14 Aralık 2017 Perşembe

THE DEVIL'S CANDY, RABID, INCONCEIVABLE,THE SNOWMAN

THE DEVIL'S CANDY

Şeytan'ın şekeri, bildiiin götümün şekeri türünden, haftanın cort filmlerinden biri olarak karşıma çıktı. Bu satırırları yazarken biraz kızgınım çocuklar. Bir haftalık İğneada gezisinden sonra tekrar bilgisayarımın başına oturdum ve yazılarımı yazmaya başladım. Haftanın ilk filminin harkulade çıkmasını dilerdim ama ne yazık ki benim de pek beğenemediğim hatta şu satırları yazarak filmden neredeyse aklımda hiç bir şeyin kalmadığı bir film kaldı. Keyifli filmleri yazdığım gibi kötü filmleri de yazmak zorundayım diye düşünüyorum.

Senaryo oldukça bayatlamış ve anlatmak istediği konuya bir türlü odaklanamayan bir senaryo zincirinde ilerleyen bir senaryo ile karşılaşıyoruz. Yeni taşınılan bir ev, yeni, umutlar ve beklenmedik gelişen olaylar şeklinde film gelişiyor. 

Bir çocuklu bir karı koca, içinde daha önce cinayet işlenmiş bir evi kakalama yöntemi ile ucuza satın alırlar. Ve tüm korku filmlerinde bu hep böyle olmuştur. Her şey normal ilerlemez tabii. Bir süre sonra çirkin, koca göbekli, kafayı yemiş bir herif çat kapı gelir ve "siktirin gidin lan, burası benim evim,"der ve ailenin başına bela olur. Bunların yanı sıra evin reisi olan babamız da şeytanın etkisi altına girmiş ve şaçmalamaya başlamıştır.



Yönetmen:Sean Byrne
Senaryo:Sean Byrne
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:6.5
Dil:İngilizce
Müzik:Mads Heldtberg, Michael Yezerski











RABID/ KUDUZ (1977)



Eeeee yaş neredeyse 40 geliyor ve ben artık film izlerken osura osura uyumaya başladım valla. Bu korkutucu bir şey. Rabit'i izlerken de cort diye uykuya dalmışım ama izlerken gözleri dört açıp da izlenecek bir film değildi Allahtan. Eski film merakımı bilenler bilir. Bu film de 1977 yapımı olduğu için sazan gibi atladım hemen. Alt yazılısını bulamadığım için ki tercihen altyazılı tercih ediyorum, bu filmin dublajı da berbattı. Neyse ki beni biraz eskiye götürüp betamax dönemine götürdü de biraz keyiflendim. 

Efenim şimdi şöööle... Filmi izlerken uyuya kalmadan öncesini anlatayım size. Filmin başlarında karşımıza çıkan motorsikletli asi gençlerimiz bir kaza yapıyorlar ve amı götü dağıtıyorlar. Erkek olan fazla yaralanmıyor ama kız feci; belli bölgeleri yanıyor, kendinden geçiyor, günlerce kendine gelemiyor falan. Bu süreç içinde hastanede olduğu bir çeşit deri naklinden dolayı enfeksiyon kapıyor ve karı bir de üstüne kudum kudum kuduruyor. Yalnız bu kızımızın hastalığının özelliği, kan içerek besleniyor olması. Bütün bunlar olurkeeeeeeen çevresindeki insanlar da bu hastalığa yakalanıyor ve olağan üstü hal bile ilan ediliyor.

Konu tas tamam böööle. Filmin geri kalanını uyusam da az çok tahmin edebiliyorum. Hatta bu filmin anlatımını yazarken, ah acaba nasıl yazıcam izlemediğim filmi falan diyordum ama basbaya yazdım wallahi. E hadi o zaman ben kaçıyorum bir başka filmde görüşmek üzere mucksssss...

Yönetmen:David Cronenberg
Senaryo:David Cronenberg
Ülke:Kanada Kanada
Tür: Korku, Bilim-Kurgu
IMDb:6.4
Dil:İngilizce
Çekim Yeri:Montréal, Québec, Kanada

Nam-ı Diğer: Rage | Rabid












INCONCEIVABLE/ BAKICI (2017)

Heeeerkesin söylediüği gibi son zamanlarda iyi bir Nicolas Cage filmi karşımıza çıkmamaya başladı. Bu film de onlardan biri. Nicolas abimizi film boyunca karısına inanmamakta ısrar eden ve kötü kadını koruyup kollayan saf koca ayaklarında izliyoruz. Çünkü nedeeeeen, filmdeki karısı hafiften kafadan eserek.

Geçmişinden kurtulmaya çalışan  Katie, hoş ve genç bir annedir ve geçmişinden kaçarak yeni bir kasabaya taşınır. Burada tanışmış olan kafadan hafif eserekli ablamız da kendisi gibi bir annedir ve sıkı fıkı dost olurlar. Bir süre sonra çok sık görüşmeye başlayan karılar, amaaaaan ne gerek var ayol, Katie sen gel bizde kal moduna gelirler ve Katie pılısını pırtısını toplayıp Angela ve Bian'nın evine taşınır ve hem kendi kızına, hem de Angela'nın kızına bakar. 

Bir süre sonra Angela'yı kızdıracak bazı olaylar gelişir ve iki kadın yavaş yavaş birbirine içten içe düşman hale gelirler. Olaylar işin içinden çıkıamayacak hale gelirken Angela ve ailesi ise büyük bir tehlikenin içine girmeye başlayacaklardır.

Çok klasik senaryo ile yine ısıtan bir film diye düşünüyorum. Beni çok fazla etkilemedi. Sizi bilemicem. Benden bu kadar görüşürüz.




Yönetmen:Jonathan Baker
Senaryo:Chloe King
Ülke:Kanada Kanada
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:5.7
Dil:İngilizce
Müzik:Kevin Kiner
Çekim Yeri:Hindistann Hill, Ohio, ABD










THE SNOWMAN (2017)


Evet Kardan Adam. Jo Nesbo'nun çok satan kitabından uyarlama bir filmmiş. Kitabını okumadım, hiç bir fikrim de yok. Ama filmini izlediğime göre bir kaç kelime etme hakkına sahibim diye düşünüyorum. O zaman hunharca eleştirmeye... Ya yok ben eleştirmen değilim. Filmi anlatmaya başlıyayım. 

Filmi izlemeden önce, Allaaaaah heyecan dolu bir polisiye gerilim falan dedim ama film sadece polisiye çıktı. Beni gerecek bir sahne karşıma çıkmadı film boyunca. Hatta o kadar mıymışık bir film ki pek çok yerde, filmin bazı sahnelerinden gaipten sesler bana "Volkiiiii siktir filmi de sen en iyisi uyuuuuuuu," diyerekten sesler duymaya başladım. Esnediğim yerler bile oldu. Filmin son dakikaları haricinde filmde hareket aramayın. Oyunculuklara gelirsek, beni pek etkileyen oyunculuk çıkmadı ama hikaye yine de fena sayılmaz. 

Öldürdüğü kadınların kafalarını kesip, yaptığı kardan adamların kafa kısmına monte eden katilimizin peşine düşen dedektifimizin sıkıcı hikayesine tanıklık ediyoruz. Etkilenemediğim bir sonla neticelenen filmi izleyip izlememek artık size kalmış. Ya galiba bu hafta hep madi filmler anlattım sana. Bilemedim şimdi. Karar senin. 




Yönetmen:Tomas Alfredson
Senaryo:Peter Straughan, Hossein Amini, Søren Sveistrup
Ülke:İngiltere İngiltere, ABD ABD, İsveç İsveç
Tür: Suç, Dram, Korku
IMDb:5.2
Dil:İngilizce
Müzik:Marco Beltrami

Çekim Yeri:Norveç

7 Aralık 2017 Perşembe

TEKRAR DÖNDÜM, THE MONSTER PROJECT, IT COMES AT NIGHT, DEMON, DEMON WIND

Yeni yıla girmeye hazırlandığımız şu günlerde, tekrar blog yazılarıma devam etmeye karar vererek yeni yılla birlikte kaldığım yerden devam etmeye karar verdim. Bu süreç içerisinde iyi bir ara vererek parmaklarımı da dinlendirdim. Tabii bu süreç içerisinde yaşamadığım bok da kalmadı. İş ile gelişmeler beni oldukça yıpratırken, ölümlerden dönmem, psikolojimin bozulması ailevi sorunlar falan ve birazda üzerine üşengeçliğin eklenmesi beni korkunç bir sürece itti diyebilirim. Neyse ki kısmen de olsa ufaraktan teferekten biraz bir şeylerin iyi gitmesinden dolayı şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.

Şöööle bir son film yazıma bakmtığımda sevgili Murat ile birlikte sinemada izlediğimiz film de kalmışım. Bu süreç içerisinde film izlemedim değil tabii ama eskisi kadar çok sık izleyemedim ne yazık ki. Bir ara izlediğim filmleri anlık olarak instagram sayfamda paylaştım. Tabii uzun uzun blog yazılarımla ilgisi bile yoktu bu yazıların. Bu arada 56bin'lik instagram hesabım kapatıldı ve tekrar kendime sayfa açana kadar kıçım yarıldı. Yeni hesabım ise yeni yeni 2000 kişiye falan ulaşmaya başlasa da eski hesabımı da özlemiyor değilim. 

Yazılarımı yazamadığım süreç içerisinde bir çok olumlu ve olumsuz şey yaşadığımı yazmıştım. Şimdi bunları yazsam Dabbe serisinden beter bir kitap serisine dönüşürü. Bu nedenle kısa kesip hemen kaldığım yerden devam ediyor, eğlenceli film yazılarıma başlıyorum. Hepinizi çok özlemişim. Hadi bakalım başlayalım. Bismillahirahmine...


THE MONSTER PROJECT (2017)

2018'e gireceğimiz son günlerde, 2017'nin  iç karartıcı korku filmi geçmişi ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyorum. İç karartıcı dememin nedeni ise büyük bütçeli ve sağlam senaryolu korku filmlerin giderek azalması nedeniyle ağzımızı bir karış açıp beyaz perdeye bakıp durmamızı kastettim. Durum böyle olunca da düşük bütçeli filmlere razı olup, en azından konusunun bizi etkilemesini bekleyip durdum.

İşte tam da böyle düşünürken arada çıkan nadir iyi filmler çıkmadı değil. Geçenlerde film arayışı içindeyken karşıma çıkan The Monster Project, beni eğlendirmeyi başardı. Film de ne bok ararsan var; vampir mi dersin, kurt adam mı, iblisler mi, insanlar mı... Sanırım bu saydıklarım arasında en tehlikeli yaratık insan olsa gerek. E- bir de üstüne el kamerası doğallığını ve oldukça karanlık ortamları da işin içine katarsak keyifli bir film ortaya çıkmış diyebilirim. Afişine baktığım zaman, aman siktir et salla gitsin diyebileceğim bir filmdi ama beni şaşırttı.

Mezar Buluşmaları serisini de anımsatan film, bir kaç doz da Paranormal Activity filmini anımsatmıyor değildi. Olsun biraz ondan, biraz bundan derken ben filmi izlerken oldukça eğlendim. Sadece el kamerası olayı beynimi biraz sulandırdı ama onu da sineye çekip sustum. Hadi biraz filmi anlatayım sana...

Bir grup youtuber, korku videoları çekip hem kendileri eğlenirler, hem de bu videoları paylaşıp takipçileri ile paylaşırlar ama yaptıkları videolar artık onları kesmeyecek hale gelir ve daha büyük projelere imza atmak isterler. Bok yoluna gidecekleri bu yolda, karar verdikleri olay şudur; Canavarlar Projesi. Buldukları vampir, kurt adam ve iblis tarafından ele geçirilmiş gibi görünen insanları, uzun süre boş kalmış bir eve çağırırlar ve bir kurgu içinde bu insanlar ile gerçekçi filmler çekip milleti keklemek isterler. Olaylar önce bir hayli ilginç ve eğlencelidir fakat ilerleyen dakikalarda iş çığırından çıkar ve olaylar kontrol edilmez hale gelir.

Yönetmen:Victor Mathieu
Senaryo:Corbin Billings, Shariya Lynn, Victor Mathieu
Ülke:ABD ABD
Tür: Aksiyon, Korku
IMDb: 4.3
Dil:İngilizce

Müzik:Emir Isilay, Pinar Toprak











IT COMES AT NIGHT (2017) GECE GELEN


Viral film severler için belki bir alternatif olabilme adayında bir film. Oldukça hareketli viral tarzı korku filmlerini seven kişileri pek fazla etkilemeyecek, sağ gösterirken sol vuran bir film aslında Gece Gelen. Seni pek korkutmayacak, hoplatmayacak ama atmosferinin gerçekçiliği ve konusunun biraz daha korku türünden çıkıp drama doğru ilerleyen bir film karşımızda.

Nedeni belli olmayan bir viral enfeksiyon hastalık neticesinde, kendilerini ormanın bir köşesinde izole etmiş bir aile gündelik rutin hayatlarını yaşarken, bir gün ormanda karşılaştıkları bir adam, panik olmalarını sağlar. Bu adam hasta olabilir. Her türlü önlem alınır ve adamın durumunun iyi olduğu anlaşılınca, adam ailesini de alır ve diğer ailenin yanına gelirler. Birlikteyken, zombileşmeye başlayan kişilere karşı daha güçlü olacaklarını düşünürler ve birlikte aynı evde yaşamaya başlarlar.

Bir süre sonra dışarıda onları bekleyen tehlikeye karşı savaşmak yerine kendi içlerinde anlaşmazlıklar çıkar ve dışarıdaki tehlikeden daha tehlikeli bir durum ortaya çıkmaya başlar. Aslında en büyük tehlike tam da evin içindedir; Birbirlerine karşı olan güvensizlik.


Yönetmen:Trey Edward Shults
Senaryo:Trey Edward Shults
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gizem
IMDb6.2
Dil:İngilizce
Müzik:Brian McOmber










DEMON (2015)



Demon, Polonya yapımı, çoktandır izlemek istediğim bir filmi ve nihayet karşıma pat diye çıkabildi. Film, İstanbul Film Festivalinde dikkatimi çekmiş ama izleyememiştim. Her şeyden önce herkesin izleyebileceği türden değil. Piyasaya değil de festivale oynayan sıkıcı ve düşündürücü korku filmlerinden. Aslında pek bir korkulacak zımbırtı da yok filmde. Filmin asıl korkulması gereken olayı, filmin bir festivalde gösterime gireceği gün yönetmeninin kaldığı otel odasında intihar etmesi ve vasiyeti üzerine filmin gösterime girmesi. Korkunç bir trajedi.

Durum böyle olunca, film ekibinin de patır patır intihar ettiğini düşünsenize. Tam film! Neyse ki böyle bir durum olmadı tabii. Filme gelecek olursak biraz sıkıcı ve durağan ilerlese de film boyunca süren düğün sahnesi ortalığı biraz hareketlendiriyor. Başrol oyuncusu Itay Tiran'ın oyunculuğunu çok beğendim. Filmi kurtaran nedenlerden biri de buydu benim için.

Uzun lafın kısası; pek beğenemediğim, üzerine çok fazla düşünemediğim, aradığımı pek bulamadığım bir film çıktı karşıma. Ama sinefil olmak kolay değil. İlla o film izlenecek. Hadi görüşürüz.


Yönetmen:Marcin Wrona
Senaryo:Pawel Maslona, Marcin Wrona
Ülke:Polonya Polonya
Tür: Komedi, Korku, Gerilim
IMDb: 6.0

Müzik:Marcin Macuk, Krzyszt




DEMON WIND (1990)


Filmin yapım yılı 1990 ama 1980'lerden fırlamışcasına efektlerle süslü. İzlediğinizde sizde efektlerin dandikliğini siz de göreceksiniz. Yalnız Allah için makyajlara laf yok. Zombi-iblis karışımı yaratıklar her yerlerine bok sıvanmışcasına karşımıza çıkıyorlar. Filmin diyalogları ise yine Allaha emanet. Eski korku filmlerinden beklediğiniz tüm diuayolgar bir arada. Olsun 90'lar çocuuuuyuz ne de olsa film eski püskü ve çok süper olmasa da eğlenceliydi. Ama o makyajlar yok mu uffff. Sıçmık suratlı zombiler.

Filmin konusuna gelelim çocuklar. Bir çift sevgili, esas oğlanın köyüne, anneannesinin yanına gitmek için yola çıkarlar. Ellerinde haritayla, yolu sormak için bir benzin istasyonuna girerler. Benzin istasyonundaki dede taşaklarını sermiş uyuz uyuz yatarken aniden çocukları karşısında görür. Yollarını kaybeden çocukların ellerindeki haritaya bakarak, çocukların aradığı böyle bir yerin olmadığını söyler. Mıymıntı deden umudu kesen genç sevgililer ne yapar eder köye ulaşırlar. Köyde diğer arkadaşları ile karşılaşan sevgililer hep birlikte kaynaşır, ninenin evine doğru yol alırlar.

Bok yoluna doğru bir yolculuğa çıkan gençler, kendilerini büyü, zombi, iblis dolu bir maceraya atarlar. Herşeyden habersiz gençleri bekleyen kara büyü ve yaratıklar 1 saat boyunca gençlere kök söktürür ve hikaye burada biter mi bilemiyorum. İzleyeceksiniz ve göreceksiniz sevgili çocuklarım. Hadi ben kaçar. Kendinize iyi bakın, korkuyla kalın. 



Yönetmen:Charles Philip Moore
Senaryo:Charles Philip Moore
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:4.8
Dil:İngilizce

Müzik:Bruce Wallenstein



20 Nisan 2017 Perşembe

SATANIC, PANDORA, BRIMSTONE

SATANIC (2016)

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara'dan gelen arkadaşım Muratla hem tanışmış olduk, hem de bir film izledik: Satanic. Murat oldukça kafa dengi bir adama benzerken, benim ishal olmuş çeneme dayanabildiği için kendisini tebrik ediyorum. Demek ki belli bir yaştan sonra insanın ağzında da çene ishali başlayabiliyormuş diye düşündüm kendi kendime. 

Hafif yağan yağmurdan dolayı buluşmaya biraz geç kalmamdan dolayı Murat'ın sinir olma durumunu da göz önünde bulundurarak, dolmuştan iner inmez koşa koşa sinemanın önünde kendimi buldum. Muratla film öncesi kısacık oturup biraz filmlerden çene çaldık. Konu sinema olsun da ne olursa olsun.

Film vakti gelince, kendimizi Majestik sinemasının en alt katında, yaklaşık 10 kadar izleyicinin içinde buluverdik. Majestik sinemasının bir diğer özelliği de beyaz perde de projeksiyon cihazının markasının yazması ve blueray cihazının logosunun olması. Biraz amatör tarz çalışsalar da eski mahalle sinemaları tarzında bir salon olması hoşuma gidiyor. Mejestik sinemasının her zaman hayatımda yer alması dileği ile filmi izlemeye başladık.

Bir korku filminde ne ararsanız Satanic filminde bulabilirsiniz ama her şeyn en düşük bütçesilisi ile karşılaşacağınızı da şimdiden söyleyeyim. Hafta sonu tatili için bir yerlere giden gençler, taşşağına çağırılan ruhun ardından yaşanan felaketler, sex için çıldıran iki genç ve onlara tam tezat olarak edepli iki genç. Tabii sik manytağı olan kızımız yine her zamanki gibi önden ölenlerden. Filmi neredeyse hiç beğenmedim. Oyunculuklar kötü, bütçe düşük, konu klasik, hiç şaşırtmıyor. Tırtın önde gideni bir filmdi benim için. Hafta sonundan geriye en güzel kalan şey  ise Muratla birlikte Taksim'in altını üstüne getirmemizdi. 


Yönetmen:Jeffrey G. Hunt
Senaryo:Anthony Jaswinski
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:3.7
Vizyon Tarihi:07 Nisan 2017 (Türkiye)
Dil:İngilizce
Müzik:Jim Dooley, Todd Haberman

Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD









PANDORA (2016)

Pandora diye aratırsanız karşınıza çıkacak olan ilk Güney Kore yapımı filmi zileyin derim. Aslına baklarsanız film, başlı başına bir gerilim değil. Aksiyon, felaket ve gerilim demekte fayda var. Filmin sonunda nasıl ağladığımı bilemiyorum. Zaten her boka zırıldayan bir tip olduğum için, göbeğimde laptop, karşımda film ve acıklı sahne derken, e-tabii odamda bir de tek başımayım, ağla gitsin ulan dedim kendi kendime. Oyuncu karşımda zırlıyor, o zırladıkça benim eşek gibi anırıyorum. Annem odama girse, gözüme çöp kaçtı yalanını söyleyecek kadar bile payım yok. Gözlerim kızarmış bir vaziyette filmi bitiriverdim. 

Pandora, nükleer felaketin insanların başına neler getirebileceğini gösteren güzel bir film. Bir de işin içine hükümet oyunları eklenince, izlediklerimize uyuz olmamak elde değil. Çok görkemli sahneleri olmasa da etkileyici anlatımıyla izlemeye değer buldum. Eğer görsel efekt meraklısı değilseniz ve konuya dayalı aksiyonu, felaketi ve hüzünlü sahneleri iç içe seviyorsanız, Pandora hemen izlensin. 

Bir sahil kasabasında yaşayan çekik gözlü dostlarımız gündelik hayatlarını sürdürürlerken, bir nükleer santralde çalışan işçiler ise tüm zorluklara rağmen çalışmaktadırlar. Pek çok kişinin ise bu santrallerin çevreye verdiği zarar konusunda bilgisizken, santralin içinde meydana gelen bir arıza büyük bir felakete yol açacaktır. Tüm derdi ailesini geçindirmek olan bir çok işçi ise hem kendilerini hem de ülkelerini kurtarmanın derdine girerler.


Yönetmen:Jong-woo Park
Ülke:Güney Kore Güney Kore
Tür: Aksiyon, Dram, Gerilim
IMDb:6.6

Dil:Korece


BRIMSTONE/ CEHENNEM (2016)

İblisleri görebilmek, orada azap çekmek için cehenneme gitmenize gerek yok. Bu filmi izledikten sonra aslında cehennem denen şeyin ve iblis kılıklı insanların başucumuzda olduklarını rahatlıkla görebiirsiniz. Western havasında ilerleyen film, tamamen su katılmamış gerilim diyemem. Aslında bu tarz filmleri belli bir katagoriye sokabilmek de oldukça güç. Bu nedenle bazı sahneleri izlerken içinizin kaldıramayacağını da söylemem de yarar var.

Aynı zamanda, kadının çoook eski zamanlardan günümüze kadar ikinci sınıf insan muamelesi görmesi üzerine de oldukça etkileyici bir film. Aslında güçlü bir kadın mücadelesi filmi de diyebiliriz. Tabii bu dramatik yönünün yanında insanın sinirlerini bozan bir çok şeyi de beraberinde izleyeceğiniz anlamına geliyor. 

Filmin bir diğer bayıldığım tarafı da oyunculuklar kısmıydı. Herkes görevini en iyi şekilde yerine getiriken, Guy Piarce'nin o kötü adam tiplemesi muhtelemdi. Bence oyuncuğu sergilemek adına güzel bir roldü. Bu yazımda ağzımı bozmayayım diyorum ama yine de dayanamadım; o rahip pezevenginden inanılmaz nefret ettim. Oyunculuk da bu olsa gerek.

Liz, kasabasında kendi halinde ailesi ile yaşayan bir kadındır. Aynı zamanda kasabada ebelik yapar ve tüm kasaba çocukları Liz'in eline doğar. Bu arada kasabaya yeni gelen rahibin ilk pazar ayininde kilisedeki hamile bir kadın aniden doğum yapar ve hemen Liz'e haber verilir. Dünyaya yeni gelen çocuğun ve kasabaya yeni gelen rahibin ardından olaylar bambaşka bir yönde ilerlemeye başlar.



Yönetmen:Martin Koolhoven
Senaryo:Martin Koolhoven
Ülke:Hollanda Hollanda, Fransa Fransa, Almanya Almanya, Belçika Belçika, İsveç İsveç, İngiltere İngiltere
Tür: Gizem, Gerilim, Western
IMDb:7.1
Dil:İngilizce, Hollandaca
Müzik:Junkie XL


6 Nisan 2017 Perşembe

THE NIGHTMARE, LIFE, THE POSSESSION EXPERIMENT, OPERA, INFERNO, WYRMWOOD: ROAD OF THE DEAD

THE NIGHTMARE (2015)


Hadi size bu sefer bir belgeselden bahsedeyim. The Nightmare, bizim de bildiiiimiz ve ülke genelinde, gecenin bir vakti başucumuza gelip kıçımızdan ayrılmayan karabasanı anlatan bir belgesel. Belgeseldeki kişiler olayları gerçekten yaşayan kişiler mi yoksa birer oyuncu mu anlayamadım ama karabasan olarak şapkalı bir herifi ve Deadpool gibi kıçına tayt giymiş ve yüzü gözükmeyen bir yaratık olarak tasvir edilmesi çok basite kaçmıştı.

Karabasanı bilimsel açıdan ele alma kısımları çok azken, neredeyse hep dinsel açıdan irdelemelerini de sevemedim. Belgeselin süresini biraz daha uzatarak hem dinsel açıdan, hem de bilimsel açıdan ele alınmasını çok isterdim. Karabasan hakkında ileride daha da iyi belgesellerin çıkabileceğini düşünüyor.

Belgeselde 7-8 kişi ile yapılan röportajlar benim hoşuma gitti. Gizemli bir havası da vardı diyebilirim. Ha- daha iyi olamaz mıydı, tabii ki olabilirdi. Genel olarak beğendim. Konuyu merak edenler belgeseli izlediklerinde biraz yetersiz olduğunu göreceklerdir.


Yönetmen:Rodney Ascher
Ülke:ABD ABD
Tür: Belgesel
IMDb:5.9
Dil:İngilizce

Müzik:Jonathan Snipes











LIFE/ HAYAT (2017)

Geçtiğimiz hafta gösterime giren Life, Alien ekolünden gelen bir film olmasına rağmen, Alien kadar karizmatik bir yaratık değil. Ahtapottan bozma, götten bacaklı bir yaratık olan Calvin, uzay gemisinin anasını  sikmek için var olmuş gibi görünüyordu. Bu arada filmi sabahın körü seansında izlediğim için tek başıma salonda olma durumum, filmi bana özel olarak gösteriyorlarmış hissine kapılmama neden olup, salondan çıktığımda, "şimdi grup olarak izleyin ezikler" diyerek güneş gözlüklerimin altından diğer seans izleyicilerine bakmama neden oldu. Bir başka filme girerken de aynı ezik grup içinde yer almanın dayanılmaz boktan tarafını da yaşamadım değil. :) Allah kahretsin yine bugün kıçımdan kıl aldırmıyorum. :))

Neyse çocuklar şaka bir yana, Hayat filmi son zamanlarda izlediğim ve beni heyecanlandıran, geren filmlerden oldu. Başta da belirttiğim gibi yaratık oldukça basit bir tasarım olarak gözükse de, oldukça zeki ve güçlü olması ona artı puan vememe neden oldu. Ama yinede daha ihtişamlı bir yaratık beklerdim. Ha- bu arada Alien filminin de yenisi geliyor, hemen araya sıkıştırayım.

Bir grup bilim adamının uzaya gidip Mars gezegeninde yaptığı bir araştırma sonucu bir canlı türüne rastlarlar ve onu geliştirmek için kolları sıvarlar. Erken doğumdan meydana gelmiş bir bebek gibi bu canlı organizmayı küvözde el bebek gül bebek bakarlar. Herkesi heyecanlandıran bu durum bir süre sonra bu organizmanın hızla büyüyüp tehlikeli bir yaratığa dönmesiyle birlikte işler gerilimli bir hal alırken, korkunun da son noktası herkesi sarmaya başlar. Yani bu noktadan sonra söylenebilecek tek laf vardır; acıma Calvin'e, döner koyar götüne. Hadi ben kaçtım. Çüüüüs.



Yönetmen:Daniel Espinosa
Senaryo:Rhett Reese, Paul Wernick
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Bilim-Kurgu, Gerilim
IMDb:7.2
Vizyon Tarihi:24 Mart 2017 (Türkiye)
Dil:İngilizce, Japonca, Chinese

Müzik:Jon Ekstrand



THE POSSESSION EXPERMİENT (2016)

Eveeeet gelelim yine çükündürük şeytan çıkartmalı filmlerden birine. Bir sitede baktığımda IMDb puanı oldukça yüksekti. Fakat filmi izledikten sonra, acaba bunlar benle daşşak mı geçiyor falan diye düşünüp bir de orjinal IMDb sitesine girdim ki o da ne! Filmin puanı 3.6. Direkt siktiri çekip siteden çıktım, o siteye de nefretlerimi yollayıp en aaaalasından okkalı küfürlerimi yorum olarak yolladım. Öf neyse. Bak sinirlendim yine tansiyonum pörtlerdi.

Biz Türklerde cinler, Amerikalılarda da şeytanlar, iblisler... Kaliteli yapın izleyelim. Başka hiç bir şeycikler demem. Ha- bu filmde de güzel sahneler yok değildi, hakkını yemeyelim şimdi. Ama bir iyi sahne varsa, 10 tane de tırt sahne vardı. Bir an önce filmi bitirelim ayaklarındaki yönetmenimize diyecek tek lafım var; acele giden şeytanın zikine gider. Film, açılış sahnesi olarak oldukça etkileyici bir başlangıç yapıyor fakat olay örgüsüydü görsel efektlerdi derken vasatın da altında seyretmeye başlıyor. Şeytan çıkartma filmlerini severim derseniz benden söylemesi; çok fazla heveslenmeyin.

Yıllaaar yıllar önce yaşanmış bir olayla açılan film, günümüze dönüyor ve bir üniversite öğrencisi sırık çocuğumuz ders olarak daha önce şeytan çıkartılan bir eve gelerek şeytan çıkartma konusu hakkında bilgi toplaması gerekiyor. Yanına taktığı sarışın zibidi ile bu eve doğru giden iki genç ve yanlarında götürdükleri medyum teyzeyi de bu işe alet ederler. Medyum teyze, dakka bir gol bir hesaaabı tırsar ve  kıçına bile bakmadan evden kaçar. Evde tek başlarına kalan gençler gördükleri karşısında altlarına sıçarlar ve geri döndüklerinde hiç bir şey eskisi gibi gitmez.



Yönetmen:Scott B. Hansen
Senaryo:Mary Dixon, Scott B. Hansen
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb: 3,6
Dil:İngilizce

Müzik:Dirk Ehlert












OPERA (1987)

Eski filmleri listeme koymazsam ooooolmaz! İlla olacak. Suspiria ile daha çok tanınan Dario Argento abimizin, Oprera ve Inferno filmlerini arka arkaya izleme kararı aldım geçen hafta. Her iki filmi de internette bulamayışımından dolayı filmleri her nekadar çok merak etsem de izleyemiyordum; taaaaa ki gecen haftaya kadar. Inferno isimli filmi de bir sonraki yazımda okuyabilirsiniz.

Opera beklediğim gibi bir Dario filmi çıkmadım desem yeri var. Her Dario filmini çok beğenmişimdir ama bu film sanki biraz daha vasat gibi geldi gözüme. Belkide o trarihlere göre oldukça ilgi çekmiş olabilir. Bu nedenle puanı da bir hayli yüksek. Neyse puana pek takılmıcam. Film, klasik bir seri katil etrafında dönüyor ve her Dario filminde olduğu gibi katili tahmin etmek yine zor. Hiç beklemediğiniz o kişi zamanı gelince "ce-ööö," diyerekten karşınıza çıkıyor diyelim. Opera salonunun ihtişamı, tarihi dokusu ve "niiiiiiiiiaaaaaa," diye aryalar söyleyen sanatçıların biraz gerisinde kalan filmin heyecan dokusu; eh, şöyle bööööle diyelim.

Film, hiç bir boku beğenmeyen bir kadın opera sanatçısının provanın anasını zikmesi ile başlıyor. Ay yalnız karı ne şirret heee; onu beğenmez, bunu beğenmez, çenesi hiç durmaz, durmadan kapris. Bildiiiin Bülent Ersoy'un Şöhretin Sonu filmindeki sinirli halleri gibi. Neyse, allah razı gelmiyor, karı sokağa çıkar çıkmaz araba çarpıyor ve ölüyor muydu, sakat mı ne kalıyordu. Tabii bu arada biraz Yeşilçam etkisi de var. :)

Kadının yerine sahne korkusu olan genç bir kız bulunuyor, sahneye hazırlanıyor ve sahneye çıktığı ilk gece bir çok aksilik yaşanıyor. Kargaların cirit attığı sahne gecesinin hemen ardından opera salonu ve çevresinde işlenen cinayetler saftirik kızımız etrafında gelişiyor. Yonetmenimin burada bize bir oyun oynuyor ve bunun bir kıskançlık cinayetleri olabileceği, yada opera içerisinden birilerinin bu cinayetleri işleyebileceği konusunda kafamızı karıştırıyor. Aaayyy avcaba katili sööölesem mi. Hadi niiiise. Ben kaçar çüüüüüüs.


Yönetmen:Dario Argento
Senaryo:Dario Argento, Franco Ferrini
Ülke:İtalya İtalya
Tür: Korku, Gizem, GerilimIMDb: 7.1
Dil:İtalyanca

Müzik:Brian Eno, Roger Eno, Steel Grave














INFERNO (1980)

Bir Dario filminden bir diğerine hemen atlayalım. Filmdeki yaratığın ne bok olduğunu pek anlayamasam da cadı olduğuna kanaat getirebildim. Bu Dario filmini pek sevemediğimi de baştan belirtmemde fayda var sanırım. Fantastik ve gizemli tarafıyla meraklıların ilgisini çekebilecek gibi de gözükmüyor değil.

Filmin başlarında o kadar az diyalog var ki filmi bir an için sessiz sinema falan sandım. Yavaştan açılmaya başlayın filmin açılış sahnesindeki kadın beni uyuz etti zaten. Bir kadın bu kadar mı sakar ve ağır aksak olur be dedim öf. Yer yer Suspiria filminin de sahneleri aklıma gelmedi değil. Kendini asan kadın ve bazı dekorlar bana Suspira filmi gibi hissettirdi.

Bir kadının bulduğu bir kitap sonrası, yaşadığı evin de daha önceden cadılara ait olduğu ortaya çıkar ve daha derin araştırmaya girişir. Kadın tırstığı için erkek kardeşinden yanına gelmesini ve yanında bir süre kalmasını ister. Kardeş geldiğinde ablasının nalları dikip cortladığını öğrenir .



Yönetmen:Dario Argento
Senaryo:Dario Argento
Ülke:İtalya İtalya
Tür: Korku
IMDb:6,7
Vizyon Tarihi:01 Nisan 1980 (ABD)
Dil:İngilizce, İtalyanca
Müzik:Keith Emerson


WYRMWOOD: ROAD OF THE DEAD (2014)

Zombi filmlerinden pek hoşlanmadığımdan mıdır nedir, bu film gözümden kaçmış olmalı. Ama makyajlar ve eğlenceli gidişatı filmi izlenebilir kılsa da sadece ölüm sahneleri ve hareketli tarafı, "filmi eğlenmek için çektik," der gibi olmuş. Filmdeki ürkünç makyajlara gerçekten emek verdikleri belli. Filmin bir çok sahnesinde Sam Raimi'nin yönetmenlik gözünü gördüm. Evil Dead filmleri örnek alınmış olmalı diye düşündüm. Benim gibi Evil Dead ve filmin dizisi olan Ash vs Evil Dead hayranıysanız, filmi izledikten sonra beni anlayacaksınızdır. 

Yine bir sabah uyanıyoruz ve nerden geldiği belli olmayan bir vürüsün insanları zombileştirerek etrafa dehşet saçtığını görüyoruz. Bu kez zombilerimizin en önemli özelliği kıçlarından çıkarttıkları alevlerden de anlayacağımız üzere yakıt deposu haline gelmeleri. Bir de fotosentez olayını zombilere uyarlamışlar. Tööööbe estafirullahn diyor, herkese iyi seyirler diliyorum.



Yönetmen:Kiah Roache-Turner
Senaryo:Kiah Roache-Turner, Tristan Roache-Turner
Ülke:Avustralya Avustralya
Tür: Komedi, Korku
IMDb: 6.3

Müzik:Michael Lira

23 Mart 2017 Perşembe

DON'T HANG UP, OPUS, ZAN'E: SUNDE WA IKENA HEYA, HOURS, LA HORA FRIA, THE ATTICUS INSTITUTE, MARSHRUT POSTOEN, A CURE FOR WELLNESS

A CURE FOR WELLNESS/ YAŞAM KÜRÜ (2016)

Şimdi diyeceksiniz ki "sen bu filmi izlerken de uyuklamaya uyuklaya izlemişsindir de bu yüzden bi bok anlamamışsındır." Wallahi itiraf etmem gerekirse sadece ilk 10 dakikada biraz gözlerim kapanmaya başladı. Ama sonradan zımba gibi oldum. Sanırım filmden beklediğimi pek bulamadım. Keşke uykuma direnmeyip, salonda sızıp kalsaydım daha iyidi.

Bir çoğunuz Zindan Adası tarzında bir film beklentisi içindeyseniz, evet ilk yarı biraz Zindan Adası tadındaydı ama olaylar çok farklı bir yönde ilerliyor. Belkide Zindan Adası havası verirsek, filmin gidişatını gördüklerinde izleyici için ters köşe gibi olur da demiş olabilirler. Yazdığım gibi ilk yarı gizemli bir şekilde geçerken, ikinci yarı daha çok gerilim havasına dönüşmeye başlıyor. Bu nedenle, ilk yarıda bu film beni sarmadı, filmden çıkayım, diyecek olursanız ikinci yarıyı merakla izlettirmeyi başarıyor ve bok gibi sona doğru seni sürüklüyor. Neden bok gibi derseniz, onu da izleyince anlarsınız. Yada bana göre bok gibiydi. Hiç beklemediğim bir şekilde fantastik olaylar örgüsünde film sonuçlandı diyeyim ,başka bir şey demeyeyim.

Genç bir şirket yöneticimiz var ve şirketi tarafından özel bir görev veriliyor kendisine. Bu görev, şirketin CEO'su olan amcamızın gittiği bir sağlık merkezinden kendisini alıp tekrar şirketin başına getirmesi oluyor. Genç yöneticimiz bu sağlık merkezine geliyor ve görüyor ki her yer Yalova Termal kaplıcaları. Suları ile meşhur be sağlık merkezine gelen tüm yaşlı dostlarımız, bu merkezin sularından lıkır lıkır içiyor, suyun içinde şaşkın ördek gibi yüzüp duruyorlar. 

Genç yöneticimiz ise bir süre sonra bu mekandan ayrılma kararı alınca bir araba kazazı yapıyor ve tekrar aynı merkeze götü başı kırık bir vaziyette geliyor. Bu yerde mecburen kalmak zorunda kalan genç yönetici, kendi imkanlarıyla yapmış olduğu araştırmalar netiesinde bu sağlık merkezinin derinliklerinde yatan bir kötülüğü ortaya çıkarıyor. 

Neredeyse iki buçuk saat süren ve senaryosuyla yer yer geren, yer yer gizeme boğan ve yer yer de saçmalayıp sıkıcı hale gelen filmin konusu bundan ibaret. Çok fazla beklentinizi yüksek tutmayın derim. Hadi ben kaçar çüüüüs.



Yönetmen:Gore Verbinski
Senaryo:Justin Haythe, Gore Verbinski
Ülke:Almanya Almanya, ABD ABD
Tür: Dram, Fantastik, Korku
IMDb:6.6
Vizyon Tarihi:17 Mart 2017 (Türkiye)
Dil:İngilizce, Almanca

Müzik:Benjamin Wallfisch









DON'T HANG UP


Hımmm, eğlenceli kamera teknikleri, bir evin içinde oldukça akıcı geçen gerilimli bir zaman dilimi ki başarılı tek mekan film diyoruz biz buna, Scream/ Çığlık serisi ekolünden gelen bir filmdi Don't Hang Up. Tarzsın diyorum. Nasıl ama, Benim Stilim yarışmasındaki Nur Yerlitaş gibi yorum yaptım değil mi? Son dönemlerde karşıma iyi ve seyri korkunçlu film çıkınca ben de kendimi şaşırıp böyle yorumlar yapabiliyorum. Neyse, ben yine kendi tarzımı bozmadan, maaale arkadaşıma film anlatır gibi filmi anlatayım size.

Film boyunca hep aynı kamera tekniği ile çekilen bir çok sahne ilginç olsa da biraz abartıya kaçılmıştı diye düşünüyorum. Oyuncu gençlerin oyunculukları eh işte diyebilicem. Neyse, son zamanlarda iyi çıkan korku filmlerinden biri olduğu için filme çok fazla bok atmadan yorumuma devam edeyim. Bol telefon görüşmeli ve telefon sesli sahnelerin olması ve karşı tarafta gizemli bir sapığın yer alması tabii ki hepimizin aklına Çığlık filmini getirtiyor. Benim de en favori slasher filmim olan Çığlık ekolünden gelirken bu film, bazı sahnelerdeki kandırmacalar falan derken Testere esintileri de taşımıyor değildi. Yanlış anlaşılmasın; benziyordu demiyorum, biraz bu filmlerden de esintiler vardı diyorum. Ben filmi oldukça eğlenceli ve keyifli buldum. İzlemenizi tavsiye ederim.

Brady ve Sam denyoları, hani şu okulun popüler ama gıcık tipleri vardır ya hani, o tiplerdendirler ve vakitlerini telefon şakaları yapıp internete yükleyerek geçirirler. Yaptıkları bu şakalar sonucunda popülerlikleri artınca, yaptıkları şakaları tehlikeli boyutlara taşırlar ve tabiri caizse işin bokunu çıkartırlar bir kişinin ölümüne neden olurlaaaaar... İşler bu noktaya kadar süperdir ve gelsin şakalar gitsin kakalar şeklinde hayat geçer.

Brady ve Sam bir gün evdeyken bir telefon gelir ve telefonun ucundaki şey her neyse onlara evden çıkmamalarını, çıktıkları taktirde hem kendilerinin hem de ailelerinin öleceğini söyler. Boku yiyen gençleri zorlu bir gece beklemektedir.


Yönetmen:Damien Macé, Alexis Wajsbrot
Senaryo:Joe Johnson
Ülke:İngiltere İngiltere
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:5.8
Dil:İngilizce
Müzik:Aleksi Aubry-Carlson











OPUS/ KANLI SENARYO (2011)

Ünlü olmak için götünü yırtan 7 kişinin başına gelmeyenin kalmadığı bir filmi anlatayım şimdi de size. Hangi akla hizmettir bu filmi yapmak bilemedim ama bundan 6 sene öncesine kadar bu tarz senaryolar ilgi çekerken artık demode olduğunu da belirtmeden edemiciiiim. Hatta 6 sene öncesinde de bu tarz konular yavaştan körelmeye başlamıştı diyebilirim. Yani sen al bir kaç kişiyi, hiç bilmedikleri bir mekana koy ve sırayla hepsinin yaşam mücadelesini izle falan... Gerçi filmimizdeki karakterler kendi istekleriyle bir çölün ortasındaki bir eve geliyorlar ve ebelerinin dıdısını tersten görüyorlar.

Afişinde gördüğüm kadarıyla bilmem kaçytane falanca fişman ödülü almış ama ben filmi pek sevemedim. Evet, filmin içinde bir parça gizem var ama beni tatmin etmedi ve ben de Hatice'ye değil, neticeye bakayım dedim ama neticede de beni tatmin edecek bir nokta bulamadım. Film beni hiç heyecanlandırmadı ve gerilim dozunun da düşük olduğunu düşünüyorum.

Ünlü birer oyuncu olma meraklısı bir grup genç, bunlardan biri sevgilisinin zoruyla geliyor ki onun da hakkını yememek lazım, bir korku filmi projesinde oyuncu olarak kendilerini buluyorlar. Hepsinin geldiği yer, çölde ıssız bir ev. Tanışma kaynaşma felan fıstık derkene, yavaştan koca memeli kızımızın gizemli öldürüşünün ardından feryatlar figanlar o biçim ortalık karışır. Ortada senaryo yok, kameraman yok, kısacası set ekibi yok derken bizimkileri alır bir derin düşünce. Ne sikim yiyeceklerini şaşıran gençler bu yerden nasıl kurtulacaklarını kara kara düşünürler. Hadi iyi seyirler.



Yönetmen:Micah Levin
Senaryo:Andrew Bird, Micah Levin
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gerilim
IMDb:4.5
Dil:İngilizce
Müzik:Gregg Leonard



ZAN'E: SUNDE WA IKENA HEYA (2015)

Güzel film aslında ama biraz koltuk altı değneği ile ilerliyormuşçasına da ağırdan ilerliyor. Film bir hayalet hikayesi, yok hayır, aslında bir hayalet-polisiye desem yeri var. İşin içinde polisler falan yok belki ama bir yazar kadınla başlayan ve bir grup insan tarafından bir hayaletin gizeminin çözülüş hikayesi var demem de bir sakınca olmaz sanırım.

Yakında sizlere bol bol Uzakdoğu korku-gerilim sinemasından filmler anlatabilirim. Orjinal ve kendine has bir yapısı olan Uzakdoğu korku sinemasından oldukça kaliteli filmler ortaya çıkıyor. Adını yazarken nefes nefese kaldığım bu film de bir Japon yapımı. Çekik gözlü insanlara karşı bir antipatiniz yoksa izlemenizde fayda var. 

Neden "çekik gözlü insanlar" cümlesini kullandım. Tabii ki insan ayrımcılığından nefret ederim. Ama aklıma bundan yıllaaaar önce bir korsan  dvd tezgahındaki ablaya, tezgahçı abimizin bir Kore filmini önermesi karşısında, ablamızın "Aaaayyy ben japon filmlerini hiç sevmem. Böööle küçük küçük gözlü oluyooolllaaar," demesi üzerine, "Al abla ben sana Tanrılar Çıldırmış Olmalı'yı tavsiye edeyim. Kendisi Afrika dolaylarından olup kocaman kocaman çüklere sahipler," diyesim gelmişti ama diyemedim. Bu kısa ve gereksiz anımdan sonra hemen filmin konusuna geçeyim.

Bir polisiye-gerilim romanı yazarı olan ablamız var filmde. Yayınevi kendisinden bu kez farklı bir şey istiyor ve gerçek hikayelere sahip bir kitap yazması konusunda teklifte bulunuyor. Tam da bu esnada yazar ablamıza ilgisini çekebilecek, Kobu isimli bir karıdan mektup geliyor ve yazar ablamız hemen bir buluşma ayarlayıp Kobu ile buluşuyorlar. Kobu, gece olduğunda, yan komşularının çıkardıkları sevişme seslerinin yanı sıra, ürkünç bazı seslerin ve görüntülerin ortaya çıktığını anlatır. İki kadın, bu evin geçmişini araştırmaya karar verirler ve evin yedi ceddini deşerler. Çıkan sonuç karşısında kanlarını donduran, nefret, cinayet ve intihar dolu bir gerçekle yüzleşirler.



Yönetmen:Yoshihiro Nakamura
Senaryo:Fuyumi Ono, Ken'ichi Suzuki
Ülke:Japonya Japonya
Tür: Korku
IMDb:6.0
Dil:Japonca

Müzik:Gorô Yasukawa












HOURS/ YAŞAM SAVAŞI (2013)

Bir sitede filmin yorumlarını okurken, rahmetlinin oynadığı film hakkında biri demiş ki "filmin sonunda göz yaşlarınızı tutamayacaksınız," ben de kendisine cevaben "siktir ordan," demiştim ama filmin sonuna geldiğim de zongur zongur ağlak bir halde buldum kendimi. Ve filmin sonunu da bi o kadar anlamlı buldum. Gerçi her boka ağlar hale geldiğim son yıllarda, bu sona ağlamasaydım kendime şaşardım. Öf neyse, yine ağlamadan yazıya devam edeyim.

Filmin türüne baktığımız zaman dram-gerilim olarak gese de dramatik tarafının daha ağır bastığını gördüm. filmin sonlarına doğru işin içine katılan bir kaç kötü adam modeli filmin gerilim tarafını üstlenseler de biraz yetersiz kalmıştı. Gerilim kısmının hakkını verememiş film. Dramatik, ağlak ve de zırlak bir film istiyorsanız, hafifi gerilim ile süslenmiş bu filmi tavsiye ederim.

Bir karı koca, hastaneye gelmek için mikemmel bir gün seçmişlerdir. Hastane, bizim devlet hastanelerinden daha beterdir, aşırı derecede yoğundur, yeni başlayan bir tayfun ise ortalığın anasını düdüklemek için iş başındadır. Bu aşırı kalabalık ve her şeyin aksadığı hasteneye bir de sel basınca herkes tahliye edilir. Bu esnada doğum esnasında karısı ölen genç babamız, bir de üstüne üstlük bebeği ile hastanede mahsur kalırlar. Bebek soluk almayı becerememektedir ve makinaya bağlı olarak 24 saat kalmalıdır. Bebek bu süre içinde kolla şarj edilen bir kuvözün içindededir ve kesilen elektir nedeniyle babamız iki dakikada bir kuvözü şarj etmek zorundadır. 


Yönetmen:Eric Heisserer
Senaryo:Eric Heisserer
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:6.5
Dil:İngilizce
Müzik:Benjamin Wallfisch


LA HORA FRIA/ SOĞUK SAAT(2006)


Sanki biraz karışık mı olmuş ne? Filmin senaryosundan bahsetmiyorum. Gizem de olsun, biraz hayalet filmine de benzesin, biraz uzaylı filmi havasında da olsun derken, orya karışık bir film çıkıvermiş. İspanyol sinemasını affetmem. Ne bulsam izlerim diyenleri için vasat, yada vasatın bir tık ötesinde denebilir aslında.

Filmin görsel efektleri daha iyi olabilirdi. Beni pek kesmedi diyenlerdenim. Biraz nuhun gemisi hesaaabı da takılalım demişler sanırım. Bir yeraltı sığınağına bir kaç çocuk, bir kaç kadın, bir kaç erkek, iki eşcinsel ve börtü böce, tavuk gibi canlılar doluşmuş, hadi bakalım kendimizi dış etkenlerden koruyalım demişler. E- fena da olmamış aslında ama çok da gerekli bir film de olduğunu söyleyemem. 

Bu az önce üst paragrafta bahsettiğim insanlar ve yaratıklar bu sığınağa yerleşmiş, sığınağın ötesindeki düşmanlardan kendilerini koruma altına almışlardır. Yiyecekleri azalan bu grup bir an önce su, ilaç ve yiyecek bulmak zorundadırlar ve bir an önce izole edilen kısmın dışına çıkıp zombimsi şeylerle mücadele etmek zorundadırlar. Bir de üstüne soğuk saat denilen garip olay da eklenince işler daha da zorlu bir hal alır. Film sonunda sürpriz bir son var. Ehhh diyebileceğim türden bir İspanyol filmiydi.



Yönetmen:Elio Quiroga
Senaryo:Elio Quiroga
Ülke:İspanya İspanya
Tür: Korku, Gizem, Bilim-Kurgu
IMDb:6.0
Dil:İspanyolca

Müzik:Alfons Conde












THE ATTICUS INSTITUTE (2015)


Filmin gidişatını nefes almadan ve ilgiyle izledim diyebilirim. Gerçekten yaşanmış bir olay mıdır bilemiyorum ama belgesel tadında olması filme kilitlenmemizi sağlıyor. Görsel efektleri falan belki çok süper değildi ama şeytan çıkartma olayını farklı bir boyuta taşıyarak, işin içine devlet oyunları da girince daha da ilgi çekici hale geliyor. 

Filmin yapımcıları Annabelle filminin yapımcıları falan diye okudum ama tam olarak emin olamadım. Film 70'lerde geçiyordu ve tabii ki yine 70'ler aşkım devreye girip filmi daha da fazla sevmeme neden oldu. Oyunculuklar da hiç fena sayılmaz. Bu kez yatağa bağlanmış bir şeytan vakası değil de, bilimsel bir ortamda şeytanla nasıl mücadele edilir izlemek istiyorsanız bu film kaçmaz. Filmin gerçekçiliği arttırılsın diye el kameraları ve güvenlik kameralarından faydalanmış. İzlemesi keyifliydi. Bilhassa şeytanın pedere tecavüz ettiği sahneyi unutmıcam. Korktuğumdan değil, çok güldüğümden.

Filmdeki doktorumuz doğaüstü olaylarla kafayı bozduğu için kendine bir laboratuvar açar ve bazı kişiler üzerinde deneyler yapmaya başlarlar. Amaçları hiç kimseyi incitmeden bu olaylara karşı sır perdesini aralamaktır. Birbirinden farklı güçlere sahip olunduğu düşünülen bir kaç kişi üzerinde yapılan araştırmalar esnasında bazı sahtekarlıklar saptanınca laboratuvarın da imajı sarsılır fakat tekrar başlanan çalışmalar esnasında laboratuvara getirilen 40 yaşlarındaki bir kadın tüm araştırmaların gidişatını büyük ölçüde değiştirecektir.



Yönetmen:Chris Sparling
Senaryo:Chris Sparling
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:5.5

Dil:İngilizce












MARSHRUT POSTOEN (2016)

Bu kez bir Rus filmine şans tanıyayım dedim ama vasatın da altında bir film çıktı karşıma. Vasatın altında olmasına rağmen görsel efekt olareak bu kadarını bile beklemiyordum aslında. Bazı sahneler hoşuma gitmedi değil ama hiç bir şey bulamazsanız izleyin derim. Kokrukolik Blog gibi bir bloğu takip edip de film bulamamak mümkün değil zaten. Kendimi övüp yere göğe çıkarttıktan sonra yazıma devam edeyim en iyisi.

Korku sinemasında hayalet hikayelerine oldukça alışığız. Genelde hayaletler sürekl olarak bir evde karşımıza çıkar. Daha çok hayaletli ev filmleri izlediğimiz için, bu kez filmin numarası olarak gördüğüm tek şey hayaletli ev değil de, hayaletli otomobil hikayesi oldu. Bir hayaletin sahiplendiği ve bırakmak istemediği otomobil yeni sahiplerine bakalım neler yaşatacak...

Svgilisi tarafından bir cinayete kurban giden bir ablamız, öldükten sonra geriye bıraktığı iki kızı yetimhaneye, otomobili ise yeni sahibini bulması için bir galeriye satılır. Bizim de ayrılma eşiğine gelen çiftimiz, ilişkilerini ayakta tutabilmek için herşeye başvururlar. Bir de küçük kızları vardır ve bu kez bir otomobil almaya karar verirler. Gide gide cinayete kurban gitmiş bir kadının otomobilinde karar kılarlar ve boku yerler. Ölen kadının hayaleti naletin tekidir ve otomobili yeni sahiplerine yar etmeye de hiç niyetli değildir.



Yönetmen:Oleg Assadulin
Senaryo:Ivan Kapitonov, Oleg Assadulin
Ülke:Rusya Rusya
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:4.6
Dil:Rusça
Müzik:Evgeniy Rudin

Nam-ı Diğer: Paranormal Drive