12 Ocak 2018 Cuma

SUPER DARK TIMES, CREEP 2, DAY OF THE DEAD :BLOODLINE

SUPER DARK TIMES (2017)


Süper Karanlık Zamanlar, film festivallerinde ilgi görmüş bir film. E- haliyle bol aksiyonlu ve derin içerikli filmlerden hoşlanmayan kişiler için de bir hayal kırıklı beraberinde gelebilir. Çünkü piyasa türü bir film değil. Şu ara bana denk gelen filmler de genelde bu festivale oynayan filmler oluyor. Açık konuşmam gerekirse biraz piyasa işi, eğlenceli korku filmlerini ben de özledim. Yeter ber artık, düşünmek değil, korkmak istiyorum. 

Filmin korkutma etkisi pek yok. Bir kaç sahnesinde belki azıcık gerilebilirsiniz ama o kabus sahnelerin görselliğine gelecek olursak mikimmmeldi. Pek beeendim efenim. Şoparların oyunculuklarına gelince; beğendim, bunalıma sokucu buldum, işlerini layıkıyla yerine getirdiklerini düşündüm. Genelde baş rolde gördüğümüz kişiler çocuklar bu arada.

Bir kaç piç kurusu, önceleri çok iyi anlaşırlar, yada anlaştıklarını sanırlar. Aslında bu durumu zaman içerisinde belkide en yakın arkadaşlarımızla da bizzat yaşamış olabiliriz diyerek de eklemek de fayda var. Neyse, bir süre sonra arkadaş grubundaki en çirkin piç kusuru yanlışlıkla bir başka arkadaşı tarafından öldürülür ve kabus dolu bir psikolojik olaylar silsilesi de hemen arkasından başlamış olur.



Yönetmen:Kevin Phillips
Senaryo:Ben Collins, Luke Piotrowski
Ülke:ABD ABD
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:6.5
Dil:İngilizce
Müzik:Ben FrostWeb Sitesi:Resmi Facebook Sayfası
Çekim Yeri:Kingston, New York, ABD








CREEP 2 (2017)

Lan ooolum bu nasıl filmdi, falan diye düşünürken, ilk filmin fragmanına göz atmam yetti bana. Filmi hemen hatırlayıverdim. İlk filmde, ömrünün son günlerini (yanlış hatırlamıyorsam) fotoğraflaması için evine çağırdığı fotoğraf sanatçısına yapmadığını bırakmayan sapık bi kanka vardı. Hah tamam dedim ben bu filmi hatırladım ve ikincisini izlemeye koyuldum.

Kısa süresi, ilkinin gölgesinde kalan ama fena sayılmayacak, fazla korkutmayan ve ilk filme göre daha edepsiz bir film buldum karşımda. Adamın bir anda dal daşşak kalması ben de paniğe neden olmadı ama çok uzun süre bir katilin çüküne uzuuun uzuuuuuun bakmak da beni rahatsız etti. O sahne acuk daha kısa olabilirmiş diye düşündüm. Neyse, belki bu sahneden hoşlanacak kişiler de çıkabilir. Öhöm öhöm... :)

Gelelim asıl konuya... Bu kez karşımız da, çektiği videolar sosyal medyada pek tutulmayan video konusunda uzman bir kızımız var. Tam umutsuzluk içindeyken ve para için yanıp tutuşurken, kızımızın görmüş olduğu bir iş ilanı ilgisini çeker ve ilan sahibi ile yaptığı kısa yazışma neticesinde ilan sahibinin evine gider. Katil olduğunu gizlemeyen arkadaş, kızımıza, ölmeden önce kendi belgeselini yaması için teklifte bulunur ve her gün elinde kamera adamın hayatından kesitleri çekmeye başlar.

İşi kapan kız, önceleri adamın kendisiyle daşşak geçtiğini sanar fakat, katilin gerçekleştirdiği bir kaç intihar denemesinden sonra işin ciddiyetinin farkına varır. İşte bu noktadan sonra başından beri iyi anlaşan bu iki kafadan çatlak insan arasında gerilimli dakikalar başlamak üzeredir.

Bak sööölüyorum; tek mekan, fazla korkutucu değil, el kamerası yöntemi ile çekilmiş, hafif edepsiz bir film izlerim diyorsanız buyrun izleyin. Anlatması benden, değerlendirmesi sizden. Aslında değerlendirmeyi de ben yaptım. Daaaa ne istiyonuuuuz! İyi seyirler.



Yönetmen:Patrick Brice
Senaryo:Patrick Brice, Mark Duplass
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb:6.4

Müzik:Julian Wass











DAY OF THE DEAD :BLOODLINE (2018)



2018'in gözüme çarpan ilk zombi filmi Day Of The Dead: Bloodline, son dönem yapılan zombi dizilerinden pek farklı değil aslında. Şöööle bi nette konusunu okudum da, arkadaşın yazımına göre bu film, zombi filmleri ile ünlü ve geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybeden yönetmen George Romero'nun Day Of The Dead'ına bir saygı duruşuymuş. Kendisine ha siktir ordan derdim ama tanımadığım biri olduğu için demiyorum. Bir kere, George Romero'nun filmlerindeki zombikler kaplumbağa gibi hareket eden şeyler. Oysaki bu filmdeki zombikler ise maşallah maratona hazırlanır gibi hızlı, çevik, atılgan ve her zamankinden de açlar.

Ha evet filmin dakikaları ilerledikçe, film giderek şiddetini artırıyor ve kan revan içinde bitiyor. Çok fazla mantık aranmaması gerek filmi ben oldukça eğlenceli buldum. Hatta makyajlar falan gayet tatmin edici. Korkutucu zombi suratlarını her zaman severim. Ha bu arada zombiler bu filmde çok hızlılar falan diye eleştirdim ama hızlı zombileri severim açıkçası. Ne çok abartılacak, ne de çok kötü diyebileceğimiz bir film. IMDb puanını da 4.1 yerine 5 olarak tamamlarsak tamamdır.

Yine her zamanki gibi ölüleri dirilten ve nerden geldiği belli olmayan bir virüsle morgdaki bir ölünün baldır bacak, dal daşşak canlanıp, eğlenceli bir partiye davetsizce katılmasının ardın dan ısırılan insanların zombileşerek çevreye saçtıkları dehşet anlatılıyor. Bir grup askeri birlik ile bir arada yaşayan sivil vatandaşlar ise bu zombilerden izole yaşadıkları alanda yaşamaktadırlar. Aralartındaki doktor adayı kızımız ise virüsü başlarından siktir edecek aşıyı geliştirme çabasındadır. Acaba başarabilecek midir? Hadi bakalım filmi izleyin. İyi seyirler, bol tırsmalar.


Yönetmen:Hèctor Hernández Vicens
Senaryo:George A. Romero, Mark Tonderai, Lars Jacobson
Ülke:Bulgaristan
Tür: Korku
IMDb:4.1
Dil:İngilizce
Müzik:Frederik Wiedmann

Çekim Yeri:Bulgaristan











24 Aralık 2017 Pazar

THE BLOB, THE KILLING OF A SACRED DEER, LA REGION SALVAJE, JOHN DOE

THE BLOB (1988)

Böööle sümük ile bok karışımı arasında bir yaratığın size saldırdığını ve size tecavüz ettiğini düşünün. Düşünemediniz diiiii mi... The Blob filminde işte tam da böööle bi yaratığın olduğu bir film. Film 1988 yapımı olmasına rağmen oldukça etkileyici efektlere sahip. Zaten yönetmen de yabana atılacak bir yönetmen değil;Chuck Russell. 80'lerin ruhunu yansıtan film, genç oyuncuların daha fazla yer aldığı bir film. Ha bu arada unutmadan; film, 1958 yapımı The Blob'un yeniden çevrimi. Bence hemen boş durulmamalı ve hemen 2018 yapımı bir yeni versiyonu daha gelmeli. Günümüz efektleriyle bok-sümük karışımı bu yaratık daha fazla dehşet verici olabilir.

Her şey yaşlı bir amcanın kırsal bir bölgeye düşen gök taşından çıkan sümüksü bir maddeyi çomaklamasıyla başlıyor. Ah be amca, başa ne geliyorsa ya meraktan ya tarrraktan geliyor zaten. Her bok gurcalanmaz bunu sana öğretmediler mi. Neyse, çomaklanan bu sümüksü yaratık amcayı yer yutar ve giderek büyüyerek devasa bir hale gelir. Giderek büyüyen şekilsiz yaratığın saçtığı tehlike de giderek büyüyecektir. Ben filmi beğendim, tavsiye ederim.  






Yönetmen:Chuck Russell
Senaryo:Theodore Simonson, Kay Linaker, Irvine H. Millgate
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Bilim-Kurgu, Gerilim
IMDb:6.4
Dil:İngilizce

Müzik:Michael Hoenig







THE KILLING OF A SACRED DEER (2017)

Öffff bu hafta iki zor film izledim. İşte onlardan biri Nicole ablamızın vucudunun hâlâ fitler fiti olduğunu gözler önüne seren Kutsal Geyiğin Ölümü. Walla karı hâlâ Gözleri Tmamen Kapalı filmindeki gibi cillop. Neyse konuya girelim. Film, Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos'un Yunan mitolojisi olaylarından birinden esinlenerek yaptığını öğrendim. Bu olaya hakim olmayan izleyici benim gibi filmi mal mal izleyebilir. Ben de araştırmalarım sonrası biraz aydınlanabildim.

Filmin oyunculuklarını çok beğendim. Film başladığında filme yoğunlaşarak izlediğim için ilk bir saat oldukça kendimi kaptırarak izledim fakat sonrasında olaylar giderek ilginç hale gelmeye başladı. Diyaloglar oldukça kısa, öz ve akıcı ilerlediği için filmin içine girebilmek çok zor olmadı benim için. Kafada bir hayli sorular uyandıran film, düşündürme konusunda oldukça başarılı. Bu arada film kesinlikle korku-gerilim filmi değil. Belli bir kategoride olmayan bir film var karşımızda.

Doktor bir çift ve oldukça iyi bir hayat süren kızları ve çocukları sıradan bir şekilde yaşarlarken, cerrah abimizin ölen bir hastasının ergen oğlu ile araları zamanla sıkı fıkı hale gelir. Bu ilk sıkı fıkı süreç içerisinde ben abimizin gay olduğunu falan düşündüm ama beklediğim gibi çıkmadı. Bu ergen kardeşimizin cerrah abimizin hayatına iyicene dalmasıyla olaylar beklenmedik bir hal almaya başlıyor.





Yönetmen:Yorgos Lanthimos
Senaryo:Yorgos Lanthimos, Efthymis Filippou
Ülke:İngiltere İngiltere, İrlanda İrlanda, ABD ABD
Tür: Dram, Korku, Gizem, Gerilim
IMDb: 7.5










LA REGION SALVAJE (2016)

Bu hafta izlediğim bir başka zor film de, yine festivale oynayan bir Meksika filmi. Bu filmi de belli bir kategoriye koyamadım. Yani öööle bildiğiniz korku-gerilimlerden değil. Ama ne yapayım, bu hafta bu tarz filmler hep önüme geldi korku filmi diye. Filmi araştırdığımda İstanbul Film Festivali'nde de boy gösterdiğini gördüm.

Film sadece cinsellik üzerinden değil, homofobi, muhafazakarlık, şovenlik konularını ele alıp, cinselliği bütün bunların tam ortasına koyuyor. Bu nedenle filmde pek çok şey mecazi anlamda yer aldığı içindir ki ahtapot vari sex manyağı yaratığı birebir algılamayın. Ben filmi çok beğenemedim. 




Yönetmen:Amat Escalante
Senaryo:Amat Escalante, Gibrán Portela
Ülke:Meksika Meksika, Danimarka Danimarka, Fransa Fransa, Almanya Almanya, Norveç Norveç, İsviçre İsviçre
Tür: Dram, Korku, Bilim-Kurgu
IMDb: 6.5

Dil:İspanyolca, İngilizce











JOHN DOE (2014)

Kendi adalet sistemini başkalarını da empoze ederek bir topluluk kuran bir seri katil var karşımızda. Film aşırı geveze öncelikle. Çok çene az icraat bir film. Yani filmde gereksiz diyalog oldukça fazla. Ama bunun dışında fena sayılmayacak bir gerilim diyebiliriz. Yine korkudan uzak, hatta gerilimi de yetersiz bir film denk geldi. Sanırım bu hafta açısından pek de içimi açan, bana vaaaaw dedirten bir film ortalarda yok.

Örümcek Adam'ın bir bölümünde, kahramanımız suçlulara karşı mücadele veriyor fakat kendisi de suçlu ilan ediliyordu ya, işte bu filmdeki seri katil de suçluları öldürüp halkın kafasını da karıştırıyor. Acaba iyi bir haltmı yiyor, yoksa kendisi de sadece bir canidenmi ibaret. E- tabii bu durumdayken izleyicinin de bir karar vermesi gerekiyor; John Doe bir canimi, yoksa bir kahramanmı...

Sıradan bir adamken, başına gelen tatsız bir olay yüzünden, toplum içerisinde yer alan kımıl zararlılarını katletmeye başlayan ve basının John Doe diye lakap taktığı kişi acaba kimdir? Herkes bu olayı araştırmaya çalışırken,sokaklarda bir çok suç işlenecek, John ise yarattığı kendi adaletiyle bu suçluların karşına bir taraftan çıkarken, bir yandan da onu haklı bulan bir grup ise bir çok John Doe olarak yerini alacaktır. 



Yönetmen:Kelly Dolen
Senaryo:Stephen M. Coates, Kelly Dolen
Ülke:Avustralya Avustralya
Tür: Suç, Gerilim
IMDb:6.6
Dil:İngilizce
Müzik:David Hirschfelder

Çekim Yeri:Melbourne, Victoria, Avustralya






14 Aralık 2017 Perşembe

THE DEVIL'S CANDY, RABID, INCONCEIVABLE,THE SNOWMAN

THE DEVIL'S CANDY

Şeytan'ın şekeri, bildiiin götümün şekeri türünden, haftanın cort filmlerinden biri olarak karşıma çıktı. Bu satırırları yazarken biraz kızgınım çocuklar. Bir haftalık İğneada gezisinden sonra tekrar bilgisayarımın başına oturdum ve yazılarımı yazmaya başladım. Haftanın ilk filminin harkulade çıkmasını dilerdim ama ne yazık ki benim de pek beğenemediğim hatta şu satırları yazarak filmden neredeyse aklımda hiç bir şeyin kalmadığı bir film kaldı. Keyifli filmleri yazdığım gibi kötü filmleri de yazmak zorundayım diye düşünüyorum.

Senaryo oldukça bayatlamış ve anlatmak istediği konuya bir türlü odaklanamayan bir senaryo zincirinde ilerleyen bir senaryo ile karşılaşıyoruz. Yeni taşınılan bir ev, yeni, umutlar ve beklenmedik gelişen olaylar şeklinde film gelişiyor. 

Bir çocuklu bir karı koca, içinde daha önce cinayet işlenmiş bir evi kakalama yöntemi ile ucuza satın alırlar. Ve tüm korku filmlerinde bu hep böyle olmuştur. Her şey normal ilerlemez tabii. Bir süre sonra çirkin, koca göbekli, kafayı yemiş bir herif çat kapı gelir ve "siktirin gidin lan, burası benim evim,"der ve ailenin başına bela olur. Bunların yanı sıra evin reisi olan babamız da şeytanın etkisi altına girmiş ve şaçmalamaya başlamıştır.



Yönetmen:Sean Byrne
Senaryo:Sean Byrne
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:6.5
Dil:İngilizce
Müzik:Mads Heldtberg, Michael Yezerski











RABID/ KUDUZ (1977)



Eeeee yaş neredeyse 40 geliyor ve ben artık film izlerken osura osura uyumaya başladım valla. Bu korkutucu bir şey. Rabit'i izlerken de cort diye uykuya dalmışım ama izlerken gözleri dört açıp da izlenecek bir film değildi Allahtan. Eski film merakımı bilenler bilir. Bu film de 1977 yapımı olduğu için sazan gibi atladım hemen. Alt yazılısını bulamadığım için ki tercihen altyazılı tercih ediyorum, bu filmin dublajı da berbattı. Neyse ki beni biraz eskiye götürüp betamax dönemine götürdü de biraz keyiflendim. 

Efenim şimdi şöööle... Filmi izlerken uyuya kalmadan öncesini anlatayım size. Filmin başlarında karşımıza çıkan motorsikletli asi gençlerimiz bir kaza yapıyorlar ve amı götü dağıtıyorlar. Erkek olan fazla yaralanmıyor ama kız feci; belli bölgeleri yanıyor, kendinden geçiyor, günlerce kendine gelemiyor falan. Bu süreç içinde hastanede olduğu bir çeşit deri naklinden dolayı enfeksiyon kapıyor ve karı bir de üstüne kudum kudum kuduruyor. Yalnız bu kızımızın hastalığının özelliği, kan içerek besleniyor olması. Bütün bunlar olurkeeeeeeen çevresindeki insanlar da bu hastalığa yakalanıyor ve olağan üstü hal bile ilan ediliyor.

Konu tas tamam böööle. Filmin geri kalanını uyusam da az çok tahmin edebiliyorum. Hatta bu filmin anlatımını yazarken, ah acaba nasıl yazıcam izlemediğim filmi falan diyordum ama basbaya yazdım wallahi. E hadi o zaman ben kaçıyorum bir başka filmde görüşmek üzere mucksssss...

Yönetmen:David Cronenberg
Senaryo:David Cronenberg
Ülke:Kanada Kanada
Tür: Korku, Bilim-Kurgu
IMDb:6.4
Dil:İngilizce
Çekim Yeri:Montréal, Québec, Kanada

Nam-ı Diğer: Rage | Rabid












INCONCEIVABLE/ BAKICI (2017)

Heeeerkesin söylediüği gibi son zamanlarda iyi bir Nicolas Cage filmi karşımıza çıkmamaya başladı. Bu film de onlardan biri. Nicolas abimizi film boyunca karısına inanmamakta ısrar eden ve kötü kadını koruyup kollayan saf koca ayaklarında izliyoruz. Çünkü nedeeeeen, filmdeki karısı hafiften kafadan eserek.

Geçmişinden kurtulmaya çalışan  Katie, hoş ve genç bir annedir ve geçmişinden kaçarak yeni bir kasabaya taşınır. Burada tanışmış olan kafadan hafif eserekli ablamız da kendisi gibi bir annedir ve sıkı fıkı dost olurlar. Bir süre sonra çok sık görüşmeye başlayan karılar, amaaaaan ne gerek var ayol, Katie sen gel bizde kal moduna gelirler ve Katie pılısını pırtısını toplayıp Angela ve Bian'nın evine taşınır ve hem kendi kızına, hem de Angela'nın kızına bakar. 

Bir süre sonra Angela'yı kızdıracak bazı olaylar gelişir ve iki kadın yavaş yavaş birbirine içten içe düşman hale gelirler. Olaylar işin içinden çıkıamayacak hale gelirken Angela ve ailesi ise büyük bir tehlikenin içine girmeye başlayacaklardır.

Çok klasik senaryo ile yine ısıtan bir film diye düşünüyorum. Beni çok fazla etkilemedi. Sizi bilemicem. Benden bu kadar görüşürüz.




Yönetmen:Jonathan Baker
Senaryo:Chloe King
Ülke:Kanada Kanada
Tür: Dram, Gerilim
IMDb:5.7
Dil:İngilizce
Müzik:Kevin Kiner
Çekim Yeri:Hindistann Hill, Ohio, ABD










THE SNOWMAN (2017)


Evet Kardan Adam. Jo Nesbo'nun çok satan kitabından uyarlama bir filmmiş. Kitabını okumadım, hiç bir fikrim de yok. Ama filmini izlediğime göre bir kaç kelime etme hakkına sahibim diye düşünüyorum. O zaman hunharca eleştirmeye... Ya yok ben eleştirmen değilim. Filmi anlatmaya başlıyayım. 

Filmi izlemeden önce, Allaaaaah heyecan dolu bir polisiye gerilim falan dedim ama film sadece polisiye çıktı. Beni gerecek bir sahne karşıma çıkmadı film boyunca. Hatta o kadar mıymışık bir film ki pek çok yerde, filmin bazı sahnelerinden gaipten sesler bana "Volkiiiii siktir filmi de sen en iyisi uyuuuuuuu," diyerekten sesler duymaya başladım. Esnediğim yerler bile oldu. Filmin son dakikaları haricinde filmde hareket aramayın. Oyunculuklara gelirsek, beni pek etkileyen oyunculuk çıkmadı ama hikaye yine de fena sayılmaz. 

Öldürdüğü kadınların kafalarını kesip, yaptığı kardan adamların kafa kısmına monte eden katilimizin peşine düşen dedektifimizin sıkıcı hikayesine tanıklık ediyoruz. Etkilenemediğim bir sonla neticelenen filmi izleyip izlememek artık size kalmış. Ya galiba bu hafta hep madi filmler anlattım sana. Bilemedim şimdi. Karar senin. 




Yönetmen:Tomas Alfredson
Senaryo:Peter Straughan, Hossein Amini, Søren Sveistrup
Ülke:İngiltere İngiltere, ABD ABD, İsveç İsveç
Tür: Suç, Dram, Korku
IMDb:5.2
Dil:İngilizce
Müzik:Marco Beltrami

Çekim Yeri:Norveç

7 Aralık 2017 Perşembe

TEKRAR DÖNDÜM, THE MONSTER PROJECT, IT COMES AT NIGHT, DEMON, DEMON WIND

Yeni yıla girmeye hazırlandığımız şu günlerde, tekrar blog yazılarıma devam etmeye karar vererek yeni yılla birlikte kaldığım yerden devam etmeye karar verdim. Bu süreç içerisinde iyi bir ara vererek parmaklarımı da dinlendirdim. Tabii bu süreç içerisinde yaşamadığım bok da kalmadı. İş ile gelişmeler beni oldukça yıpratırken, ölümlerden dönmem, psikolojimin bozulması ailevi sorunlar falan ve birazda üzerine üşengeçliğin eklenmesi beni korkunç bir sürece itti diyebilirim. Neyse ki kısmen de olsa ufaraktan teferekten biraz bir şeylerin iyi gitmesinden dolayı şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.

Şöööle bir son film yazıma bakmtığımda sevgili Murat ile birlikte sinemada izlediğimiz film de kalmışım. Bu süreç içerisinde film izlemedim değil tabii ama eskisi kadar çok sık izleyemedim ne yazık ki. Bir ara izlediğim filmleri anlık olarak instagram sayfamda paylaştım. Tabii uzun uzun blog yazılarımla ilgisi bile yoktu bu yazıların. Bu arada 56bin'lik instagram hesabım kapatıldı ve tekrar kendime sayfa açana kadar kıçım yarıldı. Yeni hesabım ise yeni yeni 2000 kişiye falan ulaşmaya başlasa da eski hesabımı da özlemiyor değilim. 

Yazılarımı yazamadığım süreç içerisinde bir çok olumlu ve olumsuz şey yaşadığımı yazmıştım. Şimdi bunları yazsam Dabbe serisinden beter bir kitap serisine dönüşürü. Bu nedenle kısa kesip hemen kaldığım yerden devam ediyor, eğlenceli film yazılarıma başlıyorum. Hepinizi çok özlemişim. Hadi bakalım başlayalım. Bismillahirahmine...


THE MONSTER PROJECT (2017)

2018'e gireceğimiz son günlerde, 2017'nin  iç karartıcı korku filmi geçmişi ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyorum. İç karartıcı dememin nedeni ise büyük bütçeli ve sağlam senaryolu korku filmlerin giderek azalması nedeniyle ağzımızı bir karış açıp beyaz perdeye bakıp durmamızı kastettim. Durum böyle olunca da düşük bütçeli filmlere razı olup, en azından konusunun bizi etkilemesini bekleyip durdum.

İşte tam da böyle düşünürken arada çıkan nadir iyi filmler çıkmadı değil. Geçenlerde film arayışı içindeyken karşıma çıkan The Monster Project, beni eğlendirmeyi başardı. Film de ne bok ararsan var; vampir mi dersin, kurt adam mı, iblisler mi, insanlar mı... Sanırım bu saydıklarım arasında en tehlikeli yaratık insan olsa gerek. E- bir de üstüne el kamerası doğallığını ve oldukça karanlık ortamları da işin içine katarsak keyifli bir film ortaya çıkmış diyebilirim. Afişine baktığım zaman, aman siktir et salla gitsin diyebileceğim bir filmdi ama beni şaşırttı.

Mezar Buluşmaları serisini de anımsatan film, bir kaç doz da Paranormal Activity filmini anımsatmıyor değildi. Olsun biraz ondan, biraz bundan derken ben filmi izlerken oldukça eğlendim. Sadece el kamerası olayı beynimi biraz sulandırdı ama onu da sineye çekip sustum. Hadi biraz filmi anlatayım sana...

Bir grup youtuber, korku videoları çekip hem kendileri eğlenirler, hem de bu videoları paylaşıp takipçileri ile paylaşırlar ama yaptıkları videolar artık onları kesmeyecek hale gelir ve daha büyük projelere imza atmak isterler. Bok yoluna gidecekleri bu yolda, karar verdikleri olay şudur; Canavarlar Projesi. Buldukları vampir, kurt adam ve iblis tarafından ele geçirilmiş gibi görünen insanları, uzun süre boş kalmış bir eve çağırırlar ve bir kurgu içinde bu insanlar ile gerçekçi filmler çekip milleti keklemek isterler. Olaylar önce bir hayli ilginç ve eğlencelidir fakat ilerleyen dakikalarda iş çığırından çıkar ve olaylar kontrol edilmez hale gelir.

Yönetmen:Victor Mathieu
Senaryo:Corbin Billings, Shariya Lynn, Victor Mathieu
Ülke:ABD ABD
Tür: Aksiyon, Korku
IMDb: 4.3
Dil:İngilizce

Müzik:Emir Isilay, Pinar Toprak











IT COMES AT NIGHT (2017) GECE GELEN


Viral film severler için belki bir alternatif olabilme adayında bir film. Oldukça hareketli viral tarzı korku filmlerini seven kişileri pek fazla etkilemeyecek, sağ gösterirken sol vuran bir film aslında Gece Gelen. Seni pek korkutmayacak, hoplatmayacak ama atmosferinin gerçekçiliği ve konusunun biraz daha korku türünden çıkıp drama doğru ilerleyen bir film karşımızda.

Nedeni belli olmayan bir viral enfeksiyon hastalık neticesinde, kendilerini ormanın bir köşesinde izole etmiş bir aile gündelik rutin hayatlarını yaşarken, bir gün ormanda karşılaştıkları bir adam, panik olmalarını sağlar. Bu adam hasta olabilir. Her türlü önlem alınır ve adamın durumunun iyi olduğu anlaşılınca, adam ailesini de alır ve diğer ailenin yanına gelirler. Birlikteyken, zombileşmeye başlayan kişilere karşı daha güçlü olacaklarını düşünürler ve birlikte aynı evde yaşamaya başlarlar.

Bir süre sonra dışarıda onları bekleyen tehlikeye karşı savaşmak yerine kendi içlerinde anlaşmazlıklar çıkar ve dışarıdaki tehlikeden daha tehlikeli bir durum ortaya çıkmaya başlar. Aslında en büyük tehlike tam da evin içindedir; Birbirlerine karşı olan güvensizlik.


Yönetmen:Trey Edward Shults
Senaryo:Trey Edward Shults
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gizem
IMDb6.2
Dil:İngilizce
Müzik:Brian McOmber










DEMON (2015)



Demon, Polonya yapımı, çoktandır izlemek istediğim bir filmi ve nihayet karşıma pat diye çıkabildi. Film, İstanbul Film Festivalinde dikkatimi çekmiş ama izleyememiştim. Her şeyden önce herkesin izleyebileceği türden değil. Piyasaya değil de festivale oynayan sıkıcı ve düşündürücü korku filmlerinden. Aslında pek bir korkulacak zımbırtı da yok filmde. Filmin asıl korkulması gereken olayı, filmin bir festivalde gösterime gireceği gün yönetmeninin kaldığı otel odasında intihar etmesi ve vasiyeti üzerine filmin gösterime girmesi. Korkunç bir trajedi.

Durum böyle olunca, film ekibinin de patır patır intihar ettiğini düşünsenize. Tam film! Neyse ki böyle bir durum olmadı tabii. Filme gelecek olursak biraz sıkıcı ve durağan ilerlese de film boyunca süren düğün sahnesi ortalığı biraz hareketlendiriyor. Başrol oyuncusu Itay Tiran'ın oyunculuğunu çok beğendim. Filmi kurtaran nedenlerden biri de buydu benim için.

Uzun lafın kısası; pek beğenemediğim, üzerine çok fazla düşünemediğim, aradığımı pek bulamadığım bir film çıktı karşıma. Ama sinefil olmak kolay değil. İlla o film izlenecek. Hadi görüşürüz.


Yönetmen:Marcin Wrona
Senaryo:Pawel Maslona, Marcin Wrona
Ülke:Polonya Polonya
Tür: Komedi, Korku, Gerilim
IMDb: 6.0

Müzik:Marcin Macuk, Krzyszt




DEMON WIND (1990)


Filmin yapım yılı 1990 ama 1980'lerden fırlamışcasına efektlerle süslü. İzlediğinizde sizde efektlerin dandikliğini siz de göreceksiniz. Yalnız Allah için makyajlara laf yok. Zombi-iblis karışımı yaratıklar her yerlerine bok sıvanmışcasına karşımıza çıkıyorlar. Filmin diyalogları ise yine Allaha emanet. Eski korku filmlerinden beklediğiniz tüm diuayolgar bir arada. Olsun 90'lar çocuuuuyuz ne de olsa film eski püskü ve çok süper olmasa da eğlenceliydi. Ama o makyajlar yok mu uffff. Sıçmık suratlı zombiler.

Filmin konusuna gelelim çocuklar. Bir çift sevgili, esas oğlanın köyüne, anneannesinin yanına gitmek için yola çıkarlar. Ellerinde haritayla, yolu sormak için bir benzin istasyonuna girerler. Benzin istasyonundaki dede taşaklarını sermiş uyuz uyuz yatarken aniden çocukları karşısında görür. Yollarını kaybeden çocukların ellerindeki haritaya bakarak, çocukların aradığı böyle bir yerin olmadığını söyler. Mıymıntı deden umudu kesen genç sevgililer ne yapar eder köye ulaşırlar. Köyde diğer arkadaşları ile karşılaşan sevgililer hep birlikte kaynaşır, ninenin evine doğru yol alırlar.

Bok yoluna doğru bir yolculuğa çıkan gençler, kendilerini büyü, zombi, iblis dolu bir maceraya atarlar. Herşeyden habersiz gençleri bekleyen kara büyü ve yaratıklar 1 saat boyunca gençlere kök söktürür ve hikaye burada biter mi bilemiyorum. İzleyeceksiniz ve göreceksiniz sevgili çocuklarım. Hadi ben kaçar. Kendinize iyi bakın, korkuyla kalın. 



Yönetmen:Charles Philip Moore
Senaryo:Charles Philip Moore
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:4.8
Dil:İngilizce

Müzik:Bruce Wallenstein



20 Nisan 2017 Perşembe

SATANIC, PANDORA, BRIMSTONE

SATANIC (2016)

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara'dan gelen arkadaşım Muratla hem tanışmış olduk, hem de bir film izledik: Satanic. Murat oldukça kafa dengi bir adama benzerken, benim ishal olmuş çeneme dayanabildiği için kendisini tebrik ediyorum. Demek ki belli bir yaştan sonra insanın ağzında da çene ishali başlayabiliyormuş diye düşündüm kendi kendime. 

Hafif yağan yağmurdan dolayı buluşmaya biraz geç kalmamdan dolayı Murat'ın sinir olma durumunu da göz önünde bulundurarak, dolmuştan iner inmez koşa koşa sinemanın önünde kendimi buldum. Muratla film öncesi kısacık oturup biraz filmlerden çene çaldık. Konu sinema olsun da ne olursa olsun.

Film vakti gelince, kendimizi Majestik sinemasının en alt katında, yaklaşık 10 kadar izleyicinin içinde buluverdik. Majestik sinemasının bir diğer özelliği de beyaz perde de projeksiyon cihazının markasının yazması ve blueray cihazının logosunun olması. Biraz amatör tarz çalışsalar da eski mahalle sinemaları tarzında bir salon olması hoşuma gidiyor. Mejestik sinemasının her zaman hayatımda yer alması dileği ile filmi izlemeye başladık.

Bir korku filminde ne ararsanız Satanic filminde bulabilirsiniz ama her şeyn en düşük bütçesilisi ile karşılaşacağınızı da şimdiden söyleyeyim. Hafta sonu tatili için bir yerlere giden gençler, taşşağına çağırılan ruhun ardından yaşanan felaketler, sex için çıldıran iki genç ve onlara tam tezat olarak edepli iki genç. Tabii sik manytağı olan kızımız yine her zamanki gibi önden ölenlerden. Filmi neredeyse hiç beğenmedim. Oyunculuklar kötü, bütçe düşük, konu klasik, hiç şaşırtmıyor. Tırtın önde gideni bir filmdi benim için. Hafta sonundan geriye en güzel kalan şey  ise Muratla birlikte Taksim'in altını üstüne getirmemizdi. 


Yönetmen:Jeffrey G. Hunt
Senaryo:Anthony Jaswinski
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku
IMDb:3.7
Vizyon Tarihi:07 Nisan 2017 (Türkiye)
Dil:İngilizce
Müzik:Jim Dooley, Todd Haberman

Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD









PANDORA (2016)

Pandora diye aratırsanız karşınıza çıkacak olan ilk Güney Kore yapımı filmi zileyin derim. Aslına baklarsanız film, başlı başına bir gerilim değil. Aksiyon, felaket ve gerilim demekte fayda var. Filmin sonunda nasıl ağladığımı bilemiyorum. Zaten her boka zırıldayan bir tip olduğum için, göbeğimde laptop, karşımda film ve acıklı sahne derken, e-tabii odamda bir de tek başımayım, ağla gitsin ulan dedim kendi kendime. Oyuncu karşımda zırlıyor, o zırladıkça benim eşek gibi anırıyorum. Annem odama girse, gözüme çöp kaçtı yalanını söyleyecek kadar bile payım yok. Gözlerim kızarmış bir vaziyette filmi bitiriverdim. 

Pandora, nükleer felaketin insanların başına neler getirebileceğini gösteren güzel bir film. Bir de işin içine hükümet oyunları eklenince, izlediklerimize uyuz olmamak elde değil. Çok görkemli sahneleri olmasa da etkileyici anlatımıyla izlemeye değer buldum. Eğer görsel efekt meraklısı değilseniz ve konuya dayalı aksiyonu, felaketi ve hüzünlü sahneleri iç içe seviyorsanız, Pandora hemen izlensin. 

Bir sahil kasabasında yaşayan çekik gözlü dostlarımız gündelik hayatlarını sürdürürlerken, bir nükleer santralde çalışan işçiler ise tüm zorluklara rağmen çalışmaktadırlar. Pek çok kişinin ise bu santrallerin çevreye verdiği zarar konusunda bilgisizken, santralin içinde meydana gelen bir arıza büyük bir felakete yol açacaktır. Tüm derdi ailesini geçindirmek olan bir çok işçi ise hem kendilerini hem de ülkelerini kurtarmanın derdine girerler.


Yönetmen:Jong-woo Park
Ülke:Güney Kore Güney Kore
Tür: Aksiyon, Dram, Gerilim
IMDb:6.6

Dil:Korece


BRIMSTONE/ CEHENNEM (2016)

İblisleri görebilmek, orada azap çekmek için cehenneme gitmenize gerek yok. Bu filmi izledikten sonra aslında cehennem denen şeyin ve iblis kılıklı insanların başucumuzda olduklarını rahatlıkla görebiirsiniz. Western havasında ilerleyen film, tamamen su katılmamış gerilim diyemem. Aslında bu tarz filmleri belli bir katagoriye sokabilmek de oldukça güç. Bu nedenle bazı sahneleri izlerken içinizin kaldıramayacağını da söylemem de yarar var.

Aynı zamanda, kadının çoook eski zamanlardan günümüze kadar ikinci sınıf insan muamelesi görmesi üzerine de oldukça etkileyici bir film. Aslında güçlü bir kadın mücadelesi filmi de diyebiliriz. Tabii bu dramatik yönünün yanında insanın sinirlerini bozan bir çok şeyi de beraberinde izleyeceğiniz anlamına geliyor. 

Filmin bir diğer bayıldığım tarafı da oyunculuklar kısmıydı. Herkes görevini en iyi şekilde yerine getiriken, Guy Piarce'nin o kötü adam tiplemesi muhtelemdi. Bence oyuncuğu sergilemek adına güzel bir roldü. Bu yazımda ağzımı bozmayayım diyorum ama yine de dayanamadım; o rahip pezevenginden inanılmaz nefret ettim. Oyunculuk da bu olsa gerek.

Liz, kasabasında kendi halinde ailesi ile yaşayan bir kadındır. Aynı zamanda kasabada ebelik yapar ve tüm kasaba çocukları Liz'in eline doğar. Bu arada kasabaya yeni gelen rahibin ilk pazar ayininde kilisedeki hamile bir kadın aniden doğum yapar ve hemen Liz'e haber verilir. Dünyaya yeni gelen çocuğun ve kasabaya yeni gelen rahibin ardından olaylar bambaşka bir yönde ilerlemeye başlar.



Yönetmen:Martin Koolhoven
Senaryo:Martin Koolhoven
Ülke:Hollanda Hollanda, Fransa Fransa, Almanya Almanya, Belçika Belçika, İsveç İsveç, İngiltere İngiltere
Tür: Gizem, Gerilim, Western
IMDb:7.1
Dil:İngilizce, Hollandaca
Müzik:Junkie XL


6 Nisan 2017 Perşembe

THE NIGHTMARE, LIFE, THE POSSESSION EXPERIMENT, OPERA, INFERNO, WYRMWOOD: ROAD OF THE DEAD

THE NIGHTMARE (2015)


Hadi size bu sefer bir belgeselden bahsedeyim. The Nightmare, bizim de bildiiiimiz ve ülke genelinde, gecenin bir vakti başucumuza gelip kıçımızdan ayrılmayan karabasanı anlatan bir belgesel. Belgeseldeki kişiler olayları gerçekten yaşayan kişiler mi yoksa birer oyuncu mu anlayamadım ama karabasan olarak şapkalı bir herifi ve Deadpool gibi kıçına tayt giymiş ve yüzü gözükmeyen bir yaratık olarak tasvir edilmesi çok basite kaçmıştı.

Karabasanı bilimsel açıdan ele alma kısımları çok azken, neredeyse hep dinsel açıdan irdelemelerini de sevemedim. Belgeselin süresini biraz daha uzatarak hem dinsel açıdan, hem de bilimsel açıdan ele alınmasını çok isterdim. Karabasan hakkında ileride daha da iyi belgesellerin çıkabileceğini düşünüyor.

Belgeselde 7-8 kişi ile yapılan röportajlar benim hoşuma gitti. Gizemli bir havası da vardı diyebilirim. Ha- daha iyi olamaz mıydı, tabii ki olabilirdi. Genel olarak beğendim. Konuyu merak edenler belgeseli izlediklerinde biraz yetersiz olduğunu göreceklerdir.


Yönetmen:Rodney Ascher
Ülke:ABD ABD
Tür: Belgesel
IMDb:5.9
Dil:İngilizce

Müzik:Jonathan Snipes











LIFE/ HAYAT (2017)

Geçtiğimiz hafta gösterime giren Life, Alien ekolünden gelen bir film olmasına rağmen, Alien kadar karizmatik bir yaratık değil. Ahtapottan bozma, götten bacaklı bir yaratık olan Calvin, uzay gemisinin anasını  sikmek için var olmuş gibi görünüyordu. Bu arada filmi sabahın körü seansında izlediğim için tek başıma salonda olma durumum, filmi bana özel olarak gösteriyorlarmış hissine kapılmama neden olup, salondan çıktığımda, "şimdi grup olarak izleyin ezikler" diyerek güneş gözlüklerimin altından diğer seans izleyicilerine bakmama neden oldu. Bir başka filme girerken de aynı ezik grup içinde yer almanın dayanılmaz boktan tarafını da yaşamadım değil. :) Allah kahretsin yine bugün kıçımdan kıl aldırmıyorum. :))

Neyse çocuklar şaka bir yana, Hayat filmi son zamanlarda izlediğim ve beni heyecanlandıran, geren filmlerden oldu. Başta da belirttiğim gibi yaratık oldukça basit bir tasarım olarak gözükse de, oldukça zeki ve güçlü olması ona artı puan vememe neden oldu. Ama yinede daha ihtişamlı bir yaratık beklerdim. Ha- bu arada Alien filminin de yenisi geliyor, hemen araya sıkıştırayım.

Bir grup bilim adamının uzaya gidip Mars gezegeninde yaptığı bir araştırma sonucu bir canlı türüne rastlarlar ve onu geliştirmek için kolları sıvarlar. Erken doğumdan meydana gelmiş bir bebek gibi bu canlı organizmayı küvözde el bebek gül bebek bakarlar. Herkesi heyecanlandıran bu durum bir süre sonra bu organizmanın hızla büyüyüp tehlikeli bir yaratığa dönmesiyle birlikte işler gerilimli bir hal alırken, korkunun da son noktası herkesi sarmaya başlar. Yani bu noktadan sonra söylenebilecek tek laf vardır; acıma Calvin'e, döner koyar götüne. Hadi ben kaçtım. Çüüüüs.



Yönetmen:Daniel Espinosa
Senaryo:Rhett Reese, Paul Wernick
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Bilim-Kurgu, Gerilim
IMDb:7.2
Vizyon Tarihi:24 Mart 2017 (Türkiye)
Dil:İngilizce, Japonca, Chinese

Müzik:Jon Ekstrand



THE POSSESSION EXPERMİENT (2016)

Eveeeet gelelim yine çükündürük şeytan çıkartmalı filmlerden birine. Bir sitede baktığımda IMDb puanı oldukça yüksekti. Fakat filmi izledikten sonra, acaba bunlar benle daşşak mı geçiyor falan diye düşünüp bir de orjinal IMDb sitesine girdim ki o da ne! Filmin puanı 3.6. Direkt siktiri çekip siteden çıktım, o siteye de nefretlerimi yollayıp en aaaalasından okkalı küfürlerimi yorum olarak yolladım. Öf neyse. Bak sinirlendim yine tansiyonum pörtlerdi.

Biz Türklerde cinler, Amerikalılarda da şeytanlar, iblisler... Kaliteli yapın izleyelim. Başka hiç bir şeycikler demem. Ha- bu filmde de güzel sahneler yok değildi, hakkını yemeyelim şimdi. Ama bir iyi sahne varsa, 10 tane de tırt sahne vardı. Bir an önce filmi bitirelim ayaklarındaki yönetmenimize diyecek tek lafım var; acele giden şeytanın zikine gider. Film, açılış sahnesi olarak oldukça etkileyici bir başlangıç yapıyor fakat olay örgüsüydü görsel efektlerdi derken vasatın da altında seyretmeye başlıyor. Şeytan çıkartma filmlerini severim derseniz benden söylemesi; çok fazla heveslenmeyin.

Yıllaaar yıllar önce yaşanmış bir olayla açılan film, günümüze dönüyor ve bir üniversite öğrencisi sırık çocuğumuz ders olarak daha önce şeytan çıkartılan bir eve gelerek şeytan çıkartma konusu hakkında bilgi toplaması gerekiyor. Yanına taktığı sarışın zibidi ile bu eve doğru giden iki genç ve yanlarında götürdükleri medyum teyzeyi de bu işe alet ederler. Medyum teyze, dakka bir gol bir hesaaabı tırsar ve  kıçına bile bakmadan evden kaçar. Evde tek başlarına kalan gençler gördükleri karşısında altlarına sıçarlar ve geri döndüklerinde hiç bir şey eskisi gibi gitmez.



Yönetmen:Scott B. Hansen
Senaryo:Mary Dixon, Scott B. Hansen
Ülke:ABD ABD
Tür: Korku, Gerilim
IMDb: 3,6
Dil:İngilizce

Müzik:Dirk Ehlert












OPERA (1987)

Eski filmleri listeme koymazsam ooooolmaz! İlla olacak. Suspiria ile daha çok tanınan Dario Argento abimizin, Oprera ve Inferno filmlerini arka arkaya izleme kararı aldım geçen hafta. Her iki filmi de internette bulamayışımından dolayı filmleri her nekadar çok merak etsem de izleyemiyordum; taaaaa ki gecen haftaya kadar. Inferno isimli filmi de bir sonraki yazımda okuyabilirsiniz.

Opera beklediğim gibi bir Dario filmi çıkmadım desem yeri var. Her Dario filmini çok beğenmişimdir ama bu film sanki biraz daha vasat gibi geldi gözüme. Belkide o trarihlere göre oldukça ilgi çekmiş olabilir. Bu nedenle puanı da bir hayli yüksek. Neyse puana pek takılmıcam. Film, klasik bir seri katil etrafında dönüyor ve her Dario filminde olduğu gibi katili tahmin etmek yine zor. Hiç beklemediğiniz o kişi zamanı gelince "ce-ööö," diyerekten karşınıza çıkıyor diyelim. Opera salonunun ihtişamı, tarihi dokusu ve "niiiiiiiiiaaaaaa," diye aryalar söyleyen sanatçıların biraz gerisinde kalan filmin heyecan dokusu; eh, şöyle bööööle diyelim.

Film, hiç bir boku beğenmeyen bir kadın opera sanatçısının provanın anasını zikmesi ile başlıyor. Ay yalnız karı ne şirret heee; onu beğenmez, bunu beğenmez, çenesi hiç durmaz, durmadan kapris. Bildiiiin Bülent Ersoy'un Şöhretin Sonu filmindeki sinirli halleri gibi. Neyse, allah razı gelmiyor, karı sokağa çıkar çıkmaz araba çarpıyor ve ölüyor muydu, sakat mı ne kalıyordu. Tabii bu arada biraz Yeşilçam etkisi de var. :)

Kadının yerine sahne korkusu olan genç bir kız bulunuyor, sahneye hazırlanıyor ve sahneye çıktığı ilk gece bir çok aksilik yaşanıyor. Kargaların cirit attığı sahne gecesinin hemen ardından opera salonu ve çevresinde işlenen cinayetler saftirik kızımız etrafında gelişiyor. Yonetmenimin burada bize bir oyun oynuyor ve bunun bir kıskançlık cinayetleri olabileceği, yada opera içerisinden birilerinin bu cinayetleri işleyebileceği konusunda kafamızı karıştırıyor. Aaayyy avcaba katili sööölesem mi. Hadi niiiise. Ben kaçar çüüüüüüs.


Yönetmen:Dario Argento
Senaryo:Dario Argento, Franco Ferrini
Ülke:İtalya İtalya
Tür: Korku, Gizem, GerilimIMDb: 7.1
Dil:İtalyanca

Müzik:Brian Eno, Roger Eno, Steel Grave














INFERNO (1980)

Bir Dario filminden bir diğerine hemen atlayalım. Filmdeki yaratığın ne bok olduğunu pek anlayamasam da cadı olduğuna kanaat getirebildim. Bu Dario filmini pek sevemediğimi de baştan belirtmemde fayda var sanırım. Fantastik ve gizemli tarafıyla meraklıların ilgisini çekebilecek gibi de gözükmüyor değil.

Filmin başlarında o kadar az diyalog var ki filmi bir an için sessiz sinema falan sandım. Yavaştan açılmaya başlayın filmin açılış sahnesindeki kadın beni uyuz etti zaten. Bir kadın bu kadar mı sakar ve ağır aksak olur be dedim öf. Yer yer Suspiria filminin de sahneleri aklıma gelmedi değil. Kendini asan kadın ve bazı dekorlar bana Suspira filmi gibi hissettirdi.

Bir kadının bulduğu bir kitap sonrası, yaşadığı evin de daha önceden cadılara ait olduğu ortaya çıkar ve daha derin araştırmaya girişir. Kadın tırstığı için erkek kardeşinden yanına gelmesini ve yanında bir süre kalmasını ister. Kardeş geldiğinde ablasının nalları dikip cortladığını öğrenir .



Yönetmen:Dario Argento
Senaryo:Dario Argento
Ülke:İtalya İtalya
Tür: Korku
IMDb:6,7
Vizyon Tarihi:01 Nisan 1980 (ABD)
Dil:İngilizce, İtalyanca
Müzik:Keith Emerson


WYRMWOOD: ROAD OF THE DEAD (2014)

Zombi filmlerinden pek hoşlanmadığımdan mıdır nedir, bu film gözümden kaçmış olmalı. Ama makyajlar ve eğlenceli gidişatı filmi izlenebilir kılsa da sadece ölüm sahneleri ve hareketli tarafı, "filmi eğlenmek için çektik," der gibi olmuş. Filmdeki ürkünç makyajlara gerçekten emek verdikleri belli. Filmin bir çok sahnesinde Sam Raimi'nin yönetmenlik gözünü gördüm. Evil Dead filmleri örnek alınmış olmalı diye düşündüm. Benim gibi Evil Dead ve filmin dizisi olan Ash vs Evil Dead hayranıysanız, filmi izledikten sonra beni anlayacaksınızdır. 

Yine bir sabah uyanıyoruz ve nerden geldiği belli olmayan bir vürüsün insanları zombileştirerek etrafa dehşet saçtığını görüyoruz. Bu kez zombilerimizin en önemli özelliği kıçlarından çıkarttıkları alevlerden de anlayacağımız üzere yakıt deposu haline gelmeleri. Bir de fotosentez olayını zombilere uyarlamışlar. Tööööbe estafirullahn diyor, herkese iyi seyirler diliyorum.



Yönetmen:Kiah Roache-Turner
Senaryo:Kiah Roache-Turner, Tristan Roache-Turner
Ülke:Avustralya Avustralya
Tür: Komedi, Korku
IMDb: 6.3

Müzik:Michael Lira