başarısını yakalayamayan bu bölümü  ben pek beğenmedim. Filmin sürprizlerinden biri, eskiden beri romantik filmlerin aranan yıldızı Meg Ryan’ın da bu filmde yer alması.


 IMDb: 3.9

Yapımı : 1983 - ABD
Tür : 3 Boyutlu ,  Fantastik ,  Korku
Süre: 105 Dak.
Yönetmen : Richard Fleischer
Oyuncular : Meg Ryan ,  Robert Joy ,  Tess Harper ,  Tony Roberts ,  Candy Clark
Senaryo : David Ambrose ,  William Wales
Yapımcı : Stephen F. Kesten




THE HUMAN CENTPEDE SERİSİ

THE HUMAN CENTIPEDE (2009


Filmin ikincisini az önce izlemişken sıcak sıcak anlatayım dedim sizlere de. Açıkçası ne yazacağımı, filmi nasıl anlatacağımı bilemiyorum ama kesin yine çenem düşecek ve uzunca bir yazı çıkacak ortaya.

Öncelikle, Tom Six bu filmin hem yönetmeni hem de yazarı. Filmi yazarken nasıl bir kafayla yazdıysa, aynı kafayı ben de denemek istiyorum ve ileride okuyacağınız korku hikâyelerim de denemek istiyorum. Aslında filmi 2009 senesinde keşfettiğim de, daha henüz çiçeği burnunda ve taze bir korkukolik olduğum için, filmin konusu bana biraz ağır gelmişti ve ben bu filmi izlemem diyip, sayfayı kapatmıştım. Filmin ikincisini izlediğimde kendi kendime şunu dedim “Demekki sağlam bir korkukolik olabilmek için acemilikten ustalığa adım atmak anlamına geliyormuş bu film.”

Geçtiğimiz hafta filmin ilkini izlemiştim ve hem heyecan hem de korku anlamında biraz daha piyasaya yakın bir yapım olduğunu ve işin içine de daha önce konu edilmemiş bir konuyu görünce oldukça hoşuma gitmişti. Şimdi isterseniz ilk filmi biraz anlatmaya çalışayım size.

Amerikalı iki macera meraklısı kız, Avrupa gezisine çıkarlar ve Almanya’da mola verip, bir otel de dinlenirler. Aksama gidecekleri parti için her ikisi de inanılmaz heyecanlıdır ve bir an önce yola çıkmaya karar verirler. Gecenin bir vakti çıktıkları yolda arabalarının tekerleği patlar ve bir süre yardım beklerler.
Hızır gibi yardıma yetişen bir Alman, arabasıyla bu iki kızın yanında durur ve onlara yardım etmek istediğini söyler. Aslında kızlar almanca anlamadıkları için öyle sanarlar. Adam bunlara “sizi yalamak istiyorum” dediğinde bu iki saf da “ay canımmm bize yardımcı olmak istiyor diyip, daha çok herifle konuşmaya devam ederler. Bir süre sonra herifin sapık olduğunu anladıklarında çenelerini kapatır, arabalarına kendilerini kitlerler.

Bu deri kıyafetli ve her an üzerlerine işeyecekmiş gibi görünen yarı çıplak sapık adamdan kurtulan bu iki bacımız tekrar arabadan inerek, bir ev, kulube, Allah ne veridiyse bulmaya çalışırlar ve bula bula yine başka bir sapığın evine gelirler; eski bir cerrah olan Dr. Haydar Dümen deeeermişim. J Yok yok, Dr. Hieter’e, yani zamanında siyam ikizlerini ayrıma konusunda başarı sağlamış bir doktorla karşılaşırlar. Tabii adamın doktor falan olduğuna bakmayın; adam tam bir sapık.

Kafayı yemiş olan bu doktor, önceleri kızlara normal bir herifmiş gibi gelse de kısa bir süre sonra kendini hemen belli eder ve kızlar için maalesef artık çok geç olmuştur. Doktorun esir aldığı uzak doğulu bir adamla birlikte bu iki kız bildiiiin bok yoluna kurban giderler. Doktorun kafasına taktığı ve bu üç insanı kesip, biçip, birleştirerek yapacağı tek bir şey vardır; bir insan kırkayak!

IMDb: 4.5

Yapımı : 2009 - Almanya ,  Hollanda ,  İngiltere
Tür : Gerilim ,  Korku ,  Psikolojik
Süre: 90 Dak.
Yönetmen : Tom Six
Oyuncular : Ashlynn Yennie ,  Dieter Laser ,  Ashley C. Williams ,  Akihiro Kitamura ,  Andreas Leupold
Senaryo : Tom Six
Yapımcı : Tom Six ,  Six Entertainment
Diğer Adı : The Human Centipede (First Sequence)



THE HUMAN CENTIPEDE II (2011)

Filmi seri olarak yazmak da biraz acele etmiş olabilirim şu an için yapabileceğim bir şey yok. Çünkü filmin 3. Bölümü yakında çıkıyor. İlk filmin biraz daha piyasa kurallarına göre hareket ederek çekildiğini başta yazmıştım. Bu ikinci film ise biraz daha piyasadan uzak durma özelliğine sahip. Giderek şiddet ve iğrençlik dozajı artan filmin yönetmeni yine uçmuş durumda. Ben, açıkçası bu cesur yönetmenin sonraki filmlerini de merak ediyorum.



Film başladığında aslında görüyoruz ki ilk filmde izlediğimiz her şey birer filmden ibaretmiş. İlk filmin dvd’si çıkmış ve çocukluğunda babası tarafından cinsel tacizlere uğrayan ve hayatının geri kalanını tedavi edilmediği için tehlikeli bir ruh hsatası olarak yaşayan Martin’in eline geçmiş.

Martin’in bir yerde güvenlik olarak çalışmaktadır ve izleyiciyi de biraz güldürür, çünkü kendisi güvenilir biri değildir. Zamanla kırkayaklara karşı ilgi duymayan Martin, kırkayakları takıntı haline getirir ve onları cinsel yönden de cazip bulmaktadır. Ve eline gecen The Human Centiede filminin dvd’ sindeki korkunç görüntüleri izleyerek cinsel bir haz alır.

Film deki doktorun, insanları nasıl bir kırkayağa çevireceği konusundaki fikirlerini kafasına kazır ve o da aynı yöntemle bir insan kırkayak oluşturmak için kolları sıvar.

Filmin siyah beyaz oluşu, filmin boğucu müzikleri ve insanın içini titreten; hamile kadın, çocuk, yaşlı insanlara uygulanan işkence gibi öğeler filmi gerçekten dayanılmaz bir hale sokuyor. Bakın artık havalar ısındı. Filmi izlemeden önce kapıyı pencereyi açıp öyle seyredin. Boğulmanız garanti.








IMDb: 3.9

Yapımı : 2011 - İngiltere ,  ABD ,  Hollanda
Tür : Dram ,  Gerilim ,  Korku
Yönetmen : Tom Six
Oyuncular : Ashlynn Yennie ,  Katherine Templar ,  Emma Lock ,  Georgia Goodrick ,  Lucas Hansen
Senaryo : Tom Six
Yapımcı : Tom Six ,  Ilona Six


10 Mayıs 2015 Pazar

DEMONIC (ŞEYTANİ RUHLAR), STRARY EYES (ŞEYTANIN GÖZLERİ) ve SHADOW OF THE VAMPIRE (VAMPİRİN GÖLGESİ)

DEMONIC- ŞEYTANİ RUHLAR (2015)

Akşama misafirlerim geleceği için hazırlık yapmam gerekiyordu ve napıp edip, bu filmi de araya sıkıştırmak istedim gün içerisinde. Tabii ki bana en yakın avm’de, bir sinema solonunda ve sabah 11.00 seansına koşturdum hemen.


İlk seans için ve bir korku filmi için kuyruk olacağını tahmin etmiyordum ki arkamda bekleyen orta yaşın biraz üstündeki kadının sabırsızca homurtularını kulağımın dibinde duydum. Kadın kendi kendine “of bu ne yaa sabahın köründe herkes korku filmine mi geldi ki, bu kuyruk ne, ayy Allah kahretsin 10 dakika kaldı, of hadi bee” şeklinde gereksiz bir strese girmişti ki kuyrukta bekleyen tüm film severler biletlerimizi alıp, salonun yolunu tuttuk.

Önden üçüncü sıranın en ortasına oturmuştum ki, yanıma stres abla gelip oturdu. Hah dedim, kuyrukta bu kadar stres yaptıysa korku filminde kim bilir nasıl strese girer bu kadın. Neyse film başladı.

Bütün cinayetler işlenmiş, tüm koca ev kan gölüne dönmüş ve olay yerine polisler gelmiş, kesik kafaları ve kolları incelerken içlerinden birinin yaşıyor olduğunu görüp, hemen joplarını yağlayıp, “gel bakalım, biz senin bi ifadeni alalım” diyerekten John’u göz altına alırlar. Bu arada Dedektifin yavuklusu da bir psikologtur ve sevgilisi tarafından olay yerine çağırılarak çocuğun ağzından cinayeti kimin işlediğine dair laf alması istenir.

Olay yerine çadır kurmuş, ellerinde sıcak çikolataları, bi boka yaramayan polis tayfası evin etrafında turlarken, psikoloğumuz ise yaşadığı olaylardan dolayı evin içindeki hayaletlere dönmüş John’a sorular sorarak katilin kim olduğunu öğrenmeye çalışırken, olayın içinde şeytani ruhların da yer aldığını hissetmesiyle işler çığrından çıkar.


Filmden beklentim azdı fakat tahminimden daha iyi bir filmle karşılaşınca mutlu oldum. Salondan mutlu ayrıldım açıkçası ama film, beni çok da doyurmadı. Bir film bitiminde, film ben de tokluk hissi yaratmıyorsa anlarım ki o filmin sonunda eksik bir şeyler var. Ha filmin devamı gelecek gibi bitmesine şaşırmadım ama bu tür filmlerin de devamı olmamalı ve orada bitmeli diye bir düşünceye sahibim. Kendi kendime “yok canım, daha bu film bitmez, du bakalım daha neler olacak” derken, pat diye film bitti. Bakalım devamını da izleyebilecekmiyiz. Gitmek isteyenlere tavsiye ederim. Çok süper olmamakla birlikte, sıkılmadan ve eğlenceli bir şekilde izleyebileceğiniz polisiye-korku tadında bir film. Haaadi o zaman bütün korkukoliklerime iyi seyirler.

IMDb :5.6

Vizyon Tarihi: 08 Mayıs 2015
Yapımı : 2015 - ABD ,  İngiltere
Tür : Gerilim ,  Korku
Süre: 85 Dak.
Yönetmen : Will Canon
Oyuncular : Aaron Yoo ,  Maria Bello ,  Dustin Milligan ,  Scott Mechlowicz ,  Frank Grillo
Senaryo : James Wan ,  Will Canon ,  Doug Simon ,  Max La Bella
Yapımcı : James Wan ,  Lee Clay



STARRY EYES- ŞEYTANIN GÖZLERİ (2014)
Bir yerlere gelebilme çabası tarzındaki filmler, beni sürekli korku hikâyeleri yazmama teşvik etmiştir. Starry Eyes’de de kendi çabalarıyla bir yerlere gelebilme hayali kuran Sarah’ın hikâyesi anlatılmaktada. Fakat bu kez bende bir yerlere gelebilme çabası açısından bir etki yaratmadı. Bende yarattığı tek etki; göt korkusu. J


Sarah kızımız bir restoranda çalışmaktadır fakat hayatından da pek mutlu değildir. Bir nevi Sarah’ın götüne rahatlık batmaktadır, bir an önce ne yapıp edip sinema dünyasına açılan kapıların önünde durarak, oyunculuğun ışıltılı dünyasına girmeye karar verir ve bizim Naciye gibi köyünden kaçarak bir sinema firmasıyla anlaşır ve deneme çekimi için büroya gider.

Arkadaşlarıyla birlikte aynı evi paylaşan Sarah, birkaç kıskanç arkadaşının hedefi olsa da n’apar eder deneme çekimine katılmaya karar verir ve kendisini arkadaşlarına karşı da ispatlamak ister.

Deneme çekimi için gittiği firmada, bir odanın içerisinde iki tane garip tip, ki biri aynı benim çalıştığım iş yerinin kıl güvenlik görevlisine benzediği için iki kat daha uyuz olduğum bir adamla, diğeri de saçma sapan romanların yazarı Pucca’yı anımsatan etine dolgun, tipsiz, meymenetsiz, beygir dişli bir karı Sarah’ı beklemektedir. İlk görüşme, Sarah’ın istediği gibi geçmez ve “seni arayacağız” cevabı verilir. Genelde böyle denildiğinde kimse ne araaaaar ne de sorar. Sarah bu moral bozukluğu ile evinin yolunu tutar.

Bu arada bu işe çok güvendiği için eski işyerine de posta koymuştur ama göt gibi ortada kalınca yine gider ve müdürünün kıçını yalamak zorunda kalır. Fakat bir süre sonra beklenen telefon gelince, Sarah koştur koştur ikinci görüşemeye gider. Bu kez görüşme ilkinden daha beterdir ve o iki manyak onun soyunmasını ister. Çaresiz kalan Sarah istenilen her şeyi yapar ve son bir aşama kalmıştır; film şirketinin sahibi Saldıray abi ile tanışmak.
Eveeeet işte bu noktadan sonra film azıcık kopar. Film şirketinin karanlık tarafına doğru çekilmek istenen Sarah için artık çok geçtir ve istediği yere ulaşabilmek için fedakârlıkta bulunması gereken şeylerin ciddiyeti giderek büyümektedir.

Sarah karakterini canlandıran başrol oyuncusu kızımız Alex Essoe, oyunculuk olarak gayet başarılı. Film ise çok yakından bildiğimiz klasik bir konunun farklı bir işlenişi ile yol bulmuş. Final sahnelerine doğru kan dozajı ve filmin seyri bambaşka yerlere doğru uzanıyor. İzlemek isteyenler için kısık ateşte orta karar fakat sıkmadan kendini izlettirecek türden bir film diyebilirim. Haaadi iyi seyirler olsun.

IMDb: 6.0

Yapımı : 2014 - ABD
Tür : Korku
Yönetmen : Kevin Kolsch,  Dennis Widmyer
Oyuncular : Amanda Fuller ,  Noah Segan ,  Alex Essoe ,  Pat Healy ,  Fabianne Therese
Senaryo : Kevin Kolsch ,  Dennis Widmyer
Yapımcı : Travis Stevens
Diğer Adı : Işıltılı Gözler




SHADOW OF THE VAMPIRE –VAMPİRİN GÖLGESİ (2000)

Şimdi ta 1922 yılına gidelim. Vampir filmleri severlerin arşivinde yer almasını isteyecekleri ve tüm zamanların en dehşet verici, sessiz vampir filmi Nosferatu’nun çekimlerine bir göz atalım. 2000 yapımı Vampirin Gölgesi, Nosferatu’nun ne zorluklarla çekildiğine dair ve nasıl bir çekim sürecinden geçtiğine dair kurgusal bir film. Nosferatu’nun yönetmeni F.W. Murnau’nun filmde oynatmak için gerçek bir vampirle anlaşma yapmasını anlatan ilginç bir senaryoya sahip.


Yönetmen rolünde John Malkovich, Nosferatu rolünde ise sağlam bir oyunculuğa sahip Willem Dafoe var. Dafoe’i film de tanımak imkansızdı. Makyaj mucizesiyle Nosferatu’ya çok benzetilmiş. Oyunculuk da çok başarılı olunca gerçek Nosferatu’dan ayırt edilmiyordu diyebilirim.

Ben Nosferatu’yu izledim ve dönemine göre yansıtmış olduğu korkunç atmosfer çok başarılıydı. Bu filmde de yine aynı atmosferi yakalamayı başarmışlar. Korkunç bir karanlık ve peşinden gelen ürkütücü atmosfer. O dönemde film çekmenin ne derece zor olduğunu da gösteren bir film özelliğini taşıyor Vampirin Gölgesi. Ama eğer sinema bir tutkuysa, dönem ve zorluk gözetmeksizin bir şekilde ortaya çıkan bir durum. Filmi izlerken bunu da görebiliyoruz.

IMDb: 6.9

Vizyon Tarihi: 26 Ocak 2001
Yapımı : 2000 - ABD ,  İngiltere ,  Lüksemburg
Tür : Dram ,  Korku
Süre: 92 Dak.
Yönetmen : E. Elias Merhige
Oyuncular : Willem Dafoe ,  John Malkovich ,  Catherine McCormack ,  Cary Elwes ,  Udo Kier
Senaryo : Steven Katz
Yapımcı : Nicolas Cage ,  Jeff Levine